Ayet 1
8|2|1|الٓمٓ
8|2|1|الم
1. Elif, lâm, mim.
A L M44*
Ahmed Samira: 1 A L M
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | Elif, Lam, Mim | Elif Lâm Mîm | الم | - |
Notlar
Not 1: *Elif, Lâm, Mim.
Ayet 2
9|2|2|ذَٰلِكَ ٱلْكِتَٰبُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ
9|2|2|ذلك الكتب لا ريب فيه هدي للمتقين
2. Zâlikel kitâbu lâ reybe fîh(fîhi), huden lil muttekîn(muttekîne).
İşte bu; kitaptır*; yoktur şüphe onda*; bir doğru yola kılavuzdur takva21 sahipleri için**.
Ahmed Samira: 2 That The Book no doubt/suspicion in it, (it is) guidance to the fearing and obeying.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | zalike | işte bu | ذَٰلِكَ | - |
| 2 | l-kitabu | kitaptır | الْكِتَابُ | كتب |
| 3 | la | yoktur | لَا | - |
| 4 | raybe | şüphe | رَيْبَ | ريب |
| 5 | fihi | onda (kitapta) | فِيهِ | - |
| 6 | huden | bir doğru yola kılavuz | هُدًى | هدي |
| 7 | lilmuttekine | muttakiler için | لِلْمُتَّقِينَ | وقي |
Notlar
Not 1: *Kur'an.**Kur'an sadece takva sahiplerine yani muttakilere bir doğru yola kılavuzdur. Takva sahibi olmayan kimseler Kur'an'ın kılavuzluğundan asla faydalandırılmaz.
Ayet 3
10|2|3|ٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِٱلْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَمِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ يُنفِقُونَ
10|2|3|الذين يومنون بالغيب ويقيمون الصلوه ومما رزقنهم ينفقون
3. Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Kimselerdir* (ki) iman47 ederler gayba62**; ve ikame572 ederler salâtı5; ve rızıklandırdığımızdan onları infak6 ederler.
Ahmed Samira: 3 Those who believe with the unseen/hidden and they keep up/call for the prayers and from what We provided for them they spend.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | yu'minune | iman ederler | يُؤْمِنُونَ | امن |
| 3 | bil-gaybi | gayba/görünmeyene/gizliye | بِالْغَيْبِ | غيب |
| 4 | ve yukimune | ve dikerler/ayağa kaldırırlar | وَيُقِيمُونَ | قوم |
| 5 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 6 | ve mimma | ve | وَمِمَّا | - |
| 7 | razeknahum | rızıklandırdığımızdan onları | رَزَقْنَاهُمْ | رزق |
| 8 | yunfikune | infak ederler/harcarlar | يُنْفِقُونَ | نفق |
Notlar
Not 1: *Takva sahipleri.**Rablerini gözleriyle göremeseler de O'nun tecelli etmiş olan isimlerine/sıfatlarına tanık/şahit olarak iman ederler/emin olurlar.
Ayet 4
11|2|4|وَٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِٱلْءَاخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
11|2|4|والذين يومنون بما انزل اليك وما انزل من قبلك وبالاخره هم يوقنون
4. Vellezîne yu’minûne bi mâ unzile ileyke ve mâ unzile min kablik(kablike) ve bil âhireti hum yûkınûn(yûkınûne).
Ve kimselerdir* (ki) iman47 ederler sana indirilmişe**; ve senden önce indirilmişe***; ve âhirete774 (de) onlar yakınlaşırlar/kesinleşirler****.
Ahmed Samira: 4 And those who believe with what was descended to you, and what was descended from before you, and with the end (other life) they are sure/certain .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 2 | yu'minune | iman ederler | يُؤْمِنُونَ | امن |
| 3 | bima | بِمَا | - | |
| 4 | unzile | indirilene | أُنْزِلَ | نزل |
| 5 | ileyke | sana | إِلَيْكَ | - |
| 6 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 7 | unzile | indirilene | أُنْزِلَ | نزل |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | kablike | senden önce | قَبْلِكَ | قبل |
| 10 | ve bil-ahirati | ve ahirete (de) | وَبِالْاخِرَةِ | اخر |
| 11 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 12 | yukinune | kesinleşirler. | يُوقِنُونَ | يقن |
Notlar
Not 1: *Takva sahipleri.**Kur'an'a***Tevrat'a ve İncîl'e.****Yakın olarak emin olurlar.
Ayet 5
12|2|5|أُو۟لَٰٓئِكَ عَلَىٰ هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
12|2|5|اوليك علي هدي من ربهم واوليك هم المفلحون
5. Ulâike alâ huden min rabbihim ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).
İşte bunlar*; Rablerinden4 bir doğru yola kılavuz üzerinedir; ve işte bunlar*; onlardır* muflih/kurtuluşa kavuşanlar174.
Ahmed Samira: 5 Those are on a guidance from their Lord and those are the successful/winners.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 2 | ala | üzerinedir | عَلَىٰ | - |
| 3 | huden | Bir doğru yola kılavuz | هُدًى | هدي |
| 4 | min | -nden | مِنْ | - |
| 5 | rabbihim | Rableri- | رَبِّهِمْ | ربب |
| 6 | ve ulaike | ve işte bunlar | وَأُولَٰئِكَ | - |
| 7 | humu | onlardır | هُمُ | - |
| 8 | l-muflihune | muflih | الْمُفْلِحُونَ | فلح |
Notlar
Not 1: *Takva sahipleri.
Ayet 6
13|2|6|إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْهِمْ ءَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
13|2|6|ان الذين كفروا سوا عليهم انذرتهم ام لم تنذرهم لا يومنون
6. İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Doğrusu kimseler* (ki) kâfirlik25 ettiler; aynı seviyedir/farksızdır onlara uyarsan** da onları ya da asla uyarmasan** da; iman47 etmezler***.
Ahmed Samira: 6 That those who disbelieved, (it is) equal/alike on (to) them, had you warned them , or you did not warn them, (notice) they do not believe.
Notlar
Not 1: *Yüce Allah'ın ayetlerini içeren kutsal kitapların hükmünü örten, gizleyen, yok sayan, görmezden gelen kâfirler.**İslâm olun; sadece kutsal kitaplara gelin, sadece Rabbinizin kitabına uyun; sadece Kur'an'a tabi olun. İbrahim'in milletine tabi olun. Hanif yani tek tanrıcı olun. Rabbinize şirk koşmayın. İblîs'in adımlarını izlemeyin.***Kutsal kitapların hükmünü gizleyenler, örtenler gerçek bir imana sahip değillerdir.
Ayet 7
14|2|7|خَتَمَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ وَعَلَىٰ سَمْعِهِمْ وَعَلَىٰٓ أَبْصَٰرِهِمْ غِشَٰوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
14|2|7|ختم الله علي قلوبهم وعلي سمعهم وعلي ابصرهم غشوه ولهم عذاب عظيم
7. Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâveh(gışâvetun), ve lehum azâbun azîm(azîmun).
Mühürledi175 Allah kalplerinin* üzerini; ve işitmelerinin* üzerini; ve görüşlerinin* üzerini; bir örtü/bir kılıftır**; ve onlaradır** büyük bir azap.
Ahmed Samira: 7 God sealed/stamped on their hearts/minds and on their hearing and on their eye sights/understanding a cover and for them (is) a great torture.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | hateme | mühürledi | خَتَمَ | ختم |
| 2 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 3 | ala | üzerini | عَلَىٰ | - |
| 4 | kulubihim | kalplerinin | قُلُوبِهِمْ | قلب |
| 5 | ve ala | ve üzerini | وَعَلَىٰ | - |
| 6 | sem'ihim | işitmelerinin | سَمْعِهِمْ | سمع |
| 7 | ve ala | ve üzerini | وَعَلَىٰ | - |
| 8 | ebsarihim | görüşlerinin | أَبْصَارِهِمْ | بصر |
| 9 | gişavetun | bir örtü/bir kılıf | غِشَاوَةٌ | غشو |
| 10 | velehum | ve onlaradır | وَلَهُمْ | - |
| 11 | azabun | bir azap | عَذَابٌ | عذب |
| 12 | azimun | büyük | عَظِيمٌ | عظم |
Notlar
Not 1: *Artık bu kâfirler asla şuurlanamazlar; akledemezler. Kalp akletmede önemli bir organdır. Kalpte bulunan 40-50 bin adet sinir hücresi beynin karar verme bölgesi olan perçem (ön lob) bölgesine sinir ağları gönderir. Kâfirlerin kulakları vardır onunla işitmezler, gözleri vardır onunla görmezler, kalpleri vardır onunla akletmezler.**Kâfirlerin kalpleri katıdır, sıkıdır. Kalpte bulunan sinirlerin beynin ön lobuna olan sağlıklı iletişimi bir örtü/engel ile engellenmiştir.**Büyük bir azap Yüce Allah'ın kutsal kitaplardaki hükümlerini gizleyenlere, örtenlere yani kâfirleredir. Kur'an'ın ayetlerini hadislerle örtenler, yok sayanlar da kâfirlerdir. Mezhepler, tarikatlar, sadece Kur'an demeyen, Kur'an bize yeter demeyen herkes kâfirdir.
Ayet 8
15|2|8|وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَبِٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ
15|2|8|ومن الناس من يقول امنا بالله وباليوم الاخر وما هم بمومنين
8. Ve minen nâsi men yekûlu âmennâ billâhi ve bil yevmil âhıri ve mâ hum bi mu’minîn(mu’minîne).
Ve insanlardan kimi* der: “İman47 ettik Allah'a ve âhiret774 gününe**”; ve (oysa) değildir*** onlar* müminler27.
Ahmed Samira: 8 And from the people who say: "We believed by God and with the Day the Last/ Resurrection Day." And they are not with believing.
Notlar
Not 1: *Sahte müminler. "Allah'a ve âhiret gününe iman ederiz" deyip de Yüce Allah'a şirk koşarak iman eden sahte müminler.**Evre, dönem.***Yüce Allah'a ve âhirete gönülden iman ederler; bunu da deklere ederler ancak asla gerçek müminler değillerdir. Sahte müminlerdir. Çünkü Yüce Allah'a illa ki şirk koşarak iman ederler. Sadece kutsal kitaplardaki hükümleri dinde kaynak edinecekleri yere onların astından uyduruk söylentilere de tabi olurlar. Yahudilerin Talmud'a tabi olması, Hristiyanların Tarsuslu Pavlus'un uyduruk öğretilerine tabi olması, kendisini Müslüman sanan milyarlarca insanın da hadislere/mezheplere tabi olmaları bu ayette açıkça işaret edilmiştir.
Ayet 9
16|2|9|يُخَٰدِعُونَ ٱللَّهَ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَمَا يَخْدَعُونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
16|2|9|يخدعون الله والذين امنوا وما يخدعون الا انفسهم وما يشعرون
9. Yuhâdiûnallâhe vellezîne âmenû, ve mâ yahdeûne illâ enfusehum ve mâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Aldatmaya* bakarlar Allah'ı ve iman47 etmiş kimseleri; ve (oysa) aldatmaya* bakar değillerdir kendi nefisleri201 dışında; ve değillerdir şuurlanırlar**.
Ahmed Samira: 9 They deceive God, and those who believed, and they do not deceive except themselves, and they do not feel/know/sense.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yuhadiune | aldatmaya bakarlar | يُخَادِعُونَ | خدع |
| 2 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 3 | vellezine | ve kimseleri | وَالَّذِينَ | - |
| 4 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 5 | ve ma | ve değillerdir | وَمَا | - |
| 6 | yehdeune | aldatmaya bakarlar | يَخْدَعُونَ | خدع |
| 7 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 8 | enfusehum | kendi nefislerini | أَنْفُسَهُمْ | نفس |
| 9 | ve ma | ve değillerdir | وَمَا | - |
| 10 | yeş'urune | anlarlar/farkına varırlar | يَشْعُرُونَ | شعر |
Notlar
Not 1: *2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler. Bu müşrikler inançlarında samimidirler. İnsanları aldatarak kendi uyduruk dinlerine tabi olmaya çağırırlar; hatta zorlarlar. Tek tanrıcı olan, "kutsal kitaplar bizlere yeter, Kur'an bizlere yeter" diyen tek tanrıcıları da kendi uyduruk dinlerine döndürmeye çalışırlar. Yüce Allah adına uyduruk hadisler türeterek Allah adına bile yalan söylerler. Oysa ancak kendilerini ateşe sürükleyecek şeyle kendilerini aldatırlar.**Bilinçlenirler, farkına varırlar, anlarlar.
Ayet 10
17|2|10|فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَهُمُ ٱللَّهُ مَرَضًا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۢ بِمَا كَانُوا۟ يَكْذِبُونَ
17|2|10|في قلوبهم مرض فزادهم الله مرضا ولهم عذاب اليم بما كانوا يكذبون
10. Fî kulûbihim maradun, fe zâdehumullâhu maradâ(maradan) ve lehum azâbun elîmun bi mâ kânû yekzibûn(yekzibûne).
Kalplerindedir* bir maraz/hastalık175; öyle ki ziyade etti/artırdı onlara* Allah marazı/hastalığı; ve onlaradır elim/acıklı bir azap; yalan söyler** oldukları nedeniyle.
Ahmed Samira: 10 In their hearts/minds (is) sickness/disease, so God increased them sickness/disease, and for them (is a) painful torture because (of) what they were lying/denying/falsifying .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fi | فِي | - | |
| 2 | kulubihim | kalplerindedir | قُلُوبِهِمْ | قلب |
| 3 | meradun | bir maraz/hastalık | مَرَضٌ | مرض |
| 4 | fezadehumu | öyle ki ziyade etti/artırdı onlara | فَزَادَهُمُ | زيد |
| 5 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 6 | meradan | marazı/hastalığı | مَرَضًا | مرض |
| 7 | velehum | ve onlaradır | وَلَهُمْ | - |
| 8 | azabun | bir azap | عَذَابٌ | عذب |
| 9 | elimun | elim/acıklı | أَلِيمٌ | الم |
| 10 | bima | dolayı | بِمَا | - |
| 11 | kanu | olduklarından | كَانُوا | كون |
| 12 | yekzibune | yalan söylerler | يَكْذِبُونَ | كذب |
Notlar
Not 1: *2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler. **Kutsal kitaplar dışında dinde hüküm koyan her şey din adına bir yalandır. Kur'an haricinde dinde hüküm koyan her şey din adına bir yalandır.
Ayet 11
18|2|11|وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ قَالُوٓا۟ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ
18|2|11|واذا قيل لهم لا تفسدوا في الارض قالوا انما نحن مصلحون
11. Ve izâ kîle lehum lâ tufsidû fîl ardı, kâlû innemâ nahnu muslihûn(muslihûne).
Ve denildiği zaman onlara*; fesat çıkarmayın/bozgunculuk yapmayın** yerde/yeryüzünde; dediler: “Bizler*** ancak muslihiz/sâlih işler yapanlarız30”
Ahmed Samira: 11 And if (it was) said to them: "Do not corrupt in the earth/Planet Earth." They said: "But we are correcting/repairing ."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | kile | denildiği | قِيلَ | قول |
| 3 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 4 | la | لَا | - | |
| 5 | tufsidu | fesat çıkarmayın/bozgunculuk yapmayın | تُفْسِدُوا | فسد |
| 6 | fi | فِي | - | |
| 7 | l-erdi | yerde/yeryüzünde | الْأَرْضِ | ارض |
| 8 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 9 | innema | ancak | إِنَّمَا | - |
| 10 | nehnu | bizler | نَحْنُ | - |
| 11 | muslihune | muslihleriz | مُصْلِحُونَ | صلح |
Notlar
Not 1: *2:8 ayetinde özellikleri iaşret edilen sahte müminlere.**Anlarız ki sahte müminler her zaman yerde fesat çıkarır. Kendi sahte dinlerini yayma adına her şeyi caiz görürler. Dünyanın başına bela olurlar. Dünyanın şu an kargaşa içinde olması müşrik Yahudiler, müşrik Hristiyanlar ve müşrik Müslümanlar nedeniyledir. Yani sahte imanlılar, sahte müminler yeryüzünde fesat/bozgun çıkarırlar. ***Sahte müminler yaptıkları bu fesatı/bozgunculuğu aslında kendi uyduruk dinleri adına bir düzeltici olarak görürler. Bunu da samimi olarak yaparlar. Kendisini canlı bomba yaparak masum insanları katleden bir sahte mümin tam olarak bu ayetin tanımına uyar.
Ayet 12
19|2|12|أَلَآ إِنَّهُمْ هُمُ ٱلْمُفْسِدُونَ وَلَٰكِن لَّا يَشْعُرُونَ
19|2|12|الا انهم هم المفسدون ولكن لا يشعرون
12. E lâ innehum humul mufsidûne ve lâkin lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Değil mi ki doğrusu onlar*, kendileri fesatçılardır/bozgunculardır; fakat şuurlanmazlar**.
Ahmed Samira: 12 Is it not that they truly are, they are the corrupting and but they do not feel/know/sense?
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ela | değil mi | أَلَا | - |
| 2 | innehum | doğrusu onlar | إِنَّهُمْ | - |
| 3 | humu | kendileri | هُمُ | - |
| 4 | l-mufsidune | fesatçılardır/bozgunculardır | الْمُفْسِدُونَ | فسد |
| 5 | velakin | fakat | وَلَٰكِنْ | - |
| 6 | la | لَا | - | |
| 7 | yeş'urune | anlamazlar/farkına varmazlar | يَشْعُرُونَ | شعر |
Notlar
Not 1: *2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler.**Bilinçlenmezler, farkına varmazlar, anlamazlar.
Ayet 13
20|2|13|وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ ءَامِنُوا۟ كَمَآ ءَامَنَ ٱلنَّاسُ قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ كَمَآ ءَامَنَ ٱلسُّفَهَآءُ أَلَآ إِنَّهُمْ هُمُ ٱلسُّفَهَآءُ وَلَٰكِن لَّا يَعْلَمُونَ
20|2|13|واذا قيل لهم امنوا كما امن الناس قالوا انومن كما امن السفها الا انهم هم السفها ولكن لا يعلمون
13. Ve izâ kîle lehum âminû kemâ âmenen nâsu kâlû e nu’minu kemâ âmenes sufehâu, e lâ innehum humus sufehâu ve lâkin lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Ve denildiği zaman onlara*; iman47 edin iman47 etmiş insanlar** gibi; dediler: “İman47 eder miyiz (hiç) iman47 etmiş ahmaklar/aptallar*** gibi”; değil mi ki doğrusu onlar, kendileri ahmaklardır/aptallardır****; fakat bilmezler.
Ahmed Samira: 13 And if (it was/is) said to them: "Believe as the people believed." They said: "Do we believe as the ignorant/foolish believed?" Is it not that they truly are, they are the ignorant/foolish and but they do not know?
Notlar
Not 1: *2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminlere.**Gerçek müminler gibi. Tek tanrıcı olan, sadece kutsal kitaplar diyen insanlar gibi. Sadece Kur'an'ın ayetlerine tabi olmuş, sadece Rabbinin kitabına uyan kimseler gibi. ***Sahte müminlerin bir özelliği de kendi uyduruk dinlerini her şeyin üzerinde görmeleridir. Kendi dinlerine tabi olmayanları ahmak, aptal, anlamaz, kavramaz olarak görmeleridir. ****Oysa ahmak, aptal, anlamaz, bir şey kavramaz olanlar kendileridir. Sadece kutsal kitaplara uymak varken şirke girerek dinde hüküm koyan şeylere tabi olmaları buna açık bir delildir.
Ayet 14
21|2|14|وَإِذَا لَقُوا۟ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوْا۟ إِلَىٰ شَيَٰطِينِهِمْ قَالُوٓا۟ إِنَّا مَعَكُمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِءُونَ
21|2|14|واذا لقوا الذين امنوا قالوا امنا واذا خلوا الي شيطينهم قالوا انا معكم انما نحن مستهزون
14. Ve izâ lekûllezîne âmenû kâlû âmennâ, ve izâ halev ilâ şeyâtînihim, kâlû innâ meakum, innemâ nahnu mustehziûn(mustehziûne).
Ve karşılaştıkları* zaman iman47 etmiş** kimselere dediler*: “İman47 ettik”; ve yalnız kaldıkları zaman şeytânlarıyla29 dediler*: “Doğrusu bizler beraberiz sizlerle; ancak bizler alay edenleriz***.”
Ahmed Samira: 14 And if they met/found those who believed, they said: "We believed". And if they were alone/together with to their devils they said: "That we are with you, but we are mocking ."
Notlar
Not 1: *2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler.**Sadece Kur'an'a tabi olmuş tek tanrıcılara.***Anlarız ki Kur'an'ın inme sürecinde sahte müminler vardır. Kendilerini mümin sanan bu kimseler sadece Kur'an'a tabi olmuş kimselerle alay etmektedirler. Kur'an öğretileri yerine saptırıcılara/şeytânlara tabi olurlar.
Ayet 15
22|2|15|ٱللَّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ
22|2|15|الله يستهزي بهم ويمدهم في طغينهم يعمهون
15. Allâhu yestehziu bihim ve yemudduhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).
Allah alay eder onlarla*; ve genişletir/yayar onları* taşkınlıklarında**; şaşkın/abuk sabuk sayıklarlar***.
Ahmed Samira: 15 God moc ks with (about) them and extends/spreads them in their tyranny (being) confused/puzzled.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | allahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 2 | yestehziu | alay eder | يَسْتَهْزِئُ | هزا |
| 3 | bihim | onlarla | بِهِمْ | - |
| 4 | ve yemudduhum | ve genişletir/yayar onları | وَيَمُدُّهُمْ | مدد |
| 5 | fi | فِي | - | |
| 6 | tugyanihim | taşkınlıklarında | طُغْيَانِهِمْ | طغي |
| 7 | yea'mehune | şaşkın/abuk sabuk sayıklarlar | يَعْمَهُونَ | عمه |
Notlar
Not 1: *2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminlerle.**Sahte müminlerin bir özelliği de uyduruk dinleri konusunda taşkınlık yapmalarıdır. Yüce Allah'ın emri olmayan şeyleri uyduruk hadisleriyle din yapanların uygulamaları her zaman taşkınlık içerir. "Namaz kılmayanı dövün, hapsedin, namaz kılıncaya kadar hapiste tutun, hatta orada ölsün. Zina edeni taşlayarak öldürün. Dinden döneni öldürün. Bir kadın tek başına 80 km uzağa gidemez" gibi sapkın taşkınlıklar sahte müminlerin özelliğidir.***Bu kimseler bu abuk sabuk taşkınlıklarından samimidirler.
Ayet 16
23|2|16|أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشْتَرَوُا۟ ٱلضَّلَٰلَةَ بِٱلْهُدَىٰ فَمَا رَبِحَت تِّجَٰرَتُهُمْ وَمَا كَانُوا۟ مُهْتَدِينَ
23|2|16|اوليك الذين اشتروا الضلله بالهدي فما ربحت تجرتهم وما كانوا مهتدين
16. Ulâikellezîneşterevûd dalâlete bil hudâ, fe mâ rabihat ticâretuhum ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).
İşte bunlar*, kimselerdir* (ki) satın alıp takas ettiler** dalaleti128 doğru yola kılavuzla***; öyle ki kazanmış değildi ticaretleri; ve olmuş değillerdi muhtedler176.
Ahmed Samira: 16 Those are those who bought/volunteered the misguidance with the guidance, so their commercial trade/buying and selling did not profit/gain, and they were not guided.
Notlar
Not 1: *2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler.**Kur'an yerine abuk sabuk taşkınlıklara/sapkınlıklara tabi oldular.***Kur'an'la.
Ayet 17
24|2|17|مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ ٱلَّذِى ٱسْتَوْقَدَ نَارًا فَلَمَّآ أَضَآءَتْ مَا حَوْلَهُۥ ذَهَبَ ٱللَّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِى ظُلُمَٰتٍ لَّا يُبْصِرُونَ
24|2|17|مثلهم كمثل الذي استوقد نارا فلما اضات ما حوله ذهب الله بنورهم وتركهم في ظلمت لا يبصرون
17. Meseluhum ke meselillezistevkade nârâ(nâren), fe lemmâ edâet mâ havlehu zeheballâhu bi nûrihim ve terekehum fî zulumâtin lâ yubsirûn(yubsirûne).
Misali/örneği onların* misali/örneği gibidir kimse (ki) yaktı bir ateş; öyle ki ne zaman aydınlattı (ateş) çevresindekini onun (kimsenin); giderdi/götürdü Allah nurunu/aydınlığını onların; ve terk etti onları karanlıklarda**; göremezler**.
Ahmed Samira: 17 Their example (is) as the one who ignited a fire, so when it lit/illuminated what (is) around/surrounding him, God took/went away with their light, and left them in darknesses, they do not see/understand .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | meseluhum | misali/örneği onların | مَثَلُهُمْ | مثل |
| 2 | kemeseli | misali/örneği gibidir | كَمَثَلِ | مثل |
| 3 | llezi | kimse | الَّذِي | - |
| 4 | stevkade | yaktı | اسْتَوْقَدَ | وقد |
| 5 | naran | bir ateş | نَارًا | نور |
| 6 | felemma | öyle ki ne zaman | فَلَمَّا | - |
| 7 | eda'et | aydınlattı (ateş) | أَضَاءَتْ | ضوا |
| 8 | ma | مَا | - | |
| 9 | havlehu | çevresindekini onun (kimsenin) | حَوْلَهُ | حول |
| 10 | zehebe | giderdi/götürdü | ذَهَبَ | ذهب |
| 11 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 12 | binurihim | nurunu/aydınlığını onların | بِنُورِهِمْ | نور |
| 13 | ve terakehum | ve terk etti onları | وَتَرَكَهُمْ | ترك |
| 14 | fi | فِي | - | |
| 15 | zulumatin | karanlıklarda | ظُلُمَاتٍ | ظلم |
| 16 | la | لَا | - | |
| 17 | yubsirune | görmezler | يُبْصِرُونَ | بصر |
Notlar
Not 1: *2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminlerin.**Sahte müminler doğru yolu asla bulamazlar. Yüce Allah onları karanlıklarda bırakır.
Ayet 18
25|2|18|صُمٌّۢ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ
25|2|18|صم بكم عمي فهم لا يرجعون
18. Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn(yerciûne).
Sağırlar*; dilsizler*; körler*; öyle ki onlar** dönmezler***.
Ahmed Samira: 18 Deaf, mute, blind , so they do not return.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | summun | sağırlar | صُمٌّ | صمم |
| 2 | bukmun | dilsizler | بُكْمٌ | بكم |
| 3 | umyun | körler | عُمْيٌ | عمي |
| 4 | fehum | öyle ki onlar | فَهُمْ | - |
| 5 | la | لَا | - | |
| 6 | yerciune | dönmezler | يَرْجِعُونَ | رجع |
Notlar
Not 1: *Sapkınlıklara karşı sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Tepki vermezler. **2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler.***Sahte dinlerinden.
Ayet 19
26|2|19|أَوْ كَصَيِّبٍ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فِيهِ ظُلُمَٰتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ أَصَٰبِعَهُمْ فِىٓ ءَاذَانِهِم مِّنَ ٱلصَّوَٰعِقِ حَذَرَ ٱلْمَوْتِ وَٱللَّهُ مُحِيطٌۢ بِٱلْكَٰفِرِينَ
26|2|19|او كصيب من السما فيه ظلمت ورعد وبرق يجعلون اصبعهم في اذانهم من الصوعق حذر الموت والله محيط بالكفرين
19. Ev ke sayyibin mines semâi fîhi zulumâtun ve ra’dun ve berk(berkun), yec’alûne esâbiahum fî âzânihim mines savâiki hazaral mevt(mevti), vallâhu muhîtun bil kâfirîn(kâfirîne).
Ya da gökten bir yağmur fırtınası gibi; içinde onun (yağmur fırtınasının) karanlıklar; ve gök gürültüsü; ve şimşek261; koyarlar* parmaklarını kulaklarının içine gök gürültüsü sesinden; ölüme hazır; ve Allah kuşatıp sarandır kâfirleri25.
Ahmed Samira: 19 Or as a rain from the sky, in it (is) darknesses and thunder and lightning, they put their fingers intheir ears from the thunderous noise , fearing the death , and God (is) with the disbelievers surrounding/enveloping .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 2 | kesayyibin | bir yağmur fırtınası gibi | كَصَيِّبٍ | صوب |
| 3 | mine | -ten | مِنَ | - |
| 4 | s-semai | gök | السَّمَاءِ | سمو |
| 5 | fihi | içinde onun (yağmur fırtınasının) | فِيهِ | - |
| 6 | zulumatun | karanlıklar | ظُلُمَاتٌ | ظلم |
| 7 | ve raa'dun | ve gök gürültüsü | وَرَعْدٌ | رعد |
| 8 | ve berkun | ve şimşek | وَبَرْقٌ | برق |
| 9 | yec'alune | yaparlar/koyarlar | يَجْعَلُونَ | جعل |
| 10 | esabiahum | parmaklarını | أَصَابِعَهُمْ | صبع |
| 11 | fi | içine | فِي | - |
| 12 | azanihim | kulaklarının | اذَانِهِمْ | اذن |
| 13 | mine | مِنَ | - | |
| 14 | s-savaiki | gök gürültüsü sesinden | الصَّوَاعِقِ | صعق |
| 15 | hazera | hazır | حَذَرَ | حذر |
| 16 | l-mevti | ölüme | الْمَوْتِ | موت |
| 17 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 18 | muhitun | kuşatıp sarandır | مُحِيطٌ | حوط |
| 19 | bil-kafirine | kâfirleri | بِالْكَافِرِينَ | كفر |
Notlar
Not 1: *2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler.
Ayet 20
27|2|20|يَكَادُ ٱلْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَٰرَهُمْ كُلَّمَآ أَضَآءَ لَهُم مَّشَوْا۟ فِيهِ وَإِذَآ أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا۟ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَٰرِهِمْ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
27|2|20|يكاد البرق يخطف ابصرهم كلما اضا لهم مشوا فيه واذا اظلم عليهم قاموا ولو شا الله لذهب بسمعهم وابصرهم ان الله علي كل شي قدير
20. Yekâdul berku yahtafu ebsârehum kullemâ edâe lehum meşev fîhi, ve izâ azleme aleyhim kâmû ve lev şâellâhu le zehebe bi sem’ihim ve ebsârihim innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Şimşek261 neredeyse kapar görüşlerini; aydınlattığı (şimşek) zaman onları*, yürüdüler onda (şimşekte); ve karardığı zaman (şimşek) üzerlerine, dikeldiler/ayakta kalakaldılar; eğer dileseydi Allah mutlak giderirdi/götürürdü işitmelerini ve görüşlerini; doğrusu Allah her bir şey üzerine Kadîr'dir177.
Ahmed Samira: 20 The lightning almost snatches their eye sights , whenever (it) lit for them they walked in it, and if (it) darkened on them they stood and if God willed/wanted, He would have gone/taken away with their hearing/sense of hearing , and their sights/understanding , that God (is) on every thing capable/powerful .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yekadu | neredeyse | يَكَادُ | كود |
| 2 | l-berku | şimşek | الْبَرْقُ | برق |
| 3 | yehtafu | kapar | يَخْطَفُ | خطف |
| 4 | ebsarahum | görüşlerini | أَبْصَارَهُمْ | بصر |
| 5 | kullema | zaman | كُلَّمَا | كلل |
| 6 | eda'e | aydınlattığı (şimşek) | أَضَاءَ | ضوا |
| 7 | lehum | onları | لَهُمْ | - |
| 8 | meşev | yürüdüler | مَشَوْا | مشي |
| 9 | fihi | onda (aydınlıkta) | فِيهِ | - |
| 10 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 11 | ezleme | karardı (şimşek) | أَظْلَمَ | ظلم |
| 12 | aleyhim | üzerlerine | عَلَيْهِمْ | - |
| 13 | kamu | dikeldiler/ayakta kalakaldılar | قَامُوا | قوم |
| 14 | velev | eğer | وَلَوْ | - |
| 15 | şa'e | dileseydi | شَاءَ | شيا |
| 16 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 17 | lezehebe | mutlak giderirdi/götürürdü | لَذَهَبَ | ذهب |
| 18 | bisem'ihim | işitmelerini | بِسَمْعِهِمْ | سمع |
| 19 | ve ebsarihim | ve görüşlerini | وَأَبْصَارِهِمْ | بصر |
| 20 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 21 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 22 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 23 | kulli | her bir | كُلِّ | كلل |
| 24 | şey'in | şey | شَيْءٍ | شيا |
| 25 | kadirun | kadîrdir. | قَدِيرٌ | قدر |
Notlar
Not 1: *2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminlerin benzeri kimseler.
Ayet 21
28|2|21|يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱعْبُدُوا۟ رَبَّكُمُ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
28|2|21|يايها الناس اعبدوا ربكم الذي خلقكم والذين من قبلكم لعلكم تتقون
21. Yâ eyyuhen nâsu’budû rabbekumullezî halakakum vellezîne min kablikum leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey insanlar*! Kulluk46 edin Rabbinize4 ki yarattı sizleri ve sizden önceki kimseleri** belki sizler takvalı21 olursunuz.
Ahmed Samira: 21 You, you the people worship your Lord who created you, and those from before you, maybe/perhaps you fear and obey (God).
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَاأَيُّهَا | - |
| 2 | n-nasu | insanlar | النَّاسُ | نوس |
| 3 | a'budu | kulluk edin | اعْبُدُوا | عبد |
| 4 | rabbekumu | Rabbinize | رَبَّكُمُ | ربب |
| 5 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 6 | halekakum | yarattı sizleri | خَلَقَكُمْ | خلق |
| 7 | vellezine | ve kimseleri | وَالَّذِينَ | - |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | kablikum | sizden önceki | قَبْلِكُمْ | قبل |
| 10 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 11 | tettekune | takvalı olursunuz | تَتَّقُونَ | وقي |
Notlar
Not 1: *Homo Sapiens.**Homo Sapiens öncesi yeryüzünde yaşayan ve soyları kesilen Homo Heidelbergensis, Homo Rudolfensis, Homo Habilis, Homo Floresiensis, Homo Erectus ve Homo Neanderthalensis gibi insan türleri.Günümüzde dünyaya egemen olan insan türünden (Homo Sapiens) önce yaşamış olan insan türleri
Ayet 22
29|2|22|ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ فِرَٰشًا وَٱلسَّمَآءَ بِنَآءً وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَخْرَجَ بِهِۦ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ رِزْقًا لَّكُمْ فَلَا تَجْعَلُوا۟ لِلَّهِ أَندَادًا وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ
29|2|22|الذي جعل لكم الارض فرشا والسما بنا وانزل من السما ما فاخرج به من الثمرت رزقا لكم فلا تجعلوا لله اندادا وانتم تعلمون
22. Ellezî ceale lekumul arda firâşen ves semâe binââ(binâen), ve enzele mines semâi mâen fe ahrece bihî mines semarâti rızkan lekum, fe lâ tec’alû lillâhi endâden ve entum ta’lemûn(tâ’lemune).
Ki yaptı sizlere yeri/yeryüzünü bir döşek/yatak181; ve göğü180* bir bina; ve indirdi gökten180* bir su179; öyle ki çıkardı onunla (suyla) meyvelerden; bir rızık sizlere; öyleyse yapmayın Allah'a eşler/denkler; ve sizler bilirsiniz (de bunu).
Ahmed Samira: 22 Who made/created for you the earth/Planet Earth a spread , and the sky/space a structure and descended from the sky water, so He brought out with it from the fruits a provision for you, so do not make/create to God equals (idols) and you are knowing.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezi | ki | الَّذِي | - |
| 2 | ceale | yaptı | جَعَلَ | جعل |
| 3 | lekumu | sizlere | لَكُمُ | - |
| 4 | l-erde | yeri/yeryüzünü | الْأَرْضَ | ارض |
| 5 | firaşen | bir döşek/yatak | فِرَاشًا | فرش |
| 6 | ve ssemae | ve göğü | وَالسَّمَاءَ | سمو |
| 7 | bina'en | bir bina | بِنَاءً | بني |
| 8 | ve enzele | ve indirdi | وَأَنْزَلَ | نزل |
| 9 | mine | -ten | مِنَ | - |
| 10 | s-semai | gök | السَّمَاءِ | سمو |
| 11 | maen | bir su | مَاءً | موه |
| 12 | feehrace | öyle ki çıkardı | فَأَخْرَجَ | خرج |
| 13 | bihi | onunla (suyla) | بِهِ | - |
| 14 | mine | مِنَ | - | |
| 15 | s-semerati | meyvelerden | الثَّمَرَاتِ | ثمر |
| 16 | rizkan | bir rızık | رِزْقًا | رزق |
| 17 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 18 | fela | öyleyse | فَلَا | - |
| 19 | tec'alu | yapmayın | تَجْعَلُوا | جعل |
| 20 | lillahi | Allah'a | لِلَّهِ | - |
| 21 | endaden | eşler/denkler | أَنْدَادًا | ندد |
| 22 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 23 | tea'lemune | bilirsiniz | تَعْلَمُونَ | علم |
Notlar
Not 1: * Evren ve Dünya atmosferi.
Ayet 23
30|2|23|وَإِن كُنتُمْ فِى رَيْبٍ مِّمَّا نَزَّلْنَا عَلَىٰ عَبْدِنَا فَأْتُوا۟ بِسُورَةٍ مِّن مِّثْلِهِۦ وَٱدْعُوا۟ شُهَدَآءَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
30|2|23|وان كنتم في ريب مما نزلنا علي عبدنا فاتوا بسوره من مثله وادعوا شهداكم من دون الله ان كنتم صدقين
23. Ve in kuntum fî reybin mimmâ nezzelnâ alâ abdinâ fe’tû bi sûretin min mislihî, ved’û şuhedâekum min dûnillâhi in kuntum sâdıkîn(sâdıkîne).
Ve eğer olduysanız şüphe içinde kulumuz* üzerine indirdiğimizden172; öyleyse gelin bir sureyle183 mislinden870 onun**; ve çağırın şahitlerinizi/tanıklarınızı Allah’ın astından; eğer olduysanız sâdıklar182.
Ahmed Samira: 23 And if you were in doubt/suspicion from what We descended on Our worshipper/slave , so come/bring with a chapter from its similar/equal/alike to it, and call your witnesses/testifiers from other than God, if you were truthful.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 2 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 3 | fi | içinde | فِي | - |
| 4 | raybin | şüphe | رَيْبٍ | ريب |
| 5 | mimma | مِمَّا | - | |
| 6 | nezzelna | indirdiğimizden | نَزَّلْنَا | نزل |
| 7 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 8 | abdina | kulumuz | عَبْدِنَا | عبد |
| 9 | fe'tu | öyleyse gelin | فَأْتُوا | اتي |
| 10 | bisuratin | bir sureyle | بِسُورَةٍ | سور |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | mislihi | mislinden/örneğinden | مِثْلِهِ | مثل |
| 13 | ved'u | ve çağırın | وَادْعُوا | دعو |
| 14 | şuheda'ekum | şahitlerinizi/tanıklarınızı | شُهَدَاءَكُمْ | شهد |
| 15 | min | مِنْ | - | |
| 16 | duni | astından | دُونِ | دون |
| 17 | llahi | Allah’ın | اللَّهِ | - |
| 18 | in | eğer | إِنْ | - |
| 19 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 20 | sadikine | sâdıklar | صَادِقِينَ | صدق |
Notlar
Not 1: *Resûl Muhammed.**Kur'an'ın.
Ayet 24
31|2|24|فَإِن لَّمْ تَفْعَلُوا۟ وَلَن تَفْعَلُوا۟ فَٱتَّقُوا۟ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى وَقُودُهَا ٱلنَّاسُ وَٱلْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَٰفِرِينَ
31|2|24|فان لم تفعلوا ولن تفعلوا فاتقوا النار التي وقودها الناس والحجاره اعدت للكفرين
24. Fe in lem tef’alû ve len tef’alû fettekûn nârelletî vakûduhân nâsu vel hicâratu, uiddet lil kâfirîn(kâfirîne).
Öyle ki eğer asla yapmazsınız; ve asla yapamazsınız; öyle ki takvalı21 olun ateşe ki yakıtı onun insanlar ve taşlardır; hazırlandı kâfirler25 için.
Ahmed Samira: 24 So if you do not make/do and you will never make/do, so fear the fire, that/which its fuel (is) the people and the stones, (it) was/is prepared to the disbelievers.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 2 | lem | asla | لَمْ | - |
| 3 | tef'alu | yapamazsınız | تَفْعَلُوا | فعل |
| 4 | velen | ve asla | وَلَنْ | - |
| 5 | tef'alu | yapamazsınız | تَفْعَلُوا | فعل |
| 6 | fetteku | öyle ki takvalı olun | فَاتَّقُوا | وقي |
| 7 | n-nara | ateşe | النَّارَ | نور |
| 8 | lleti | ki | الَّتِي | - |
| 9 | vekuduha | yakıtı onun | وَقُودُهَا | وقد |
| 10 | n-nasu | insanlardır | النَّاسُ | نوس |
| 11 | velhicaratu | ve taşlardır | وَالْحِجَارَةُ | حجر |
| 12 | uiddet | hazırlandı | أُعِدَّتْ | عدد |
| 13 | lilkafirine | kâfirler için | لِلْكَافِرِينَ | كفر |
Ayet 25
32|2|25|وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ كُلَّمَا رُزِقُوا۟ مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍ رِّزْقًا قَالُوا۟ هَٰذَا ٱلَّذِى رُزِقْنَا مِن قَبْلُ وَأُتُوا۟ بِهِۦ مُتَشَٰبِهًا وَلَهُمْ فِيهَآ أَزْوَٰجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
32|2|25|وبشر الذين امنوا وعملوا الصلحت ان لهم جنت تجري من تحتها الانهر كلما رزقوا منها من ثمره رزقا قالوا هذا الذي رزقنا من قبل واتوا به متشبها ولهم فيها ازوج مطهره وهم فيها خلدون
25. Ve beşşirillezîne âmenû ve amilûs sâlihâti enne lehum cennâtin tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), kullemâ ruzikû minhâ min semeretin rızkan kâlû hâzellezî ruzıknâ min kabl(kablu) ve utû bihî muteşâbihâ(muteşâbihan), ve lehum fîhâ ezvâcun mutahharatun ve hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Ve müjdele kimseleri (ki) iman47 ettiler; ve yaptılar sâlihât18 ki onlaradır cennetler; akar altından onun nehirler; her rızıklandırıldıklarında ondan*, meyveden; bir rızık (olarak); dediler: “Bu ki rızıklandırıldığımızdır önceden**”; ve (oysa) verilmişlerdi onun benzeri; ve onlaradır orada* eşler184; temiz kılınmış; ve onlar orada ölümsüzlerdir185.
Ahmed Samira: 25 And announce good news (to) those who believe and did/made the correct/righteous deeds, that to them (are) treed gardens the rivers flow from beneath it. Whenever they (were) provided for from it from a fruit a provision ,they said: "This (is) what we were provided for from before." And they were given with it similar , and for them in it (are) purified spouses and they are in it immortally/eternally .
Notlar
Not 1: *Cennetten.**Selam diyarında/yurdunda verilen rızıklar.
Ayet 26
33|2|26|إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَسْتَحْىِۦٓ أَن يَضْرِبَ مَثَلًا مَّا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَيَقُولُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًا يُضِلُّ بِهِۦ كَثِيرًا وَيَهْدِى بِهِۦ كَثِيرًا وَمَا يُضِلُّ بِهِۦٓ إِلَّا ٱلْفَٰسِقِينَ
33|2|26|ان الله لا يستحي ان يضرب مثلا ما بعوضه فما فوقها فاما الذين امنوا فيعلمون انه الحق من ربهم واما الذين كفروا فيقولون ماذا اراد الله بهذا مثلا يضل به كثيرا ويهدي به كثيرا وما يضل به الا الفسقين
26. İnnallâhe lâ yestahyî en yadribe meselen mâ beûdaten fe mâ fevkahâ fe emmellezîne âmenû fe ya’lemûne ennehul hakku min rabbihim, ve emmellezîne keferû fe yekûlûne mâzâ erâdallâhu bi hâzâ meselâ(meselen), yudıllu bihî kesîran ve yehdî bihî kesîrâ(kesîran) ve mâ yudıllu bihî illel fâsıkîn(fâsıkîne).
Doğrusu Allah çekinmez; ki vurur/ortaya koyar bir misal/örnek; bir sivrisineği186; öyle ki onun üstündekini (de)186; öyle ki ancak iman47 etmiş kimseler; böylece bilirler ki o (örnek) haktır/gerçektir Rablerinden4; ve ancak kâfirlik25 etmiş kimseler; öyle ki derler: “Neyi amaçladı/arzuladı Allah bu misalle/örnekle?”; saptırır (Allah) onunla (örnekle) bir çoğunu; ve doğru yola kılavuzlar onunla (örnekle) bir çoğunu; ve saptırır değildir (Allah) onunla (örnekle); ancak fâsıkları38.
Ahmed Samira: 26 That God does not (feel) shame that (He) gives/strikes an example , (of) any a mosquito (and) so what (is) above it, so but those who believed, so they know that it (is) the truth from their Lord, and but those who disbelieved, so they say: "What did God want/intend with that (as) an example/proverb?" He misguides with it many, and He guides with it many, and He does not misguide with it except the debauchers .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 3 | la | لَا | - | |
| 4 | yestehyi | çekinmez | يَسْتَحْيِي | حيي |
| 5 | en | ki | أَنْ | - |
| 6 | yedribe | vurur/ortaya koyar | يَضْرِبَ | ضرب |
| 7 | meselen | bir misal/örnek | مَثَلًا | مثل |
| 8 | ma | مَا | - | |
| 9 | beudeten | bir sivrisineği | بَعُوضَةً | بعض |
| 10 | fe ma | öyle ki | فَمَا | - |
| 11 | fevkaha | onun üstündekini (de) | فَوْقَهَا | فوق |
| 12 | feemma | öyle ki ancak | فَأَمَّا | - |
| 13 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 14 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 15 | feyea'lemune | böylece bilirler | فَيَعْلَمُونَ | علم |
| 16 | ennehu | ki o | أَنَّهُ | - |
| 17 | l-hakku | haktır/gerçektir | الْحَقُّ | حقق |
| 18 | min | مِنْ | - | |
| 19 | rabbihim | Rablerinden | رَبِّهِمْ | ربب |
| 20 | ve emma | ve ancak | وَأَمَّا | - |
| 21 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 22 | keferu | kâfirlik etmiş | كَفَرُوا | كفر |
| 23 | feyekulune | öyle ki derler | فَيَقُولُونَ | قول |
| 24 | maza | neyi | مَاذَا | - |
| 25 | erade | amaçladı/arzuladı | أَرَادَ | رود |
| 26 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 27 | bihaza | bu | بِهَٰذَا | - |
| 28 | meselen | misalle/örnekle | مَثَلًا | مثل |
| 29 | yudillu | saptırır (Allah) | يُضِلُّ | ضلل |
| 30 | bihi | onunla (örnekle) | بِهِ | - |
| 31 | kesiran | bir çoğunu | كَثِيرًا | كثر |
| 32 | ve yehdi | ve doğru yola kılavuzlar | وَيَهْدِي | هدي |
| 33 | bihi | onunla (örnekle) | بِهِ | - |
| 34 | kesiran | bir çoğunu | كَثِيرًا | كثر |
| 35 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 36 | yudillu | Saptır (Allah) | يُضِلُّ | ضلل |
| 37 | bihi | Onunla (örnekle) | بِهِ | - |
| 38 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 39 | l-fasikine | fâsıklar | الْفَاسِقِينَ | فسق |
Ayet 27
34|2|27|ٱلَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ مِيثَٰقِهِۦ وَيَقْطَعُونَ مَآ أَمَرَ ٱللَّهُ بِهِۦٓ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ
34|2|27|الذين ينقضون عهد الله من بعد ميثقه ويقطعون ما امر الله به ان يوصل ويفسدون في الارض اوليك هم الخسرون
27. Ellezîne yenkudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıh(mîsâkıhî), ve yaktaûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yufsidûne fîl ard(ardı) ulâike humul hâsirûn(hâsirûne).
Kimseler (ki) bozdular ahdi/antlaşmayı Allah'a (olan) mîsâkının129 sonrasında; ve kestiler emrettiğini Allah'ın; ki onunla (mîsâkla) birleştirmesini187 (emretti); ve fesat çıkarırlar/bozgunculuk yaparlar yerde/yeryüzünde; işte bunlar; onlardır kaybedenler/zarara uğrayanlar.
Ahmed Samira: 27 Those who break God’s promise/contract (their promise to God) from after its affirmation , and they cut/sever what God ordered with it that (it) be reached/connected , and they corrupt in the earth/Planet Earth, those they are the losers.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | yenkudune | bozdular | يَنْقُضُونَ | نقض |
| 3 | ahde | ahdi/antlaşmayı | عَهْدَ | عهد |
| 4 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | bea'di | sonrasında | بَعْدِ | بعد |
| 7 | misakihi | mîsâkı | مِيثَاقِهِ | وثق |
| 8 | ve yektaune | ve kestiler | وَيَقْطَعُونَ | قطع |
| 9 | ma | مَا | - | |
| 10 | emera | emrettiğini | أَمَرَ | امر |
| 11 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 12 | bihi | onunla (mîsâkla) | بِهِ | - |
| 13 | en | ki | أَنْ | - |
| 14 | yusale | birleştirmesini | يُوصَلَ | وصل |
| 15 | ve yufsidune | ve fesat çıkarırlar/bozgunculuk yaparlar | وَيُفْسِدُونَ | فسد |
| 16 | fi | فِي | - | |
| 17 | l-erdi | yerde/yeryüzünde | الْأَرْضِ | ارض |
| 18 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 19 | humu | onlardır | هُمُ | - |
| 20 | l-hasirune | kaybedenler/zarara uğrayanlar | الْخَاسِرُونَ | خسر |
Ayet 28
35|2|28|كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِٱللَّهِ وَكُنتُمْ أَمْوَٰتًا فَأَحْيَٰكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
35|2|28|كيف تكفرون بالله وكنتم اموتا فاحيكم ثم يميتكم ثم يحييكم ثم اليه ترجعون
28. Keyfe tekfurûne billâhi ve kuntum emvâten fe ahyâkum, summe yumîtukum summe yuhyîkum summe ileyhi turceûn(turceûne).
Nasıl kâfirlik25 edersiniz Allah'a; ve olmuştunuz ölüler615; öyle ki canlandırdı/diriltti615 sizleri; sonra öldürür615 sizleri; sonra canlandırır/diriltir615 sizleri; sonra O'na (Allah’a) döndürülürsünüz.
Ahmed Samira: 28 How do you disbelieve with God and you were deads, so He revived you, then He makes you die, then He revives you , then to Him you are being returned.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | keyfe | nasıl | كَيْفَ | كيف |
| 2 | tekfurune | kâfirlik edersiniz | تَكْفُرُونَ | كفر |
| 3 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 4 | vekuntum | ve oldunuz | وَكُنْتُمْ | كون |
| 5 | emvaten | ölüler | أَمْوَاتًا | موت |
| 6 | feehyakum | öyle ki canlandırdı/diriltti sizleri | فَأَحْيَاكُمْ | حيي |
| 7 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 8 | yumitukum | öldürür sizleri | يُمِيتُكُمْ | موت |
| 9 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 10 | yuhyikum | canlandırır/diriltir sizleri | يُحْيِيكُمْ | حيي |
| 11 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 12 | ileyhi | O'na (Allah’a) | إِلَيْهِ | - |
| 13 | turceune | döndürülürsünüz | تُرْجَعُونَ | رجع |
Ayet 29
36|2|29|هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ لَكُم مَّا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ ٱسْتَوَىٰٓ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَسَوَّىٰهُنَّ سَبْعَ سَمَٰوَٰتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
36|2|29|هو الذي خلق لكم ما في الارض جميعا ثم استوي الي السما فسويهن سبع سموت وهو بكل شي عليم
29. Huvellezî halaka lekum mâ fîl ardı cemîan summestevâ iles semâi fe sevvâhunne seb’a semâvât(semâvâtin), ve huve bi kulli şey’in alîm(alîmun).
O* ki yaratandır sizlere yerdekini/yeryüzündekini topluca; sonra istiva188 etti göğe180**; öyle ki istiva188 etti onlara; yedi göklere161***; ve O (Allah) her bir şeye bir Alîm'dir8.
Ahmed Samira: 29 He (is), who created for you what (is) in the land/earth/Planet Earth all together/wholly , then He tended to the sky/space, so He straightened them (into) seven skies/space(s), and He is with every thing knowledgeable.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | huve | O (Allah) | هُوَ | - |
| 2 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 3 | haleka | yarattı | خَلَقَ | خلق |
| 4 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 5 | ma | مَا | - | |
| 6 | fi | فِي | - | |
| 7 | l-erdi | yerdekini/yeryüzündekini | الْأَرْضِ | ارض |
| 8 | cemian | topluca | جَمِيعًا | جمع |
| 9 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 10 | steva | istiva etti | اسْتَوَىٰ | سوي |
| 11 | ila | إِلَى | - | |
| 12 | s-semai | göğe | السَّمَاءِ | سمو |
| 13 | fe sevvahunne | öyle ki istiva etti onlara | فَسَوَّاهُنَّ | سوي |
| 14 | seb'a | yedi | سَبْعَ | سبع |
| 15 | semavatin | göklere | سَمَاوَاتٍ | سمو |
| 16 | ve huve | ve O (Allah) | وَهُوَ | - |
| 17 | bikulli | her bir | بِكُلِّ | كلل |
| 18 | şey'in | şeye | شَيْءٍ | شيا |
| 19 | alimun | bir Alîm'dir. | عَلِيمٌ | علم |
Notlar
Not 1: *Allah.**Dünya atmosferi işaret edilmiştir. Yer yani Dünya gezegeni yaratıldığında bir atmosfere yani göğe sahip değildi. Dünya atmosferinin oluşumu sonradan gerçekleşmiştir. ***Güneş sistemimizdeki diğer gezegenlerin gökleri de Dünya atmosferimizle aynı zamanda düzenlenmiştir. Çoklu gökler bu ayette Güneş sistemdeki gezegenlerin gökleri için kullanılmıştır.
Ayet 30
37|2|30|وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى جَاعِلٌ فِى ٱلْأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُوٓا۟ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ ٱلدِّمَآءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّىٓ أَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ
37|2|30|واذ قال ربك للمليكه اني جاعل في الارض خليفه قالوا اتجعل فيها من يفسد فيها ويسفك الدما ونحن نسبح بحمدك ونقدس لك قال اني اعلم ما لا تعلمون
30. Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeh(halîfeten), kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâ(dimâe), ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek(leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn(tâ’lemûne).
Ve dediği zaman Rabbin4 meleklere48: “Doğrusu ben yapıcıyım yerde/yeryüzünde bir halîfe189*.”; dediler**: “Kimse mi yaparsın orada*** (ki) fesat çıkarır/bozgunculuk yapar orada***; ve döker kan; ve bizler tesbih57 ederiz seni hamd3 ile; ve takdis ederiz/kutsarız seni”; dedi****: “Doğrusu ben bilirim bilmediğinizi.”
Ahmed Samira: 30 And when your Lord said to the angels: "That I am making/creating/putting in the earth a caliph/successor/leader ." They said: "Do you make/create/put in it, who corrupts in it and sheds the blood, and we praise/glorify with Your praise and we (continue to admit Your) holiness/sanctity to You." He said: "I know what you do not know."
Notlar
Not 1: *Homo Sapiens yani bilge insan diğer insan türlerinin yerine halîfe olmuştur. 2:21 ayetinde işaret edilen insan türlerinin soyu kesilmiş ve onların yerine bilge insan yerin hâkimi yapılmıştır. Homo Sapiens öncesi Dünya gezegeninde yaşayan bu insan türleri takva sahibi değildi. Yaratılış gereği fücurlarıyla hareket ediyorlardı. Bilge insan değillerdi. Hayvansı iç güdülerle hareket ederek yerde kan döküyorlar, birbirlerini öldürüyorlar ve bozgunculuk yapıyorlardı. Melekler bunu gördüleri için Yüce Allah'a soru sormaktadırlar. **Melekler.***Yerde.****Allah.
Ayet 31
38|2|31|وَعَلَّمَ ءَادَمَ ٱلْأَسْمَآءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ فَقَالَ أَنۢبِـُٔونِى بِأَسْمَآءِ هَٰٓؤُلَآءِ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
38|2|31|وعلم ادم الاسما كلها ثم عرضهم علي المليكه فقال انبوني باسما هولا ان كنتم صدقين
31. Ve alleme âdemel esmâe kullehâ summe aradahum alel melâiketi fe kâle enbiûnî bi esmâi hâulâi in kuntum sadikîn(sadikîne).
Ve öğretti* Âdem'e50 isimleri49; tamamını onun; sonra sundu onları (isimleri) melekler48 üzerine; ve dedi: “Haber verin bana bunların isimlerini49; eğer olduysanız sâdıklar182.”
Ahmed Samira: 31 And He taught Adam the names, all of them, then He displayed/exhibited/showed them on (to) the angels, so He said: "Inform Me with (the) names (of) those, if you were truthful."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve alleme | ve öğretti | وَعَلَّمَ | علم |
| 2 | ademe | Adem'e | ادَمَ | - |
| 3 | l-esma'e | isimleri | الْأَسْمَاءَ | سمو |
| 4 | kulleha | tamamını onun | كُلَّهَا | كلل |
| 5 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 6 | aradehum | sundu onları (isimleri) | عَرَضَهُمْ | عرض |
| 7 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 8 | l-melaiketi | melekler- | الْمَلَائِكَةِ | ملك |
| 9 | fekale | ve dedi | فَقَالَ | قول |
| 10 | enbiuni | haber verin bana | أَنْبِئُونِي | نبا |
| 11 | biesma'i | isimlerini | بِأَسْمَاءِ | سمو |
| 12 | ha'ula'i | bunların | هَٰؤُلَاءِ | - |
| 13 | in | eğer | إِنْ | - |
| 14 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 15 | sadikine | doğrular | صَادِقِينَ | صدق |
Notlar
Not 1: *Yüce Allah'ın sıfatları ve nasıl tecelli ettikleri öğretildi. Bu öğretme süreci evrenimiz yaratılmadan önce Yüce Allah'ın arşında bir yerde gerçekleşti.
Ayet 32
39|2|32|قَالُوا۟ سُبْحَٰنَكَ لَا عِلْمَ لَنَآ إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَآ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَلِيمُ ٱلْحَكِيمُ
39|2|32|قالوا سبحنك لا علم لنا الا ما علمتنا انك انت العليم الحكيم
32. Kâlû subhâneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke entel alîmul hakîm(hakîmu).
Dediler: “Subhân'sın7 sen; yoktur bilgi bizlere bize öğrettiğinin dışında; doğrusu sen; sensin Alîm8; Hakîm9."
Ahmed Samira: 32 They said: "Your praise/glory , no knowledge to us except what You taught us , that You are the knowledgeable, the wise/judicious ."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 2 | subhaneke | subhânsın sen | سُبْحَانَكَ | سبح |
| 3 | la | yoktur | لَا | - |
| 4 | ilme | bilgi | عِلْمَ | علم |
| 5 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 6 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 7 | ma | مَا | - | |
| 8 | allemtena | bize öğrettiğin | عَلَّمْتَنَا | علم |
| 9 | inneke | doğrusu sen | إِنَّكَ | - |
| 10 | ente | sensin | أَنْتَ | - |
| 11 | l-alimu | alîm | الْعَلِيمُ | علم |
| 12 | l-hakimu | hakîm | الْحَكِيمُ | حكم |
Ayet 33
40|2|33|قَالَ يَٰٓـَٔادَمُ أَنۢبِئْهُم بِأَسْمَآئِهِمْ فَلَمَّآ أَنۢبَأَهُم بِأَسْمَآئِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّىٓ أَعْلَمُ غَيْبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ
40|2|33|قال يادم انبيهم باسمايهم فلما انباهم باسمايهم قال الم اقل لكم اني اعلم غيب السموت والارض واعلم ما تبدون وما كنتم تكتمون
33. Kâle yâ âdemu enbi’hum bi esmâihim, fe lemmâ enbeehum bi esmâihim, kâle e lem ekul lekum innî a’lemu gaybes semâvâti vel ardı ve a’lemu mâ tubdûne ve mâ kuntum tektumûn(tektumûne).
Dedi (Allah): “Ey Âdem50! Haber ver* onlara isimlerini49 onların (Yüce Allah'ın sıfatlarını)”; öyle ki ne zaman haber* verdi (Âdem) onlara (meleklere) isimlerini49 onların (Yüce Allah'ın sıfatlarını) dedi (Allah): “Dedim değil mi sizlere; doğrusu ben bilirim gaybını62 göklerin162 ve yerin; ve bilirim açık ettiğinizi ve gizler olduğunuzu.”
Ahmed Samira: 33 He said: "You, Adam, inform them with their names." so when he informed them with their names, He (God) said: "Did I not say to you, that I know the skies’/space’s and the earth’s/Planet Earth’s unseen and I know what you show, and what you were hiding/concealing."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kale | dedi (Allah) | قَالَ | قول |
| 2 | ya ademu | Ey Adem! | يَاادَمُ | - |
| 3 | enbi'hum | haber ver onlara | أَنْبِئْهُمْ | نبا |
| 4 | biesmaihim | isimlerini onların | بِأَسْمَائِهِمْ | سمو |
| 5 | fe lemma | öyle ki ne zaman | فَلَمَّا | - |
| 6 | enbeehum | haber verdi onlara | أَنْبَأَهُمْ | نبا |
| 7 | biesmaihim | isimlerini onların | بِأَسْمَائِهِمْ | سمو |
| 8 | kale | dedi (Allah) | قَالَ | قول |
| 9 | elem | değil mi | أَلَمْ | - |
| 10 | ekul | dedim | أَقُلْ | قول |
| 11 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 12 | inni | doğrusu ben | إِنِّي | - |
| 13 | ea'lemu | bilirim | أَعْلَمُ | علم |
| 14 | gaybe | gaybını | غَيْبَ | غيب |
| 15 | s-semavati | göklerin | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 16 | vel'erdi | ve yerin | وَالْأَرْضِ | ارض |
| 17 | ve ea'lemu | ve bilirim | وَأَعْلَمُ | علم |
| 18 | ma | مَا | - | |
| 19 | tubdune | açık ettiğinizi | تُبْدُونَ | بدو |
| 20 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 21 | kuntum | olduğunuzu | كُنْتُمْ | كون |
| 22 | tektumune | gizler | تَكْتُمُونَ | كتم |
Notlar
Not 1: *Bilge insan prototipi olan Adem meleklerin yapamadığını yapmıştır. Yüce Allah'ın sıfatlarının isimlerini öğrenmiş ve onların nasıl tecelli ettiklerini şerefli meleklere haber vermiştir. İşte insanı değerli kılan da tam olarak budur. Yüce Allah'ın sıfatlarını kendisine bahşedilen akılla öğrenebilmek.
Ayet 34
41|2|34|وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُوا۟ لِءَادَمَ فَسَجَدُوٓا۟ إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰ وَٱسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ
41|2|34|واذ قلنا للمليكه اسجدوا لادم فسجدوا الا ابليس ابي واستكبر وكان من الكفرين
34. Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), ebâ vestekbere ve kâne minel kâfirîn(kâfirîne).
Ve dediğimiz zaman meleklere48: “Secde70 edin Âdem'e50”; öyle ki secde70 ettiler (melekler); iblîs190 dışında; hoşlanmadı/reddetti (iblîs); ve büyüklendi; ve oldu kâfirlerden.
Ahmed Samira: 34 And when We said to the angels: "Prostrate to Adam." So they prostrated except Satan , he refused/hated and became arrogant, and he was from the disbelievers.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | kulna | dediğimiz | قُلْنَا | قول |
| 3 | lilmelaiketi | meleklere | لِلْمَلَائِكَةِ | ملك |
| 4 | scudu | secde edin | اسْجُدُوا | سجد |
| 5 | liademe | Adem'e | لِادَمَ | - |
| 6 | fesecedu | öyle ki secde ettiler | فَسَجَدُوا | سجد |
| 7 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 8 | iblise | iblîs | إِبْلِيسَ | - |
| 9 | eba | hoşlanmadı/reddetti (iblis) | أَبَىٰ | ابي |
| 10 | vestekbera | ve büyüklendi | وَاسْتَكْبَرَ | كبر |
| 11 | ve kane | ve oldu | وَكَانَ | كون |
| 12 | mine | مِنَ | - | |
| 13 | l-kafirine | kâfirlerden | الْكَافِرِينَ | كفر |
Ayet 35
42|2|35|وَقُلْنَا يَٰٓـَٔادَمُ ٱسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ ٱلْجَنَّةَ وَكُلَا مِنْهَا رَغَدًا حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هَٰذِهِ ٱلشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
42|2|35|وقلنا يادم اسكن انت وزوجك الجنه وكلا منها رغدا حيث شيتما ولا تقربا هذه الشجره فتكونا من الظلمين
35. Ve kulnâ yâ âdemuskun ente ve zevcukel cennete ve kulâ minhâ ragaden haysu şi’tumâ ve lâ takrabâ hâzihiş şecerete fe tekûnâ minez zâlimîn(zâlimîne).
Ve dedik: “Ey Âdem50! Mesken edin/otur sen ve eşin cennette*; ve yiyin ikiniz ondan (cennetten) kolaylıkla/rahatlıkla; her neredeyse dilediniz ikiniz; ve yaklaşmayın ikiniz bu ağaca**; öyle ki olursunuz ikiniz zalimlerden257.”
Ahmed Samira: 35 And We said: "You Adam, reside/inhabit you and your wife/spouse the Paradise/treed garden, and you (B) eat from it easily/comfortably where/when you (B) wanted, and do not approach/near (B) this the tree, so you (B) become from the unjust/oppressors."
Notlar
Not 1: *Âdem, eşi ve tüm insanlar olarak bizler yaşadığımız evrene gönderilmeden önce başka bir cennet evreninde yaşamaktaydık. Kolay ve rahat bir şekilde.**Tekil gelmiş bir kelimedir. Dallanmış budaklanmış, ağaç dalları gibi ağ oluşturan. Evrenimizin ağacı kozmik ağdır; maddedir. Ayetten anlarız ki Yüce Allah bizlere bu şeye yaklaşmayı yasaklamıştır.
Ayet 36
43|2|36|فَأَزَلَّهُمَا ٱلشَّيْطَٰنُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ وَقُلْنَا ٱهْبِطُوا۟ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَٰعٌ إِلَىٰ حِينٍ
43|2|36|فازلهما الشيطن عنها فاخرجهما مما كانا فيه وقلنا اهبطوا بعضكم لبعض عدو ولكم في الارض مستقر ومتع الي حين
36. Fe ezellehumâş şeytânu anhâ fe ahrecehumâ mimmâ kânâ fîh(fîhi), ve kulnâhbitû ba’dukum li ba’din aduvv(aduvvun), ve lekum fîl ardı mustekarrun ve metâun ilâ hîn(hînin).
Öyle ki kaydırdı ikisini şeytân29* ondan (cennetten)**; öyle ki çıkardı ikisini içinde olduklarından; ve dedik: “Alçalın193 (insanlar); sizlerin bir kısmı bir kısma bir düşman (olarak); ve sizleredir yerde/yeryüzünde bir kararlı yerleşim; ve bir meta54; bir süreye (kadar).
Ahmed Samira: 36 So the devil made them (B) slip/fall/sin from it, so he brought them (B) out from what they were (B) in it, and We said: "Descend/decline some of you to some (are) an enemy and for you in the earth/Planet Earth (is) settlement and long life/enjoyment to a time ."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | feezellehuma | öyle ki kaydırdı ikisini | فَأَزَلَّهُمَا | زلل |
| 2 | ş-şeytanu | şeytân | الشَّيْطَانُ | شطن |
| 3 | anha | ondan (cennetten) | عَنْهَا | - |
| 4 | fe ehracehuma | öyle ki çıkardı ikisini | فَأَخْرَجَهُمَا | خرج |
| 5 | mimma | مِمَّا | - | |
| 6 | kana | olduklarından | كَانَا | كون |
| 7 | fihi | içinde | فِيهِ | - |
| 8 | ve kulna | ve dedik | وَقُلْنَا | قول |
| 9 | hbitu | alçalın (insanlar) | اهْبِطُوا | هبط |
| 10 | bea'dukum | sizlerin bir kısmı | بَعْضُكُمْ | بعض |
| 11 | libea'din | bir kısma | لِبَعْضٍ | بعض |
| 12 | aduvvun | bir düşman | عَدُوٌّ | عدو |
| 13 | velekum | ve sizleredir | وَلَكُمْ | - |
| 14 | fi | - | فِي | - |
| 15 | l-erdi | yerde/yeryüzünde | الْأَرْضِ | ارض |
| 16 | mustekarrun | bir kararlı yerleşim | مُسْتَقَرٌّ | قرر |
| 17 | ve metaun | ve bir meta | وَمَتَاعٌ | متع |
| 18 | ila | إِلَىٰ | - | |
| 19 | hinin | bir süreye | حِينٍ | حين |
Notlar
Not 1: *İblîs**İblîs cennette bulunan Âdem ve eşine bulunduğu paralel evrenden fısıldayarak onları kandırmış ve cennetten çıkmalarına neden olmuştur.
Ayet 37
44|2|37|فَتَلَقَّىٰٓ ءَادَمُ مِن رَّبِّهِۦ كَلِمَٰتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
44|2|37|فتلقي ادم من ربه كلمت فتاب عليه انه هو التواب الرحيم
37. Fe telekkâ âdemu min rabbihî kelimâtin fe tâbe aleyh(aleyhi), innehu huvet tevvâbur rahîm(rahîmu).
Öyle ki kavuştu/karşılaştı Âdem50 Rabbinden4 kelimelere; öyle ki tevbe33 etti (Allah) ona (Âdem’e); doğrusu O (Allah); O’dur Tevvâb191; Rahîm2.
Ahmed Samira: 37 So Adam received from his Lord words/expressions, so (He) forgave on him, that He is, He is the forgiver , the most merciful .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fetelekka | öyle ki kavuştu/karşılaştı | فَتَلَقَّىٰ | لقي |
| 2 | ademu | Âdem | ادَمُ | - |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | rabbihi | Rabbinden | رَبِّهِ | ربب |
| 5 | kelimatin | kelimelere | كَلِمَاتٍ | كلم |
| 6 | fetabe | öyle ki tevbe etti (Allah) | فَتَابَ | توب |
| 7 | aleyhi | ona | عَلَيْهِ | - |
| 8 | innehu | doğrusu O | إِنَّهُ | - |
| 9 | huve | O’dur | هُوَ | - |
| 10 | t-tevvabu | Tevvâb | التَّوَّابُ | توب |
| 11 | r-rahimu | Rahîm | الرَّحِيمُ | رحم |
Ayet 38
45|2|38|قُلْنَا ٱهْبِطُوا۟ مِنْهَا جَمِيعًا فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّى هُدًى فَمَن تَبِعَ هُدَاىَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
45|2|38|قلنا اهبطوا منها جميعا فاما ياتينكم مني هدي فمن تبع هداي فلا خوف عليهم ولا هم يحزنون
38. Kulnâhbitû minhâ cemîa(cemîan), fe immâ ye’tiyennekum minnî hudenfe men tebia hudâye fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Dedik: “Alçalın193 oradan (cennetten) topluca; öyle ki geldiği* zaman sizlere benden doğru yola bir kılavuz192; öyle ki kim tabi oldu doğru yola kılavuzuma192; öyle ki yoktur bir korku onlara; ve onlar hüzünlenmezler.”
Ahmed Samira: 38 We said: "Drop/decline from it, all together , so when a guidance from Me comes to you, so who followed My guidance, so no fear/fright on them and nor they be sad/grieving."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| # | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
| 1 | kulna | dedik | قُلْنَا | قول |
| 2 | hbitu | alçalın | اهْبِطُوا | هبط |
| 3 | minha | oradan (cennetten) | مِنْهَا | - |
| 4 | cemian | topluca | جَمِيعًا | جمع |
| 5 | fe imma | öyle ki zaman | فَإِمَّا | - |
| 6 | ye'tiyennekum | geldiği | يَأْتِيَنَّكُمْ | اتي |
| 7 | minni | benden | مِنِّي | - |
| 8 | huden | doğru yola bir kılavuz | هُدًى | هدي |
| 9 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 10 | tebia | tabi oldu | تَبِعَ | تبع |
| 11 | hudaye | doğru yola kılavuzuma | هُدَايَ | هدي |
| 12 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 13 | havfun | bir korku | خَوْفٌ | خوف |
| 14 | aleyhim | onlara | عَلَيْهِمْ | - |
| 15 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 16 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 17 | yehzenune | hüzünlenmezler | يَحْزَنُونَ | حزن |
Notlar
Not 1: *Yüce Allah alçak bir evrene indirilen ve yeniden bir sınava tabi tutulan, 2. bir şans verilen insanları doğru yola kılavuzlayacak olan kutsal kitaplar indireceğini açıkta bildirmektedir. Kim bu kutsal kitaplara uyarsa, tabi olursa 2. şansında hata yapmadan başarılı olur. Cennetlere girmeyi hak eder.
Ayet 39
46|2|39|وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
46|2|39|والذين كفروا وكذبوا بايتنا اوليك اصحب النار هم فيها خلدون
39. Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbun nâr(nârı), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Ve kimseler (ki) kâfirlik25 ettiler; ve yalanladılar195 ayetlerimizi; işte bunlar; ateş ashâbıdır194; onlar orada* ölümsüzlerdir185.
Ahmed Samira: 39 And those who disbelieved and denied with Our verses/evidences , those are the fire’s owners/company, they (are) in it immortally/eternally .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 2 | keferu | kâfirlik ettiler | كَفَرُوا | كفر |
| 3 | ve kezzebu | ve yalanladılar | وَكَذَّبُوا | كذب |
| 4 | biayatina | ayetlerimizi | بِايَاتِنَا | ايي |
| 5 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 6 | eshabu | ashâbıdır | أَصْحَابُ | صحب |
| 7 | n-nari | ateş | النَّارِ | نور |
| 8 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 9 | fiha | orada (cehennemde) | فِيهَا | - |
| 10 | halidune | ölümsüzlerdir. | خَالِدُونَ | خلد |
Notlar
Not 1: *Cehennemde.
Ayet 40
47|2|40|يَٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتِىَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَوْفُوا۟ بِعَهْدِىٓ أُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَإِيَّٰىَ فَٱرْهَبُونِ
47|2|40|يبني اسريل اذكروا نعمتي التي انعمت عليكم واوفوا بعهدي اوف بعهدكم وايي فارهبون
40. Yâ benî isrâîlezkurû ni’metiyelletî en’amtu aleykum ve evfû bi ahdî ûfi bi ahdikum ve iyyâye ferhebûn(ferhebûne).
Ey İsrâîloğulları197! Hatırlayın nimetimi; ki nimet verdim üzerinize; ve tutun ahdimi187; tutarım (ben) ahdinizi*; ve ancak** bana; öyle ki rahbet1016 duyun bana.
Ahmed Samira: 40 You Israel’s sons and daughters , remember My blessing , which I blessed on you, and fulfill/complete with My promise/contract , I fulfill/complete with your promise/contract , and (only) Me so be terrified/monkish of Me .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya beni | ey oğulları | يَابَنِي | بني |
| 2 | israile | İsrail | إِسْرَائِيلَ | - |
| 3 | zkuru | hatırlayın | اذْكُرُوا | ذكر |
| 4 | nia'metiye | nimetimi | نِعْمَتِيَ | نعم |
| 5 | lleti | ki | الَّتِي | - |
| 6 | en'amtu | nimetlendirdim | أَنْعَمْتُ | نعم |
| 7 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 8 | ve evfu | ve tutun | وَأَوْفُوا | وفي |
| 9 | biahdi | ahdimi | بِعَهْدِي | عهد |
| 10 | ufi | tutarım | أُوفِ | وفي |
| 11 | biahdikum | ahdinizi | بِعَهْدِكُمْ | عهد |
| 12 | ve iyyaye | ve ancak bana | وَإِيَّايَ | - |
| 13 | ferhebuni | öyle ki rahbet duyun bana | فَارْهَبُونِ | رهب |
Notlar
Not 1: *İnsanlar Yüce Allah'a olan sözlerini tutarlarsa Yüce Allah da mutlak ki onlara olan ahdini yerine getirir; hak edeni cennetlerine sokar.**Dışlama vurgusu.
Ayet 41
48|2|41|وَءَامِنُوا۟ بِمَآ أَنزَلْتُ مُصَدِّقًا لِّمَا مَعَكُمْ وَلَا تَكُونُوٓا۟ أَوَّلَ كَافِرٍۭ بِهِۦ وَلَا تَشْتَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِى ثَمَنًا قَلِيلًا وَإِيَّٰىَ فَٱتَّقُونِ
48|2|41|وامنوا بما انزلت مصدقا لما معكم ولا تكونوا اول كافر به ولا تشتروا بايتي ثمنا قليلا وايي فاتقون
41. Ve âminû bi mâ enzeltu musaddikan li mâ meakum ve lâ tekûnû evvele kâfirin bih(bîhî), ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlen ve iyyâye fettekûni.
Ve iman47 edin indirdiğime (Kur'ân'a); bir musaddıktır140 sizlerin yanındakine (Tevrât’a); ve olmayın ilk kâfir25 ona*; ve satmayın ayetlerimi az bir fiyata; ve sadece bana; öyle ki takvalı21 olun (sadece) bana.
Ahmed Samira: 41 And believe with what I descended, confirming to what (is) with you, and do not be (the) first disbeliever with it, and do not buy/volunteer with My verses/evidences a small/little price, and (only) Me, so fear and obey Me.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve aminu | ve iman edin | وَامِنُوا | امن |
| 2 | bima | بِمَا | - | |
| 3 | enzeltu | indirdiğime | أَنْزَلْتُ | نزل |
| 4 | musaddikan | bir musaddik | مُصَدِّقًا | صدق |
| 5 | lima | لِمَا | - | |
| 6 | meakum | sizlerin yanındakine (Tevrat’a) | مَعَكُمْ | - |
| 7 | ve la | وَلَا | - | |
| 8 | tekunu | ve olmayın | تَكُونُوا | كون |
| 9 | evvele | ilk | أَوَّلَ | اول |
| 10 | kafirin | kâfir | كَافِرٍ | كفر |
| 11 | bihi | ona (Kur’an’a) | بِهِ | - |
| 12 | ve la | وَلَا | - | |
| 13 | teşteru | ve satmayın | تَشْتَرُوا | شري |
| 14 | biayati | ayetlerimi | بِايَاتِي | ايي |
| 15 | semenen | bir fiyata | ثَمَنًا | ثمن |
| 16 | kalilen | az | قَلِيلًا | قلل |
| 17 | ve iyyaye | ve sadece bana | وَإِيَّايَ | - |
| 18 | fettekuni | öyle ki takvalı onu bana | فَاتَّقُونِ | وقي |
Notlar
Not 1: *Kur’ân’a.
Ayet 42
49|2|42|وَلَا تَلْبِسُوا۟ ٱلْحَقَّ بِٱلْبَٰطِلِ وَتَكْتُمُوا۟ ٱلْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ
49|2|42|ولا تلبسوا الحق بالبطل وتكتموا الحق وانتم تعلمون
42. Ve lâ telbisûl hakka bil bâtılı ve tektumûl hakka ve entum ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve elbise giydirir gibi örtmeyin/katıştırmayın hakkı/gerçeği batılla199; ve gizlemeyin hakkı/gerçeği; ve sizler bilirsiniz (de bunu).
Ahmed Samira: 42 And do not confuse/mix/cover the correct/truth with the falsehood, and you hide/conceal the correct/truth and you are knowing.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 2 | telbisu | elbise giydirir gibi örtmeyin/katıştırmayın | تَلْبِسُوا | لبس |
| 3 | l-hakka | hakkı/gerçeği | الْحَقَّ | حقق |
| 4 | bil-batili | batılla | بِالْبَاطِلِ | بطل |
| 5 | ve tektumu | ve gizlemeyin | وَتَكْتُمُوا | كتم |
| 6 | l-hakka | hakkı | الْحَقَّ | حقق |
| 7 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 8 | tea'lemune | bilirsiniz | تَعْلَمُونَ | علم |
Ayet 43
50|2|43|وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱرْكَعُوا۟ مَعَ ٱلرَّٰكِعِينَ
50|2|43|واقيموا الصلوه واتوا الزكوه واركعوا مع الركعين
43. Ve ekîmûs salâte ve âtûz zekâte verkeû mear râkiîn(râkiîne).
Ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; ve rükû11 edin rükû11 edenlerle birlikte.
Ahmed Samira: 43 And keep up/take care of the prayers and give/bring the charity/purification and bow with the bowing.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 2 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 3 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 4 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 5 | verkeu | ve rükû edin | وَارْكَعُوا | ركع |
| 6 | mea | birlikte | مَعَ | - |
| 7 | r-rakiiyne | rükû edenlerle | الرَّاكِعِينَ | ركع |
Notlar
Not: ‘rkeu’ kelimesi kökü (ركع) reverans/selam ya da teşekkür anlamına eğilme ya da diz kırma biçiminde yapılan hareket (bow), diz çökmek (kneel), teslim olmak/kabullenmek (submit), dize gelmek (surrender), olup namazda başı ve omurgayı eğmek (rüku etmek) (bow in pray), alçakgönüllülük ve kibirden yoksun olmayı belirtmek için başı eğmek (ibadette veya başka durumlarda) (to denote humility and self-abasement either in worship or in other cases.), yaşlanmaya bağlı başın eğilmesi (he lowered his head and he (an old man) bowed himself, or bent himself, or became bowed or bent, by reason of age), yorgun devenin başını eğmesi, hurma ağacının eğilmesi, zengin birisinin daha sonradan fakirleşmesi sonrası önceki yeterliliğini, durumunun azalması, alçalması) anlamındadır. Lane's Lexicon, page 1153 (of 3039)
Ayet 44
51|2|44|أَتَأْمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلْبِرِّ وَتَنسَوْنَ أَنفُسَكُمْ وَأَنتُمْ تَتْلُونَ ٱلْكِتَٰبَ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
51|2|44|اتامرون الناس بالبر وتنسون انفسكم وانتم تتلون الكتب افلا تعقلون
44. E te’murûnen nâse bil birri ve tensevne enfusekum ve entum tetlûnel kitâb(kitâbe) e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).
İnsanlara dürüstlüğü mü emredersiniz200? Ve unutursunuz nefislerinizi201; ve sizler okursunuz (da) kitabı*; öyle ki akletmez562 misiniz?
Ahmed Samira: 44 Do you order the people with the righteousness/charitability and you forget yourselves, and you are reading/reciting The Book , do you not reason/understand/comprehend?
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ete'murune | emreder misiniz? | أَتَأْمُرُونَ | امر |
| 2 | n-nase | insanlara | النَّاسَ | نوس |
| 3 | bil-birri | dürüstlüğü | بِالْبِرِّ | برر |
| 4 | ve tensevne | ve unutursunuz | وَتَنْسَوْنَ | نسي |
| 5 | enfusekum | nefislerinizi | أَنْفُسَكُمْ | نفس |
| 6 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 7 | tetlune | okursunuz | تَتْلُونَ | تلو |
| 8 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 9 | efela | öyle ki | أَفَلَا | - |
| 10 | tea'kilune | akletmez misiniz? | تَعْقِلُونَ | عقل |
Notlar
Not 1: *Tevrat
Ayet 45
52|2|45|وَٱسْتَعِينُوا۟ بِٱلصَّبْرِ وَٱلصَّلَوٰةِ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى ٱلْخَٰشِعِينَ
52|2|45|واستعينوا بالصبر والصلوه وانها لكبيره الا علي الخشعين
45. Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).
Ve yardım/destek isteyin sabırla51; ve salâtla5; ve doğrusu o (salât) mutlak bir büyüktür (yüktür); dışındadır haşyetliler/huşulular53 üzerine (olanı).
Ahmed Samira: 45 And seek support with the patience and the prayers and that it truly is a great/burden (E) except on the humble .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vesteiynu | ve yardım/destek isteyin | وَاسْتَعِينُوا | عون |
| 2 | bis-sabri | sabırla | بِالصَّبْرِ | صبر |
| 3 | ve ssalati | ve salatla | وَالصَّلَاةِ | صلو |
| 4 | ve inneha | ve doğrusu o (salat) | وَإِنَّهَا | - |
| 5 | lekebiratun | mutlak bir büyüktür(yüktür) | لَكَبِيرَةٌ | كبر |
| 6 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 7 | ala | üzerine (olan) | عَلَى | - |
| 8 | l-haşiiyne | haşyet | الْخَاشِعِينَ | خشع |
Ayet 46
53|2|46|ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَٰقُوا۟ رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَٰجِعُونَ
53|2|46|الذين يظنون انهم ملقوا ربهم وانهم اليه رجعون
46. Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
Kimseler (ki) zannederler/varsayarlar ki onlar karşılaşanlardır* Rablerine4; ve ki onlar O'na dönenlerdir.
Ahmed Samira: 46 Those who suppose/think that they are meeting their lord and that they are to Him returning.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | yezunnune | varsayarlar | يَظُنُّونَ | ظنن |
| 3 | ennehum | ki onlar | أَنَّهُمْ | - |
| 4 | mulaku | karşılaşanlar | مُلَاقُو | لقي |
| 5 | rabbihim | Rablerine | رَبِّهِمْ | ربب |
| 6 | ve ennehum | ve ki onlar | وَأَنَّهُمْ | - |
| 7 | ileyhi | O'na | إِلَيْهِ | - |
| 8 | raciune | dönenler | رَاجِعُونَ | رجع |
Notlar
Not 1: *Rablerinin huzuruna çıkacaklarını ve hesap vereceklerini varsayarak sürekli olarak Rablerine dönerler.
Ayet 47
54|2|47|يَٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتِىَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّى فَضَّلْتُكُمْ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ
54|2|47|يبني اسريل اذكروا نعمتي التي انعمت عليكم واني فضلتكم علي العلمين
47. Yâ benî isrâîlezkurû ni’metiyelletî en’amtu aleykum ve ennî faddaltukum alel âlemîn(âlemîne).
Ey İsrâîloğulları197! Hatırlayın nimetimi ki nimet verdim üzerinize; ve doğrusu ben faziletli202 kıldım sizleri âlemler203* üzerine.
Ahmed Samira: 47 You Israel’s sons and daughters, mention/remember My blessing that I blessed on you, and that I preferred/favoured you on the creations altogether/(universes) .
Notlar
Not 1: *Bu ayette dünya hayatının farklı çağları/zamanları işaret edilmiştir. Yoksa İsrâîloğulları evrenin her yerindeki yaşamlara fazlalıklı kılınmıştır demek değildir.
Ayet 48
55|2|48|وَٱتَّقُوا۟ يَوْمًا لَّا تَجْزِى نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْـًٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَٰعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
55|2|48|واتقوا يوما لا تجزي نفس عن نفس شيا ولا يقبل منها شفعه ولا يوخذ منها عدل ولا هم ينصرون
48. Vettekû yevmen lâ teczî nefsun an nefsin şey’en ve lâ yukbelu minhâ şefâatun ve lâ yu’hazu minhâ adlun ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).
Ve takvalı21 olun bir güne242 (ki) cezalandırılmaz63 bir nefis201 bir nefisten201 bir şey; ve kabul edilmez ondan* bir şefaat222; ve alınmaz ondan* bir telafi/tazmin; ve onlar yardım edilir değillerdir.
Ahmed Samira: 48 And fear a day/time, no self rewards/substitutes from a self a thing, and no mediation (is to) be accepted/received from it, and no ransom/redemption (is to) be taken from it, and nor they be given victory .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 2 | yevmen | bir güne | يَوْمًا | يوم |
| 3 | la | لَا | - | |
| 4 | teczi | ceza/karşılık almaz | تَجْزِي | جزي |
| 5 | nefsun | bir nefis | نَفْسٌ | نفس |
| 6 | an | عَنْ | - | |
| 7 | nefsin | bir nefisten | نَفْسٍ | نفس |
| 8 | şey'en | bir şey | شَيْئًا | شيا |
| 9 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 10 | yukbelu | kabul edilmez | يُقْبَلُ | قبل |
| 11 | minha | ondan (nefisten) | مِنْهَا | - |
| 12 | şefaatun | bir şefaat | شَفَاعَةٌ | شفع |
| 13 | ve la | وَلَا | - | |
| 14 | yu'hazu | ve alınmaz | يُؤْخَذُ | اخذ |
| 15 | minha | ondan (nefisten) | مِنْهَا | - |
| 16 | adlun | bir telafi/tazmin | عَدْلٌ | عدل |
| 17 | ve la | ve değildir | وَلَا | - |
| 18 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 19 | yunsarune | yardım edilir | يُنْصَرُونَ | نصر |
Notlar
Not 1: *Nefisten.
Ayet 49
56|2|49|وَإِذْ نَجَّيْنَٰكُم مِّنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبْنَآءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَآءَكُمْ وَفِى ذَٰلِكُم بَلَآءٌ مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ
56|2|49|واذ نجينكم من ال فرعون يسومونكم سو العذاب يذبحون ابناكم ويستحيون نساكم وفي ذلكم بلا من ربكم عظيم
49. Ve iz necceynâkum min âli fir’avne yesûmûnekum sûel azâbi yuzebbihûne ebnâekum ve yestahyûne nisâekum ve fî zâlikum belâun min rabbikum azîm(azîmun).
Ve kurtardığımız zaman sizleri firavun ailesinden/taraftarlarından; uygulamaya koyarlarken sizlere kötü/fena azabı; boğazlarlarken oğullarınızı; ve sağ/canlı bırakırlarken kadınlarınızı; ve bundadır Rabbinizden4 büyük bir bela256.
Ahmed Samira: 49 And when/where We saved/rescued you, from Pharaoh’s family, they burden/impose upon you (with) the torture’s evil (worst), they slaughter your sons and they shame your women, and in that (is) a great test from your Lord.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | necceynakum | kurtardığımız sizleri | نَجَّيْنَاكُمْ | نجو |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | ali | ailesinden/yakınlarından | الِ | اول |
| 5 | fir'avne | firavun | فِرْعَوْنَ | - |
| 6 | yesumunekum | uygulamaya koyarlar sizlere | يَسُومُونَكُمْ | سوم |
| 7 | su'e | kötü/fena | سُوءَ | سوا |
| 8 | l-azabi | azabı | الْعَذَابِ | عذب |
| 9 | yuzebbihune | boğazlarlar | يُذَبِّحُونَ | ذبح |
| 10 | ebna'ekum | oğullarınızı | أَبْنَاءَكُمْ | بني |
| 11 | ve yestehyune | ve sağ bırakırlar | وَيَسْتَحْيُونَ | حيي |
| 12 | nisa'ekum | kadınlarınızı | نِسَاءَكُمْ | نسو |
| 13 | ve fi | ve | وَفِي | - |
| 14 | zalikum | bundadır | ذَٰلِكُمْ | - |
| 15 | bela'un | bir bela | بَلَاءٌ | بلو |
| 16 | min | مِنْ | - | |
| 17 | rabbikum | Rabbinizden | رَبِّكُمْ | ربب |
| 18 | azimun | bir büyük | عَظِيمٌ | عظم |
Ayet 50
57|2|50|وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ ٱلْبَحْرَ فَأَنجَيْنَٰكُمْ وَأَغْرَقْنَآ ءَالَ فِرْعَوْنَ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ
57|2|50|واذ فرقنا بكم البحر فانجينكم واغرقنا ال فرعون وانتم تنظرون
50. Ve iz faraknâ bikumul bahre fe enceynâkum ve agraknâ âle fir’avne ve entum tenzurûn(tenzurûne).
Ve yardığımız zaman sizlere bol suyu236; böylece kurtardık sizleri; ve batırdık firavun ailesini/taraftarlarını; ve sizler bakarken*.
Ahmed Samira: 50 And when/where We separated with you the sea , so We saved/rescued you, and We drowned/sunk Pharaoh’s people and (while) you are looking/watching .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | ferakna | yardık | فَرَقْنَا | فرق |
| 3 | bikumu | sizlere | بِكُمُ | - |
| 4 | l-behra | bol suyu | الْبَحْرَ | بحر |
| 5 | feenceynakum | böylece kurtardık sizleri | فَأَنْجَيْنَاكُمْ | نجو |
| 6 | ve egrakna | ve batırdık | وَأَغْرَقْنَا | غرق |
| 7 | ale | ailesini/taraftarlarını | الَ | اول |
| 8 | fir'avne | firavun | فِرْعَوْنَ | - |
| 9 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 10 | tenzurune | görür (-ken) | تَنْظُرُونَ | نظر |
Notlar
Not 1: *Gözlerinizle bakıyordunuz, görüyordunuz, tanık oluyordunuz.
Ayet 51
58|2|51|وَإِذْ وَٰعَدْنَا مُوسَىٰٓ أَرْبَعِينَ لَيْلَةً ثُمَّ ٱتَّخَذْتُمُ ٱلْعِجْلَ مِنۢ بَعْدِهِۦ وَأَنتُمْ ظَٰلِمُونَ
58|2|51|واذ وعدنا موسي اربعين ليله ثم اتخذتم العجل من بعده وانتم ظلمون
51. Ve iz vâadnâ mûsâ erbaîne leyleten summettehaztumul icle min ba’dihî ve entum zâlimûn(zâlimûne).
Ve vaat ettiğimiz* zaman Musa’ya kırk gece**; sonra tuttunuz/edindiniz buzağıyı258 onun (Musa’nın) ardından; ve sizler zalimlersiniz257.
Ahmed Samira: 51 And when/where We promised Moses forty nights, then you took the calf from after him, and you are unjust/oppressive.
Notlar
Not 1: *Çoğul olarak gelmiştir. Anlarız ki Yüce Allah'ın vaadi Cibrîl benzeri şerefli elçiler tarafından yerine getirilmiştir. **Musa peygamber 40 gece boyunca yalnız kalmış ve kendisine indirilen vahye odaklanmıştır.
Ayet 52
59|2|52|ثُمَّ عَفَوْنَا عَنكُم مِّنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
59|2|52|ثم عفونا عنكم من بعد ذلك لعلكم تشكرون
52. Summe afevnâ ankum min ba’di zâlike leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Sonra affettik sizleri bunun ardından; belki sizler şükredersiniz43.
Ahmed Samira: 52 Then We forgave on you from after that, maybe you thank/be grateful.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 2 | afevna | affettik | عَفَوْنَا | عفو |
| 3 | ankum | sizi | عَنْكُمْ | - |
| 4 | min | مِنْ | - | |
| 5 | bea'di | ardından | بَعْدِ | بعد |
| 6 | zalike | bunun | ذَٰلِكَ | - |
| 7 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 8 | teşkurune | şükredersiniz | تَشْكُرُونَ | شكر |
Ayet 53
60|2|53|وَإِذْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
60|2|53|واذ اتينا موسي الكتب والفرقان لعلكم تهتدون
53. Ve iz âteynâ mûsâl kitâbe vel furkâne leallekum tehtedûn(tehtedûne).
Ve verdiğimiz*zaman Musa'ya kitap** ve furkan259; belki sizler doğru yola kılavuzlanırsınız.
Ahmed Samira: 53 And when We gave Moses The Book and the Separator of Right and Wrong , maybe you (will) be guided.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | ateyna | verdik | اتَيْنَا | اتي |
| 3 | musa | Musa'ya | مُوسَى | - |
| 4 | l-kitabe | kitap | الْكِتَابَ | كتب |
| 5 | velfurkane | ve furkan | وَالْفُرْقَانَ | فرق |
| 6 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 7 | tehtedune | doğru yola kılavuzlanırsınız | تَهْتَدُونَ | هدي |
Notlar
Not 1: *Anlaşılır ki Tevrat 40 gecede indirilmiştir. **Tevrat
Ayet 54
61|2|54|وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦ يَٰقَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنفُسَكُم بِٱتِّخَاذِكُمُ ٱلْعِجْلَ فَتُوبُوٓا۟ إِلَىٰ بَارِئِكُمْ فَٱقْتُلُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ عِندَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
61|2|54|واذ قال موسي لقومه يقوم انكم ظلمتم انفسكم باتخاذكم العجل فتوبوا الي باريكم فاقتلوا انفسكم ذلكم خير لكم عند باريكم فتاب عليكم انه هو التواب الرحيم
54. Ve iz kâle mûsâ li kavmihî yâ kavmi innekum zalemtum enfusekum bittihâzikumul icle fe tûbû ilâ bâriikum faktulû enfusekum zâlikum hayrun lekum inde bâriikum fe tâbe aleykum innehu huvet tevvâbur rahîm(rahîmu).
Ve dediği zaman Musa kavmine: “Ey kavmim! Doğrusu sizler zulmettiniz257 nefislerinize201; tutmanızla/edinmenizle buzağıyı258; öyle ki tevbe33 edin yaratıcınıza doğru; öyle ki katledin35 nefislerinizi201; işte bu; yaratıcınız indinde/katında bir hayırdır sizlere; öyle ki tevbe33 etti (Allah) sizlere; doğrusu O; O’dur Tevvâb191; Rahîm2.
Ahmed Samira: 54 And when Moses said to his nation: "You my nation, that you caused injustice to yourselves, because (of) your taking the calf (to worship), so repent to your creator , so fight/kill yourselves, that is best for you at your creator ." So, He forgave on you, that He is the forgiver , the most merciful .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 3 | musa | Musa | مُوسَىٰ | - |
| 4 | likavmihi | kavmine | لِقَوْمِهِ | قوم |
| 5 | ya kavmi | ey kavmim! | يَا قَوْمِ | قوم |
| 6 | innekum | doğrusu sizler | إِنَّكُمْ | - |
| 7 | zelemtum | zulmettiniz | ظَلَمْتُمْ | ظلم |
| 8 | enfusekum | nefislerinize | أَنْفُسَكُمْ | نفس |
| 9 | biattihazikumu | tutmanızla/edinmenizle | بِاتِّخَاذِكُمُ | اخذ |
| 10 | l-icle | buzağıyı | الْعِجْلَ | عجل |
| 11 | fetubu | öyle ki tevbe edin | فَتُوبُوا | توب |
| 12 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 13 | bariikum | yaratıcınıza | بَارِئِكُمْ | برا |
| 14 | fektulu | öyle ki katledin | فَاقْتُلُوا | قتل |
| 15 | enfusekum | nefislerinizi | أَنْفُسَكُمْ | نفس |
| 16 | zalikum | bu | ذَٰلِكُمْ | - |
| 17 | hayrun | bir hayırdır | خَيْرٌ | خير |
| 18 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 19 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 20 | bariikum | yaratıcınız | بَارِئِكُمْ | برا |
| 21 | fetabe | öyle ki tevbe etti/döndü/vazgeçti | فَتَابَ | توب |
| 22 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 23 | innehu | doğrusu O | إِنَّهُ | - |
| 24 | huve | O | هُوَ | - |
| 25 | t-tevvabu | Tevvâb’tır | التَّوَّابُ | توب |
| 26 | r-rahimu | Rahîm’dir. | الرَّحِيمُ | رحم |
Ayet 55
62|2|55|وَإِذْ قُلْتُمْ يَٰمُوسَىٰ لَن نُّؤْمِنَ لَكَ حَتَّىٰ نَرَى ٱللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْكُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ
62|2|55|واذ قلتم يموسي لن نومن لك حتي نري الله جهره فاخذتكم الصعقه وانتم تنظرون
55. Ve iz kultum yâ mûsâ len nu’mine leke hattâ nerallâhe cehreten fe ehazetkumus sâikatu ve entum tenzurûn(tenzurûne).
Ve dediğiniz zaman: “Ey Musa! Asla iman etmeyiz sana; ta ki görürüz Allah'ı perdesiz/açıkça; öyle ki yakaladı sizleri yıldırım260; ve sizler bakarken*.
Ahmed Samira: 55 And when you said: "You, Moses, we will never believe to you until we see God openly , so the death/cry of torture took/punished you, and you are looking/watching .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | kultum | dediniz | قُلْتُمْ | قول |
| 3 | ya musa | ey Musa! | يَا مُوسَىٰ | - |
| 4 | len | asla | لَنْ | - |
| 5 | nu'mine | iman etmeyiz | نُؤْمِنَ | امن |
| 6 | leke | sana | لَكَ | - |
| 7 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 8 | nera | görürüz | نَرَى | راي |
| 9 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 10 | cehraten | perdesiz/açıkça | جَهْرَةً | جهر |
| 11 | Feehazetkumu | öyle ki yakaladı sizleri | فَأَخَذَتْكُمُ | اخذ |
| 12 | s-saikatu | yıldırım | الصَّاعِقَةُ | صعق |
| 13 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 14 | tenzurune | bakarsınız | تَنْظُرُونَ | نظر |
Notlar
Not 1: *Gözlerinizle bakıyordunuz, görüyordunuz, tanık oluyordunuz.
Ayet 56
63|2|56|ثُمَّ بَعَثْنَٰكُم مِّنۢ بَعْدِ مَوْتِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
63|2|56|ثم بعثنكم من بعد موتكم لعلكم تشكرون
56. Summe beasnâkum min ba’di mevtikum leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Sonra ayılttık* sizleri ölümünüzün/bilinçsizliğinizin** ardından; belki sizler şükredersiniz43.
Ahmed Samira: 56 Then We revived/resurrected you from after your death/lifelessness , maybe you thank/be grateful.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 2 | beasnakum | ayılttık sizleri | بَعَثْنَاكُمْ | بعث |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | bea'di | ardından | بَعْدِ | بعد |
| 5 | mevtikum | ölümünüzün | مَوْتِكُمْ | موت |
| 6 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 7 | teşkurune | şükredersiniz | تَشْكُرُونَ | شكر |
Notlar
Not 1: *Bayılan kimselerin ayılması, bilinçlerinin kendine gelmesi. **Yakınlarına yıldırım düşmesi nedeniyle baygınlık geçiren, bilinçlerini kaybeden kimseler.
Ayet 57
64|2|57|وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ ٱلْغَمَامَ وَأَنزَلْنَا عَلَيْكُمُ ٱلْمَنَّ وَٱلسَّلْوَىٰ كُلُوا۟ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقْنَٰكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
64|2|57|وظللنا عليكم الغمام وانزلنا عليكم المن والسلوي كلوا من طيبت ما رزقنكم وما ظلمونا ولكن كانوا انفسهم يظلمون
57. Ve zallelnâ aleykumul gamâme ve enzelnâ aleykumul menne ves selvâ kulû min tayyibâti mâ razaknâkum ve mâ zalemûnâ ve lâkin kânû enfusehum yazlimûn(yazlimûne).
Ve gölgelendirdik üzerinize bulutu264; ve indirdik üzerinize menne262; ve bıldırcın263; yiyin rızıklandırdığımızın güzellerinden sizleri; ve zulmetmiş* değillerdi bize; fakat oldular nefislerine201 zulmederler257.
Ahmed Samira: 57 And We overshadowed on you the clouds , and We descended on you the mana (sweet gluey substance) and the quails/amusement . Eat from (the) goodness (of) what We provided for you , and they did not cause injustice to Us, and but they were (to) themselves causing injustice.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve zellelna | ve gölgelendirdik | وَظَلَّلْنَا | ظلل |
| 2 | aleykumu | üzerinize | عَلَيْكُمُ | - |
| 3 | l-gamame | bulutu | الْغَمَامَ | غمم |
| 4 | ve enzelna | ve indirdik | وَأَنْزَلْنَا | نزل |
| 5 | aleykumu | üzerinize | عَلَيْكُمُ | - |
| 6 | l-menne | menne | الْمَنَّ | منن |
| 7 | ve sselva | ve bıldırcın | وَالسَّلْوَىٰ | سلو |
| 8 | kulu | yiyin | كُلُوا | اكل |
| 9 | min | مِنْ | - | |
| 10 | tayyibati | güzellerden | طَيِّبَاتِ | طيب |
| 11 | ma | مَا | - | |
| 12 | razeknakum | rızıklandırdığımızın sizleri | رَزَقْنَاكُمْ | رزق |
| 13 | ve ma | ve değildi | وَمَا | - |
| 14 | zelemuna | zulmettiler bize | ظَلَمُونَا | ظلم |
| 15 | velakin | fakat | وَلَٰكِنْ | - |
| 16 | kanu | oldular | كَانُوا | كون |
| 17 | enfusehum | nefislerine | أَنْفُسَهُمْ | نفس |
| 18 | yezlimune | zulmederler | يَظْلِمُونَ | ظلم |
Notlar
Not 1: *İnsan Yüce Allah'a ne zarar verebilir ne de fayda verebilir. Hiçbir etkide bulunamaz. İnsan ne yaparsa kendine yapar. Yüce Allah'a şirk koşarak, O'na ortak koşarak ancak kendine zulmeder.
Ayet 58
65|2|58|وَإِذْ قُلْنَا ٱدْخُلُوا۟ هَٰذِهِ ٱلْقَرْيَةَ فَكُلُوا۟ مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَدًا وَٱدْخُلُوا۟ ٱلْبَابَ سُجَّدًا وَقُولُوا۟ حِطَّةٌ نَّغْفِرْ لَكُمْ خَطَٰيَٰكُمْ وَسَنَزِيدُ ٱلْمُحْسِنِينَ
65|2|58|واذ قلنا ادخلوا هذه القريه فكلوا منها حيث شيتم رغدا وادخلوا الباب سجدا وقولوا حطه نغفر لكم خطيكم وسنزيد المحسنين
58. Ve iz kulnâdhulû hâzihil karyete fe kulû minhâ haysu şi’tum ragaden vedhulûl bâbe succeden ve kûlû hıttatun nagfir lekum hatâyâkum ve senezîdul muhsinîn(muhsinîne).
Ve dediğimiz zaman: “Girin şu kente; öyle ki yiyin oradan; her yerde; dilediğiniz (gibi) bolca; ve girin kapıdan secde12 edenler (olarak)”; ve deyin: “Hitta/günahlardan-hatalardan bir arınma”; bağışlarız sizlere hatalarınızı; ve ziyade edeceğiz/artıracağız güzel davrananlara.
Ahmed Samira: 58 And when We said: "Enter this village/urban city, so eat from it where/when you willed/wanted easily/comfortably and enter the door/entrance prostrating and say humility/forgiveness (be humble) ,We (will) forgive for you your sins/wrongs/mistakes , and We will increase the good doers .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | kulna | dedik | قُلْنَا | قول |
| 3 | dhulu | girin | ادْخُلُوا | دخل |
| 4 | hazihi | şu | هَٰذِهِ | - |
| 5 | l-karyete | kente | الْقَرْيَةَ | قري |
| 6 | fekulu | öyle ki yiyin | فَكُلُوا | اكل |
| 7 | minha | oradan | مِنْهَا | - |
| 8 | haysu | her yerde | حَيْثُ | حيث |
| 9 | şi'tum | dilediğiniz (gibi) | شِئْتُمْ | شيا |
| 10 | ragaden | bolca | رَغَدًا | رغد |
| 11 | vedhulu | ve girin | وَادْخُلُوا | دخل |
| 12 | l-babe | kapıdan | الْبَابَ | بوب |
| 13 | succeden | secde edenler (olarak) | سُجَّدًا | سجد |
| 14 | ve kulu | ve deyin | وَقُولُوا | قول |
| 15 | hittatun | hitta/günahlardan-hatalardan bir arınma/ | حِطَّةٌ | حطط |
| 16 | negfir | bağışlarız | نَغْفِرْ | غفر |
| 17 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 18 | hatayakum | hatalarınızı | خَطَايَاكُمْ | خطا |
| 19 | ve senezidu | ve ziyade edeceğiz | وَسَنَزِيدُ | زيد |
| 20 | l-muhsinine | güzel davrananlara | الْمُحْسِنِينَ | حسن |
Ayet 59
66|2|59|فَبَدَّلَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ قَوْلًا غَيْرَ ٱلَّذِى قِيلَ لَهُمْ فَأَنزَلْنَا عَلَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ رِجْزًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُوا۟ يَفْسُقُونَ
66|2|59|فبدل الذين ظلموا قولا غير الذي قيل لهم فانزلنا علي الذين ظلموا رجزا من السما بما كانوا يفسقون
59. Fe beddelellezîne zalemû kavlen gayrellezî kîle lehum fe enzelnâ alellezîne zalemû riczen mines semâi bimâ kânû yefsukûn(yefsukûne).
Öyle ki takas etti zulmetmiş257 kimseler bir sözü/kelamı, onlara denilenden başkasıyla*; öyle ki indirdik zulmetmiş257 kimseler üzerine gökten bir pislik; fâsıklık38 ederler olmuş olmalarından.
Ahmed Samira: 59 Those who caused injustice/oppression , so (they) exchanged/replaced a saying other than what was said to them, so We descended on those who caused injustice/oppression, filth/torture from the sky/space with what they were debauching .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | febeddele | öyle ki takas etti | فَبَدَّلَ | بدل |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | zelemu | zulmettiler | ظَلَمُوا | ظلم |
| 4 | kavlen | bir söz/kelam | قَوْلًا | قول |
| 5 | gayra | başka | غَيْرَ | غير |
| 6 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 7 | kile | denildi | قِيلَ | قول |
| 8 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 9 | feenzelna | Öyle ki indirdik | فَأَنْزَلْنَا | نزل |
| 10 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 11 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 12 | zelemu | zulmettiler | ظَلَمُوا | ظلم |
| 13 | riczen | bir pislik | رِجْزًا | رجز |
| 14 | mine | مِنَ | - | |
| 15 | s-semai | gökten | السَّمَاءِ | سمو |
| 16 | bima | nedeniyle | بِمَا | - |
| 17 | kanu | oldukların | كَانُوا | كون |
| 18 | yefsukune | fasıklık ederler | يَفْسُقُونَ | فسق |
Notlar
Not 1: *Yüce Allah'ın sözünü başka sözle takas ettiler. Yüce Allah'ın kutsal kitabı olan Tevrat'ı başka sözlere takas ettiler. Böylece saptılar, doğru yol olan Tevrat'tan uzaklaştılar. Bu nedenle üzerlerine gökten pislik yağdı.
Ayet 60
67|2|60|وَإِذِ ٱسْتَسْقَىٰ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦ فَقُلْنَا ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْحَجَرَ فَٱنفَجَرَتْ مِنْهُ ٱثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَّشْرَبَهُمْ كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ مِن رِّزْقِ ٱللَّهِ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
67|2|60|واذ استسقي موسي لقومه فقلنا اضرب بعصاك الحجر فانفجرت منه اثنتا عشره عينا قد علم كل اناس مشربهم كلوا واشربوا من رزق الله ولا تعثوا في الارض مفسدين
60. Ve izisteskâ mûsâ li kavmihî fe kulnâdrib bi asâkel hacer(hacere) fenfeceret minhusnetâ aşrete aynâ(aynen), kad alime kullu unâsin meşrebehum kulû veşrebû min rızkıllâhi ve lâ ta’sev fîl ardı mufsidîn(mufsidîne).
Ve su istediği zaman Musa kavmi için; öyle ki dedik: “Vur asanla taşa; öyle ki fışkırdı ondan (taştan) on iki göze/pınar; muhakkak ki bildi insanların hepsi kendi içme yerlerini; yiyin ve için Allah'ın rızkından; ve küstahlaşmayın* yerde/yeryüzünde fesatçılar265 (olarak).
Ahmed Samira: 60 And when Moses asked for drink for his nation, so We said: "Hit/move/palpitate with your stick/cane the stone, so twelve water springs/wells burst/flowed from it, each people had known their drinking place. Eat and drink from God’s provision and do not corrupt in the Earth/land corrupting/disordering ."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve izi | ve o zaman | وَإِذِ | - |
| 2 | steska | su istedi | اسْتَسْقَىٰ | سقي |
| 3 | musa | Musa | مُوسَىٰ | - |
| 4 | likavmihi | kavmi için | لِقَوْمِهِ | قوم |
| 5 | fekulna | öyle ki dedik | فَقُلْنَا | قول |
| 6 | drib | darp et | اضْرِبْ | ضرب |
| 7 | biasake | asanla | بِعَصَاكَ | عصو |
| 8 | l-hacera | taşa | الْحَجَرَ | حجر |
| 9 | fenfecerat | öyle ki fışkırdı | فَانْفَجَرَتْ | فجر |
| 10 | minhu | ondan (taştan) | مِنْهُ | - |
| 11 | sneta | اثْنَتَا | ثني | |
| 12 | aşrate | on iki | عَشْرَةَ | عشر |
| 13 | aynen | göze/pınar | عَيْنًا | عين |
| 14 | kad | muhakkak ki | قَدْ | - |
| 15 | alime | bildi | عَلِمَ | علم |
| 16 | kullu | hepsi | كُلُّ | كلل |
| 17 | unasin | insanların | أُنَاسٍ | انس |
| 18 | meşrabehum | kendi içme yerlerini | مَشْرَبَهُمْ | شرب |
| 19 | kulu | yiyin | كُلُوا | اكل |
| 20 | veşrabu | ve için | وَاشْرَبُوا | شرب |
| 21 | min | مِنْ | - | |
| 22 | rizki | rızkından | رِزْقِ | رزق |
| 23 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 24 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 25 | tea'sev | küstahlaşmayın | تَعْثَوْا | عثو |
| 26 | fi | فِي | - | |
| 27 | l-erdi | yerde/yeryüzünde | الْأَرْضِ | ارض |
| 28 | mufsidine | fesatçılar (olarak) | مُفْسِدِينَ | فسد |
Notlar
Not 1: *Saygısız, kaba, kural tanımaz, terbiyesiz.
Ayet 61
68|2|61|وَإِذْ قُلْتُمْ يَٰمُوسَىٰ لَن نَّصْبِرَ عَلَىٰ طَعَامٍ وَٰحِدٍ فَٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلْأَرْضُ مِنۢ بَقْلِهَا وَقِثَّآئِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا قَالَ أَتَسْتَبْدِلُونَ ٱلَّذِى هُوَ أَدْنَىٰ بِٱلَّذِى هُوَ خَيْرٌ ٱهْبِطُوا۟ مِصْرًا فَإِنَّ لَكُم مَّا سَأَلْتُمْ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ ٱلذِّلَّةُ وَٱلْمَسْكَنَةُ وَبَآءُو بِغَضَبٍ مِّنَ ٱللَّهِ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَيَقْتُلُونَ ٱلنَّبِيِّۦنَ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَوا۟ وَّكَانُوا۟ يَعْتَدُونَ
68|2|61|واذ قلتم يموسي لن نصبر علي طعام وحد فادع لنا ربك يخرج لنا مما تنبت الارض من بقلها وقثايها وفومها وعدسها وبصلها قال اتستبدلون الذي هو ادني بالذي هو خير اهبطوا مصرا فان لكم ما سالتم وضربت عليهم الذله والمسكنه وباو بغضب من الله ذلك بانهم كانوا يكفرون بايت الله ويقتلون النبين بغير الحق ذلك بما عصوا وكانوا يعتدون
61. Ve iz kultum yâ mûsâ len nasbira alâ taâmin vâhidin fed’u lenâ rabbeke yuhric lenâ mimmâ tunbitulardu min baklihâ ve kıssâiha ve fûmihâ ve adesihâ ve basalihâ, kâle e testebdilûnellezî huve ednâ billezî huve hayr(hayrun), ihbitû mısran fe inne lekum mâ seeltum ve duribet aleyhimuz zilletu vel meskenetu ve bâu bi gadabin minallâh(minallâhi), zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnen nebiyyîne bi gayril hak(hakkı), zâlike bi mâ asav ve kânû ya’tedûn(ya’tedûne).
Ve dediğiniz zaman: “Ey Musa! Asla sabretmeyiz51 tek bir yemeğe; öyle ki dua80 et bizlere; Rabbine4; çıkarsın bizlere bitirdiğinden yerin baklagilinden; ve hıyarından/kabağından; ve sarımsağından; ve mercimeğinden; ve soğanından onun”; dedi (Musa): “Takas mı edersiniz o ast/aşağı olanı o hayır olanla? İnin bir şehre; öyle ki doğrusu sizleredir sual ettiğiniz/sorduğunuz”; ve vuruldu üzerlerine aşağılık/alçaklık ve miskinlik113; ve maruz kaldılar Allah’tan bir gazaba; işte bu; nedeniyledir ki kâfirlik25 eder oldular Allah'ın ayetlerine; ve katleder35 (oldular) nebileri132 hak değilken; işte bu; nedeniyledir (ki) isyan ettiler ve sınırı aşar oldular.
Ahmed Samira: 61 And when you said: "You Moses, (we) will never be patient on one food, so call for us your lord (to) bring out for us from what the Earth/land sprouts/grows from its vegetables , and its long cucumber , and its legumes , and its lentils and its onions ." He said: "Do you exchange/substitute what it isnearer/weaker/poorer with what it is good/best ? Descend/enter (to the) city/border/region/Egypt , so for you (there is) what you asked/demanded." And it is imposed/forced on them the humiliation/disgrace and the poverty/ oppression and they returned/resided with anger from God, (that is) because they were disbelieving with God’s signs/verses/evidences , and (they) kill the prophets without the right , that (is) because (of) what they disobeyed, and they were transgressing/violating .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | kultum | dediniz | قُلْتُمْ | قول |
| 3 | ya musa | ey Musa | يَا مُوسَىٰ | - |
| 4 | len | asla | لَنْ | - |
| 5 | nesbira | sabretmeyiz | نَصْبِرَ | صبر |
| 6 | ala | عَلَىٰ | - | |
| 7 | taaamin | bir yemeğe | طَعَامٍ | طعم |
| 8 | vahidin | tek | وَاحِدٍ | وحد |
| 9 | fed'u | öyle ki dua et | فَادْعُ | دعو |
| 10 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 11 | rabbeke | Rabbine | رَبَّكَ | ربب |
| 12 | yuhric | çıkarsın | يُخْرِجْ | خرج |
| 13 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 14 | mimma | مِمَّا | - | |
| 15 | tunbitu | bitirdiğinden | تُنْبِتُ | نبت |
| 16 | l-erdu | yerin | الْأَرْضُ | ارض |
| 17 | min | مِنْ | - | |
| 18 | bekliha | baklagilinden | بَقْلِهَا | بقل |
| 19 | vekissaiha | ve hıyarından/kabağından | وَقِثَّائِهَا | قثا |
| 20 | vefumiha | ve sarımsağından | وَفُومِهَا | فوم |
| 21 | veadesiha | ve mercimeğinden | وَعَدَسِهَا | عدس |
| 22 | ve besaliha | ve soğanından onun | وَبَصَلِهَا | بصل |
| 23 | kale | dedi (Musa) | قَالَ | قول |
| 24 | etestebdilune | takas mı edersiniz | أَتَسْتَبْدِلُونَ | بدل |
| 25 | llezi | olan | الَّذِي | - |
| 26 | huve | o | هُوَ | - |
| 27 | edna | ast/aşağı/ | أَدْنَىٰ | دنو |
| 28 | billezi' | olanla | بِالَّذِي | - |
| 29 | huve | o | هُوَ | - |
| 30 | hayrun | hayır | خَيْرٌ | خير |
| 31 | hbitu | inin | اهْبِطُوا | هبط |
| 32 | misran | bir şehre | مِصْرًا | مصر |
| 33 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 34 | lekum | sizleredir | لَكُمْ | - |
| 35 | ma | مَا | - | |
| 36 | seeltum | sual ettiğiniz/sorduğunuz | سَأَلْتُمْ | سال |
| 37 | ve duribet | ve vuruldu | وَضُرِبَتْ | ضرب |
| 38 | aleyhimu | üzerlerine | عَلَيْهِمُ | - |
| 39 | z-zilletu | aşağılık/alçaklık | الذِّلَّةُ | ذلل |
| 40 | velmeskenetu | ve miskinlik | وَالْمَسْكَنَةُ | سكن |
| 41 | ve ba'u | ve maruz kaldılar/ | وَبَاءُوا | بوا |
| 42 | bigadebin | bir gazaba | بِغَضَبٍ | غضب |
| 43 | mine | -tan | مِنَ | - |
| 44 | llahi | Allah- | اللَّهِ | - |
| 45 | zalike | işte bu | ذَٰلِكَ | - |
| 46 | biennehum | doğrusu onların nedeniyledir | بِأَنَّهُمْ | - |
| 47 | kanu | oldular | كَانُوا | كون |
| 48 | yekfurune | Kâfirlik ederler | يَكْفُرُونَ | كفر |
| 49 | biayati | ayetlerine | بِايَاتِ | ايي |
| 50 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 51 | ve yektulune | ve katlederler | وَيَقْتُلُونَ | قتل |
| 52 | n-nebiyyine | nebileri | النَّبِيِّينَ | نبا |
| 53 | bigayri | başka | بِغَيْرِ | غير |
| 54 | l-hakki | hak/gerçek | الْحَقِّ | حقق |
| 55 | zalike | işte bu | ذَٰلِكَ | - |
| 56 | bima | nedeniyledir | بِمَا | - |
| 57 | asav | isyan ettiler | عَصَوْا | عصي |
| 58 | ve kanu | ve oldular | وَكَانُوا | كون |
| 59 | yea'tedune | sınırı aştılar | يَعْتَدُونَ | عدو |
Ayet 62
69|2|62|إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱلَّذِينَ هَادُوا۟ وَٱلنَّصَٰرَىٰ وَٱلصَّٰبِـِٔينَ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ وَعَمِلَ صَٰلِحًا فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
69|2|62|ان الذين امنوا والذين هادوا والنصري والصبين من امن بالله واليوم الاخر وعمل صلحا فلهم اجرهم عند ربهم ولا خوف عليهم ولا هم يحزنون
62. İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ven nasârâ ves sâbiîne men âmene billâhi vel yevmil âhiri ve amile sâlihan fe lehum ecruhum inde rabbihim, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Doğrusu iman47 etmiş kimseler; ve yahudileşmiş267 kimseler; ve Nasârâlılar268; ve Sâbiîler266; kim iman etti Allah'a ve ahiret gününe ve yaptı sâlihât18; öyle ki onlaradır ecirleri820 Rableri4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onlar üzerine; ve onlar hüzünlenmezler269.
Ahmed Samira: 62 That those who believed and those who repented/guided/Jews , and the Christians and the Sabians/converts , who believed with God and the Day the Last/Resurrection Day, and made/did correct/righteous deeds, so for them their reward (is) at their lord, and no fear/fright on them, and nor they be sad/grieving.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman ettiler | امَنُوا | امن |
| 4 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 5 | hadu | yahudileştiler | هَادُوا | هود |
| 6 | ve nnesara | ve Nasârâlılar/Hristiyanlar | وَالنَّصَارَىٰ | نصر |
| 7 | ve ssabiine | ve Sâbiîler | وَالصَّابِئِينَ | صبا |
| 8 | men | kim | مَنْ | - |
| 9 | amene | iman etti | امَنَ | امن |
| 10 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 11 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 12 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 13 | ve amile | ve yaptı | وَعَمِلَ | عمل |
| 14 | salihen | sâlîhat | صَالِحًا | صلح |
| 15 | felehum | öyle ki onlaradır | فَلَهُمْ | - |
| 16 | ecruhum | ecirleri/karşılıkları | أَجْرُهُمْ | اجر |
| 17 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 18 | rabbihim | Rablerinin | رَبِّهِمْ | ربب |
| 19 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 20 | havfun | bir korku | خَوْفٌ | خوف |
| 21 | aleyhim | onlar üzerine | عَلَيْهِمْ | - |
| 22 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 23 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 24 | yehzenune | hüzünlenmezler | يَحْزَنُونَ | حزن |
Notlar
Not 1: Not: 2:62, 5:69, 22:17 ayetleri cennetlere girmenin minimum/asgari/en az şartlarını bildirmektedir. 22:17 ayetinde ayrıca cehenneme girmemenin yolu olan şirke günahına bir vurgu vardır.
Ayet 63
70|2|63|وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَٰقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُوا۟ مَآ ءَاتَيْنَٰكُم بِقُوَّةٍ وَٱذْكُرُوا۟ مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
70|2|63|واذ اخذنا ميثقكم ورفعنا فوقكم الطور خذوا ما اتينكم بقوه واذكروا ما فيه لعلكم تتقون
63. Ve iz ehaznâ mîsâkakum ve refa’nâ fevkakumut tûr(tûra) huzû mâ ateynâkum bi kuvvetin vezkurû mâ fîhi leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve aldığımız zaman mîsâkınızı281; ve yükselttik üstünüze turu/dağı; alın verdiğimizi sizlere kuvvetle/güçle; ve hatırlayın ondakini (mîsâkın içindekini); belki sizler takvalı21 olursunuz.
Ahmed Samira: 63 And when We took your promise/covenant , and We raised above you the mountain , take/receive what We gave you with strength/power , and mention/remember what (is) in it, maybe you fear and obey (God).
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | ehazna | aldık | أَخَذْنَا | اخذ |
| 3 | misakakum | mîsâkınızı | مِيثَاقَكُمْ | وثق |
| 4 | ve rafea'na | ve yükselttik | وَرَفَعْنَا | رفع |
| 5 | fevkakumu | üstünüze | فَوْقَكُمُ | فوق |
| 6 | t-tura | turu/dağı | الطُّورَ | طور |
| 7 | huzu | alın | خُذُوا | اخذ |
| 8 | ma | مَا | - | |
| 9 | ateynakum | verdiğimizi sizlere | اتَيْنَاكُمْ | اتي |
| 10 | bikuvvetin | kuvvetle | بِقُوَّةٍ | قوي |
| 11 | vezkuru | ve hatırlayın | وَاذْكُرُوا | ذكر |
| 12 | ma | مَا | - | |
| 13 | fihi | ondakini (mîsâkın içindekini ) | فِيهِ | - |
| 14 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 15 | tettekune | takvalı olursunuz | تَتَّقُونَ | وقي |
Ayet 64
71|2|64|ثُمَّ تَوَلَّيْتُم مِّنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ فَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ لَكُنتُم مِّنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
71|2|64|ثم توليتم من بعد ذلك فلولا فضل الله عليكم ورحمته لكنتم من الخسرين
64. Summe tevelleytum min ba’di zâlik(zâlike), fe lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu le kuntum minel hâsirîn(hâsirîne).
Sonra sırt çevirdiniz* bunun ardından; öyle ki eğer olmasaydı fazlı202 Allah'ın sizlere; ve rahmeti271 O’nun; mutlak olurdunuz hüsrana uğrayanlardan.
Ahmed Samira: 64 Then you turned away from after that, so where it not for God’s grace/favour on you, and His mercy , you would have been from the losers
Notlar
Not 1: *Mîsâka uymadınız.
Ayet 65
72|2|65|وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلَّذِينَ ٱعْتَدَوْا۟ مِنكُمْ فِى ٱلسَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا۟ قِرَدَةً خَٰسِـِٔينَ
72|2|65|ولقد علمتم الذين اعتدوا منكم في السبت فقلنا لهم كونوا قرده خسين
65. Ve lekad alimtumullezîne’tedev minkum fîs sebti fe kulnâ lehum kûnû kıradeten hâsiîn(hasiîne).
Ve ant olsun bildiniz sınırı aşmış kimseleri sizlerden sebtte272; öyle ki dedik onlara: “Olun maymunlar273; dışlanan/reddedilen*.”
Ahmed Samira: 65 And you had known those who transgressed/violated from you in the Saturday/Sabbath, so We said to them: "Be lowly/ousted out monkeys/apes ."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekad | ve ant olsun | وَلَقَدْ | - |
| 2 | alimtumu | bildiniz | عَلِمْتُمُ | علم |
| 3 | ellezine | kimseleri | الَّذِينَ | - |
| 4 | a'tedev | sınırı aştılar | اعْتَدَوْا | عدو |
| 5 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 6 | fi | فِي | - | |
| 7 | s-sebti | sebtte/dinlenmede | السَّبْتِ | سبت |
| 8 | fekulna | öyle ki dedik | فَقُلْنَا | قول |
| 9 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 10 | kunu | olun | كُونُوا | كون |
| 11 | kiradeten | maymunlar | قِرَدَةً | قرد |
| 12 | hasiine | dışlanmış/reddedilmiş | خَاسِئِينَ | خسا |
Notlar
Not 1: *Dışlanan, reddedilen maymunlara işaret de anlamlıdır. Maymunlar topluluk halinde yaşarlar. Hiyerarşi söz konusudur. Bazı maymunlar lider tarafından topluluktan kovulur. Bu reddedilen maymunlarda stres, huzursuzluk çok daha yüksektir. Bir türlü huzur bulamazlar.
Ayet 66
73|2|66|فَجَعَلْنَٰهَا نَكَٰلًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ
73|2|66|فجعلنها نكلا لما بين يديها وما خلفها وموعظه للمتقين
66. Fe cealnâhâ nekâlen li mâ beyne yedeyhâ ve mâ halfehâ ve mev’ızaten lil muttakîn(muttakîne).
Ve yaptık onu (maymunlaşmayı) ibretlik bir ders; önündekini onun* (maymunlaşmanın) ve arkasındakini onun* (maymunlaşmanın); ve bir vaaz653 takva21 sahipleri için.
Ahmed Samira: 66 So We made it (a) severe exemplary punishment for what (is) between its hands and what (is) behind it, and (an) advice/warning , to the fearing and obeying.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fecealnaha | ve yaptık onu (maymunlaşmayı) | فَجَعَلْنَاهَا | جعل |
| 2 | nekalen | ibretlik bir ders | نَكَالًا | نكل |
| 3 | lima | لِمَا | - | |
| 4 | beyne | arasındaki | بَيْنَ | بين |
| 5 | yedeyha | iki elinin onun | يَدَيْهَا | يدي |
| 6 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 7 | halfeha | arkasındaki onun | خَلْفَهَا | خلف |
| 8 | ve mev'izeten | ve bir vaaz/tavsiye | وَمَوْعِظَةً | وعظ |
| 9 | lilmuttekine | müttakiler için | لِلْمُتَّقِينَ | وقي |
Notlar
Not 1: *Maymunlaşma sürecinin öncesi ve sonrası. Akılsızca taklit etmenin sonuçları muttakiler için bir vaazdır, tavsiyedir.
Ayet 67
74|2|67|وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تَذْبَحُوا۟ بَقَرَةً قَالُوٓا۟ أَتَتَّخِذُنَا هُزُوًا قَالَ أَعُوذُ بِٱللَّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ ٱلْجَٰهِلِينَ
74|2|67|واذ قال موسي لقومه ان الله يامركم ان تذبحوا بقره قالوا اتتخذنا هزوا قال اعوذ بالله ان اكون من الجهلين
67. Ve iz kâle mûsâ li kavmihî innallâhe ye’murukum en tezbehû bakarah(bakaraten), kâlû e tettehızunâ huzuvâ(huzuven), kâle eûzu billâhi en ekûne minel câhilîn(câhilîne).
Ve dediği zaman Mûsâ kavmine: “Doğrusu Allah emreder sizlere ki boğazlarsınız bir sığır”; dediler: “Bizleri bir alay konusu mu edinirsin?”; dedi*: “Sığınırım Allah'a cahillerden olmaktan.”
Ahmed Samira: 67 And when Moses said to his nation: "That God orders/commands you that you slaughter a cow." They said: "Do you take us mockingly ?" He said: "I seek protection by God that I be from the lowly/ignorant."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 3 | musa | Musa | مُوسَىٰ | - |
| 4 | likavmihi | kavmine | لِقَوْمِهِ | قوم |
| 5 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 6 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 7 | ye'murukum | emreder sizlere | يَأْمُرُكُمْ | امر |
| 8 | en | ki | أَنْ | - |
| 9 | tezbehu | boğazlarsınız | تَذْبَحُوا | ذبح |
| 10 | bekaraten | bir sığır | بَقَرَةً | بقر |
| 11 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 12 | etettehizuna | edinir misin bizleri | أَتَتَّخِذُنَا | اخذ |
| 13 | huzuven | bir alay konusu mu | هُزُوًا | هزا |
| 14 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 15 | euzu | sığınırım | أَعُوذُ | عوذ |
| 16 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 17 | en | ki | أَنْ | - |
| 18 | ekune | olurum | أَكُونَ | كون |
| 19 | mine | مِنَ | - | |
| 20 | l-cahiline | cahillerden | الْجَاهِلِينَ | جهل |
Notlar
Not 1: *Mûsâ.
Ayet 68
75|2|68|قَالُوا۟ ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِىَ قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَّا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌ عَوَانٌۢ بَيْنَ ذَٰلِكَ فَٱفْعَلُوا۟ مَا تُؤْمَرُونَ
75|2|68|قالوا ادع لنا ربك يبين لنا ما هي قال انه يقول انها بقره لا فارض ولا بكر عوان بين ذلك فافعلوا ما تومرون
68. Kâlûd’u lenâ rabbeke yubeyyin lenâ mâ hiy(hiye), kâle innehu yekûlu innehâ bakaratun lâ fâridun ve lâ bikr(bikrun), avânun beyne zâlik(zalike) fef’alû mâ tu’merûn(tu’merune).
Dediler: “Dua80 et bizlere; Rabbine4; beyan226 etsin bizlere nedir o”; dedi*: “Doğrusu O**der ki: “Doğrusu o*** bir sığırdır; değildir bir yaşlı; ve değildir bir körpe****; bir orta yaşlıdır bunun arasında; öyleyse yapın emredildiğinizi.”
Ahmed Samira: 68 They said: "Call for us your Lord He clarifies for us what it is." He (Moses) said: "That He says that it is a cow not (an) old aged animal , and nor first born/virgin , middle aged between that, so make/do what you are ordered/commanded."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 2 | d'u | dua et | ادْعُ | دعو |
| 3 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 4 | rabbeke | Rabbine | رَبَّكَ | ربب |
| 5 | yubeyyin | beyan etsin | يُبَيِّنْ | بين |
| 6 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 7 | ma | nedir | مَا | - |
| 8 | hiye | o | هِيَ | - |
| 9 | kale | dedi (Musa) | قَالَ | قول |
| 10 | innehu | doğrusu O (Allah) | إِنَّهُ | - |
| 11 | yekulu | der ki | يَقُولُ | قول |
| 12 | inneha | doğrusu o | إِنَّهَا | - |
| 13 | bekaratun | bir sığırdır | بَقَرَةٌ | بقر |
| 14 | la | değil | لَا | - |
| 15 | faridun | bir yaşlı | فَارِضٌ | فرض |
| 16 | ve la | ve değil | وَلَا | - |
| 17 | bikrun | bir körpe | بِكْرٌ | بكر |
| 18 | avanun | bir orta yaşlı | عَوَانٌ | عون |
| 19 | beyne | arasında | بَيْنَ | بين |
| 20 | zalike | bunun | ذَٰلِكَ | - |
| 21 | fef'alu | öyleyse yapın | فَافْعَلُوا | فعل |
| 22 | ma | مَا | - | |
| 23 | tu'merune | emredildiğinizi | تُؤْمَرُونَ | امر |
Notlar
Not 1: *Mûsâ.**Allah.***Dişi sığır.****Yavruluktan yeni çıkmış.
Ayet 69
76|2|69|قَالُوا۟ ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا لَوْنُهَا قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَآءُ فَاقِعٌ لَّوْنُهَا تَسُرُّ ٱلنَّٰظِرِينَ
76|2|69|قالوا ادع لنا ربك يبين لنا ما لونها قال انه يقول انها بقره صفرا فاقع لونها تسر النظرين
69. Kâlûd’u lenâ rabbeke yubeyyin lenâ mâ levnuhâ, kâle innehu yekûlu innehâ bakaratun safrâu, fâkiun levnuhâ tesurrun nâzırîn(nâzirîne).
Dediler: “Dua80 et bizlere; Rabbine4; beyan226 etsin bizlere nedir rengi onun*”; dedi*: doğrusu O (Allah) der ki: “Doğrusu o** bir sığırdır; sarı; göz alıcı parlak; rengi onun*** mutluluk/haz verir bakanlara.
Ahmed Samira: 69 They said: "Call for us your Lord, (to) clarify for us what its colour (is)." He said: "That He says, that it truly is a cow, yellowish , clear pure bright yellow its colour, it delights the lookers."
Notlar
Not 1: *Mûsâ.**Dişi sığır.***Dişi sığırın.
Ayet 70
77|2|70|قَالُوا۟ ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِىَ إِنَّ ٱلْبَقَرَ تَشَٰبَهَ عَلَيْنَا وَإِنَّآ إِن شَآءَ ٱللَّهُ لَمُهْتَدُونَ
77|2|70|قالوا ادع لنا ربك يبين لنا ما هي ان البقر تشبه علينا وانا ان شا الله لمهتدون
70. Kâlûd’u lenâ rabbeke yubeyyin lenâ mâ hiye, innel bakara teşâbehe aleynâ, ve innâ in şâallâhu le muhtedûn(muhtedûne).
Dediler: “Dua80 et bizlere; Rabbine4; beyan226 etsin bizlere nedir o*; doğrusu (o) sığır benzer geldi bizlere; ve doğrusu bizler (ki) eğer dilediyse** Allah; mutlak muhtedleriz.176”
Ahmed Samira: 70 They said: "Call for us your Lord He clarifies to us what it is, that the cows looked alike/resembled (each other) , on (to) us and that we are if God willed/wanted guided (E)."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 2 | d'u | dua et | ادْعُ | دعو |
| 3 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 4 | rabbeke | Rabbine | رَبَّكَ | ربب |
| 5 | yubeyyin | beyan etsin | يُبَيِّنْ | بين |
| 6 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 7 | ma | nedir | مَا | - |
| 8 | hiye | o | هِيَ | - |
| 9 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 10 | l-bekara | sığır | الْبَقَرَ | بقر |
| 11 | teşabehe | benzeşti | تَشَابَهَ | شبه |
| 12 | aleyna | bizlere | عَلَيْنَا | - |
| 13 | ve inna | ve doğrusu biz | وَإِنَّا | - |
| 14 | in | eğer | إِنْ | - |
| 15 | şa'e | dilerse | شَاءَ | شيا |
| 16 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 17 | lemuhtedune | mutlak muhtedleriz | لَمُهْتَدُونَ | هدي |
Notlar
Not 1: *Dişi sığır.**İnşAllâh.
Ayet 71
78|2|71|قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَّا ذَلُولٌ تُثِيرُ ٱلْأَرْضَ وَلَا تَسْقِى ٱلْحَرْثَ مُسَلَّمَةٌ لَّا شِيَةَ فِيهَا قَالُوا۟ ٱلْـَٰٔنَ جِئْتَ بِٱلْحَقِّ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا۟ يَفْعَلُونَ
78|2|71|قال انه يقول انها بقره لا ذلول تثير الارض ولا تسقي الحرث مسلمه لا شيه فيها قالوا الن جيت بالحق فذبحوها وما كادوا يفعلون
71. Kâle innehu yekûlu innehâ bakaratun lâ zelûlun tusîrul arda ve lâ teskıl hars(harse), musellemetun lâ şiyete fîhâ kâlûl’âne ci’te bil hakk(hakkı), fe zebehûhâ ve mâ kâdû yef’alûn(yef’alûne).
Dedi (Musa): “Doğrusu O (Allah) der ki: “Doğrusu o* bir sığırdır; boyunduruk altında değildir (ki) sürer yeri; ve sulamaz tarla; kusursuzdur; yoktur alaca/leke/farklı renk onda””; dediler: “Şimdi geldin hakla/gerçekle”; ve boğazladılar onu*; ve olmuş değillerdi yaparlar**.
Ahmed Samira: 71 He said: "That He says that it is a cow not manipulated/eased , it ploughs the earth, and does not water/irrigate the agricultural land/plants flawless, no marks/different colours in it." They said: "Now, you came with the truth/fact " So they slaughtered it , and they were not about to make/do (it).
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kale | dedi (Musa) | قَالَ | قول |
| 2 | innehu | doğrusu O (Allah) | إِنَّهُ | - |
| 3 | yekulu | der ki | يَقُولُ | قول |
| 4 | inneha | doğrusu o | إِنَّهَا | - |
| 5 | bekaratun | bir sığırdır | بَقَرَةٌ | بقر |
| 6 | la | değildir | لَا | - |
| 7 | zelulun | bir boyunduruklu | ذَلُولٌ | ذلل |
| 8 | tusiru | sürer | تُثِيرُ | ثور |
| 9 | l-erde | yeri | الْأَرْضَ | ارض |
| 10 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 11 | teski | sulamaz | تَسْقِي | سقي |
| 12 | l-harse | tarla | الْحَرْثَ | حرث |
| 13 | musellemetun | kusursuz | مُسَلَّمَةٌ | سلم |
| 14 | la | yoktur | لَا | - |
| 15 | şiyete | alaca/leke/farklı renk | شِيَةَ | وشي |
| 16 | fiha | onda | فِيهَا | - |
| 17 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 18 | l-ane | şimdi | الْانَ | - |
| 19 | ci'te | geldin | جِئْتَ | جيا |
| 20 | bil-hakki | hakla/gerçekle | بِالْحَقِّ | حقق |
| 21 | fezebehuha | ve boğazladılar onu (dişi sığırı) | فَذَبَحُوهَا | ذبح |
| 22 | ve ma | Ve değillerdi | وَمَا | - |
| 23 | kadu | oldular | كَادُوا | كود |
| 24 | yef'alune | yaparlar | يَفْعَلُونَ | فعل |
Notlar
Not 1: *Dişi sığır.**Zorla yaptılar. Yoksa kendiliklerinden yapmayacaklardı.
Ayet 72
79|2|72|وَإِذْ قَتَلْتُمْ نَفْسًا فَٱدَّٰرَْٰٔتُمْ فِيهَا وَٱللَّهُ مُخْرِجٌ مَّا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ
79|2|72|واذ قتلتم نفسا فادرتم فيها والله مخرج ما كنتم تكتمون
72. Ve iz kateltum nefsen feddâre’tum fîhâ vallâhu muhricun mâ kuntum tektumûn(tektumûne).
Ve katlettiğiniz35 zaman bir nefsi201; öyle ki püskürttünüz/reddettiniz (suçlamaları) onun (nefsin) hakkındaki; ve Allah çıkarandır gizler olduğunuzu.
Ahmed Samira: 72 And when you (P) killed a self, so you repelled (accusations amongst yourselves) in it, and God (is) bringing out what you were hiding/concealing.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | kateltum | katlettiniz | قَتَلْتُمْ | قتل |
| 3 | nefsen | bir nefsi | نَفْسًا | نفس |
| 4 | feddara'tum | öyle ki geri püskürttünüz/reddettiniz | فَادَّارَأْتُمْ | درا |
| 5 | fiha | hakkında onun (nefsin) | فِيهَا | - |
| 6 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 7 | muhricun | çıkarandır | مُخْرِجٌ | خرج |
| 8 | ma | مَا | - | |
| 9 | kuntum | olduğunuzu | كُنْتُمْ | كون |
| 10 | tektumune | gizlersiniz | تَكْتُمُونَ | كتم |
Ayet 73
80|2|73|فَقُلْنَا ٱضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا كَذَٰلِكَ يُحْىِ ٱللَّهُ ٱلْمَوْتَىٰ وَيُرِيكُمْ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
80|2|73|فقلنا اضربوه ببعضها كذلك يحي الله الموتي ويريكم ايته لعلكم تعقلون
73. Fe kulnâdribûhu bi ba’dıhâ kezâlike yuhyîllâhul mevtâ ve yurîkum âyâtihî leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).
Öyle ki dedik: “Vurun ona274 (ölü adama) bir parçasıyla onun (dişi sığırın)”; işte böyledir; diriltir/canlandırır Allah ölüleri; ve gösterir sizlere ayetlerini*; belki sizler akledersiniz.
Ahmed Samira: 73 So We said: "Mix/strike it with some of it." Like that God revives/makes alive the deads and He shows you His signs/verses/examples , maybe you reason/understand/comprehend
Notlar
Not 1: *Yüce Allah'ın Kur'an'da prekordiyal vuruşu işaret etmesi de gelecek nesiller için büyük bir ayet/mucize olmuştur.
Ayet 74
81|2|74|ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُم مِّنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ فَهِىَ كَٱلْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ ٱلْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ ٱلْأَنْهَٰرُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ ٱلْمَآءُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ ٱللَّهِ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
81|2|74|ثم قست قلوبكم من بعد ذلك فهي كالحجاره او اشد قسوه وان من الحجاره لما يتفجر منه الانهر وان منها لما يشقق فيخرج منه الما وان منها لما يهبط من خشيه الله وما الله بغفل عما تعملون
74. Summe kaset kulûbukum min ba’di zâlike fe hiye kel hıcâreti ev eşeddu kasveh(kasveten), ve inne minel hıcâreti lemâ yetefecceru minhul enhâr(enhâru), ve inne minhâ lemâ yeşşakkaku fe yahrucu minhul mâu, ve inne minhâ lemâyehbitu min haşyetillâh(haşyetillâhi), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne).
Sonra katılaştı kalpleriniz bunun* ardından; öyle ki o (kalp) taş gibi ya da daha sert katı; ve doğrusu taştan275; mutlak ki fışkırır ondan (taştan) nehirler; ve doğrusu ondan (taştan) mutlak ki yarılarak ayrılır (su); böylece çıkar ondan su; ve doğrusu ondan (taştan) mutlak ki iner (su); Allah’ın haşyetinden53; ve Allah gâfil/aymaz değildir yaptıklarınızdan.
Ahmed Samira: 74 Then your hearts/minds became cruel/merciless from after that, so it is as the stones or stronger cruelty/mercilessness, and that from the stones (E) what the rivers bursts/flows from it and that from it (E) what splits/cracks so the water comes out of it, and that from it (E) what drops/reduces from God’s fear, andGod (is) not with ignoring/disregarding from what you are doing/making.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 2 | kaset | katılaştı | قَسَتْ | قسو |
| 3 | kulubukum | kalpleriniz | قُلُوبُكُمْ | قلب |
| 4 | min | مِنْ | - | |
| 5 | bea'di | ardından | بَعْدِ | بعد |
| 6 | zalike | bunun | ذَٰلِكَ | - |
| 7 | fehiye | öyle ki o (kalp) | فَهِيَ | - |
| 8 | kalhicarati | taş gibi | كَالْحِجَارَةِ | حجر |
| 9 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 10 | eşeddu | daha sert | أَشَدُّ | شدد |
| 11 | kasveten | katı | قَسْوَةً | قسو |
| 12 | ve inne | ve doğrusu | وَإِنَّ | - |
| 13 | mine | مِنَ | - | |
| 14 | l-hicarati | taştan | الْحِجَارَةِ | حجر |
| 15 | lema | mutlak ki | لَمَا | - |
| 16 | yetefecceru | fışkırır | يَتَفَجَّرُ | فجر |
| 17 | minhu | ondan (taştan) | مِنْهُ | - |
| 18 | l-enharu | nehirler | الْأَنْهَارُ | نهر |
| 19 | ve inne | ve doğrusu | وَإِنَّ | - |
| 20 | minha | ondan (taştan) | مِنْهَا | - |
| 21 | lema | mutlak ki | لَمَا | - |
| 22 | yeşşekkaku | yarılarak ayrılır (su) | يَشَّقَّقُ | شقق |
| 23 | feyehrucu | böylece çıkar | فَيَخْرُجُ | خرج |
| 24 | minhu | ondan | مِنْهُ | - |
| 25 | l-mau | su | الْمَاءُ | موه |
| 26 | ve inne | ve doğrusu | وَإِنَّ | - |
| 27 | minha | ondan (taştan) | مِنْهَا | - |
| 28 | lema | mutlak ki | لَمَا | - |
| 29 | yehbitu | iner (su) | يَهْبِطُ | هبط |
| 30 | min | مِنْ | - | |
| 31 | haşyeti | haşyetinden | خَشْيَةِ | خشي |
| 32 | llahi | Allah’ın | اللَّهِ | - |
| 33 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 34 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 35 | bigafilin | gafil/aymaz | بِغَافِلٍ | غفل |
| 36 | amma | عَمَّا | - | |
| 37 | tea'melune | yaptıklarınızdan | تَعْمَلُونَ | عمل |
Notlar
Not 1: *Dirilme mucizesi
Ayet 75
82|2|75|أَفَتَطْمَعُونَ أَن يُؤْمِنُوا۟ لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَٰمَ ٱللَّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُۥ مِنۢ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
82|2|75|افتطمعون ان يومنوا لكم وقد كان فريق منهم يسمعون كلم الله ثم يحرفونه من بعد ما عقلوه وهم يعلمون
75. E fe tatmeûne en yu’minû lekum ve kad kâne ferîkun minhum yesmeûne kelâmallâhi summe yuharrifûnehu min ba’di mâ akalûhu ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).
Tamah* mı edersiniz ki iman47 ederler sizlere? Muhakkak ki bir fırka/grup onlardan işitir oldular Allah'ın kelamını/sözünü**; sonra tahrif276 ettiler onu (kelamı/sözü); akletmelerinin562 ardından onu (kelamı/sözü); ve onlar bilenlerdir***.
Ahmed Samira: 75 Do you covet that they believe to you, and (there) had been a group/party from them (that) was hearing God’s speech/conversation (words), then they alter/distort/change it from after what they understood/comprehended it , and they know?
Notlar
Not 1: *Çok istemek.**Kutsal kitaplar.***Bilerek tahrif ettiler. Kutsal kitapları anladıkları halde. Yüce Allah'ın kelamını tahrif etmenin yasak olduğunu bilmelerine rağmen.
Ayet 76
83|2|76|وَإِذَا لَقُوا۟ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ قَالُوٓا۟ أَتُحَدِّثُونَهُم بِمَا فَتَحَ ٱللَّهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَآجُّوكُم بِهِۦ عِندَ رَبِّكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
83|2|76|واذا لقوا الذين امنوا قالوا امنا واذا خلا بعضهم الي بعض قالوا اتحدثونهم بما فتح الله عليكم ليحاجوكم به عند ربكم افلا تعقلون
76. Ve izâ lekûllezîne âmenû kâlû âmennâ, ve izâ halâ ba’duhum ilâ ba’din kâlû e tuhaddisûnehum bi mâ fetehallâhu aleykum li yuhâccûkum bihî inde rabbikum e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).
Ve karşılaştıkları zaman iman47 etmiş kimselere; dediler: ”İman47 ettik”; ve yalnız kaldığı zaman; bazısı onların bazısına doğru dediler: ”Onlara Allah'ın sizlere açtığını* mı söylersiniz**? Tartışarak mağlup etmeleri*** için sizleri onunla (Allah'ın açtığıyla) Rabbinizin indinde/katında”; öyleyse akletmez562 misiniz****?
Ahmed Samira: 76 And if they met those who believed, they said: "We believed." And if some of them (were) together to (with) some, they said: "Do you tell/inform them with what God taught on (to) you? To argue with you with it at your Lord." Do you not reason/understand ?
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | leku | karşılaştıkları | لَقُوا | لقي |
| 3 | ellezine | kimselere | الَّذِينَ | - |
| 4 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 5 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 6 | amenna | iman ettik | امَنَّا | امن |
| 7 | veiza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 8 | hala | yalnız kaldığı | خَلَا | خلو |
| 9 | bea'duhum | bazısı onların | بَعْضُهُمْ | بعض |
| 10 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 11 | bea'din | bazısına | بَعْضٍ | بعض |
| 12 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 13 | etuhaddisunehum | söyler misiniz onlara | أَتُحَدِّثُونَهُمْ | حدث |
| 14 | bima | بِمَا | - | |
| 15 | feteha | açtığını | فَتَحَ | فتح |
| 16 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 17 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 18 | liyuhaccukum | argümanla/tartışarak mağlup ederler sizleri | لِيُحَاجُّوكُمْ | حجج |
| 19 | bihi | onunla | بِهِ | - |
| 20 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 21 | rabbikum | Rabbinizin | رَبِّكُمْ | ربب |
| 22 | efela | Öyle ki | أَفَلَا | - |
| 23 | tea'kilune | akletmez misiniz? | تَعْقِلُونَ | عقل |
Notlar
Not 1: *Kutsal kitapların ayetleri. Hidayetin yollarını açarlar; cennetlerin yolunu açarlar. **Ayetleri halkan/toplumdan gizleyelim. Ayetleri açık etmeyelim. Toplum anlamasın ayetleri. Bizim kontrolümüzde olsunlar. ***Sizler ayetleri onlara açık ederseniz onlar da bu ayetleri Rabbinizin katında sizlere karşı kullanır ve sizlere galip gelirler. ****Yüce Allah bu düşüncenin toptan akılsızlık, beyinsizlik olduğunu vurgulamaktadır.
Ayet 77
84|2|77|أَوَلَا يَعْلَمُونَ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
84|2|77|اولا يعلمون ان الله يعلم ما يسرون وما يعلنون
77. E ve lâ ya’lemûne ennallâhe ya’lemu mâ yusirrûne ve mâ yu’linûn(yu’linûne).
Bilmezler mi ki Allah bilir sırlayıp gizlediklerini; ve alenen açığa vurduklarını?
Ahmed Samira: 77 Are they not knowing that God knows what they keep secret and what they declare/publicize ?
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | evela | أَوَلَا | - | |
| 2 | yea'lemune | bilmezler mi | يَعْلَمُونَ | علم |
| 3 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 4 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 5 | yea'lemu | bilir | يَعْلَمُ | علم |
| 6 | ma | مَا | - | |
| 7 | yusirrune | sırlayıp gizlediklerini | يُسِرُّونَ | سرر |
| 8 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 9 | yua'linune | alenen açığa vurduklarını | يُعْلِنُونَ | علن |
Ayet 78
85|2|78|وَمِنْهُمْ أُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ ٱلْكِتَٰبَ إِلَّآ أَمَانِىَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
85|2|78|ومنهم اميون لا يعلمون الكتب الا اماني وان هم الا يظنون
78. Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).
Ve onlardan ümmiler277; bilmezler kitabı*; kuruntular292 dışında; ve değildir onlar (ümmiler) ancak zannederler/varsayarlar.
Ahmed Samira: 78 And from them (are) illiterates/belonging to a nation they do not know The Book except (as) wishes/desires/lies and that they are except assuming/ supposing .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve minhum | ve onlardan | وَمِنْهُمْ | - |
| 2 | ummiyyune | ümmiler | أُمِّيُّونَ | امم |
| 3 | la | لَا | - | |
| 4 | yea'lemune | bilmezler | يَعْلَمُونَ | علم |
| 5 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 6 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 7 | emaniyye | kuruntular | أَمَانِيَّ | مني |
| 8 | ve in | ve değiller | وَإِنْ | - |
| 9 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 10 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 11 | yezunnune | zannederler/varsayarlar | يَظُنُّونَ | ظنن |
Notlar
Not 1: *Kutsal kitabı.
Ayet 79
86|2|79|فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ يَكْتُبُونَ ٱلْكِتَٰبَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَٰذَا مِنْ عِندِ ٱللَّهِ لِيَشْتَرُوا۟ بِهِۦ ثَمَنًا قَلِيلًا فَوَيْلٌ لَّهُم مِّمَّا كَتَبَتْ أَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌ لَّهُم مِّمَّا يَكْسِبُونَ
86|2|79|فويل للذين يكتبون الكتب بايديهم ثم يقولون هذا من عند الله ليشتروا به ثمنا قليلا فويل لهم مما كتبت ايديهم وويل لهم مما يكسبون
79. Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne).
Öyle ki vay haline kimselerin*; yazarlar kitabı elleriyle; sonra derler: “Bu (kitap) indindendir/katındandır Allah’ın; satmak için onu (kitabı) az bir fiyata; öyle ki vay haline onların*; yazdıklarından dolayı ellerinin; ve vay haline onların*; kazandıklarından dolayı.
Ahmed Samira: 79 So grief/distress/woe (expression) to those who write The Book with their hands then they say: "That (it is) from at God." To buy/volunteer with it a small price, so grief/distress/woe (expression) to them from what their hands wrote , and grief/distress/woe (expression) to them from what they gather/acquire .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | feveylun | öyle ki vay haline | فَوَيْلٌ | - |
| 2 | lillezine | kimselerin | لِلَّذِينَ | - |
| 3 | yektubune | yazarlar | يَكْتُبُونَ | كتب |
| 4 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 5 | bieydihim | elleriyle | بِأَيْدِيهِمْ | يدي |
| 6 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 7 | yekulune | derler | يَقُولُونَ | قول |
| 8 | haza | bu | هَٰذَا | - |
| 9 | min | مِنْ | - | |
| 10 | indi | indindendir/katındandır/ | عِنْدِ | عند |
| 11 | llahi | Allah’ın | اللَّهِ | - |
| 12 | liyeşteru | satmak için | لِيَشْتَرُوا | شري |
| 13 | bihi | onu (kitabı) | بِهِ | - |
| 14 | semenen | bir fiyata | ثَمَنًا | ثمن |
| 15 | kalilen | az | قَلِيلًا | قلل |
| 16 | feveylun | öyle ki vay haline | فَوَيْلٌ | - |
| 17 | lehum | onların | لَهُمْ | - |
| 18 | mimma | dolayı | مِمَّا | - |
| 19 | ketebet | yazdıklarından | كَتَبَتْ | كتب |
| 20 | eydihim | ellerinin | أَيْدِيهِمْ | يدي |
| 21 | ve veylun | Ve vay haline | وَوَيْلٌ | - |
| 22 | lehum | onların | لَهُمْ | - |
| 23 | mimma | dolayı | مِمَّا | - |
| 24 | yeksibune | kazandıklarından | يَكْسِبُونَ | كسب |
Notlar
Not 1: *Kutsal kitaplar yerine dinde hüküm koyucu kitaplar yazan kimseler. Tevrat yerine Talmud'u yazanlar. İncil yerine masalları/mektupları yazanlar. Kur'an yerine tamamı zan ve insan sözü olan söylenti/hadis kitaplarını yazanlar. Bu kimseler elleriyle yazdıkları kitapların Yüce Allah katından olduğunu iddia ederler. Bu kitapları az bir bedel/ücret karşılığında kutsal kitapmış gibi halka sunarlar; kazanç sağlarlar.
Ayet 80
87|2|80|وَقَالُوا۟ لَن تَمَسَّنَا ٱلنَّارُ إِلَّآ أَيَّامًا مَّعْدُودَةً قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِندَ ٱللَّهِ عَهْدًا فَلَن يُخْلِفَ ٱللَّهُ عَهْدَهُۥٓ أَمْ تَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
87|2|80|وقالوا لن تمسنا النار الا اياما معدوده قل اتخذتم عند الله عهدا فلن يخلف الله عهده ام تقولون علي الله ما لا تعلمون
80. Ve kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdeh(ma’dûdete), kul ettehaztum indallâhi ahden fe len yuhlifallâhu ahdehu(ahdehû) em tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve dediler: “Asla dokunmaz bizlere ateş adetli/sayılı günler dışında”; de ki: “Allah’ın indinde/katında bir ahit/antlaşma mı edindiniz?”; öyle ki asla bozmaz Allah ahdini/antlaşmasını; Allah üzerine bilmediğinizi mi söylersiniz?
Ahmed Samira: 80 And they said: "The fire will never touch us except counted/numbered days/times." Say: "Did you take at God a promise/contract , so God will not break His promise/contract , or are you saying on God what you do not know?"
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kalu | ve dediler | وَقَالُوا | قول |
| 2 | len | asla | لَنْ | - |
| 3 | temessena | dokunmaz bizlere | تَمَسَّنَا | مسس |
| 4 | n-naru | ateş | النَّارُ | نور |
| 5 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 6 | eyyamen | günler | أَيَّامًا | يوم |
| 7 | mea'dudeten | adetli/sayılı | مَعْدُودَةً | عدد |
| 8 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 9 | ettehaztum | edindiniz mi | أَتَّخَذْتُمْ | اخذ |
| 10 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 11 | llahi | Allah’ın | اللَّهِ | - |
| 12 | ahden | bir ahit/antlaşma | عَهْدًا | عهد |
| 13 | felen | öyle ki asla | فَلَنْ | - |
| 14 | yuhlife | bozmaz | يُخْلِفَ | خلف |
| 15 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 16 | ahdehu | ahdini/antlaşmasını | عَهْدَهُ | عهد |
| 17 | em | أَمْ | - | |
| 18 | tekulune | söyler misiniz | تَقُولُونَ | قول |
| 19 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 20 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 21 | ma | مَا | - | |
| 22 | la | لَا | - | |
| 23 | tea'lemune | bilmediğinizi | تَعْلَمُونَ | علم |
Ayet 81
88|2|81|بَلَىٰ مَن كَسَبَ سَيِّئَةً وَأَحَٰطَتْ بِهِۦ خَطِيٓـَٔتُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
88|2|81|بلي من كسب سييه واحطت به خطيته فاوليك اصحب النار هم فيها خلدون
81. Belâ men kesebe seyyieten ve ehâtat bihî hatîetuhu fe ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Evet! Kim kazandı bir kötülük; ve kuşattı (kötülük) onu (kimseyi) hatasıyla/yanlışıyla onun; öyle ki işte bunlar; yoldaşlarıdır ateş; onlar orada* ölümsüzlerdir185.
Ahmed Samira: 81 Yes/certainly , who gathered/earned a sin/crime, and his sin/mistake surrounded/enveloped with him so those (are) the fire’s owners/company, they are in it immortally/eternally.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | bela | evet! | بَلَىٰ | - |
| 2 | men | kim | مَنْ | - |
| 3 | kesebe | kazandı | كَسَبَ | كسب |
| 4 | seyyieten | bir kötülük | سَيِّئَةً | سوا |
| 5 | ve ehatat | ve kuşattı (kötülük) | وَأَحَاطَتْ | حوط |
| 6 | bihi | onu (kimseyi) | بِهِ | - |
| 7 | hatiyetuhu | hatasıyla/yanlışıyla onun | خَطِيئَتُهُ | خطا |
| 8 | feulaike | öyle ki işte bunlar | فَأُولَٰئِكَ | - |
| 9 | eshabu | yoldaşlarıdır | أَصْحَابُ | صحب |
| 10 | n-nari | ateş | النَّارِ | نور |
| 11 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 12 | fiha | orada (cehennemde) | فِيهَا | - |
| 13 | halidune | ölümsüzler | خَالِدُونَ | خلد |
Notlar
Not 1: *Cehennemde.
Ayet 82
89|2|82|وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
89|2|82|والذين امنوا وعملوا الصلحت اوليك اصحب الجنه هم فيها خلدون
82. Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ulâike ashâbul cenneh(cenneti), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Ve kimseler (ki) iman47 ettiler ve yaptılar sâlihât18; işte bunlar; yoldaşlarıdır cennet; onlar orada (cennette) ölümsüzlerdir185.
Ahmed Samira: 82 And those who believed and made/did the correct/righteous deeds, those are the Paradise’s owners/company, they are in it immortally/eternally.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 2 | amenu | iman ettiler | امَنُوا | امن |
| 3 | ve amilu | ve yaptılar | وَعَمِلُوا | عمل |
| 4 | s-salihati | sâlihât | الصَّالِحَاتِ | صلح |
| 5 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 6 | eshabu | yoldaşlarıdır | أَصْحَابُ | صحب |
| 7 | l-cenneti | cennet | الْجَنَّةِ | جنن |
| 8 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 9 | fiha | orada (cennette) | فِيهَا | - |
| 10 | halidune | ölümsüzlerdir | خَالِدُونَ | خلد |
Ayet 83
90|2|83|وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَٰقَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ لَا تَعْبُدُونَ إِلَّا ٱللَّهَ وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ إِحْسَانًا وَذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَٰمَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينِ وَقُولُوا۟ لِلنَّاسِ حُسْنًا وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا مِّنكُمْ وَأَنتُم مُّعْرِضُونَ
90|2|83|واذ اخذنا ميثق بني اسريل لا تعبدون الا الله وبالولدين احسانا وذي القربي واليتمي والمسكين وقولوا للناس حسنا واقيموا الصلوه واتوا الزكوه ثم توليتم الا قليلا منكم وانتم معرضون
83. Ve iz ehaznâ mîsâka benî isrâîle lâ ta’budûne illâllâhe ve bil vâlideyni ihsânen ve zil kurbâvel yetâmâ vel mesâkîni ve kûlû lin nâsi husnen ve ekîmûs salâte ve âtûz zekât(zekâte), summe tevelleytum illâ kalîlen minkum ve entum mu’ridûn(mu’ridûne).
Ve aldığımız zaman bir mîsâk281 İsrailoğullarından; kulluk46 etmeyesiniz; ancak Allah'a; ve ana babaya bir güzellik; ve yakınlık sahibine130 (de); ve yetimlere131 (de); ve miskinlere113 (de); ve deyin insanlar için güzelliği; ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; sonra biraz dışında sizlerden döndünüz; ve sizler direnç gösterenlersiniz/karşı çıkanlarsınız.
Ahmed Samira: 83 And when We took Israel’s sons’ and daughters’ promise/covenant, "Do not worship except God, and with the parents a goodness and of the relations/near , and the orphans and the poorest of the poor/poor oppressed , and say to the people goodness, and keep up/take care of the prayers and give/bring the charity/purification." Then you turned away except (a) few from you and you are objecting/opposing .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | ehazna | aldık | أَخَذْنَا | اخذ |
| 3 | misaka | bir sözleşme/misak | مِيثَاقَ | وثق |
| 4 | beni | oğullarından | بَنِي | بني |
| 5 | israile | İsrail | إِسْرَائِيلَ | - |
| 6 | la | لَا | - | |
| 7 | tea'budune | kulluk etmeyesiniz | تَعْبُدُونَ | عبد |
| 8 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 9 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 10 | ve bil-valideyni | ve ana babayla | وَبِالْوَالِدَيْنِ | ولد |
| 11 | ihsanen | bir güzellik | إِحْسَانًا | حسن |
| 12 | ve zi | ve sahibine (de) | وَذِي | - |
| 13 | l-kurba | yakınlık | الْقُرْبَىٰ | قرب |
| 14 | velyetama | ve yetimlere (de) | وَالْيَتَامَىٰ | يتم |
| 15 | velmesakini | ve miskinlere/açlık sınırında yaşayanlara (da) | وَالْمَسَاكِينِ | سكن |
| 16 | ve kulu | ve deyin | وَقُولُوا | قول |
| 17 | linnasi | insanlar için | لِلنَّاسِ | نوس |
| 18 | husnen | güzelliği | حُسْنًا | حسن |
| 19 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 20 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 21 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 22 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 23 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 24 | tevelleytum | döndünüz | تَوَلَّيْتُمْ | ولي |
| 25 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 26 | kalilen | bir az | قَلِيلًا | قلل |
| 27 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 28 | ve entum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 29 | mua'ridune | direnç gösterenlersiniz /karşı çıkanlarsınız | مُعْرِضُونَ | عرض |
Ayet 84
91|2|84|وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَٰقَكُمْ لَا تَسْفِكُونَ دِمَآءَكُمْ وَلَا تُخْرِجُونَ أَنفُسَكُم مِّن دِيَٰرِكُمْ ثُمَّ أَقْرَرْتُمْ وَأَنتُمْ تَشْهَدُونَ
91|2|84|واذ اخذنا ميثقكم لا تسفكون دماكم ولا تخرجون انفسكم من ديركم ثم اقررتم وانتم تشهدون
84. Ve iz ehaznâ mîsâkakum lâ tesfikûne dimâekum ve lâ tuhricûne enfusekum min diyârikum summe ekrartum ve entum teşhedûn(teşhedûne).
Ve aldığımız zaman mîsâkınızı281; dökmeyesiniz kanlarınızı; ve çıkarmayasınız nefislerinizi201 diyarlarınızdan/yurtlarınızdan; sonra karara bağladınız; ve sizler şahit/tanık olursunuz.
Ahmed Samira: 84 And when We took your promise/covenant. "Do not shed your blood and do not bring yourselves out from your homes/countries , then you acknowledged/accepted and you (are) witnessing/testifying.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | ehazna | aldık | أَخَذْنَا | اخذ |
| 3 | misakakum | mîsâkınızı | مِيثَاقَكُمْ | وثق |
| 4 | la | لَا | - | |
| 5 | tesfikune | dökmeyesini | تَسْفِكُونَ | سفك |
| 6 | dima'ekum | kanlarınızı | دِمَاءَكُمْ | دمو |
| 7 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 8 | tuhricune | çıkarmayasınız | تُخْرِجُونَ | خرج |
| 9 | enfusekum | nefislerinizi | أَنْفُسَكُمْ | نفس |
| 10 | min | مِنْ | - | |
| 11 | diyarikum | diyarlarınızdan/yurtlarınızdan | دِيَارِكُمْ | دور |
| 12 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 13 | ekrartum | karara bağladınız | أَقْرَرْتُمْ | قرر |
| 14 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 15 | teşhedune | şahitler olursunuz/tanık olursunuz | تَشْهَدُونَ | شهد |
Ayet 85
92|2|85|ثُمَّ أَنتُمْ هَٰٓؤُلَآءِ تَقْتُلُونَ أَنفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَرِيقًا مِّنكُم مِّن دِيَٰرِهِمْ تَظَٰهَرُونَ عَلَيْهِم بِٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٰنِ وَإِن يَأْتُوكُمْ أُسَٰرَىٰ تُفَٰدُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ إِخْرَاجُهُمْ أَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ ٱلْكِتَٰبِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَآءُ مَن يَفْعَلُ ذَٰلِكَ مِنكُمْ إِلَّا خِزْىٌ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ يُرَدُّونَ إِلَىٰٓ أَشَدِّ ٱلْعَذَابِ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
92|2|85|ثم انتم هولا تقتلون انفسكم وتخرجون فريقا منكم من ديرهم تظهرون عليهم بالاثم والعدون وان ياتوكم اسري تفدوهم وهو محرم عليكم اخراجهم افتومنون ببعض الكتب وتكفرون ببعض فما جزا من يفعل ذلك منكم الا خزي في الحيوه الدنيا ويوم القيمه يردون الي اشد العذاب وما الله بغفل عما تعملون
85. Summe entum hâulâi taktulûne enfusekum ve tuhricûne ferîkan minkummin diyârihim, tezâharûne aleyhim bil ismi vel udvân(udvâni), ve in ye’tûkum usârâ tufâdûhum ve huve muharremun aleykum ihrâcuhum e fe tu’minûne bi ba’dil kitâbive tekfurûne bi ba’d(ba’dın), fe mâ cezâu men yef’alu zâlike minkum illâ hızyun fîl hayâtid dunyâ, ve yevmel kıyâmeti yureddûne ilâ eşeddil azâb(azâbi), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne).
Sonra siz; şunlar; öldürürsünüz nefislerinizi201; ve çıkarırsınız diyarlarından/yurtlarından bir grubu/bir fırkayı sizlerden; dayanışma/destekleşme içinde olursunuz onlara karşı günahla ve ihlalle/sınırı aşmayla/düşmanlıkla; ve eğer gelirlerse sizlere esirler olarak; fidye alırsınız onlara (serbest bırakmak için onları); ve (oysa) o haram/yasak edilendir sizlere; ihracı/çıkarılması (da) onların; iman47 edersiniz bir kısmına kitabın* ve kâfirlik25 edersiniz bir kısmına; öyle mi? Öyle ki, nedir cezası/karşılığı kimsenin (ki) yapar bunu sizlerden; ancak bir rezalet dünya hayatında ve diriliş gününde; geri döndürülür en şiddetli azaba doğru; ve değildir Allah gâfil310 yaptıklarınızdan.
Ahmed Samira: 85 Then you are those who you kill yourselves and you force out a group/part from you, from their homes/countries, you cooperate/support on (against) them with the sin/crime and the transgression/injustice/aggression and if they come to you captives/prisoners you ransom them , and it is forbidden on you bringing/forcing them out. Do you believe with some/part (of) The Book and you disbelieve with some/part? So but (what is the) reward/reimbursement (of) who does that from you, except shame/scandal/disgrace in the life the present/worldly life (on) and the Resurrection Day they be returned to the torture’s strongest (severest), and God (is) not with ignoring/disregarding on what you make/do.
Notlar
Not 1: *Kutsal kitap.
Ayet 86
93|2|86|أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشْتَرَوُا۟ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا بِٱلْءَاخِرَةِ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ ٱلْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
93|2|86|اوليك الذين اشتروا الحيوه الدنيا بالاخره فلا يخفف عنهم العذاب ولا هم ينصرون
86. Ulâikellezîneşteravul hayâted dunyâ bil âhireti, fe lâ yuhaffefu anhumul azâbu ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).
İşte bunlar; satın alarak takas etmiş kimselerdir dünya hayatını ahiretle; öyle ki hafifletilmez onlardan azap; ve onlara yardım edilmez.
Ahmed Samira: 86 Those are these who bought/volunteered the life the present/worldly life with the end (other life), so the torture is not to be lightened/reduced on them, and nor they be given victory.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | şteravu | satın alarak takas ettiler | اشْتَرَوُا | شري |
| 4 | l-hayate | hayatını | الْحَيَاةَ | حيي |
| 5 | d-dunya | dünya | الدُّنْيَا | دنو |
| 6 | bil-ahirati | ahiretle | بِالْاخِرَةِ | اخر |
| 7 | fela | Öyle ki | فَلَا | - |
| 8 | yuhaffefu | hafifletilmez | يُخَفَّفُ | خفف |
| 9 | anhumu | onlardan | عَنْهُمُ | - |
| 10 | l-azabu | azap | الْعَذَابُ | عذب |
| 11 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 12 | hum | onlara | هُمْ | - |
| 13 | yunsarune | yardım edilmez | يُنْصَرُونَ | نصر |
Ayet 87
94|2|87|وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ وَقَفَّيْنَا مِنۢ بَعْدِهِۦ بِٱلرُّسُلِ وَءَاتَيْنَا عِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ٱلْبَيِّنَٰتِ وَأَيَّدْنَٰهُ بِرُوحِ ٱلْقُدُسِ أَفَكُلَّمَا جَآءَكُمْ رَسُولٌۢ بِمَا لَا تَهْوَىٰٓ أَنفُسُكُمُ ٱسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقًا كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقًا تَقْتُلُونَ
94|2|87|ولقد اتينا موسي الكتب وقفينا من بعده بالرسل واتينا عيسي ابن مريم البينت وايدنه بروح القدس افكلما جاكم رسول بما لا تهوي انفسكم استكبرتم ففريقا كذبتم وفريقا تقتلون
87. Ve lekad âteynâ mûsâl kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhil kudus(kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferîkan taktulûn(taktulûne).
Ve ant olsun verdik Musa'ya kitabı*; ve gönderdik resûller418 kafiyeli/ahenkli (olarak)** ardından onun (Musa’nın); ve verdik Meryem oğlu Îsa'ya beyanlar226; ve destekledik onu kutsal ruhla279; öyle (değil) mi? Her ne zaman geldi/ulaştı sizlere bir resûl418, nefislerinizin201 hevâsına278 uymayanla; büyüklendiniz/kibirlendiniz; öyle ki bir fırka/grup yalanlarsınız195; ve bir fırka/grup katledersiniz35.
Ahmed Samira: 87 And We had given/brought Moses The Book and We sent from after him with the messengers, and Wegave/brought Jesus Mary’s son, the evidences and We supported him with the Holy/Sanctimonious Soul/Spirit , so if whenever a messenger came to you with what yourselves do not desire you become arrogant, so a group you denied and a group you kill .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekad | ve ant olsun | وَلَقَدْ | - |
| 2 | ateyna | verdik | اتَيْنَا | اتي |
| 3 | musa | Musa'ya | مُوسَى | - |
| 4 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 5 | ve kaffeyna | ve gönderdik kafiyeli/ahenkli | وَقَفَّيْنَا | قفو |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | bea'dihi | ardından onun (Musa’nın) | بَعْدِهِ | بعد |
| 8 | bir-rusuli | resuller | بِالرُّسُلِ | رسل |
| 9 | ve ateyna | ve verdik | وَاتَيْنَا | اتي |
| 10 | iysa | Îsa'ya | عِيسَى | - |
| 11 | bne | oğlu | ابْنَ | بني |
| 12 | meryeme | Meryem | مَرْيَمَ | - |
| 13 | l-beyyinati | beyanlar/deklarasyonlar | الْبَيِّنَاتِ | بين |
| 14 | ve eyyednahu | ve destekledik onu | وَأَيَّدْنَاهُ | ايد |
| 15 | biruhi | ruhla | بِرُوحِ | روح |
| 16 | l-kudusi | kutsal | الْقُدُسِ | قدس |
| 17 | efekullema | öyle mi? her ne zaman | أَفَكُلَّمَا | كلل |
| 18 | ca'ekum | geldi/ulaştı sizlere | جَاءَكُمْ | جيا |
| 19 | rasulun | bir resul | رَسُولٌ | رسل |
| 20 | bima | بِمَا | - | |
| 21 | la | لَا | - | |
| 22 | tehva | hevâsına uymayanla | تَهْوَىٰ | هوي |
| 23 | enfusukumu | nefislerinizin | أَنْفُسُكُمُ | نفس |
| 24 | stekbertum | büyüklendiniz/kibirlendiniz | اسْتَكْبَرْتُمْ | كبر |
| 25 | feferikan | öyle ki bir fırka/grup | فَفَرِيقًا | فرق |
| 26 | kezzebtum | yalanlarsınız | كَذَّبْتُمْ | كذب |
| 27 | ve ferikan | ve bir fırka/grup | وَفَرِيقًا | فرق |
| 28 | tektulune | katledersiniz | تَقْتُلُونَ | قتل |
Notlar
Not 1: *Tevrat**Bir düzene bağlı şekilde.
Ayet 88
95|2|88|وَقَالُوا۟ قُلُوبُنَا غُلْفٌۢ بَل لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفْرِهِمْ فَقَلِيلًا مَّا يُؤْمِنُونَ
95|2|88|وقالوا قلوبنا غلف بل لعنهم الله بكفرهم فقليلا ما يومنون
88. Ve kâlû kulûbunâ gulf(gulfun), bel leanehumullâhu bi kufrihim fe kalîlen mâ yu’minun(yu’minûne).
Ve dediler: "Kalplerimiz örtülenlerdir/sarılanlardır175" evet! mutlak lanetledi280 onları Allah kâfirlikleriyle25; öyle ki pek azdır* iman47 ettikleri.
Ahmed Samira: 88 And they said: "Our hearts/minds (are) covered/uncomprehending ." But God cursed them with their disbelief, so little/few (are) what they believe.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kalu | ve dediler | وَقَالُوا | قول |
| 2 | kulubuna | kalplerimiz | قُلُوبُنَا | قلب |
| 3 | gulfun | örtülenlerdir/sarılanlardır | غُلْفٌ | غلف |
| 4 | bel | Evet! | بَلْ | - |
| 5 | leanehumu | mutlak lanetledi onları | لَعَنَهُمُ | لعن |
| 6 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 7 | bikufrihim | kâfirlikleriyle onların | بِكُفْرِهِمْ | كفر |
| 8 | fekalilen | öyle ki azdır | فَقَلِيلًا | قلل |
| 9 | ma | مَا | - | |
| 10 | yu'minune | İman ettikleri | يُؤْمِنُونَ | امن |
Notlar
Not 1: *Kutsak kitapların ayetlerinin pek azına gerçekten iman ederler. Çoğuna iman etmezler. Kutsal kitaplar yerine Talmud gibi kitaplara iman ederler.
Ayet 89
96|2|89|وَلَمَّا جَآءَهُمْ كِتَٰبٌ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ مُصَدِّقٌ لِّمَا مَعَهُمْ وَكَانُوا۟ مِن قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَلَمَّا جَآءَهُم مَّا عَرَفُوا۟ كَفَرُوا۟ بِهِۦ فَلَعْنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ
96|2|89|ولما جاهم كتب من عند الله مصدق لما معهم وكانوا من قبل يستفتحون علي الذين كفروا فلما جاهم ما عرفوا كفروا به فلعنه الله علي الكفرين
89. Ve lemmâ câehum kitâbun min indillâhi musaddikun limâ meahum, ve kânû min kablu yesteftihûne alellezîne keferû, fe lemmâ câehum mâ arafû keferû bihî, fe la’netullâhi alel kâfirîn(kâfirîne).
Ve ne zaman ki geldi onlara bir kitap* Allah’ın indinden/katından; bir musaddıktır140 yanlarındakine** onların; -ve daha önceden kâfirlik25 etmiş kimselere karşı yardım ister olmuşlardı*** -; öyle ki ne zaman geldi onlara bildikleri/arif oldukları*; kâfirlik25 ettiler ona*; öyleyse laneti280 Allah'ın üzerinedir kâfirlerin25.
Ahmed Samira: 89 And when a Book came to them from at God, confirming to what (is) with them and they were from before judging/asking on those who disbelieved, so when what they knew came to them, they disbelieved with it, so God’s curse/torture (is) on the disbelievers.
Notlar
Not 1: *Kur'an.**Tevrat.***Kur'an inmeden önce kâfirlere karşı Allah'tan yardım aranırlardı; Yüce Allah'a yardım için çağrıda bulunurlardı.
Ayet 90
97|2|90|بِئْسَمَا ٱشْتَرَوْا۟ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمْ أَن يَكْفُرُوا۟ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بَغْيًا أَن يُنَزِّلَ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ فَبَآءُو بِغَضَبٍ عَلَىٰ غَضَبٍ وَلِلْكَٰفِرِينَ عَذَابٌ مُّهِينٌ
97|2|90|بيسما اشتروا به انفسهم ان يكفروا بما انزل الله بغيا ان ينزل الله من فضله علي من يشا من عباده فباو بغضب علي غضب وللكفرين عذاب مهين
90. Bi’semeşterav bihî enfusehum en yekfurû bi mâ enzelallâhu bagyen en yunezzilallâhu min fadlihî alâ men yeşâu min ibâdih(ibâdihî), fe bâû bi gadabin alâ gadab(gadabin), ve lil kâfirîne azâbun muhîn(muhînun).
Ne bedbahtlıktır/perişanlıktır! Satın alıp takas ettiler onu nefisleri201 (için); ki kâfirlik25 ederler Allah'ın indirdiğine; bir sınırı aşmadır/ihlaldir; ki indirir Allah fazlından kullarından dilediği kimse üzerine; öyle ki geri döndüler/oturup kaldılar gazap/öfke üstüne bir gazapla/öfkeyle; ve kâfirler25 içindir yıpratan/çöktüren bir azap.
Ahmed Samira: 90 How bad (it is what), they bought/volunteered with it themselves, that they disbelieve with what God descended, corrupting/transgressing that God descends from His grace/favour on whom He wants/wills from His worshippers/slaves, so they returned/resided with anger on anger, and to the disbelievers (is) a humiliating torture.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | bi'sema | ne bedbahtlıktır/perişanlıktır | بِئْسَمَا | باس |
| 2 | şterav | satın alıp takas ettiler | اشْتَرَوْا | شري |
| 3 | bihi | onu | بِهِ | - |
| 4 | enfusehum | nefislerine onların | أَنْفُسَهُمْ | نفس |
| 5 | en | ki | أَنْ | - |
| 6 | yekfuru | kâfirlik ederler | يَكْفُرُوا | كفر |
| 7 | bima | بِمَا | - | |
| 8 | enzele | indirdiğine | أَنْزَلَ | نزل |
| 9 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 10 | begyen | bir sınırı aşma/ihlal | بَغْيًا | بغي |
| 11 | en | ki | أَنْ | - |
| 12 | yunezzile | indirir | يُنَزِّلَ | نزل |
| 13 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 14 | min | مِنْ | - | |
| 15 | fedlihi | fazlından | فَضْلِهِ | فضل |
| 16 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 17 | men | kimse | مَنْ | - |
| 18 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 19 | min | مِنْ | - | |
| 20 | ibadihi | kullarından | عِبَادِهِ | عبد |
| 21 | feba'u | öyle ki geri döndüler/oturup kaldılar | فَبَاءُوا | بوا |
| 22 | bigadebin | bir gazapla/öfkeyle | بِغَضَبٍ | غضب |
| 23 | ala | üstüne | عَلَىٰ | - |
| 24 | gadebin | bir gazap/öfke | غَضَبٍ | غضب |
| 25 | velilkafirine | ve kâfirler içindir | وَلِلْكَافِرِينَ | كفر |
| 26 | azabun | bir azap | عَذَابٌ | عذب |
| 27 | muhinun | yıpratan/çöktüren | مُهِينٌ | هون |
Ayet 91
98|2|91|وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ ءَامِنُوا۟ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُوا۟ نُؤْمِنُ بِمَآ أُنزِلَ عَلَيْنَا وَيَكْفُرُونَ بِمَا وَرَآءَهُۥ وَهُوَ ٱلْحَقُّ مُصَدِّقًا لِّمَا مَعَهُمْ قُلْ فَلِمَ تَقْتُلُونَ أَنۢبِيَآءَ ٱللَّهِ مِن قَبْلُ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
98|2|91|واذا قيل لهم امنوا بما انزل الله قالوا نومن بما انزل علينا ويكفرون بما وراه وهو الحق مصدقا لما معهم قل فلم تقتلون انبيا الله من قبل ان كنتم مومنين
91. Ve izâ kîle lehum âminû bi mâ enzelallâhu kâlû nu’minu bi mâ unzile aleynâ ve yekfurûne bi mâ verâehu ve huvel hakku musaddikan limâ meahum kul fe lime taktulûne enbiyâallâhi min kablu in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Ve denildiği zaman onlara: “İman47 edin indirdiğine Allah'ın”; dediler: “İman47 ederiz üzerimize indirilmişe”; ve kâfirlik25 ederler onun (Tevrât’ın) ardındakine*; ve o** haktır/gerçektir; bir musaddıktır140 onların yanlarındaki (Tevrât) için; de ki: “Öyleyse neden katledersiniz35 Allah'ın nebilerini132 daha önceden; eğer olduysanız müminler27?”
Ahmed Samira: 91 And if it was/is said to them: "Believe with what God descended." They said: "We believe with what is descended on us and they disbelieve with what is behind/beyond it, and it is the truth confirming to what (is) with them." Say: "So why do you kill God’s prophets from before, if you were believing?"
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve o zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | kile | denildi | قِيلَ | قول |
| 3 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 4 | aminu | iman edin | امِنُوا | امن |
| 5 | bima | بِمَا | - | |
| 6 | enzele | indirdiğine | أَنْزَلَ | نزل |
| 7 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 8 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 9 | nu'minu | iman ederiz | نُؤْمِنُ | امن |
| 10 | bima | بِمَا | - | |
| 11 | unzile | indirilene | أُنْزِلَ | نزل |
| 12 | aleyna | bizlere | عَلَيْنَا | - |
| 13 | ve yekfurune | ve kâfirlik ederler | وَيَكْفُرُونَ | كفر |
| 14 | bima | بِمَا | - | |
| 15 | vera'ehu | onun (Tevrat’ın) ardındakine (Kur’an’a) | وَرَاءَهُ | وري |
| 16 | vehuve | ve o (Kur’an) | وَهُوَ | - |
| 17 | l-hakku | haktır/gerçektir | الْحَقُّ | حقق |
| 18 | musaddikan | bir musaddık | مُصَدِّقًا | صدق |
| 19 | lima | لِمَا | - | |
| 20 | meahum | onların yanlarındaki için (Tevrat) | مَعَهُمْ | - |
| 21 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 22 | felime | öyleyse neden | فَلِمَ | - |
| 23 | tektulune | katledersiniz | تَقْتُلُونَ | قتل |
| 24 | enbiya'e | nebilerini | أَنْبِيَاءَ | نبا |
| 25 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 26 | min | مِنْ | - | |
| 27 | kablu | daha öncesinde | قَبْلُ | قبل |
| 28 | in | eğer | إِنْ | - |
| 29 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 30 | mu'minine | müminler | مُؤْمِنِينَ | امن |
Notlar
Not 1: *Kur’ân'a.**Kur’ân.
Ayet 92
99|2|92|وَلَقَدْ جَآءَكُم مُّوسَىٰ بِٱلْبَيِّنَٰتِ ثُمَّ ٱتَّخَذْتُمُ ٱلْعِجْلَ مِنۢ بَعْدِهِۦ وَأَنتُمْ ظَٰلِمُونَ
99|2|92|ولقد جاكم موسي بالبينت ثم اتخذتم العجل من بعده وانتم ظلمون
92. Ve lekad câekum mûsâ bil beyyinâti summettehaztumul icle min ba’dihî ve entum zâlimûn(zâlimûne).
Ve ant olsun geldi sizlere Musa beyanlarla226; sonra edindiniz buzağıyı onun (Musa’nın) ardından; ve sizler zalimlersiniz257.
Ahmed Samira: 92 And Moses had (E) come to you with the evidences, then you took/received the calf from after him, and you are unjust/oppressive.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekad | ve ant olsun | وَلَقَدْ | - |
| 2 | ca'ekum | geldi sizlere | جَاءَكُمْ | جيا |
| 3 | musa | Musa | مُوسَىٰ | - |
| 4 | bil-beyyinati | beyanlarla | بِالْبَيِّنَاتِ | بين |
| 5 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 6 | ttehaztumu | edindiniz | اتَّخَذْتُمُ | اخذ |
| 7 | l-icle | buzağıyı | الْعِجْلَ | عجل |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | bea'dihi | ardından onun (Musa’nın) | بَعْدِهِ | بعد |
| 10 | ve entum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 11 | zalimune | zalimlersiniz. | ظَالِمُونَ | ظلم |
Ayet 93
100|2|93|وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَٰقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُوا۟ مَآ ءَاتَيْنَٰكُم بِقُوَّةٍ وَٱسْمَعُوا۟ قَالُوا۟ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُوا۟ فِى قُلُوبِهِمُ ٱلْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُم بِهِۦٓ إِيمَٰنُكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
100|2|93|واذ اخذنا ميثقكم ورفعنا فوقكم الطور خذوا ما اتينكم بقوه واسمعوا قالوا سمعنا وعصينا واشربوا في قلوبهم العجل بكفرهم قل بيسما يامركم به ايمنكم ان كنتم مومنين
93. Ve iz ehaznâ mîsâkakum ve refa’nâ fevkakumut tûr(tûra), huzû mâ âteynâkum bi kuvvetin vesmeû kâlû semi’nâ ve aseynâ ve uşribû fî kulûbihimul icle bi kufrihim kul bi’se mâ ye’murukum bihî îmânukum in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Ve aldığımız zaman mîsâklarını281; ve yükselttik üstlerine onların turu/dağı; “Tutun/edinin verdiğimizi sizlere bir kuvvetle; ve işitin”; dediler: “İşittik ve isyan ettik”; ve içirildi/emdirildi kalplerine buzağı kâfirlikleriyle25; de ki: “Ne bedbahtlıktır/perişanlıktır; emretti sizlere onu imanınız; eğer olduysanız müminler*.”
Ahmed Samira: 93 And when We took your promise/covenant and We raised the mountain above/over you. Take/receive what We brought (to) you with a strength/power and hear/listen. They said: "We heard and we disobeyed." And they were made to drink/mix/saturate in their hearts/minds the calf with their disbelief. Say: "How bad (is what) your faith/belief orders/commands you with it, if you were believing?"
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | ehazna | aldık | أَخَذْنَا | اخذ |
| 3 | misakakum | mîsâklarını | مِيثَاقَكُمْ | وثق |
| 4 | ve rafea'na | ve yükselttik | وَرَفَعْنَا | رفع |
| 5 | fevkakumu | üstlerine onların | فَوْقَكُمُ | فوق |
| 6 | t-tura | turu/dağı | الطُّورَ | طور |
| 7 | huzu | tutun/edinin | خُذُوا | اخذ |
| 8 | ma | مَا | - | |
| 9 | ateynakum | verdiğimizi sizlere | اتَيْنَاكُمْ | اتي |
| 10 | bikuvvetin | bir kuvvetle | بِقُوَّةٍ | قوي |
| 11 | vesmeu | ve işitin | وَاسْمَعُوا | سمع |
| 12 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 13 | semia'na | işittik | سَمِعْنَا | سمع |
| 14 | ve asayna | ve isyan ettik | وَعَصَيْنَا | عصي |
| 15 | ve uşribu | ve içirildi/emdirildi | وَأُشْرِبُوا | شرب |
| 16 | fi | فِي | - | |
| 17 | kulubihimu | kalplerine | قُلُوبِهِمُ | قلب |
| 18 | l-icle | buzağı | الْعِجْلَ | عجل |
| 19 | bikufrihim | kâfirlikleriyle | بِكُفْرِهِمْ | كفر |
| 20 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 21 | bi'sema | Ne bedbahtlıktır/perişanlıktır | بِئْسَمَا | باس |
| 22 | ye'murukum | emretti sizlere | يَأْمُرُكُمْ | امر |
| 23 | bihi | onu | بِهِ | - |
| 24 | imanukum | imanınızın | إِيمَانُكُمْ | امن |
| 25 | in | eğer | إِنْ | - |
| 26 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 27 | mu'minine | müminler | مُؤْمِنِينَ | امن |
Notlar
Not 1: *Gerçekten bu şekilde iman etmişseniz, kalpten iman etmişseniz durumunuz vahim demektir.
Ayet 94
101|2|94|قُلْ إِن كَانَتْ لَكُمُ ٱلدَّارُ ٱلْءَاخِرَةُ عِندَ ٱللَّهِ خَالِصَةً مِّن دُونِ ٱلنَّاسِ فَتَمَنَّوُا۟ ٱلْمَوْتَ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
101|2|94|قل ان كانت لكم الدار الاخره عند الله خالصه من دون الناس فتمنوا الموت ان كنتم صدقين
94. Kul in kânet lekumud dârul âhiretu indallâhi hâlisaten min dûnin nâsi fe temennevûl mevte in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
De ki: “Eğer olduysa sizlere ahiret diyarı/yurdu Allah'ın indinde/katında bir halis* (olarak) insanların dışında**; öyleyse temenni edin ölümü eğer olduysanız sâdıklar182.”
Ahmed Samira: 94 Say: "If the home (of) the last (other life) was for you, at God clearly/purely (exclusively) from other than the people, so wish/desire the death/lifelessness if you were truthful."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 2 | in | eğer | إِنْ | - |
| 3 | kanet | olduysa | كَانَتْ | كون |
| 4 | lekumu | sizlere | لَكُمُ | - |
| 5 | d-daru | diyarı/yurdu | الدَّارُ | دور |
| 6 | l-ahiratu | ahiret | الْاخِرَةُ | اخر |
| 7 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 8 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 9 | halisaten | halis/saf/has | خَالِصَةً | خلص |
| 10 | min | مِنْ | - | |
| 11 | duni | dışında | دُونِ | دون |
| 12 | n-nasi | insanların | النَّاسِ | نوس |
| 13 | fetemennevu | öyleyse temenni edin | فَتَمَنَّوُا | مني |
| 14 | l-mevte | ölümü | الْمَوْتَ | موت |
| 15 | in | eğer | إِنْ | - |
| 16 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 17 | sadikine | sâdıklar | صَادِقِينَ | صدق |
Notlar
Not 1: *Saf, has, katıksız, karışıksız.**Diğer insanların haricinde, sadece sizlere özel, halis.
Ayet 95
102|2|95|وَلَن يَتَمَنَّوْهُ أَبَدًۢا بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ
102|2|95|ولن يتمنوه ابدا بما قدمت ايديهم والله عليم بالظلمين
95. Ve len yetemennevhu ebeden bimâ kaddemet eydîhim vallâhu alîmun biz zâlimîn(zâlimîne).
Ve asla temenni etmezler onu (ölümü) ebediyen; önceden gönderdiğinden/yolladığından dolayı ellerinin; ve Allah bilendir zalimleri257.
Ahmed Samira: 95 And they will never/not wish/desire it, never, because (of) what their hands advanced , and God (is) knowledgeable with the unjust.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velen | ve asla | وَلَنْ | - |
| 2 | yetemennevhu | temenni etmezler onu | يَتَمَنَّوْهُ | مني |
| 3 | ebeden | ebediyen | أَبَدًا | ابد |
| 4 | bima | dolayı | بِمَا | - |
| 5 | kaddemet | önceden gönderdiğinden/yolladığından | قَدَّمَتْ | قدم |
| 6 | eydihim | ellerinin | أَيْدِيهِمْ | يدي |
| 7 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 8 | alimun | bilindir | عَلِيمٌ | علم |
| 9 | biz-zalimine | zalimleri | بِالظَّالِمِينَ | ظلم |
Ayet 96
103|2|96|وَلَتَجِدَنَّهُمْ أَحْرَصَ ٱلنَّاسِ عَلَىٰ حَيَوٰةٍ وَمِنَ ٱلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ يَوَدُّ أَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ أَلْفَ سَنَةٍ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِهِۦ مِنَ ٱلْعَذَابِ أَن يُعَمَّرَ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِمَا يَعْمَلُونَ
103|2|96|ولتجدنهم احرص الناس علي حيوه ومن الذين اشركوا يود احدهم لو يعمر الف سنه وما هو بمزحزحه من العذاب ان يعمر والله بصير بما يعملون
96. Ve le tecidennehum ahrasan nâsi alâ hayâtin, ve minellezîne eşrakû yeveddu ehaduhum lev yuammeru elfe seneh(senetin), ve mâ huve bi muzahzihıhî minel azâbi en yuammer(yuammere), vallâhu basîrun bimâ ya’melûn(ya’melûne).
Ve mutlak bulursun onları insanların en ihtiraslısı* hayata karşı; ve ortak koşmuş kimselerden (bile); ister/arzular her biri onların olsa yaşatılsın bin sene; ve değildir o kıpırdatıp uzaklaştıran onu azaptan; ki uzun yaşatılsa (da); Allah görendir onların yaptıklarını.
Ahmed Samira: 96 And you will find them (E) the people most holding stingily and desiring strongly on (a) life/existence and from those who shared/made partners with God, any of them wishes/loves if he be granted long life (a) thousand years, and it is not with moving/hurriedly pushing him from the torture, that he be granted long life ,and God (is) seeing/understanding with what they make/do/work.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | veletecidennehum | ve mutlak bulursun onları | وَلَتَجِدَنَّهُمْ | وجد |
| 2 | ehrasa | en ihtiraslısı | أَحْرَصَ | حرص |
| 3 | n-nasi | insanların | النَّاسِ | نوس |
| 4 | ala | karşı | عَلَىٰ | - |
| 5 | hayatin | hayata | حَيَاةٍ | حيي |
| 6 | ve mine | ve | وَمِنَ | - |
| 7 | ellezine | kimselerden | الَّذِينَ | - |
| 8 | eşraku | ortak koştular | أَشْرَكُوا | شرك |
| 9 | yeveddu | ister/arzular | يَوَدُّ | ودد |
| 10 | ehaduhum | her biri onların | أَحَدُهُمْ | احد |
| 11 | lev | olsa | لَوْ | - |
| 12 | yuammeru | uzun yaşatılsın | يُعَمَّرُ | عمر |
| 13 | elfe | bin | أَلْفَ | الف |
| 14 | senetin | sene | سَنَةٍ | سنو |
| 15 | vema | ve değildir | وَمَا | - |
| 16 | huve | o | هُوَ | - |
| 17 | bimuzehzihihi | kıpırdatıp uzaklaştıran onu | بِمُزَحْزِحِهِ | زحزح |
| 18 | mine | مِنَ | - | |
| 19 | l-azabi | azaptan | الْعَذَابِ | عذب |
| 20 | en | ki | أَنْ | - |
| 21 | yuammera | uzun yaşatılsa (da) | يُعَمَّرَ | عمر |
| 22 | vallahu | Allah | وَاللَّهُ | - |
| 23 | besirun | görendir | بَصِيرٌ | بصر |
| 24 | bima | بِمَا | - | |
| 25 | yea'melune | yaptıklarını | يَعْمَلُونَ | عمل |
Notlar
Not 1: *Aşırı, güçlü istekli, tutkulu.
Ayet 97
104|2|97|قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُۥ نَزَّلَهُۥ عَلَىٰ قَلْبِكَ بِإِذْنِ ٱللَّهِ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ
104|2|97|قل من كان عدوا لجبريل فانه نزله علي قلبك باذن الله مصدقا لما بين يديه وهدي وبشري للمومنين
97. Kul men kâne aduvven li cibrîle fe innehu nezzelehu alâ kalbike bi iznillâhi musaddikan limâ beyne yedeyhi ve huden ve buşrâ lil mu’minîn(mu’minîne).
De ki: “Kim oldu bir düşman Cibrîl'e282; öyle ki doğrusu o (Cibrîl) indirdi onu (Kur’an’ı) senin kalbine; Allah'ın izniyle”; bir musaddıktır140 onun iki elinin arasındakine*; ve bir doğru yola kılavuzdur; ve bir müjdedir müminlere27.
Ahmed Samira: 97 Say: "Who was an enemy to Gabriel , so that he descended it on your heart/mind with God’s permission, confirming to what (is) between his hands, and (a) guidance and a good news to the believers."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 2 | men | kim | مَنْ | - |
| 3 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 4 | aduvven | bir düşman | عَدُوًّا | عدو |
| 5 | licibrile | Cibril'e | لِجِبْرِيلَ | - |
| 6 | feinnehu | öyle ki doğrusu o (Cibril) | فَإِنَّهُ | - |
| 7 | nezzelehu | indirdi onu (Kur’an’ı) | نَزَّلَهُ | نزل |
| 8 | ala | عَلَىٰ | - | |
| 9 | kalbike | kalbine (senin) | قَلْبِكَ | قلب |
| 10 | biizni | izniyle | بِإِذْنِ | اذن |
| 11 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 12 | musaddikan | bir musaddık | مُصَدِّقًا | صدق |
| 13 | lima | لِمَا | - | |
| 14 | beyne | arasındaki için | بَيْنَ | بين |
| 15 | yedeyhi | iki ellenin onun | يَدَيْهِ | يدي |
| 16 | ve huden | ve bir doğru yol kılavuz | وَهُدًى | هدي |
| 17 | ve buşra | ve bir müjde | وَبُشْرَىٰ | بشر |
| 18 | lilmu'minine | müminler için | لِلْمُؤْمِنِينَ | امن |
Notlar
Not 1: *Tevrat
Ayet 98
105|2|98|مَن كَانَ عَدُوًّا لِّلَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَىٰلَ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَدُوٌّ لِّلْكَٰفِرِينَ
105|2|98|من كان عدوا لله ومليكته ورسله وجبريل وميكيل فان الله عدو للكفرين
98. Men kâne aduvven lillâhi ve melâiketihî ve rusulihî ve cibrîle ve mîkâle fe innallâhe aduvvun lil kâfirîn(kâfirîne).
Kim oldu bir düşman Allah'a; ve meleklerine; ve resûllerine418; ve Cibrîl'e282; ve Mîkâil'e948; öyle ki doğrusu Allah (da) bir düşmandır kâfirlere25.
Ahmed Samira: 98 Who was an enemy to God, and His angels, and His messengers, and Gabriel , and Michael , so then God (is) an enemy to the disbelievers.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | men | kim | مَنْ | - |
| 2 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 3 | aduvven | bir düşman | عَدُوًّا | عدو |
| 4 | lillahi | Allah'a | لِلَّهِ | - |
| 5 | ve melaiketihi | ve meleklerine | وَمَلَائِكَتِهِ | ملك |
| 6 | ve rusulihi | ve resullerine | وَرُسُلِهِ | رسل |
| 7 | ve cibrile | ve Cibrîl'e | وَجِبْرِيلَ | - |
| 8 | ve mikale | ve Mikail'e | وَمِيكَالَ | - |
| 9 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 10 | llahe | Allah (da) | اللَّهَ | - |
| 11 | aduvvun | bir düşmandır | عَدُوٌّ | عدو |
| 12 | lilkafirine | kâfirlere | لِلْكَافِرِينَ | كفر |
Ayet 99
106|2|99|وَلَقَدْ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍ وَمَا يَكْفُرُ بِهَآ إِلَّا ٱلْفَٰسِقُونَ
106|2|99|ولقد انزلنا اليك ايت بينت وما يكفر بها الا الفسقون
99. Ve lekad enzelnâ ileyke âyâtin beyyinât(beyyinâtin), ve mâ yekfuru bihâ illel fâsikûn(fâsikûne).
Ve ant olsun indirdik sana ayetler; beyanlı/bildirmeli/deklarasyonlu; ve kâfirlik25 eder değildir ona (ayete) fâsıklar38 dışında.
Ahmed Samira: 99 And We had descended to you evidences signs/verses/evidences, and none disbelieves with it except the debauchers .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekad | ve ant olsun | وَلَقَدْ | - |
| 2 | enzelna | indirdik | أَنْزَلْنَا | نزل |
| 3 | ileyke | sana | إِلَيْكَ | - |
| 4 | ayatin | ayetler | ايَاتٍ | ايي |
| 5 | beyyinatin | beyanlı/bildirmeli/deklarasyonlu | بَيِّنَاتٍ | بين |
| 6 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 7 | yekfuru | kâfirlik eder | يَكْفُرُ | كفر |
| 8 | biha | ona (ayete) | بِهَا | - |
| 9 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 10 | l-fasikune | fâsıklar | الْفَاسِقُونَ | فسق |
Ayet 100
107|2|100|أَوَكُلَّمَا عَٰهَدُوا۟ عَهْدًا نَّبَذَهُۥ فَرِيقٌ مِّنْهُم بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
107|2|100|اوكلما عهدوا عهدا نبذه فريق منهم بل اكثرهم لا يومنون
100. E ve kullemâ âhedû ahden nebezehu ferîkun minhum bel ekseruhum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Değil mi ki ne zaman ahitleştiler/sözleştiler bir ahde/sözleşmeye; savurup fırlattı onu bir fırka/grup onlardan; evet! Çokları onların iman47 etmezler.
Ahmed Samira: 100 Is (it) whenever they promised a promise/contract a group of them broke it , but most of them do notbelieve.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | evekullema | Değil mi ne zaman | أَوَكُلَّمَا | كلل |
| 2 | aahedu | ahitleştileri/sözleştileri | عَاهَدُوا | عهد |
| 3 | ahden | bir ahde/sözleşmeye | عَهْدًا | عهد |
| 4 | nebezehu | savurup fırlattı onu | نَبَذَهُ | نبذ |
| 5 | ferikun | bir fırka/grup | فَرِيقٌ | فرق |
| 6 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 7 | bel | evet | بَلْ | - |
| 8 | ekseruhum | çokları onların | أَكْثَرُهُمْ | كثر |
| 9 | la | لَا | - | |
| 10 | yu'minune | iman etmezler | يُؤْمِنُونَ | امن |
Ayet 101
108|2|101|وَلَمَّا جَآءَهُمْ رَسُولٌ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ مُصَدِّقٌ لِّمَا مَعَهُمْ نَبَذَ فَرِيقٌ مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ كِتَٰبَ ٱللَّهِ وَرَآءَ ظُهُورِهِمْ كَأَنَّهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
108|2|101|ولما جاهم رسول من عند الله مصدق لما معهم نبذ فريق من الذين اوتوا الكتب كتب الله ورا ظهورهم كانهم لا يعلمون
101. Ve lemmâ câehum resûlun min indillâhi musaddikun limâ meahum nebeze ferîkun minellezîne ûtûl kitâb(kitâbe), kitâballâhi verâe zuhûrihim ke ennehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Ne zaman ki geldi onlara bir resûl418 Allah'ın indinden/katından; bir musaddıktır140 onların yanındaki* için; savurup fırlattı bir fırka/grup sırtlarının arkasına; kitap* verilmiş kimselerden; Allah'ın kitabını**; sanki onlar bilmezler.
Ahmed Samira: 101 And when a messenger came to them from at God confirming to what (is) with them, a group from those who were given The Book , discarded/rejected God’s Book behind their backs, as if they do not know.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velemma | ne zaman ki | وَلَمَّا | - |
| 2 | ca'ehum | geldi onlara | جَاءَهُمْ | جيا |
| 3 | rasulun | bir resul | رَسُولٌ | رسل |
| 4 | min | مِنْ | - | |
| 5 | indi | indinden/katından | عِنْدِ | عند |
| 6 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 7 | musaddikun | bir musaddık | مُصَدِّقٌ | صدق |
| 8 | lima | için | لِمَا | - |
| 9 | meahum | yanındaki onların | مَعَهُمْ | - |
| 10 | nebeze | savurup fırlattı | نَبَذَ | نبذ |
| 11 | ferikun | bir fırka/grup | فَرِيقٌ | فرق |
| 12 | mine | مِنَ | - | |
| 13 | ellezine | kimselerden | الَّذِينَ | - |
| 14 | utu | verildiler | أُوتُوا | اتي |
| 15 | l-kitabe | kitap | الْكِتَابَ | كتب |
| 16 | kitabe | kitabı | كِتَابَ | كتب |
| 17 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 18 | vera'e | arkasına | وَرَاءَ | وري |
| 19 | zuhurihim | sırtlarının | ظُهُورِهِمْ | ظهر |
| 20 | keennehum | sanki onlar | كَأَنَّهُمْ | - |
| 21 | la | لَا | - | |
| 22 | yea'lemune | bilmezler | يَعْلَمُونَ | علم |
Notlar
Not 1: *Tevrat.**Kur'an.
Ayet 102
109|2|102|وَٱتَّبَعُوا۟ مَا تَتْلُوا۟ ٱلشَّيَٰطِينُ عَلَىٰ مُلْكِ سُلَيْمَٰنَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَٰنُ وَلَٰكِنَّ ٱلشَّيَٰطِينَ كَفَرُوا۟ يُعَلِّمُونَ ٱلنَّاسَ ٱلسِّحْرَ وَمَآ أُنزِلَ عَلَى ٱلْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَٰرُوتَ وَمَٰرُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّىٰ يَقُولَآ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِۦ بَيْنَ ٱلْمَرْءِ وَزَوْجِهِۦ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِۦ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُوا۟ لَمَنِ ٱشْتَرَىٰهُ مَا لَهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ مِنْ خَلَٰقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا۟ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمْ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
109|2|102|واتبعوا ما تتلوا الشيطين علي ملك سليمن وما كفر سليمن ولكن الشيطين كفروا يعلمون الناس السحر وما انزل علي الملكين ببابل هروت ومروت وما يعلمان من احد حتي يقولا انما نحن فتنه فلا تكفر فيتعلمون منهما ما يفرقون به بين المر وزوجه وما هم بضارين به من احد الا باذن الله ويتعلمون ما يضرهم ولا ينفعهم ولقد علموا لمن اشتريه ما له في الاخره من خلق ولبيس ما شروا به انفسهم لو كانوا يعلمون
102. Vettebeû mâ tetlûş şeyâtînu alâ mulki suleymân(suleymâne) ve mâ kefere suleymânu ve lâkinneş şeyâtîne keferû yuallimûnen nâses sihrâ, ve mâ unzile alel melekeyni bi bâbile hârûte ve mârût(mârûte), ve mâ yuallimâni min ehadin hattâ yekûlâ innemâ nahnu fitnetun fe lâ tekfur fe yeteallemûne minhumâ mâ yuferrikûne bihî beynel mer’i ve zevcih(zevcihî), ve mâ hum bi dârrîne bihî min ehadin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yeteallemûne mâ yadurruhum ve lâ yenfeuhum ve lekad alimû le menişterâhu mâ lehu fîl âhireti min halâkın, ve le bi’se mâ şerev bihî enfusehum lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).
Ve tabi oldular şeytânların29* okuduğuna; Süleyman'ın mülkü üzerine; ve kâfirlik25 etmiş değildi Süleyman; fakat şeytânlar29* kâfirlik25 ettiler; öğretirler (şeytânlar) insanlara sihri283; ve indirileni/bahşedileni iki melik** üzerine; Babil'de***; Harut284 ve Marut284; ve öğretir değildi o ikisi bir şeyden; ancak der ikisi: “Doğrusu biz bir fitneyiz/bir testiz/bir sınavız****; öyle ki; kâfirlik25 etme”; öyle ki öğrenirler (şeytânlar) ikisinden şeyi ki ayırırlar onunla adam ve eşinin arasını*****; ve değildir onlar (şeytânlar) zarar verenler onunla bir şeyden; ancak Allah’ın izniyle; ve öğrenirler zarar vereni kendilerine; ve yarar vermez kendilerine; ant olsun bildiler; mutlak ki kim satın aldı onu yoktur ona ahirette bir nasipten; ve mutlak kötüdür satın almış oldukları onunla; kendi nefislerine; keşke olmuş olsalardı bilirler.
Ahmed Samira: 102 And they followed what the devils read/recite on Soliman’s kingdom/ownership and Soliman did not disbelieve, and but the devils disbelieved. They teach the people the magic/sorcery and what was descended on the two kings/angels Harut and Marutat Babylon, and they (B) do not teach from anyone until they (B) say: "But we are a test , so do not disbelieve". So they learn from them (B) what they separate with it between the human/man and his wife, and they are not with harming with it from anyone except with God’s permission. And they learn what harms them and does not benefit them, and they had known for who (E) bought it, (there is) no share of blessing/fortune for him in the end (other life), and how bad (E) (is) what they bought/volunteered with it themselves, if they were knowing?
Notlar
Not 1: *Doğrudan saptırıcı, iyiyi bozucu, iyiden uzaklaştırıcı insanlar. **Hükümdar, hünkâr, kral.***Antik Babil. MÖ 1300 yılları. Irak’ın başkenti Bağdat’ın 100 km güneyinde bulunan antik Babil krallığının başkenti. Antik Yahudiya krallığıyla komşu. ****Öğrenilen telkin ve hipnoz teknikleri iyi ya da kötü yönde kullanılabilir. Öğrenen kimse için büyük bir fitne/test/sınav olacaktır. *****Telkin hipnoz teknikleri öyle etkilidir ki karı-koca arasındaki sıkı bağı bile koparır. Bir kocaya ya da kadına eşinin kendisini aldattığı yönünde telkin verilirse mutlak ki etkisi çok fazla olur.
Ayet 103
110|2|103|وَلَوْ أَنَّهُمْ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّقَوْا۟ لَمَثُوبَةٌ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ خَيْرٌ لَّوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
110|2|103|ولو انهم امنوا واتقوا لمثوبه من عند الله خير لو كانوا يعلمون
103. Ve lev ennehum âmenû vettekav le mesûbetun min indillâhi hayr(hayrun), lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).
Ve eğer ki onlar iman47 etselerdi; ve takvalı21 olsalardı; mutlak ki sevaptı* Allah'ın indinden/katından; bir hayır (da); eğer olsaydılar bilirler.
Ahmed Samira: 103 And if they had believed and feared and obeyed, then a reward (E) from at God, (is) better if they were knowing.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velev | ve eğer | وَلَوْ | - |
| 2 | ennehum | ki onlar | أَنَّهُمْ | - |
| 3 | amenu | iman etselerdi | امَنُوا | امن |
| 4 | vettekav | ve takvalı olsalardı | وَاتَّقَوْا | وقي |
| 5 | lemesubetun | mutlak sevaptı | لَمَثُوبَةٌ | ثوب |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | indi | indinden/katından | عِنْدِ | عند |
| 8 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 9 | hayrun | bir hayır (da) | خَيْرٌ | خير |
| 10 | lev | eğer | لَوْ | - |
| 11 | kanu | olsaydılar | كَانُوا | كون |
| 12 | yea'lemune | bilirler | يَعْلَمُونَ | علم |
Notlar
Not 1: *Ödül, karşılık, ecir.
Ayet 104
111|2|104|يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَقُولُوا۟ رَٰعِنَا وَقُولُوا۟ ٱنظُرْنَا وَٱسْمَعُوا۟ وَلِلْكَٰفِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ
111|2|104|يايها الذين امنوا لا تقولوا رعنا وقولوا انظرنا واسمعوا وللكفرين عذاب اليم
104. Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tekûlû râinâ ve kûlûnzurnâ vesmeû ve lil kâfirîne azâbun elîm(elîmun).
*Ey iman47 etmiş kimseler! Demeyin “güt** bizleri”; ve deyin “bak/ilgi göster*** bizlere”; ve işitin; ve kâfirler25 içindir elim/acıklı bir azap.
Ahmed Samira: 104 You, you those who believed, do not say: "Observe us ." And say: "Give us time And hear/listen, and to the disbelievers (is) a painful torture.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman ettiler | امَنُوا | امن |
| 4 | la | لَا | - | |
| 5 | tekulu | demeyin | تَقُولُوا | قول |
| 6 | raina | güt bizleri | رَاعِنَا | رعي |
| 7 | ve kulu | ve deyin | وَقُولُوا | قول |
| 8 | nzurna | bak/ilgi göster bizlere | انْظُرْنَا | نظر |
| 9 | vesmeu | ve işitin | وَاسْمَعُوا | سمع |
| 10 | velilkafirine | ve kâfirler içindir | وَلِلْكَافِرِينَ | كفر |
| 11 | azabun | bir azap | عَذَابٌ | عذب |
| 12 | elimun | elim/acıklı | أَلِيمٌ | الم |
Notlar
Not 1: *Gerçek iman etmiş kimseler kimsenin çiftlik hayvanı olmaz. Güdülen bir küçük baş veya büyük baş hayvan asla olmaz. Yüce Allah'ın resulü bile olsa kimseden güdülmek için kendilerine çobanlık yapmasını istemezler. İşlerini şura yani danışmayla birlikte yaparlar. **Hayvanları merada otlatmak, gütmek, çobanlık yapmak. ***Resulün ilgi göstermesi, onları gözünün önünde bulundurması mutlak ki müminlere dinginlik verir. Sakinlik verir.
Ayet 105
112|2|105|مَّا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ وَلَا ٱلْمُشْرِكِينَ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْكُم مِّنْ خَيْرٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَٱللَّهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِۦ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ
112|2|105|ما يود الذين كفروا من اهل الكتب ولا المشركين ان ينزل عليكم من خير من ربكم والله يختص برحمته من يشا والله ذو الفضل العظيم
105. Mâ yeveddullezîne keferû min ehlil kitâbi ve lel muşrikîne en yunezzele aleykum min hayrin min rabbikum vallâhu yahtassu bi rahmetihî men yeşâu, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Arzular/ister değildir kâfirlik25 etmiş kimseler -kitap ehlinden135 ve müşriklerden36 (de)-; ki indirilir sizlere Rabbinizden4 herhangi bir hayır/iyilik/yarar; ve Allah tahsis eder/özgüler* rahmetini271 dilediği kimseye; ve Allah Zul** Fadlil285 Azîm94dir286.
Ahmed Samira: 105 Those who disbelieved from the people of The Book and nor the sharing (with God) , they do not wish/love that a goodness be descended on you from your Lord, and God singles out/specializes with His mercy whom He wills/wants, and God (is) of the grace/favour , the great .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ma | değildir | مَا | - |
| 2 | yeveddu | arzu eder | يَوَدُّ | ودد |
| 3 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 4 | keferu | kâfirlik ettiler | كَفَرُوا | كفر |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | ehli | ehlinden | أَهْلِ | اهل |
| 7 | l-kitabi | kitap | الْكِتَابِ | كتب |
| 8 | ve la | وَلَا | - | |
| 9 | l-muşrikine | ve müşriklerden (de) | الْمُشْرِكِينَ | شرك |
| 10 | en | ki | أَنْ | - |
| 11 | yunezzele | indirilir | يُنَزَّلَ | نزل |
| 12 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 13 | min | مِنْ | - | |
| 14 | hayrin | hayırdan | خَيْرٍ | خير |
| 15 | min | -den | مِنْ | - |
| 16 | rabbikum | rabbiniz- | رَبِّكُمْ | ربب |
| 17 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 18 | yehtessu | tahsis eder/özgüler | يَخْتَصُّ | خصص |
| 19 | birahmetihi | rahmetini | بِرَحْمَتِهِ | رحم |
| 20 | men | kimseye | مَنْ | - |
| 21 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 22 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 23 | zu | sahibidir | ذُو | - |
| 24 | l-fedli | Fadlil | الْفَضْلِ | فضل |
| 25 | l-azimi | Azîm | الْعَظِيمِ | عظم |
Notlar
Not 1: *Sadece ona özgüler, ona ayırır, sadece ona hususi ve özel yapar.**Sahibidir.
Ayet 106
113|2|106|مَا نَنسَخْ مِنْ ءَايَةٍ أَوْ نُنسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِّنْهَآ أَوْ مِثْلِهَآ أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
113|2|106|ما ننسخ من ايه او ننسها نات بخير منها او مثلها الم تعلم ان الله علي كل شي قدير
106. Mâ nensah min âyetin ev nunsihâ ne’ti bi hayrin minhâ ev mislihâ e lem ta’lem ennallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Nesh288 ettiğimizi/sildiğimizi bir ayetten287; ya da unuttururuz onu*; getiririz hayırlısını ondan** ya da mislini870 onun***; bilmez misin ki Allah her bir şey üzerine Kadîr’dir177.
Ahmed Samira: 106 We do not erase/nullify/abolish from a sign/verse/evidence , or We make it forgotten, (except that) We come/bring with better than it, or similar/equal/alike to it. Do you not know that God (is) on every thing powerful/capable ?
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ma | مَا | - | |
| 2 | nenseh | sildiğimizi | نَنْسَخْ | نسخ |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | ayetin | bir ayetten | ايَةٍ | ايي |
| 5 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 6 | nunsiha | unuttururuz onu | نُنْسِهَا | نسي |
| 7 | ne'ti | getiririz | نَأْتِ | اتي |
| 8 | bihayrin | hayırlısını | بِخَيْرٍ | خير |
| 9 | minha | ondan (ayetten) | مِنْهَا | - |
| 10 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 11 | misliha | mislini/benzerini onun | مِثْلِهَا | مثل |
| 12 | elem | أَلَمْ | - | |
| 13 | tea'lem | bilmez misin? | تَعْلَمْ | علم |
| 14 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 15 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 16 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 17 | kulli | her bir | كُلِّ | كلل |
| 18 | şey'in | şey | شَيْءٍ | شيا |
| 19 | kadirun | Kadîr’dir | قَدِيرٌ | قدر |
Notlar
Not 1: *Ayeti.**Ayetten.***Ayetin.
Ayet 107
114|2|107|أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّ وَلَا نَصِيرٍ
114|2|107|الم تعلم ان الله له ملك السموت والارض وما لكم من دون الله من ولي ولا نصير
107. E lem ta’lem ennellâhe lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), ve mâ lekum min dûnillâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Hiç bilmez misin ki Allah’adır; O’nadır göklerin162* ve yerin mülkü; ve yoktur sizlere Allah'ın astından hiçbir veli28; ve de bir yardımcı.
Ahmed Samira: 107 Do you not know that for God (for) Him (is) the ownership/kingdom (of) the skies/space and the earth/Planet Earth and (there is) none for you from other than God from (a) guardian and nor (a) victorior.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | elem | أَلَمْ | - | |
| 2 | tea'lem | bilmez misin? | تَعْلَمْ | علم |
| 3 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 4 | llahe | Allah’a | اللَّهَ | - |
| 5 | lehu | O’nadır | لَهُ | - |
| 6 | mulku | mülkü | مُلْكُ | ملك |
| 7 | s-semavati | göklerin | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 8 | vel'erdi | ve yerin | وَالْأَرْضِ | ارض |
| 9 | ve ma | ve yoktur | وَمَا | - |
| 10 | lekum | size | لَكُمْ | - |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | duni | astından | دُونِ | دون |
| 13 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 14 | min | hiçbir | مِنْ | - |
| 15 | veliyyin | bir veli | وَلِيٍّ | ولي |
| 16 | ve la | ve de | وَلَا | - |
| 17 | nesirin | bir yardımcı | نَصِيرٍ | نصر |
Notlar
Not 1: *Evren.
Ayet 108
115|2|108|أَمْ تُرِيدُونَ أَن تَسْـَٔلُوا۟ رَسُولَكُمْ كَمَا سُئِلَ مُوسَىٰ مِن قَبْلُ وَمَن يَتَبَدَّلِ ٱلْكُفْرَ بِٱلْإِيمَٰنِ فَقَدْ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ
115|2|108|ام تريدون ان تسلوا رسولكم كما سيل موسي من قبل ومن يتبدل الكفر بالايمن فقد ضل سوا السبيل
108. Em turîdûne en tes’elû resûlekum kemâ suile mûsâ min kabl(kablu), ve men yetebeddelil kufra bil îmâni fe kad dalle sevâes sebîl(sebîli).
Ya da arzularsınız/istersiniz ki sual edersiniz/sorarsınız resûlünüze418*; Musa’nın sual edildiği/sorulduğu gibi önceden; ve kim değiştirir kâfirliği25 imanla47; öyle ki mutlak saptırdı (o) dümdüz yolu553.
Ahmed Samira: 108 Or do you want that you question/ask your messenger, as Moses was questioned/asked from before, and who exchanges/replaces/substitutes the disbelief with the belief, so he had misguided the way’s/road’s straightness/equality .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | em | ya da | أَمْ | - |
| 2 | turidune | arzularsınız | تُرِيدُونَ | رود |
| 3 | en | ki | أَنْ | - |
| 4 | teselu | sual edersiniz/sorarsınız | تَسْأَلُوا | سال |
| 5 | rasulekum | resulünüze | رَسُولَكُمْ | رسل |
| 6 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 7 | suile | sual edildiği/sorulduğu | سُئِلَ | سال |
| 8 | musa | Musa'nın | مُوسَىٰ | - |
| 9 | min | مِنْ | - | |
| 10 | kablu | önceden | قَبْلُ | قبل |
| 11 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 12 | yetebeddeli | değiştirir | يَتَبَدَّلِ | بدل |
| 13 | l-kufra | kâfirliği | الْكُفْرَ | كفر |
| 14 | bil-imani | imanla | بِالْإِيمَانِ | امن |
| 15 | fekad | öyle ki mutlak | فَقَدْ | - |
| 16 | delle | saptırdı (o) | ضَلَّ | ضلل |
| 17 | seva'e | düz | سَوَاءَ | سوي |
| 18 | s-sebili | yolu | السَّبِيلِ | سبل |
Notlar
Not 1: *Resul Muhammed.
Ayet 109
116|2|109|وَدَّ كَثِيرٌ مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ لَوْ يَرُدُّونَكُم مِّنۢ بَعْدِ إِيمَٰنِكُمْ كُفَّارًا حَسَدًا مِّنْ عِندِ أَنفُسِهِم مِّنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ ٱلْحَقُّ فَٱعْفُوا۟ وَٱصْفَحُوا۟ حَتَّىٰ يَأْتِىَ ٱللَّهُ بِأَمْرِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
116|2|109|ود كثير من اهل الكتب لو يردونكم من بعد ايمنكم كفارا حسدا من عند انفسهم من بعد ما تبين لهم الحق فاعفوا واصفحوا حتي ياتي الله بامره ان الله علي كل شي قدير
109. Vedde kesîrun min ehlil kitâbi lev yeruddûnekum min ba’di îmânikum kuffârâ(kuffâran), haseden min indi enfusihim min ba’di mâ tebeyyene lehumul hakk(hakku), fa’fû vasfehû hattâ ye’tiyallâhu bi emrih(emrihî), innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
İster kitap ehlinden135 birçoğu; eğer ki geri döndürseler sizleri imanınızdan47 sonra kâfirlere25; bir hasettir208 nefislerinin201 yanından; beyan/deklere226 olandan sonra onlara hak/gerçek; öyleyse affedin; el sıkışın/temas kurun kibarca; ta ki getirir Allah emrini; doğrusu Allah her bir şey üzerine Kadîr’dir177.
Ahmed Samira: 109 Many from The Book’s people wished/loved if they return you (back) from after your belief (to) disbelievers, envying/jealousy from at themselves from after what was clarified to them (from) the truth , so forgive/pardon and forgive/pardon until God comes with His order/command , that God (is) on every thing powerful/capable .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vedde | ister | وَدَّ | ودد |
| 2 | kesirun | bir çoğu | كَثِيرٌ | كثر |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | ehli | ehli- | أَهْلِ | اهل |
| 5 | l-kitabi | kitaptan | الْكِتَابِ | كتب |
| 6 | lev | eğer ki | لَوْ | - |
| 7 | yeruddunekum | geri döndürseler sizleri | يَرُدُّونَكُمْ | ردد |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | bea'di | sonra | بَعْدِ | بعد |
| 10 | imanikum | imanınızdan | إِيمَانِكُمْ | امن |
| 11 | kuffaran | kâfirler | كُفَّارًا | كفر |
| 12 | haseden | bir haset | حَسَدًا | حسد |
| 13 | min | مِنْ | - | |
| 14 | indi | yanından | عِنْدِ | عند |
| 15 | enfusihim | kendi nefisleri | أَنْفُسِهِمْ | نفس |
| 16 | min | مِنْ | - | |
| 17 | bea'di | sonra | بَعْدِ | بعد |
| 18 | ma | مَا | - | |
| 19 | tebeyyene | beyan/deklere olandan | تَبَيَّنَ | بين |
| 20 | lehumu | onlara | لَهُمُ | - |
| 21 | l-hakku | hak/gerçek | الْحَقُّ | حقق |
| 22 | fea'fu | öyleyse affedin | فَاعْفُوا | عفو |
| 23 | vesfehu | el sıkışın/dokunun kibarca | وَاصْفَحُوا | صفح |
| 24 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 25 | ye'tiye | getirir | يَأْتِيَ | اتي |
| 26 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 27 | biemrihi | emrini | بِأَمْرِهِ | امر |
| 28 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 29 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 30 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 31 | kulli | her bir | كُلِّ | كلل |
| 32 | şey'in | şey | شَيْءٍ | شيا |
| 33 | kadirun | Kadîr’dir. | قَدِيرٌ | قدر |
Ayet 110
117|2|110|وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَمَا تُقَدِّمُوا۟ لِأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ ٱللَّهِ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
117|2|110|واقيموا الصلوه واتوا الزكوه وما تقدموا لانفسكم من خير تجدوه عند الله ان الله بما تعملون بصير
110. Ve ekîmus salâte ve âtûz zekât(zekâte), ve mâ tukaddimû li enfusikum min hayrin tecidûhu indallâh(indallâhi) innallâhe bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).
Ve ikame572 edin salâtı5 ve verin zekâtı10; ve nefisleriniz için hayırdan önceden gönderdiklerinizi; bulursunuz onu Allah'ın indinde/katında; doğrusu Allah yaptıklarınızı görendir.
Ahmed Samira: 110 And keep up the prayers and give the charity/purification and what you advance to yourselves from goodness, you find it at God, that God (is) with what you make/do seeing/understanding .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 2 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 3 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 4 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 5 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 6 | tukaddimu | önceden gönderdiklerinizi | تُقَدِّمُوا | قدم |
| 7 | lienfusikum | nefisleriniz için | لِأَنْفُسِكُمْ | نفس |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | hayrin | hayırdan | خَيْرٍ | خير |
| 10 | teciduhu | bulursunuz onu | تَجِدُوهُ | وجد |
| 11 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 12 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 13 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 14 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 15 | bima | بِمَا | - | |
| 16 | tea'melune | yaptıklarınızı | تَعْمَلُونَ | عمل |
| 17 | besirun | görendir | بَصِيرٌ | بصر |
Ayet 111
118|2|111|وَقَالُوا۟ لَن يَدْخُلَ ٱلْجَنَّةَ إِلَّا مَن كَانَ هُودًا أَوْ نَصَٰرَىٰ تِلْكَ أَمَانِيُّهُمْ قُلْ هَاتُوا۟ بُرْهَٰنَكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
118|2|111|وقالوا لن يدخل الجنه الا من كان هودا او نصري تلك امانيهم قل هاتوا برهنكم ان كنتم صدقين
111. Ve kâlû len yedhulel cennete illâ men kâne hûden ev nasâr(nasârâ), tilke emâniyyuhum kul hâtû burhânekum in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
Ve dediler: “Asla girmez cennete dışında kimse (ki) oldu (o) bir Yahudi295 ya da Nasârâlı296”; şu (ki); temennileridir onların; de ki: “Verin/getirin burhânınızı293; eğer olduysanız sâdıklar182.
Ahmed Samira: 111 And they said: "Will never enter the Paradise except who was Jewish or Christian ." Those are their wishes/desires. Say: "Give me your proof/evidence if you were truthful."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kalu | ve dediler | وَقَالُوا | قول |
| 2 | len | asla | لَنْ | - |
| 3 | yedhule | girmez | يَدْخُلَ | دخل |
| 4 | l-cennete | cennete | الْجَنَّةَ | جنن |
| 5 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 6 | men | kimse | مَنْ | - |
| 7 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 8 | huden | bir Yahudi | هُودًا | هود |
| 9 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 10 | nesara | Nasârâlı | نَصَارَىٰ | نصر |
| 11 | tilke | şu (ki) | تِلْكَ | - |
| 12 | emaniyyuhum | temennileridir onların | أَمَانِيُّهُمْ | مني |
| 13 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 14 | hatu | verin/getirin | هَاتُوا | هات |
| 15 | burhanekum | burhânınızı | بُرْهَانَكُمْ | برهن |
| 16 | in | eğer | إِنْ | - |
| 17 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 18 | sadikine | sâdıklar | صَادِقِينَ | صدق |
Ayet 112
119|2|112|بَلَىٰ مَنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُۥٓ أَجْرُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
119|2|112|بلي من اسلم وجهه لله وهو محسن فله اجره عند ربه ولا خوف عليهم ولا هم يحزنون
112. Belâ men esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun fe lehû ecruhu inde rabbihî, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Evet! Kim teslim etti* yüzünü Allah'a; ve o bir muhsindir294; öyle ki onadır ecri820 onun Rabbinin4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onlara; ve onlar hüzünlenmezler.
Ahmed Samira: 112 Yes/certainly, who submitted/surrendered his faith/direction to God and he is (a) good doer, so for him his reward (is) at his Lord and no fear/fright on them and nor they be saddened/grieving.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | bela | evet! | بَلَىٰ | - |
| 2 | men | kim | مَنْ | - |
| 3 | esleme | teslim etti | أَسْلَمَ | سلم |
| 4 | vechehu | yüzünü | وَجْهَهُ | وجه |
| 5 | lillahi | Allah'a | لِلَّهِ | - |
| 6 | ve huve | ve o | وَهُوَ | - |
| 7 | muhsinun | bir muhsin | مُحْسِنٌ | حسن |
| 8 | fe lehû | öyle ki onadır | ||
| 9 | ecruhu | ecri/karşılığı onun | أَجْرُهُ | اجر |
| 10 | inde | indindedir/katındadır | عِنْدَ | عند |
| 11 | rabbihi | Rabbinin | رَبِّهِ | ربب |
| 12 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 13 | havfun | bir korku | خَوْفٌ | خوف |
| 14 | aleyhim | onlara | عَلَيْهِمْ | - |
| 15 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 16 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 17 | yehzenune | hüzünlenmezler | يَحْزَنُونَ | حزن |
Notlar
Not 1: *İslam oldu. Kutsal kitapların getirdiği İslam dinine teslim olarak Yüce Allah'a yüzünü teslim etti.
Ayet 113
120|2|113|وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ لَيْسَتِ ٱلنَّصَٰرَىٰ عَلَىٰ شَىْءٍ وَقَالَتِ ٱلنَّصَٰرَىٰ لَيْسَتِ ٱلْيَهُودُ عَلَىٰ شَىْءٍ وَهُمْ يَتْلُونَ ٱلْكِتَٰبَ كَذَٰلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْ فَٱللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
120|2|113|وقالت اليهود ليست النصري علي شي وقالت النصري ليست اليهود علي شي وهم يتلون الكتب كذلك قال الذين لا يعلمون مثل قولهم فالله يحكم بينهم يوم القيمه فيما كانوا فيه يختلفون
113. Ve kâletil yahûdu leysetin nasârâ alâ şey’(şey’in) ve kâletin nasârâ leysetil yahûdu alâ şey’in ve hum yetlûnel kitâb(kitâbe), kezâlike kâlellezine lâ ya’lemûne misle kavlihim, fallâhu yahkumu beynehum yevmel kıyâmeti fîmâ kânû fîhi yahtelifûn(yahtelifûne).
Ve dedi Yahudiler295: “Nasârâlılar296 bir şey üzerinde değildir”; ve dedi Nasârâlılar296: “Yahudiler295 bir şey üzerinde değildir”; ve onlar okurlar (da) kitabı*; işte böyledir; bilmeyen kimseler (de) onların söyleminin mislini870 dedi; öyle ki Allah hükmeder aralarında kıyamet148 günü242; kendisinde ihtilafa** düşerler olduklarında.
Ahmed Samira: 113 And the Jews said: "The Christians are not on a thing." And the Christians said: "The Jews are not on a thing." And they read/recite The Book , like that those who do not know said similar (to) their saying so God judges between them (in) the Resurrection Day, in what they were in it differing/disagreeing .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kaleti | ve dedi | وَقَالَتِ | قول |
| 2 | l-yehudu | Yahudiler | الْيَهُودُ | - |
| 3 | leyseti | değildir | لَيْسَتِ | ليس |
| 4 | n-nesara | Nasârâlılar | النَّصَارَىٰ | نصر |
| 5 | ala | üzerinde | عَلَىٰ | - |
| 6 | şey'in | bir şey | شَيْءٍ | شيا |
| 7 | ve kaleti | ve dedi | وَقَالَتِ | قول |
| 8 | n-nesara | Nasârâlılar | النَّصَارَىٰ | نصر |
| 9 | leyseti | değildir | لَيْسَتِ | ليس |
| 10 | l-yehudu | Yahudiler | الْيَهُودُ | - |
| 11 | ala | üzerinde | عَلَىٰ | - |
| 12 | şey'in | bir şey | شَيْءٍ | شيا |
| 13 | vehum | ve onlar | وَهُمْ | - |
| 14 | yetlune | okuyorlar | يَتْلُونَ | تلو |
| 15 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 16 | kezalike | işte böyledir | كَذَٰلِكَ | - |
| 17 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 18 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 19 | la | لَا | - | |
| 20 | yea'lemune | bilmezler | يَعْلَمُونَ | علم |
| 21 | misle | mislini/benzerini | مِثْلَ | مثل |
| 22 | kavlihim | söylemini onların | قَوْلِهِمْ | قول |
| 23 | fallahu | öyle ki Allah | فَاللَّهُ | - |
| 24 | yehkumu | hükmeder | يَحْكُمُ | حكم |
| 25 | beynehum | aralarında | بَيْنَهُمْ | بين |
| 26 | yevme | günü | يَوْمَ | يوم |
| 27 | l-kiyameti | kıyamet | الْقِيَامَةِ | قوم |
| 28 | fima | فِيمَا | - | |
| 29 | kanu | olduklarında | كَانُوا | كون |
| 30 | fihi | kendisinde | فِيهِ | - |
| 31 | yehtelifune | ihtilafa düşerler | يَخْتَلِفُونَ | خلف |
Notlar
Not 1: *Tevrat'ı ve İncil'i.**Anlaşmazlığa.
Ayet 114
121|2|114|وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن مَّنَعَ مَسَٰجِدَ ٱللَّهِ أَن يُذْكَرَ فِيهَا ٱسْمُهُۥ وَسَعَىٰ فِى خَرَابِهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ أَن يَدْخُلُوهَآ إِلَّا خَآئِفِينَ لَهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا خِزْىٌ وَلَهُمْ فِى ٱلْءَاخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
121|2|114|ومن اظلم ممن منع مسجد الله ان يذكر فيها اسمه وسعي في خرابها اوليك ما كان لهم ان يدخلوها الا خايفين لهم في الدنيا خزي ولهم في الاخره عذاب عظيم
114. Ve men azlemu mimmen menea mesâcidallâhi en yuzkere fîhesmuhu ve seâ fî harâbihâ ulâike mâ kâne lehum en yedhulûhâ illâ hâifîn(hâifîne) lehum fîd dunyâ hızyun ve lehum fîl âhireti azâbun azîm(azîmun).
Ve kim daha zalimdir kimseden (ki) meneder/engel olur (o) Allah'ın mescitlerinde16; ki zikredilir orada* O’nun ismi; ve uğraştı/çabaladı (o) harap olmasında onun*; işte şunlar; olmuş değildir onlara ki girerler ona* ancak korkanlar (olarak); onlaradır dünyada bir rezillik; ve onlaradır ahirette büyük bir azap.
Ahmed Samira: 114 And who is more unjust/oppressive from (than) who prevented (in) God’s mosques that His name be mentioned/remembered in it, and strived/hastened in its destruction/spoilage . Those, it was not for them that they enter it except afraid/frightened. For them in the present world (is) shame/disgrace and for them in the end (other life) (is a) great torture.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 2 | ezlemu | daha zalimdir | أَظْلَمُ | ظلم |
| 3 | mimmen | kimseden | مِمَّنْ | - |
| 4 | menea | men eder/engel olur | مَنَعَ | منع |
| 5 | mesacide | mescitlerinde | مَسَاجِدَ | سجد |
| 6 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 7 | en | ki | أَنْ | - |
| 8 | yuzkera | zikredilir | يُذْكَرَ | ذكر |
| 9 | fiha | orada | فِيهَا | - |
| 10 | ismuhu | ismi O’nun | اسْمُهُ | سمو |
| 11 | ve seaa | ve uğraştı/çabaladı | وَسَعَىٰ | سعي |
| 12 | fi | فِي | - | |
| 13 | harabiha | harap olmasında onun | خَرَابِهَا | خرب |
| 14 | ulaike | işte şunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 15 | ma | değildir | مَا | - |
| 16 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 17 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 18 | en | ki | أَنْ | - |
| 19 | yedhuluha | girerler ona | يَدْخُلُوهَا | دخل |
| 20 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 21 | haifine | korkanlar | خَائِفِينَ | خوف |
| 22 | lehum | onlaradır | لَهُمْ | - |
| 23 | fi | فِي | - | |
| 24 | d-dunya | dünyada | الدُّنْيَا | دنو |
| 25 | hizyun | bir rezillik | خِزْيٌ | خزي |
| 26 | velehum | ve onlaradır | وَلَهُمْ | - |
| 27 | fi | فِي | - | |
| 28 | l-ahirati | ahirette | الْاخِرَةِ | اخر |
| 29 | azabun | bir azap | عَذَابٌ | عذب |
| 30 | azimun | büyük | عَظِيمٌ | عظم |
Notlar
Not 1: *Dişil zamirle işaret edilen mescit değildir. Mescitlerde ayağa kaldırılan salattır. Mescitlere salat eylemi gerçekleştirmek için girilir ve Yüce Allah zikredilir.
Ayet 115
122|2|115|وَلِلَّهِ ٱلْمَشْرِقُ وَٱلْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا۟ فَثَمَّ وَجْهُ ٱللَّهِ إِنَّ ٱللَّهَ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ
122|2|115|ولله المشرق والمغرب فاينما تولوا فثم وجه الله ان الله وسع عليم
115. Ve lillâhil meşriku vel magribu fe eynemâ tuvellû fe semme vechullâh(vechullâhi) innallâhe vâsiun alîm(alîmun).
Ve Allah’adır doğu ve batı*; öyle ki her nereyse döndüğünüz; öyle ki oradadır Allah'ın yüzü; doğrusu Allah Vâsi’dir297; Alîm’dir8.
Ahmed Samira: 115 And to God the sunrise/east and the sunset/west, so wherever you turn, so there (is) God’s face/direction, that God is rich/extended , knowledgeable.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velillahi | ve Allah’adır | وَلِلَّهِ | - |
| 2 | l-meşriku | doğu | الْمَشْرِقُ | شرق |
| 3 | velmegribu | ve batı | وَالْمَغْرِبُ | غرب |
| 4 | feeynema | öyle ki her nereye | فَأَيْنَمَا | - |
| 5 | tuvellu | dönersiniz | تُوَلُّوا | ولي |
| 6 | fesemme | öyle ki oradadır | فَثَمَّ | - |
| 7 | vechu | yüzü | وَجْهُ | وجه |
| 8 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 9 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 10 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 11 | vasiun | Vâsi’dir | وَاسِعٌ | وسع |
| 12 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
Notlar
Not 1: *Zıt yönlerin birlikte işaret edilmesi her yönü işaret eder. Aşağı-yukarı, az-çok, sabah-akşam gibi.
Ayet 116
123|2|116|وَقَالُوا۟ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدًا سُبْحَٰنَهُۥ بَل لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ كُلٌّ لَّهُۥ قَٰنِتُونَ
123|2|116|وقالوا اتخذ الله ولدا سبحنه بل له ما في السموت والارض كل له قنتون
116. Ve kâlûttehazellâhu veleden, subhâneh(subhânehu), bel lehu mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), kullun lehu kânitûn(kânitûne).
Ve dediler: “Edindi Allah bir çocuk”; Subhân’dır7 O; Evet! O’nadır göklerdeki162* ve yerdeki; hepsi O'na boyun eğenlerdir.
Ahmed Samira: 116 And they said: "God took/received a child (son) His praise/glory, but to Him what (is) in the skies/space and the earth/Planet Earth, each/all for him (are) obeying humbly .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kalu | ve dediler | وَقَالُوا | قول |
| 2 | ttehaze | edindi | اتَّخَذَ | اخذ |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | veleden | bir çocuk | وَلَدًا | ولد |
| 5 | subhanehu | Subhan’dır O | سُبْحَانَهُ | سبح |
| 6 | bel | Evet! | بَلْ | - |
| 7 | lehu | O’nadır | لَهُ | - |
| 8 | ma | مَا | - | |
| 9 | fi | فِي | - | |
| 10 | s-semavati | göklerdeki | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 11 | vel'erdi | ve yerdeki | وَالْأَرْضِ | ارض |
| 12 | kullun | hepsi | كُلٌّ | كلل |
| 13 | lehu | O'na | لَهُ | - |
| 14 | kanitune | boyun eğenlerdir | قَانِتُونَ | قنت |
Notlar
Not 1: *Evren.
Ayet 117
124|2|117|بَدِيعُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَإِذَا قَضَىٰٓ أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
124|2|117|بديع السموت والارض واذا قضي امرا فانما يقول له كن فيكون
117. Bedîus semâvâti vel ard(ardı), ve izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn(yekûnu).
Bedî’sidir298 göklerin162* ve yerin; ve tamamladığı zaman (Allah) bir emri; öyle ki ancak O’nun “Ol” dediği; öyle ki olur.
Ahmed Samira: 117 Creating marvelously without precedent the skies/space and the earth/Planet Earth and if He ordered/accomplished a matter/affair , so but he says to it: "Be." So it will become.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | bediu | Bedî’sidir | بَدِيعُ | بدع |
| 2 | s-semavati | göklerin | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 3 | vel'erdi | ve yerin | وَالْأَرْضِ | ارض |
| 4 | ve iza | Ve zaman | وَإِذَا | - |
| 5 | kada | tamamladığı | قَضَىٰ | قضي |
| 6 | emran | bir emri | أَمْرًا | امر |
| 7 | feinnema | öyle ki ancak | فَإِنَّمَا | - |
| 8 | yekulu | dediği | يَقُولُ | قول |
| 9 | lehu | O’nun | لَهُ | - |
| 10 | kun | Ol | كُنْ | كون |
| 11 | fe yekunu | öyle ki olur | فَيَكُونُ | كون |
Notlar
Not 1: *Evrenin.
Ayet 118
125|2|118|وَقَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا ٱللَّهُ أَوْ تَأْتِينَآ ءَايَةٌ كَذَٰلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّثْلَ قَوْلِهِمْ تَشَٰبَهَتْ قُلُوبُهُمْ قَدْ بَيَّنَّا ٱلْءَايَٰتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
125|2|118|وقال الذين لا يعلمون لولا يكلمنا الله او تاتينا ايه كذلك قال الذين من قبلهم مثل قولهم تشبهت قلوبهم قد بينا الايت لقوم يوقنون
118. Ve kâlellezîne lâ ya’lemûne lev lâ yukellimunâllâhu ev te’tînâ âyeh(âyetun), kezâlike kâlellezîne min kablihim misle kavlihim, teşâbehet kulûbuhum, kad beyyennal âyâti li kavmin yûkınûn(yûkınûne).
Ve dedi bilmeyen kimseler: “Eğer konuşmazsa bizlerle Allah; ya da getirmezse bizlere bir ayet287”; işte böyledir; onlardan önceki kimseler (de) onların söylemlerinin mislini870 dedi; benzeşti kalpleri onların; mutlak ki beyan226 ettik ayetleri237 bir kavim için (ki) kesinleşirler299 onlar.
Ahmed Samira: 118 And those who do not know said: "If only God converses/speaks (to) us or a sign/verse/evidence comes to us." Like that those from before them said alike/similar/equal (to) their saying. Their hearts/minds resembled (each other), We had clarified/explained the signs/verses/evidences to a nation being sure/certain .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kale | ve dedi | وَقَالَ | قول |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | la | لَا | - | |
| 4 | yea'lemune | bilmezler | يَعْلَمُونَ | علم |
| 5 | levla | eğer | لَوْلَا | - |
| 6 | yukellimuna | konuşmazsa bizlerle | يُكَلِّمُنَا | كلم |
| 7 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 8 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 9 | te'tina | getirmezse bizlere | تَأْتِينَا | اتي |
| 10 | ayetun | bir ayet | ايَةٌ | ايي |
| 11 | kezalike | işte böyledir | كَذَٰلِكَ | - |
| 12 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 13 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 14 | min | مِنْ | - | |
| 15 | kablihim | onlardan önceki | قَبْلِهِمْ | قبل |
| 16 | misle | mislini/benzerini | مِثْلَ | مثل |
| 17 | kavlihim | söylemlerini onların | قَوْلِهِمْ | قول |
| 18 | teşabehet | benzeşti | تَشَابَهَتْ | شبه |
| 19 | kulubuhum | Kalpleri onların | قُلُوبُهُمْ | قلب |
| 20 | kad | Mutlak ki | قَدْ | - |
| 21 | beyyenna | Beyan ettik/deklere ettik | بَيَّنَّا | بين |
| 22 | l-ayati | ayetleri | الْايَاتِ | ايي |
| 23 | likavmin | kavim için | لِقَوْمٍ | قوم |
| 24 | yukinune | kesinleşirler | يُوقِنُونَ | يقن |
Ayet 119
126|2|119|إِنَّآ أَرْسَلْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَا تُسْـَٔلُ عَنْ أَصْحَٰبِ ٱلْجَحِيمِ
126|2|119|انا ارسلنك بالحق بشيرا ونذيرا ولا تسل عن اصحب الجحيم
119. İnnâ erselnâke bil hakkı beşîren ve nezîren, ve lâ tus’elu an ashâbil cahîm(cahîmi).
Doğrusu biz gönderdik seni hakla/gerçekle; bir müjdeci ve bir uyarıcı; ve sual edilmezsin/sorulmazsın (sen) cahîm808 ashâbından194.
Ahmed Samira: 119 That We sent you with the truth (as) an announcer of good news and a warner/giver of notice, and you are not (to) be asked/questioned about the roaring fire’s/Hell’s owners/company .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inna | doğrusu biz | إِنَّا | - |
| 2 | erselnake | gönderdik seni | أَرْسَلْنَاكَ | رسل |
| 3 | bil-hakki | hakla/gerçekle | بِالْحَقِّ | حقق |
| 4 | beşiran | Bir müjdeleyen | بَشِيرًا | بشر |
| 5 | ve neziran | ve bir uyarıcı | وَنَذِيرًا | نذر |
| 6 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 7 | tuselu | sual edilmezsin/sorulmazsın | تُسْأَلُ | سال |
| 8 | an | عَنْ | - | |
| 9 | eshabi | ashabından/yoldaşlarından | أَصْحَابِ | صحب |
| 10 | l-cehimi | cahîm | الْجَحِيمِ | جحم |
Ayet 120
127|2|120|وَلَن تَرْضَىٰ عَنكَ ٱلْيَهُودُ وَلَا ٱلنَّصَٰرَىٰ حَتَّىٰ تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى ٱللَّهِ هُوَ ٱلْهُدَىٰ وَلَئِنِ ٱتَّبَعْتَ أَهْوَآءَهُم بَعْدَ ٱلَّذِى جَآءَكَ مِنَ ٱلْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّ وَلَا نَصِيرٍ
127|2|120|ولن ترضي عنك اليهود ولا النصري حتي تتبع ملتهم قل ان هدي الله هو الهدي ولين اتبعت اهواهم بعد الذي جاك من العلم ما لك من الله من ولي ولا نصير
120. Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Ve asla razı olmaz senden Yahudiler295 ve de Nasârâlılar296; ta ki tabi olursun onların milletine301; de ki: “Doğrusu Allah'ın doğru yola kılavuzu; odur (gerçek) doğru yola kılavuz"; ve eğer tabi olursan hevalarına onların, sana gelen ilimden* sonra; olmaz sana Allah'tan hiçbir bir veli28; ve de bir nasîr69.
Ahmed Samira: 120 And the Jews and nor the Christians will not/never accept/approve about you until you follow their religion/faith . Say: "That God’s guidance, it is the guidance." And if (E) you followed their self attractions for desires after what came to you from the knowledge, (there is) none for you from (other than) God from a guardian and nor (a) victorior .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velen | ve asla | وَلَنْ | - |
| 2 | terda | razı olmaz | تَرْضَىٰ | رضو |
| 3 | anke | senden | عَنْكَ | - |
| 4 | l-yehudu | Yahudiler | الْيَهُودُ | - |
| 5 | ve la | ve de | وَلَا | - |
| 6 | n-nesara | Nasârâlılar | النَّصَارَىٰ | نصر |
| 7 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 8 | tettebia | tabi olursun | تَتَّبِعَ | تبع |
| 9 | milletehum | milletine onların | مِلَّتَهُمْ | ملل |
| 10 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 11 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 12 | huda | doğru yola kılavuzu | هُدَى | هدي |
| 13 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 14 | huve | odur | هُوَ | - |
| 15 | l-huda | doğru yola kılavuz | الْهُدَىٰ | هدي |
| 16 | veleini | Ve eğer | وَلَئِنِ | - |
| 17 | ttebea'te | tabi olursan | اتَّبَعْتَ | تبع |
| 18 | ehva'ehum | hevalarına onların | أَهْوَاءَهُمْ | هوي |
| 19 | bea'de | sonrası | بَعْدَ | بعد |
| 20 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 21 | ca'eke | geldi sana | جَاءَكَ | جيا |
| 22 | mine | -den | مِنَ | - |
| 23 | l-ilmi | ilim- | الْعِلْمِ | علم |
| 24 | ma | olmaz | مَا | - |
| 25 | leke | sana | لَكَ | - |
| 26 | mine | مِنَ | - | |
| 27 | llahi | Allah'tan | اللَّهِ | - |
| 28 | min | hiç bir | مِنْ | - |
| 29 | veliyyin | bir veli | وَلِيٍّ | ولي |
| 30 | ve la | ve de | وَلَا | - |
| 31 | nesirin | bir nasir | نَصِيرٍ | نصر |
Notlar
Not 1: *Kur'an. Kur'an ayetleri.
Ayet 121
128|2|121|ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يَتْلُونَهُۥ حَقَّ تِلَاوَتِهِۦٓ أُو۟لَٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِۦ وَمَن يَكْفُرْ بِهِۦ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ
128|2|121|الذين اتينهم الكتب يتلونه حق تلاوته اوليك يومنون به ومن يكفر به فاوليك هم الخسرون
121. Ellezîne âteynâhumul kitâbe yetlûnehu hakka tilâvetih(tilâvetihî) ulâike yu’minûne bih(bihî), ve men yekfur bihî fe ulâike humul hâsirûn(hâsirûne).
Kimseler (ki) verdik onlara kitap*; okurlar onu*; hak/gerçek** okumayla onu*; işte bunlar; iman47 ederler ona*; ve kim kâfirlik25 eder ona*; öyle ki işte bunlar; onlardır hüsrana uğrayanlar/kaybedenler.
Ahmed Samira: 121 Those who We brought to them The Book they read/recite it its correct/true reading/recitation, those believe with it and who disbelieves with it so those (are) the losers .
Notlar
Not 1: *Kur’ân.**Anlayarak, derinlemesine düşünerek, aklı ve fikri kullanarak. Şerefli Kur'an'ın ayetlerini anlamadan Arapçasından papağan gibi tekrar ederek okuyanlar ayetleri hakla/gerçekle okumamış olur.
Ayet 122
129|2|122|يَٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتِىَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّى فَضَّلْتُكُمْ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ
129|2|122|يبني اسريل اذكروا نعمتي التي انعمت عليكم واني فضلتكم علي العلمين
122. Yâ benî isrâîlezkurû ni’metiyelletî en’amtu aleykum ve ennî faddaltukum alel âlemîn(âlemîne).
Ey İsrâîloğulları!197 Hatırlayın nimetimi; üzerinize bağışladığım nimeti; ve doğrusu ben fazlalıklı kıldım sizleri âlemler203 üzerine.
Ahmed Samira: 122 You Israel’s sons and daughters, remember My blessing , that I blessed on you, and that I preferred/favoured you over the creations all together/(universes).
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya beni | Ey oğulları | يَا بَنِي | بني |
| 2 | israile | İsrail | إِسْرَائِيلَ | - |
| 3 | zkuru | hatırlayın | اذْكُرُوا | ذكر |
| 4 | nia'metiye | nimetimi | نِعْمَتِيَ | نعم |
| 5 | lleti | ki | الَّتِي | - |
| 6 | en'amtu | bağışladım nimeti | أَنْعَمْتُ | نعم |
| 7 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 8 | ve enni | ve doğrusu ben | وَأَنِّي | - |
| 9 | feddeltukum | fazlalıklı kıldım sizleri | فَضَّلْتُكُمْ | فضل |
| 10 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 11 | l-aalemine | alemler | الْعَالَمِينَ | علم |
Ayet 123
130|2|123|وَٱتَّقُوا۟ يَوْمًا لَّا تَجْزِى نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْـًٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا تَنفَعُهَا شَفَٰعَةٌ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
130|2|123|واتقوا يوما لا تجزي نفس عن نفس شيا ولا يقبل منها عدل ولا تنفعها شفعه ولا هم ينصرون
123. Vettekû yevmen lâ teczî nefsun an nefsin şey’en ve lâ yukbelu minhâ adlun ve lâ tenfeuhâ şefâatun ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).
Ve takvalı21 olun bir güne242; ceza/karşılık almaz bir nefis201 bir nefisten201 bir şey; ve kabul edilmez ondan (nefisten) bir telafi/tazmin; ve fayda vermez ona (nefse) bir şefaat222; ve onlar yardım edilir değillerdir.
Ahmed Samira: 123 And fear a day/time, no self rewards/reimburses (removes) from a self a thing, and no redemption/ransom (is) to be accepted/received from it, and nor mediation benefits it, and nor they be given victory/aid.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 2 | yevmen | bir güne | يَوْمًا | يوم |
| 3 | la | لَا | - | |
| 4 | teczi | ceza/karşılık almaz | تَجْزِي | جزي |
| 5 | nefsun | bir nefis | نَفْسٌ | نفس |
| 6 | an | عَنْ | - | |
| 7 | nefsin | Bir nefisten | نَفْسٍ | نفس |
| 8 | şey'en | bir şey | شَيْئًا | شيا |
| 9 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 10 | yukbelu | kabul edilmez | يُقْبَلُ | قبل |
| 11 | minha | ondan (nefisten) | مِنْهَا | - |
| 12 | adlun | bir telafi/tazmin | عَدْلٌ | عدل |
| 13 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 14 | tenfeuha | fayda vermez ona (nefse) | تَنْفَعُهَا | نفع |
| 15 | şefaatun | bir şefaat | شَفَاعَةٌ | شفع |
| 16 | ve la | ve değildir | وَلَا | - |
| 17 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 18 | yunsarune | yardım edilirler | يُنْصَرُونَ | نصر |
Ayet 124
131|2|124|وَإِذِ ٱبْتَلَىٰٓ إِبْرَٰهِۦمَ رَبُّهُۥ بِكَلِمَٰتٍ فَأَتَمَّهُنَّ قَالَ إِنِّى جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامًا قَالَ وَمِن ذُرِّيَّتِى قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِى ٱلظَّٰلِمِينَ
131|2|124|واذ ابتلي ابرهم ربه بكلمت فاتمهن قال اني جاعلك للناس اماما قال ومن ذريتي قال لا ينال عهدي الظلمين
124. Ve izibtelâ ibrâhîme rabbuhu bi kelimâtin fe etemmehun(etemmehunne), kâle innî câiluke lin nâsi imâmâ(imâmen), kâle ve min zurriyyetî kâle lâ yenâlu ahdiz zâlimîn(zâlimîne).
Ve belalandırdığı256 zaman İbrahim'i Rabbi4 kelimelerle; öyle ki tamamladı (Allah) onları (kelimeleri); dedi (Allah): “Doğrusu ben yapıcıyım seni insanlar için bir imam/önder”; dedi (İbrahim): “Ve zürriyetimden* (de)”; dedi (Allah): “Ulaşmaz ahdim/antlaşmam zalimlere.”
Ahmed Samira: 124 And when Abraham’s Lord tested (him) with words/expressions, so He completed them, (He) said: "That I am making you to the people a leader/example ." He (Abraham) said: "And from my descendants?" He said: "The unjust/oppressors do not receive/obtain My promise ."
Notlar
Not 1: *Soyumdan, sulbümden.
Ayet 125
132|2|125|وَإِذْ جَعَلْنَا ٱلْبَيْتَ مَثَابَةً لِّلنَّاسِ وَأَمْنًا وَٱتَّخِذُوا۟ مِن مَّقَامِ إِبْرَٰهِۦمَ مُصَلًّى وَعَهِدْنَآ إِلَىٰٓ إِبْرَٰهِۦمَ وَإِسْمَٰعِيلَ أَن طَهِّرَا بَيْتِىَ لِلطَّآئِفِينَ وَٱلْعَٰكِفِينَ وَٱلرُّكَّعِ ٱلسُّجُودِ
132|2|125|واذ جعلنا البيت مثابه للناس وامنا واتخذوا من مقام ابرهم مصلي وعهدنا الي ابرهم واسمعيل ان طهرا بيتي للطايفين والعكفين والركع السجود
125. Ve iz cealnâl beyte mesâbeten lin nâsi ve emnâ(emnen), vettehizû min makâmı ibrâhîme musallâ(musallen) ve ahidnâ ilâ ibrâhîme ve ismâîle en tahhirâ beytiye lit tâifîne vel âkifîne ver rukkais sucûd(sucûdi).
Ve yaptığı zaman beyti/evi32 bilinci geri döndürme yeri insanlara; ve bir güvenlik; ve edinin/tutun/alın İbrahim'in dikelme/ayağa kalkma/doğrulma yerinden bir salla13 yeri; ve antlaştık/ahitleştik İbrahim’le ve İsmail'le ki o ikisi temizler evimi32; etrafta dolaşanlar için; ve adananlara/kendini vakfedenlere; ve rükû11 edenlere; secde12 edenlere.
Ahmed Samira: 125 And when We put The House (as) a reward/replacement/compensation to the people, and (a) safety/security, and they took from Abraham’s place a prayer place , and We entrusted/recommended to Abraham and Ishmael: "That purify/clean/wash (B) My House for the circlers/walkers around , and the devoting/dedicating , and the bowing , the prostrating ."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | cealna | yaptık | جَعَلْنَا | جعل |
| 3 | l-beyte | beyti/evi | الْبَيْتَ | بيت |
| 4 | mesabeten | bilinci geri döndürme yeri | مَثَابَةً | ثوب |
| 5 | linnasi | insanlara | لِلنَّاسِ | نوس |
| 6 | ve emnen | ve bir güvenlik | وَأَمْنًا | امن |
| 7 | vettehizu | ve edinin/tutun/alın | وَاتَّخِذُوا | اخذ |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | mekami | dikelme/ayağa kalkma/doğrulma yerinden | مَقَامِ | قوم |
| 10 | ibrahime | İbrahim'in | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 11 | musallen | bir salla yeri | مُصَلًّى | صلو |
| 12 | ve ahidna | ve antlaştık/ahitleştik | وَعَهِدْنَا | عهد |
| 13 | ila | إِلَىٰ | - | |
| 14 | ibrahime | İbrahim'le | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 15 | ve ismaiyle | ve İsmail'le | وَإِسْمَاعِيلَ | - |
| 16 | en | ki | أَنْ | - |
| 17 | tahhira | o ikisi temizler | طَهِّرَا | طهر |
| 18 | beytiye | evimi | بَيْتِيَ | بيت |
| 19 | littaifine | etrafta dolaşanlar için | لِلطَّائِفِينَ | طوف |
| 20 | vel'aakifine | ve adananlar/kendini vakfedenler | وَالْعَاكِفِينَ | عكف |
| 21 | ve rrukkei | ve rükû edenler | وَالرُّكَّعِ | ركع |
| 22 | s-sucudi | secde edenler | السُّجُودِ | سجد |
Notlar
Not: (ثوب) dönmek (return), geri gelmek (come back), bir şeyin veya durumun geri gelmesi (come back a state or conditon), bilincin tekrar kazanılması (regain conciousness), duygunun iyileşmesi (recover a sense), ödüllendirmek (reward), tekrar ödemek (repay) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 130 (of 1303)(طوف) etrafta gitmek (go about), etrafta yürümek (walk around), etrafta gezinen (ride about) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 671 (of 1303)
Ayet 126
133|2|126|وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِۦمُ رَبِّ ٱجْعَلْ هَٰذَا بَلَدًا ءَامِنًا وَٱرْزُقْ أَهْلَهُۥ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ مَنْ ءَامَنَ مِنْهُم بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ قَالَ وَمَن كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُۥ قَلِيلًا ثُمَّ أَضْطَرُّهُۥٓ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلنَّارِ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
133|2|126|واذ قال ابرهم رب اجعل هذا بلدا امنا وارزق اهله من الثمرت من امن منهم بالله واليوم الاخر قال ومن كفر فامتعه قليلا ثم اضطره الي عذاب النار وبيس المصير
126. Ve iz kâle ibrâhîmu rabbic’al hâzâ beleden âminen verzuk ehlehu mines semerâti men âmene minhum billâhi vel yevmil âhir(âhiri), kâle ve men kefere fe umettiuhu kalîlen summe adtarruhu ilâ azâbin nâr(nâri), ve bi’sel masîr(masîru).
Ve dediği zaman İbrahim: “Rabbim!4 Yap bunu (bu beldeyi) güvenli bir belde832; ve rızıklandır ahalisini onun; meyvelerden; onlardan Allah'a ve ahiret gününe iman47 etmiş kimseye”; dedi (Allah) “ve kim kâfirlik25 etti öyle ki metalandırırım54 onu biraz; sonra zorlarım onu ateş azabına doğru; ve yıkım (yeri) oldu (o) varış yeri.
Ahmed Samira: 126 And when Abraham said: "My Lord , make this a safe/secure country/place , and provide for its people from the fruits, who believed from them, by God and the Day the Last/Resurrection Day." He said: "And who disbelieved, so I give him long life/make him enjoy a little , then I force him to the fire’s torture, and how bad (is) the end/destination ."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 3 | ibrahimu | İbrahim | إِبْرَاهِيمُ | - |
| 4 | rabbi | Rabbim | رَبِّ | ربب |
| 5 | c'al | yap | اجْعَلْ | جعل |
| 6 | haza | bunu | هَٰذَا | - |
| 7 | beleden | bir belde | بَلَدًا | بلد |
| 8 | aminen | güvenli | امِنًا | امن |
| 9 | verzuk | ve rızıklandır | وَارْزُقْ | رزق |
| 10 | ehlehu | ahalisini onun | أَهْلَهُ | اهل |
| 11 | mine | مِنَ | - | |
| 12 | s-semerati | meyvelerden | الثَّمَرَاتِ | ثمر |
| 13 | men | kim | مَنْ | - |
| 14 | amene | iman etti | امَنَ | امن |
| 15 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 16 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 17 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 18 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 19 | kale | dedi (Allah) | قَالَ | قول |
| 20 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 21 | kefera | kâfirlik etti | كَفَرَ | كفر |
| 22 | feumettiuhu | öyle ki metalandırırm onu | فَأُمَتِّعُهُ | متع |
| 23 | kalilen | bir az | قَلِيلًا | قلل |
| 24 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 25 | edtarruhu | zorlarım onu | أَضْطَرُّهُ | ضرر |
| 26 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 27 | azabi | azabına | عَذَابِ | عذب |
| 28 | n-nari | ateş | النَّارِ | نور |
| 29 | ve bi'se | ve yıkım/zarar/hasar oldu | وَبِئْسَ | باس |
| 30 | l-mesiru | varış yeri | الْمَصِيرُ | صير |
Ayet 127
134|2|127|وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَٰهِۦمُ ٱلْقَوَاعِدَ مِنَ ٱلْبَيْتِ وَإِسْمَٰعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّآ إِنَّكَ أَنتَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
134|2|127|واذ يرفع ابرهم القواعد من البيت واسمعيل ربنا تقبل منا انك انت السميع العليم
127. Ve iz yerfeu ibrâhîmul kavâide minel beyti veismâîl(ismâîlu) rabbenâ tekabbel minnâ inneke entes semîul alîm(alîmu).
Ve yükselttiği zaman İbrahim kaidelerini* beytin/evin; ve İsmail (de): “Rabbimiz! Kabul et bizden; doğrusu sen; sensin Semî41; Alîm8”
Ahmed Samira: 127 And when Abraham raises the foundations/bases from The House , and Ishmael: "Our Lord accept from us, that you are the hearing/listening the knowledgeable."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | yerfeu | yükseltti | يَرْفَعُ | رفع |
| 3 | ibrahimu | İbrahim | إِبْرَاهِيمُ | - |
| 4 | l-kavaide | kaidelerini | الْقَوَاعِدَ | قعد |
| 5 | mine | مِنَ | - | |
| 6 | l-beyti | beytin/evin | الْبَيْتِ | بيت |
| 7 | ve ismaiylu | ve İsmail (de) | وَإِسْمَاعِيلُ | - |
| 8 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 9 | tekabbel | kabul et | تَقَبَّلْ | قبل |
| 10 | minna | bizden | مِنَّا | - |
| 11 | inneke | doğrusu sen | إِنَّكَ | - |
| 12 | ente | sensin | أَنْتَ | - |
| 13 | s-semiu | Semî | السَّمِيعُ | سمع |
| 14 | l-alimu | Alîm | الْعَلِيمُ | علم |
Notlar
Not 1: *Bir şeyin yere dayanan bölümü veya bir şeyin üzerine oturtulduğu nesne; ayaklık, duraç, taban, tabanlık.
Ayet 128
135|2|128|رَبَّنَا وَٱجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِن ذُرِّيَّتِنَآ أُمَّةً مُّسْلِمَةً لَّكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَآ إِنَّكَ أَنتَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
135|2|128|ربنا واجعلنا مسلمين لك ومن ذريتنا امه مسلمه لك وارنا مناسكنا وتب علينا انك انت التواب الرحيم
128. Rabbenâ vec’alnâ muslimeyni leke ve min zurriyyetinâ ummeten muslimeten leke ve erinâ menâsikenâ ve tub aleynâ, inneke entet tevvâbur rahîm(rahîmu).
Rabbimiz4! Ve yap bizi iki teslim olan sana; ve zürriyetimizden bir ümmet305; teslim olan sana; ve göster bize nusuklarımızı169; ve tevbe33 et bizlere; doğrusu sen; sensin Tevvâb191; Rahîm2.
Ahmed Samira: 128 Our Lord and make us two Moslems to you, and from our descendants, a nation submitting/surrendering/Moslems to you, and show us our rituals/methods of worship and forgive on us, that you are the forgiver, the most merciful.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | rabbena | Rabbimiz! | رَبَّنَا | ربب |
| 2 | vec'alna | ve yap bizi | وَاجْعَلْنَا | جعل |
| 3 | muslimeyni | iki teslim olan | مُسْلِمَيْنِ | سلم |
| 4 | leke | sana | لَكَ | - |
| 5 | ve min | ve | وَمِنْ | - |
| 6 | zurriyyetina | zürriyetimizden | ذُرِّيَّتِنَا | ذرر |
| 7 | ummeten | bir ümmet | أُمَّةً | امم |
| 8 | muslimeten | teslim olan | مُسْلِمَةً | سلم |
| 9 | leke | sana | لَكَ | - |
| 10 | ve erina | ve göster bize | وَأَرِنَا | راي |
| 11 | menasikena | nusuklarımızı | مَنَاسِكَنَا | نسك |
| 12 | ve tub | ve tevbe et | وَتُبْ | توب |
| 13 | aleyna | bizlere | عَلَيْنَا | - |
| 14 | inneke | doğrusu sen | إِنَّكَ | - |
| 15 | ente | sensin | أَنْتَ | - |
| 16 | t-tevvabu | Tevvâb | التَّوَّابُ | توب |
| 17 | r-rahimu | Rahîm | الرَّحِيمُ | رحم |
Ayet 129
136|2|129|رَبَّنَا وَٱبْعَثْ فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْهُمْ يَتْلُوا۟ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
136|2|129|ربنا وابعث فيهم رسولا منهم يتلوا عليهم ايتك ويعلمهم الكتب والحكمه ويزكيهم انك انت العزيز الحكيم
129. Rabbenâ veb’as fîhim resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtike ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete ve yuzekkîhim inneke entel azîzul hakîm(hakîmu).
Rabbimiz4! Ve gönder/yolla onlara bir resûl418 onlardan; okur onlara ayetlerini senin; ve bildirir onlara kitabı* ve hikmeti303; ve saflaştırır onları; doğrusu sen; sensin Azîz37; Hakîm9.
Ahmed Samira: 129 Our Lord, and send in them a messenger from them (who) reads/recites on (to) them Your verses/evidences and He teaches/instructs them The Book , and the wisdom , and purifies them , that You are the glorious/mighty the wise/ judicious.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | rabbena | Rabbimiz! | رَبَّنَا | ربب |
| 2 | veb'as | ve gönder/yolla | وَابْعَثْ | بعث |
| 3 | fihim | onlara | فِيهِمْ | - |
| 4 | rasulen | bir resul | رَسُولًا | رسل |
| 5 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 6 | yetlu | okur | يَتْلُو | تلو |
| 7 | aleyhim | onlara | عَلَيْهِمْ | - |
| 8 | ayatike | ayetlerini senin | ايَاتِكَ | ايي |
| 9 | ve yuallimuhumu | ve bildirir onlara | وَيُعَلِّمُهُمُ | علم |
| 10 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 11 | velhikmete | ve hikmeti | وَالْحِكْمَةَ | حكم |
| 12 | ve yuzekkihim | ve saflaştırır onları | وَيُزَكِّيهِمْ | زكو |
| 13 | inneke | doğrusu sen | إِنَّكَ | - |
| 14 | ente | sensin | أَنْتَ | - |
| 15 | l-azizu | Azîz | الْعَزِيزُ | عزز |
| 16 | l-hakimu | Hakîm | الْحَكِيمُ | حكم |
Notlar
Not 1: *Kutsal kitaplar.
Ayet 130
137|2|130|وَمَن يَرْغَبُ عَن مِّلَّةِ إِبْرَٰهِۦمَ إِلَّا مَن سَفِهَ نَفْسَهُۥ وَلَقَدِ ٱصْطَفَيْنَٰهُ فِى ٱلدُّنْيَا وَإِنَّهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
137|2|130|ومن يرغب عن مله ابرهم الا من سفه نفسه ولقد اصطفينه في الدنيا وانه في الاخره لمن الصلحين
130. Ve men yergabu an milleti ibrâhîme illâ men sefihe nefseh(nefsehu), ve lekadistafeynâhufîd dunyâ, ve innehu fîlâhireti le mines sâlihîn(sâlihîne).
Ve kim yüz çevirir İbrahim'in milletinden301; ancak kendi nefsine201 sefihlik304 etmiş kimsedir; ve ant olsun saflaştırdık onu (İbrahim’i) dünyada; ve doğrusu o (İbrahim) ahirette mutlak sâlihlerdendir217.
Ahmed Samira: 130 And who shuns/turns away from Abraham’s religion/faith except who made himself ignorant/foolish ?And We had chosen/purified him in the present world, and that he is in the end (other life) from (E) the correct/righteous.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 2 | yergabu | yüz çevirir | يَرْغَبُ | رغب |
| 3 | an | عَنْ | - | |
| 4 | milleti | milletinden | مِلَّةِ | ملل |
| 5 | ibrahime | İbrahim'in | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 6 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 7 | men | kimse | مَنْ | - |
| 8 | sefihe | sefihlik etti | سَفِهَ | سفه |
| 9 | nefsehu | kendi nefsine | نَفْسَهُ | نفس |
| 10 | velekadi | ve ant olsun | وَلَقَدِ | - |
| 11 | stafeynahu | saflaştırdık onu (İbrahim’i) | اصْطَفَيْنَاهُ | صفو |
| 12 | fi | فِي | - | |
| 13 | d-dunya | dünyada | الدُّنْيَا | دنو |
| 14 | ve innehu | ve doğrusu o (İbrahim) | وَإِنَّهُ | - |
| 15 | fi | فِي | - | |
| 16 | l-ahirati | ahirette | الْاخِرَةِ | اخر |
| 17 | lemine | mutlak | لَمِنَ | - |
| 18 | s-salihine | salihlerdendir | الصَّالِحِينَ | صلح |
Ayet 131
138|2|131|إِذْ قَالَ لَهُۥ رَبُّهُۥٓ أَسْلِمْ قَالَ أَسْلَمْتُ لِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
138|2|131|اذ قال له ربه اسلم قال اسلمت لرب العلمين
131. İz kâle lehû rabbuhû eslim kâle eslemtu li rabbil âlemîn(âlemîne).
Dediği zaman ona (İbrahim’e) Rabbi4: “İslam218 ol”; dedi (İbrahim): “İslam218 oldum alemlerin Rabbine4”
Ahmed Samira: 131 When his Lord said to him: "Submit/surrender/be Moslem ." He said: "I submitted/surrendered/became Moslem to the creations all together’s/(universes’) Lord."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | iz | o zaman | إِذْ | - |
| 2 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 3 | lehu | ona (İbrahim’e) | لَهُ | - |
| 4 | rabbuhu | Rabbi | رَبُّهُ | ربب |
| 5 | eslim | İslam ol | أَسْلِمْ | سلم |
| 6 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 7 | eslemtu | İslam oldum | أَسْلَمْتُ | سلم |
| 8 | lirabbi | Rabbine | لِرَبِّ | ربب |
| 9 | l-aalemine | alemlerin | الْعَالَمِينَ | علم |
Ayet 132
139|2|132|وَوَصَّىٰ بِهَآ إِبْرَٰهِۦمُ بَنِيهِ وَيَعْقُوبُ يَٰبَنِىَّ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصْطَفَىٰ لَكُمُ ٱلدِّينَ فَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ
139|2|132|ووصي بها ابرهم بنيه ويعقوب يبني ان الله اصطفي لكم الدين فلا تموتن الا وانتم مسلمون
132. Ve vassâ bihâ ibrâhîmu benîhi ve ya’kûb(ya’kûbu), yâ beniyye innallâhestafâ lekumud dîne fe lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ve vasiyet etti onu (milleti301) İbrahim kendi oğullarına; ve Yakûp (da): “Ey oğullarım! Doğrusu Allah saflaştırdı sizlere dini*; öyle ki ölmeyin; ancak (ki) ve sizler müslimsiniz.45”
Ahmed Samira: 132 And Abraham directed/commanded with it his sons and daughters , and Jacob: "You my sons and daughters, that God chose/purified for you the religion, so do not die (E) except and you are submitters/surrenderers/Moslems ."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve vessa | ve vasiyet etti | وَوَصَّىٰ | وصي |
| 2 | biha | onu (milletini) | بِهَا | - |
| 3 | ibrahimu | İbrahim | إِبْرَاهِيمُ | - |
| 4 | benihi | kendi oğullarına | بَنِيهِ | بني |
| 5 | ve yea'kubu | ve Yakup (da) | وَيَعْقُوبُ | - |
| 6 | ya beniyye | Ey oğullarım! | يَا بَنِيَّ | بني |
| 7 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 8 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 9 | stafa | saflaştırdı | اصْطَفَىٰ | صفو |
| 10 | lekumu | sizlere | لَكُمُ | - |
| 11 | d-dine | dini | الدِّينَ | دين |
| 12 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 13 | temutunne | ölmeyin | تَمُوتُنَّ | موت |
| 14 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 15 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 16 | muslimune | Müslimsiniz | مُسْلِمُونَ | سلم |
Notlar
Not 1: *İslam'ı.
Ayet 133
140|2|133|أَمْ كُنتُمْ شُهَدَآءَ إِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ ٱلْمَوْتُ إِذْ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنۢ بَعْدِى قَالُوا۟ نَعْبُدُ إِلَٰهَكَ وَإِلَٰهَ ءَابَآئِكَ إِبْرَٰهِۦمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ إِلَٰهًا وَٰحِدًا وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ
140|2|133|ام كنتم شهدا اذ حضر يعقوب الموت اذ قال لبنيه ما تعبدون من بعدي قالوا نعبد الهك واله ابايك ابرهم واسمعيل واسحق الها وحدا ونحن له مسلمون
133. Em kuntum şuhedâe iz hadara ya’kûbel mevtu, iz kâle li benîhi mâ ta’budûne min ba’dî kâlû na’budu ilâheke ve ilâhe âbâike ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ilâhen vâhidâ(vahiden) ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
Ya da şahitler/tanıklar (mı) oldunuz ulaştığı zaman Yakûb’a ölüm; dediği* zaman oğullarına: “Neye kulluk46 edersiniz benden sonra”; dediler: “Kulluk46 ederiz ilâhına74 senin; ve ilâhına74 ataların İbrahim; ve İsmâîl; ve İshâk'ın; tek bir ilâh74; ve bizler O'na** müslimiz45.
Ahmed Samira: 133 Or were you witnesses when the death came to Jacob, when he said to his sons and daughters :"What (do) you worship from after me?" They said: "We worship your God and your fathers/forefathers Abraham’s and Ishmael’s and Issac’s God, one God and we are to Him submitters/surrenderers/Moslems."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | em | ya da | أَمْ | - |
| 2 | kuntum | oldunuz | كُنْتُمْ | كون |
| 3 | şuheda'e | şahitler/tanıklar | شُهَدَاءَ | شهد |
| 4 | iz | zaman | إِذْ | - |
| 5 | hadera | ulaştığı | حَضَرَ | حضر |
| 6 | yea'kube | Yakup’a | يَعْقُوبَ | - |
| 7 | l-mevtu | ölüm | الْمَوْتُ | موت |
| 8 | iz | o zaman | إِذْ | - |
| 9 | kale | dedi (Yakup) | قَالَ | قول |
| 10 | libenihi | oğullarına | لِبَنِيهِ | بني |
| 11 | ma | neye | مَا | - |
| 12 | tea'budune | kulluk edersiniz | تَعْبُدُونَ | عبد |
| 13 | min | مِنْ | - | |
| 14 | bea'di | benden sonra | بَعْدِي | بعد |
| 15 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 16 | nea'budu | kulluk ederiz | نَعْبُدُ | عبد |
| 17 | ilaheke | senin ilâhına | إِلَٰهَكَ | اله |
| 18 | ve ilahe | ve ilâhına | وَإِلَٰهَ | اله |
| 19 | abaike | ataların | ابَائِكَ | ابو |
| 20 | ibrahime | İbrahim | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 21 | ve ismaiyle | ve İsmail | وَإِسْمَاعِيلَ | - |
| 22 | ve ishaka | ve İshak'ın | وَإِسْحَاقَ | - |
| 23 | ilahen | bir ilâh | إِلَٰهًا | اله |
| 24 | vahiden | tek | وَاحِدًا | وحد |
| 25 | ve nehnu | ve bizler | وَنَحْنُ | - |
| 26 | lehu | O'na | لَهُ | - |
| 27 | muslimune | Müslimiz | مُسْلِمُونَ | سلم |
Notlar
Not 1: *Yakûb.**Allah'a.
Ayet 134
141|2|134|تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُم مَّا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْـَٔلُونَ عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
141|2|134|تلك امه قد خلت لها ما كسبت ولكم ما كسبتم ولا تسلون عما كانوا يعملون
134. Tilke ummetun kad halet, lehâ mâ kesebet ve lekum mâ kesebtum, ve lâ tus’elûne ammâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Şu; bir ümmettir305; muhakkak ki gelip geçti ona (ümmete) kazandığı; ve sizleredir kazandığınız; ve sual edilmezsiniz/sorulmazsınız yapar olduklarından.
Ahmed Samira: 134 That is a nation had past for it what it earned/acquired and for you what you earned/acquired and you are not to (be) asked/questioned about what they were doing/making .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | tilke | şu; | تِلْكَ | - |
| 2 | ummetun | bir ümmettir | أُمَّةٌ | امم |
| 3 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 4 | halet | gelip geçti | خَلَتْ | خلو |
| 5 | leha | ona (ümmete) | لَهَا | - |
| 6 | ma | مَا | - | |
| 7 | kesebet | kazandığı | كَسَبَتْ | كسب |
| 8 | velekum | ve sizleredir | وَلَكُمْ | - |
| 9 | ma | مَا | - | |
| 10 | kesebtum | kazandığınız | كَسَبْتُمْ | كسب |
| 11 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 12 | tuselune | sual edilmezsiniz | تُسْأَلُونَ | سال |
| 13 | amma | عَمَّا | - | |
| 14 | kanu | olduklarından | كَانُوا | كون |
| 15 | yea'melune | yaparlar | يَعْمَلُونَ | عمل |
Ayet 135
142|2|135|وَقَالُوا۟ كُونُوا۟ هُودًا أَوْ نَصَٰرَىٰ تَهْتَدُوا۟ قُلْ بَلْ مِلَّةَ إِبْرَٰهِۦمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
142|2|135|وقالوا كونوا هودا او نصري تهتدوا قل بل مله ابرهم حنيفا وما كان من المشركين
135. Ve kâlû kûnû hûden ev nasârâ tehtedû kul bel millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).
Ve dediler: “Olun bir Yahudi306 veya Nasârâlılar307; doğru yola kılavuzlanırsınız”; de ki: “Evet!* İbrahim'in milleti301 bir hanîftir117; ve olmuş değildi o (İbrahim) müşriklerden36”
Ahmed Samira: 135 And they said: "Be Jews or Christians, you will be guided." Say: "But Abraham’s religion/faith submitter/unifier of God , and he was not from the sharers (with God) ."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kalu | ve dediler | وَقَالُوا | قول |
| 2 | kunu | olun | كُونُوا | كون |
| 3 | huden | bir Yahudi | هُودًا | هود |
| 4 | ev | veya | أَوْ | - |
| 5 | nesara | Nasârâlılar | نَصَارَىٰ | نصر |
| 6 | tehtedu | doğru yola kılavuzlanırsınız | تَهْتَدُوا | هدي |
| 7 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 8 | bel | Evet! | بَلْ | - |
| 9 | millete | milleti | مِلَّةَ | ملل |
| 10 | ibrahime | İbrahim'in | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 11 | hanifen | bir hanîf | حَنِيفًا | حنف |
| 12 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 13 | kane | olmuş değildi o | كَانَ | كون |
| 14 | mine | مِنَ | - | |
| 15 | l-muşrikine | müşriklerden | الْمُشْرِكِينَ | شرك |
Notlar
Not 1: *Evet evet; siz öyle sanın.
Ayet 136
143|2|136|قُولُوٓا۟ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْنَا وَمَآ أُنزِلَ إِلَىٰٓ إِبْرَٰهِۦمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطِ وَمَآ أُوتِىَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَمَآ أُوتِىَ ٱلنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ
143|2|136|قولوا امنا بالله وما انزل الينا وما انزل الي ابرهم واسمعيل واسحق ويعقوب والاسباط وما اوتي موسي وعيسي وما اوتي النبيون من ربهم لا نفرق بين احد منهم ونحن له مسلمون
136. Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
Deyin ki: “İman47 ettik Allah'a; ve üzerimize indirilmişe*; ve indirilmişe İbrâhîm'e; ve İsmâîl'e; ve İshâk'a; ve Yakûb'a; ve torunlara; ve verilene Mûsâ'ya; ve Îsâ'ya; ve verilene nebilere132 Rablerinden4; ayırmayız438 arasını onlardan** birinin308; ve bizler O'na*** müslimiz45.”
Ahmed Samira: 136 Say: "We believed with God and what was descended to us and what was descended to Abraham, and Ishmael, and Issac, and Jacob, and the grandchildren/branches/Jewish tribes , and what was given to Moses, and Jesus , and what was given to the prophets from their Lord, we do not separate/distinguish between anyone from them, and we are to Him submitters/surrenderers/Moslems ."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kulu | deyin ki | قُولُوا | قول |
| 2 | amenna | iman ettik | امَنَّا | امن |
| 3 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 4 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 5 | unzile | indirilene (Kur’an’a) | أُنْزِلَ | نزل |
| 6 | ileyna | bize | إِلَيْنَا | - |
| 7 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 8 | unzile | indirilene | أُنْزِلَ | نزل |
| 9 | ila | إِلَىٰ | - | |
| 10 | ibrahime | İbrahim'e | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 11 | ve ismaiyle | ve İsmail'e | وَإِسْمَاعِيلَ | - |
| 12 | ve ishaka | ve İshak'a | وَإِسْحَاقَ | - |
| 13 | ve yea'kube | ve Yakub'a | وَيَعْقُوبَ | - |
| 14 | vel'esbati | ve torunlara | وَالْأَسْبَاطِ | سبط |
| 15 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 16 | utiye | verilene | أُوتِيَ | اتي |
| 17 | musa | Musa'ya | مُوسَىٰ | - |
| 18 | ve iysa | ve Îsa'ya | وَعِيسَىٰ | - |
| 19 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 20 | utiye | verilene | أُوتِيَ | اتي |
| 21 | n-nebiyyune | nebilere | النَّبِيُّونَ | نبا |
| 22 | min | مِنْ | - | |
| 23 | rabbihim | Rablerinden | رَبِّهِمْ | ربب |
| 24 | la | لَا | - | |
| 25 | nuferriku | ayırmayız | نُفَرِّقُ | فرق |
| 26 | beyne | arasını | بَيْنَ | بين |
| 27 | ehadin | birinin | أَحَدٍ | احد |
| 28 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 29 | ve nehnu | ve bizler | وَنَحْنُ | - |
| 30 | lehu | O'na | لَهُ | - |
| 31 | muslimune | Müslimiz | مُسْلِمُونَ | سلم |
Notlar
Not 1: *Kur’an’a.**Resûllerden.***Allah'a.
Ayet 137
144|2|137|فَإِنْ ءَامَنُوا۟ بِمِثْلِ مَآ ءَامَنتُم بِهِۦ فَقَدِ ٱهْتَدَوا۟ وَّإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّمَا هُمْ فِى شِقَاقٍ فَسَيَكْفِيكَهُمُ ٱللَّهُ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
144|2|137|فان امنوا بمثل ما امنتم به فقد اهتدوا وان تولوا فانما هم في شقاق فسيكفيكهم الله وهو السميع العليم
137. Fe in âmenû bi misli mâ âmentum bihî fe kadihtedev ve in tevellev fe innemâ hum fî şikâk(şikâkın) fe se yekfîke humullâh(humullâhu), ve huves semîul alîm(alîmu).
Öyle ki eğer iman47 ettilerse iman47 ettiğinizin misli870 (gibi) ona*; öyle ki muhakkak doğru yola kılavuzlandılar; ve eğer sırt çevirdilerse; öyle ki doğrusu ancak onlar bölünme/parçalanma içindedir; öyle ki kâfi/yeterli gelecektir Allah sana onlara karşı; ve O (Allah) Semî’dir41; Alîm’dir8.
Ahmed Samira: 137 So if they believed with a similar/equal/alike (to) what you believed with (it), so they had been guided, and if they turned away, so but they are in defiance/disobedience , so God will suffice (protect) you against them , and He (is) the hearing/listening, the knowledgeable.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 2 | amenu | iman ettilerse | امَنُوا | امن |
| 3 | bimisli | misli/benzeri | بِمِثْلِ | مثل |
| 4 | ma | مَا | - | |
| 5 | amentum | iman ettiğinizin | امَنْتُمْ | امن |
| 6 | bihi | ona (Kur’an’a) | بِهِ | - |
| 7 | fekadi | öyle ki muhakkak | فَقَدِ | - |
| 8 | htedev | doğru yola kılavuzlandılar | اهْتَدَوْا | هدي |
| 9 | vein | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 10 | tevellev | sırt çevirdilerse | تَوَلَّوْا | ولي |
| 11 | feinnema | öyle ki doğrusu ancak | فَإِنَّمَا | - |
| 12 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 13 | fi | içindedir | فِي | - |
| 14 | şikakin | bölünme/parçalanma | شِقَاقٍ | شقق |
| 15 | feseyekfikehumu | öyle ki kâfi/yeterli gelecektir (Allah) sana onlara karşı | فَسَيَكْفِيكَهُمُ | كفي |
| 16 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 17 | ve huve | ve O | وَهُوَ | - |
| 18 | s-semiu | Semî’dir | السَّمِيعُ | سمع |
| 19 | l-alimu | Alîm’dir. | الْعَلِيمُ | علم |
Notlar
Not 1: *Kur’an’a.
Ayet 138
145|2|138|صِبْغَةَ ٱللَّهِ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ ٱللَّهِ صِبْغَةً وَنَحْنُ لَهُۥ عَٰبِدُونَ
145|2|138|صبغه الله ومن احسن من الله صبغه ونحن له عبدون
138. Sıbgatallâh(sıbgatallâhi) ve men ahsenu minallâhi sıbgaten, ve nahnu lehu âbidûn(âbidûne).
"Allah'ın boyası308; ve kim daha güzeldir Allah’ın bir boyasından308 (boyanmıştan); ve bizler O'na (Allah’a) kulluk46 edenleriz."
Ahmed Samira: 138 God’s faith/immersion , and who (is) better than God’s faith/immersion , and we are to Him worshipping.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | sibgate | boyası | صِبْغَةَ | صبغ |
| 2 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 3 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 4 | ehsenu | en güzeldir | أَحْسَنُ | حسن |
| 5 | mine | مِنَ | - | |
| 6 | llahi | Allah’ın | اللَّهِ | - |
| 7 | sibgaten | boyasından | صِبْغَةً | صبغ |
| 8 | ve nehnu | ve bizler | وَنَحْنُ | - |
| 9 | lehu | O'na (Allah’a) | لَهُ | - |
| 10 | aabidune | kulluk edenleriz | عَابِدُونَ | عبد |
Ayet 139
146|2|139|قُلْ أَتُحَآجُّونَنَا فِى ٱللَّهِ وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ وَلَنَآ أَعْمَٰلُنَا وَلَكُمْ أَعْمَٰلُكُمْ وَنَحْنُ لَهُۥ مُخْلِصُونَ
146|2|139|قل اتحاجوننا في الله وهو ربنا وربكم ولنا اعملنا ولكم اعملكم ونحن له مخلصون
139. Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve lenâ â’mâlunâ ve lekum a’mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne).
De ki: “Bizimle Allah’ın hakkında mı tartışırsınız? ; ve O (Allah) Rabbimizdir4; ve Rabbidir4 sizlerin; ve bizedir yaptıklarımız; ve sizedir yaptıklarınız; ve bizleriz O'na muhlis/saflar/katıksızlar309."
Ahmed Samira: 139 Say: "Do you argue with us in God, and He is our Lord and your Lord, and for us (are) our deeds ,and for you your deeds , and we are for Him faithful/loyal ?"
Ayet 140
147|2|140|أَمْ تَقُولُونَ إِنَّ إِبْرَٰهِۦمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطَ كَانُوا۟ هُودًا أَوْ نَصَٰرَىٰ قُلْ ءَأَنتُمْ أَعْلَمُ أَمِ ٱللَّهُ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَتَمَ شَهَٰدَةً عِندَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
147|2|140|ام تقولون ان ابرهم واسمعيل واسحق ويعقوب والاسباط كانوا هودا او نصري قل انتم اعلم ام الله ومن اظلم ممن كتم شهده عنده من الله وما الله بغفل عما تعملون
140. Em tekûlûne inne ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâta kânû hûden ev nasârâ kul e entum a’lemu emillâh(emillâhu), ve men azlemu mimmen keteme şehâdeten indehu minallâh(minallâhi), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne).
Ya da söylersiniz ki İbrahim; ve İsmâîl; ve İshâk; ve Yakûb; ve torunlar oldular Yahudi306 ya da Nasârâlılar307; de ki: “Sizler misiniz en iyi bilen yoksa Allah mı?”; ve kim en zalimdir kimseden (ki) gizledi O’nun indinde/katında (olan) bir şahitliği/tanıklığı Allah’tan; ve Allah değildir gâfil310 yaptıklarınızdan.
Ahmed Samira: 140 Or (do) you say that Abraham, and Ishmael, and Issac, and Jacob, and the grandchildren/branches/Jewish tribes were Jews or Christians? Say: "Are you more knowing or God? And who (is) more unjust/oppressive than who hid/concealed a testimony at (with) him (self) from God, and God is not ignoring about what you make/do ."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | em | ya da | أَمْ | - |
| 2 | tekulune | söylersiniz | تَقُولُونَ | قول |
| 3 | inne | ki | إِنَّ | - |
| 4 | ibrahime | İbrahim | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 5 | ve ismaiyle | ve İsmail | وَإِسْمَاعِيلَ | - |
| 6 | ve ishaka | ve İshak | وَإِسْحَاقَ | - |
| 7 | ve yea'kube | ve Yakub | وَيَعْقُوبَ | - |
| 8 | vel'esbata | ve torunlar | وَالْأَسْبَاطَ | سبط |
| 9 | kanu | oldular | كَانُوا | كون |
| 10 | huden | Yahudi | هُودًا | هود |
| 11 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 12 | nesara | Nasârâlılar | نَصَارَىٰ | نصر |
| 13 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 14 | eentum | sizler misiniz | أَأَنْتُمْ | - |
| 15 | ea'lemu | en iyi bilen | أَعْلَمُ | علم |
| 16 | emi | yoksa | أَمِ | - |
| 17 | llahu | Allah mı | اللَّهُ | - |
| 18 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 19 | ezlemu | en zalimdir | أَظْلَمُ | ظلم |
| 20 | mimmen | kimseden | مِمَّنْ | - |
| 21 | keteme | gizledi | كَتَمَ | كتم |
| 22 | şehadeten | bir şahitliği/tanıklığı | شَهَادَةً | شهد |
| 23 | indehu | indinde/katında O’nun (Allah’ın) | عِنْدَهُ | عند |
| 24 | mine | مِنَ | - | |
| 25 | llahi | Allah’tan | اللَّهِ | - |
| 26 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 27 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 28 | bigafilin | gafil | بِغَافِلٍ | غفل |
| 29 | amma | عَمَّا | - | |
| 30 | tea'melune | yaptıklarınızdan | تَعْمَلُونَ | عمل |
Ayet 141
148|2|141|تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُم مَّا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْـَٔلُونَ عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
148|2|141|تلك امه قد خلت لها ما كسبت ولكم ما كسبتم ولا تسلون عما كانوا يعملون
141. Tilke ummetun kad halet lehâ mâ kesebet ve lekum mâ kesebtum ve lâ tus’elûne ammâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Şu; bir ümmet305; muhakkak ki gelip geçti ona (ümmete) kazandıkları; ve sizleredir kazandığınız; ve sual edilmezsiniz/sorulmazsınız yapar olduklarından.
Ahmed Samira: 141 That (is) a nation had passed/expired for it what it earned/acquired , and for you what you earned/acquired , and you are not (to) be asked/questioned about what they were making/doing .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | tilke | şu | تِلْكَ | - |
| 2 | ummetun | bir ümmet | أُمَّةٌ | امم |
| 3 | kad | muhakkak ki | قَدْ | - |
| 4 | halet | gelip geçti | خَلَتْ | خلو |
| 5 | leha | ona (ümmete) | لَهَا | - |
| 6 | ma | مَا | - | |
| 7 | kesebet | kazandıkları | كَسَبَتْ | كسب |
| 8 | velekum | ve sizleredir | وَلَكُمْ | - |
| 9 | ma | مَا | - | |
| 10 | kesebtum | kazandığınız | كَسَبْتُمْ | كسب |
| 11 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 12 | tuselune | sual edilmezsiniz | تُسْأَلُونَ | سال |
| 13 | amma | عَمَّا | - | |
| 14 | kanu | olduklarından | كَانُوا | كون |
| 15 | yea'melune | yaparlar | يَعْمَلُونَ | عمل |
Ayet 142
149|2|142|سَيَقُولُ ٱلسُّفَهَآءُ مِنَ ٱلنَّاسِ مَا وَلَّىٰهُمْ عَن قِبْلَتِهِمُ ٱلَّتِى كَانُوا۟ عَلَيْهَا قُل لِّلَّهِ ٱلْمَشْرِقُ وَٱلْمَغْرِبُ يَهْدِى مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
149|2|142|سيقول السفها من الناس ما وليهم عن قبلتهم التي كانوا عليها قل لله المشرق والمغرب يهدي من يشا الي صرط مستقيم
142. Se yekûlus sufehâu minen nâsi mâ vellâhum an kıbletihimulletî kânû aleyhâ kul lillâhil meşrıku vel magrıb(magrıbu), yehdî men yeşâu ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Diyecek insanlardan sefihler304: “Ne çevirdi onları kıblelerinden14 ki olmuştular üzerinde onun?”; de ki: “Allah'adır doğu ve batı; kılavuzlar (Allah) dilediği kimseyi dosdoğru bir yola doğru.”
Ahmed Samira: 142 The ignorant/foolish from the people will say: "What turned them away from their (prayer) direction ,which they were on it?" Say: "To God (are) the sunrise/east and the sunset/west, He guides whom He wills/wants to a straight/direct road/way."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | seyekulu | diyecek | سَيَقُولُ | قول |
| 2 | s-sufeha'u | ahmaklar | السُّفَهَاءُ | سفه |
| 3 | mine | -dan | مِنَ | - |
| 4 | n-nasi | insanlar- | النَّاسِ | نوس |
| 5 | ma | ne | مَا | - |
| 6 | vellahum | çevirdi onları | وَلَّاهُمْ | ولي |
| 7 | an | -nden | عَنْ | - |
| 8 | kibletihimu | kıbleleri- | قِبْلَتِهِمُ | قبل |
| 9 | lleti | ki | الَّتِي | - |
| 10 | kanu | oldular | كَانُوا | كون |
| 11 | aleyha | üzerinde onun | عَلَيْهَا | - |
| 12 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 13 | lillahi | Allah'adır | لِلَّهِ | - |
| 14 | l-meşriku | doğu | الْمَشْرِقُ | شرق |
| 15 | velmegribu | ve batı | وَالْمَغْرِبُ | غرب |
| 16 | yehdi | kılavuzlar (Allah) | يَهْدِي | هدي |
| 17 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 18 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 19 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 20 | siratin | bir yol- | صِرَاطٍ | صرط |
| 21 | mustekimin | dosdoğru | مُسْتَقِيمٍ | قوم |
Ayet 143
150|2|143|وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَٰكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُوا۟ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ وَيَكُونَ ٱلرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا ٱلْقِبْلَةَ ٱلَّتِى كُنتَ عَلَيْهَآ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ ٱلرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلَّا عَلَى ٱلَّذِينَ هَدَى ٱللَّهُ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَٰنَكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفٌ رَّحِيمٌ
150|2|143|وكذلك جعلنكم امه وسطا لتكونوا شهدا علي الناس ويكون الرسول عليكم شهيدا وما جعلنا القبله التي كنت عليها الا لنعلم من يتبع الرسول ممن ينقلب علي عقبيه وان كانت لكبيره الا علي الذين هدي الله وما كان الله ليضيع ايمنكم ان الله بالناس لروف رحيم
143. Ve kezâlike cealnâkum ummeten vasatan li tekûnû şuhedâe alen nâsi ve yekûner resûlu aleykum şehîdâ(şehîden), ve mâ cealnâl kıbletelletî kunte aleyhâ illâ li na’leme men yettebiur resûle mimmen yenkalibu alâ akibeyh(akibeyhi), ve in kânet le kebîreten illâ alellezîne hedallâh(hedallâhu) ve mâ kânallâhu li yudîa îmânekum innallâhe bin nâsi le raûfun rahîm(rahîmun).
Ve işte böyledir; yaptık sizleri bir ümmet305; vasat/orta/hayırlı; olmanız için şahitler/tanıklar insanlar üzerine; ve olması için resûlün418 sizlere bir şahit/tanık; ve yapmış değiliz bir kıble14 ki oldunuz üzerinde onun; ancak belli etmek/bilmek için resûle418 tabi olan kimseyi kimseden; döner üzerinde iki topuğu; ve doğrusu oldu o (kıble) mutlak bir büyük (yük); dışında kimseye (ki) kılavuzladı doğru yola Allah; ve olmuş değildir Allah giderir/boşa çıkarır imanınızı47 sizlerin; doğrusu Allah insanlara mutlak Raûf'tur15; Rahîm'dir2.
Ahmed Samira: 143 And like that We made you a moderate/reasonable nation to be witnesses on the people, and the messenger be (a) witness on you, and We did not make the (prayer) direction that you were on it, except to know who follows the messenger from who returns on his two heels , and that truly (was) big/great (E) except on those who God guided, and God was not to waste your faith/belief, that God (is) with the people merciful/compassionate (E) , most merciful .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kezalike | ve işte böyledir | وَكَذَٰلِكَ | - |
| 2 | cealnakum | yaptık sizleri | جَعَلْنَاكُمْ | جعل |
| 3 | ummeten | bir ümmet | أُمَّةً | امم |
| 4 | veseten | vasat/orta/hayırlı | وَسَطًا | وسط |
| 5 | litekunu | olmanız için | لِتَكُونُوا | كون |
| 6 | şuheda'e | şahitler/tanıklar | شُهَدَاءَ | شهد |
| 7 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 8 | n-nasi | insanlar | النَّاسِ | نوس |
| 9 | ve yekune | ve olması için | وَيَكُونَ | كون |
| 10 | r-rasulu | resulün/elçinin | الرَّسُولُ | رسل |
| 11 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 12 | şehiden | bir şahit/tanık | شَهِيدًا | شهد |
| 13 | ve ma | ve değiliz | وَمَا | - |
| 14 | cealna | yapmış | جَعَلْنَا | جعل |
| 15 | l-kiblete | bir kıble | الْقِبْلَةَ | قبل |
| 16 | lleti | ki | الَّتِي | - |
| 17 | kunte | oldunuz | كُنْتَ | كون |
| 18 | aleyha | üzerinde onun | عَلَيْهَا | - |
| 19 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 20 | linea'leme | belli etmek için | لِنَعْلَمَ | علم |
| 21 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 22 | yettebiu | tabi olur | يَتَّبِعُ | تبع |
| 23 | r-rasule | resule/elçiye | الرَّسُولَ | رسل |
| 24 | mimmen | kimseden | مِمَّنْ | - |
| 25 | yenkalibu | döner | يَنْقَلِبُ | قلب |
| 26 | ala | üzerinde | عَلَىٰ | - |
| 27 | akibeyhi | iki topuğu | عَقِبَيْهِ | عقب |
| 28 | ve in | ve doğrusu | وَإِنْ | - |
| 29 | kanet | oldu o (kıble) | كَانَتْ | كون |
| 30 | lekebiraten | mutlak bir büyük (yük) | لَكَبِيرَةً | كبر |
| 31 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 32 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 33 | ellezine | kimse | الَّذِينَ | - |
| 34 | heda | kılavuzladı doğru yola | هَدَى | هدي |
| 35 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 36 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 37 | kane | olmuş | كَانَ | كون |
| 38 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 39 | liyudiya | giderir/boşa çıkarır | لِيُضِيعَ | ضيع |
| 40 | imanekum | imanınızı sizlerin | إِيمَانَكُمْ | امن |
| 41 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 42 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 43 | bin-nasi | insanlara | بِالنَّاسِ | نوس |
| 44 | lera'ufun | mutlak rauftur | لَرَءُوفٌ | راف |
| 45 | rahimun | rahîmdir | رَحِيمٌ | رحم |
Ayet 144
151|2|144|قَدْ نَرَىٰ تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِى ٱلسَّمَآءِ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَىٰهَا فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۥ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
151|2|144|قد نري تقلب وجهك في السما فلنولينك قبله ترضيها فول وجهك شطر المسجد الحرام وحيث ما كنتم فولوا وجوهكم شطره وان الذين اوتوا الكتب ليعلمون انه الحق من ربهم وما الله بغفل عما يعملون
144. Kad nerâ tekallube vechike fîs semâi, fe le nuvelliyenneke kıbleten terdâhâ, fe velli vecheke şatral mescidil harâm(harâmi), ve haysu mâ kuntum fe vellû vucûhekum şatrah(şatrahu), ve innellezîne ûtûl kitâbe le ya’lemûne ennehul hakku min rabbihim ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ya’melûn(ya’melûne).
Muhakkak görürüz yüz çevirmeni göğe; öyle ki döndürürüz seni bir kıbleye14; razı olursun ona; öyleyse döndür yüzünü haram mescit158 tarafına doğru; ve olduğunuz her yerde öyle ki döndürün yüzlerinizi o tarafa doğru; ve doğrusu kimseler; verildiler kitap; mutlak bilirler ki o (kitap) bir hak/gerçek Rablerinden4; ve değildir Allah gâfil310 ne yaparlar onlar.
Ahmed Samira: 144 We have seen/understood your face turning around in the sky, so We will turn/enable/appoint you a (prayer) direction you accept/approve it, so turn your face towards the Mosque the Forbidden/Respected/Sacred and wherever you were so turn your faces towards it, and that those who were given The Book they know (E) that it is the truth from their Lord, and that God is not with neglecting/disregarding about what they make/do .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 2 | nera | görürüz | نَرَىٰ | راي |
| 3 | tekallube | çevirmeni | تَقَلُّبَ | قلب |
| 4 | vechike | yüzünü | وَجْهِكَ | وجه |
| 5 | fi | فِي | - | |
| 6 | s-semai | göğe | السَّمَاءِ | سمو |
| 7 | felenuvelliyenneke | öyle ki döndürürüz seni | فَلَنُوَلِّيَنَّكَ | ولي |
| 8 | kibleten | bir kıbleye | قِبْلَةً | قبل |
| 9 | terdaha | razı olursun ona | تَرْضَاهَا | رضو |
| 10 | fevelli | öyleyse döndür | فَوَلِّ | ولي |
| 11 | vecheke | yüzünü | وَجْهَكَ | وجه |
| 12 | şetra | tarafına doğru | شَطْرَ | شطر |
| 13 | l-mescidi | mescit/secde edilen yer | الْمَسْجِدِ | سجد |
| 14 | l-harami | haram | الْحَرَامِ | حرم |
| 15 | ve haysu | ve her yerde | وَحَيْثُ | حيث |
| 16 | ma | مَا | - | |
| 17 | kuntum | olduğunuz | كُنْتُمْ | كون |
| 18 | fevellu | öyle ki döndürün | فَوَلُّوا | ولي |
| 19 | vucuhekum | yüzlerinizi | وُجُوهَكُمْ | وجه |
| 20 | şetrahu | o tarafına doğru | شَطْرَهُ | شطر |
| 21 | ve inne | ve doğrusu | وَإِنَّ | - |
| 22 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 23 | utu | verildiler | أُوتُوا | اتي |
| 24 | l-kitabe | kitap | الْكِتَابَ | كتب |
| 25 | leyea'lemune | mutlak bilirler | لَيَعْلَمُونَ | علم |
| 26 | ennehu | ki o (kitap) | أَنَّهُ | - |
| 27 | l-hakku | bir hak/gerçek | الْحَقُّ | حقق |
| 28 | min | مِنْ | - | |
| 29 | rabbihim | Rablerinden | رَبِّهِمْ | ربب |
| 30 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 31 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 32 | bigafilin | gafil/habersiz/aymaz | بِغَافِلٍ | غفل |
| 33 | amma | ne | عَمَّا | - |
| 34 | yea'melune | yaparlar onlar | يَعْمَلُونَ | عمل |
Ayet 145
152|2|145|وَلَئِنْ أَتَيْتَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ بِكُلِّ ءَايَةٍ مَّا تَبِعُوا۟ قِبْلَتَكَ وَمَآ أَنتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُم بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ وَلَئِنِ ٱتَّبَعْتَ أَهْوَآءَهُم مِّنۢ بَعْدِ مَا جَآءَكَ مِنَ ٱلْعِلْمِ إِنَّكَ إِذًا لَّمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
152|2|145|ولين اتيت الذين اوتوا الكتب بكل ايه ما تبعوا قبلتك وما انت بتابع قبلتهم وما بعضهم بتابع قبله بعض ولين اتبعت اهواهم من بعد ما جاك من العلم انك اذا لمن الظلمين
145. Ve le in eteytellezîne ûtûl kitâbe bi kulli âyetin mâ tebiû kıbletek(kıbleteke) ve mâ ente bi tâbîın kıbletehum, ve mâ ba’duhum bi tâbîın kıblete ba’d(ba’dın), ve le initteba’te ehvâehum min ba’di mâ câeke minel ilmi inneke izen le minez zâlimîn(zâlimîne).
Ve eğer ki kitap verilmiş kimselere gelsen her türlü ayetle; tabi olur değillerdir senin kıblene14; ve sen (de) değilsin bir tabi olan onların kıblesine14; ve bir kısmı onların tabi olan değillerdir bir kısmının kıblesine14; ve eğer ki tabi olursan hevalarına onların sana gelen ilimden sonrasında; doğrusu sen (olursun) o zaman mutlak zalimlerden.
Ahmed Samira: 145 And if (E) you gave/came (to) those who were given The Book with each/every verse/evidence they would not (have) followed your (prayer) direction, and you are not with following their (prayer) direction, and some of them (are) not with following the (prayer) direction (of) some, and if you followed their self attractions for desires from after what came to you from the knowledge , that you are then from (E) the unjust/oppressors.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velein | ve eğer ki | وَلَئِنْ | - |
| 2 | eteyte | gelsen | أَتَيْتَ | اتي |
| 3 | ellezine | kimselere | الَّذِينَ | - |
| 4 | utu | verildiler | أُوتُوا | اتي |
| 5 | l-kitabe | kitap | الْكِتَابَ | كتب |
| 6 | bikulli | her türlü | بِكُلِّ | كلل |
| 7 | ayetin | ayetle | ايَةٍ | ايي |
| 8 | ma | değildir | مَا | - |
| 9 | tebiu | tabi olurlar | تَبِعُوا | تبع |
| 10 | kibleteke | kıblene senin | قِبْلَتَكَ | قبل |
| 11 | ve ma | ve değilsin | وَمَا | - |
| 12 | ente | sen | أَنْتَ | - |
| 13 | bitabiin | bir tabi olan | بِتَابِعٍ | تبع |
| 14 | kibletehum | kıblesine onların | قِبْلَتَهُمْ | قبل |
| 15 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 16 | bea'duhum | bir kısmı onların | بَعْضُهُمْ | بعض |
| 17 | bitabiin | tabi olanlar | بِتَابِعٍ | تبع |
| 18 | kiblete | kıblesine | قِبْلَةَ | قبل |
| 19 | bea'din | bir kısmın | بَعْضٍ | بعض |
| 20 | veleini | ve eğer ki | وَلَئِنِ | - |
| 21 | ttebea'te | tabi olursan | اتَّبَعْتَ | تبع |
| 22 | ehva'ehum | hevalarına onların | أَهْوَاءَهُمْ | هوي |
| 23 | min | مِنْ | - | |
| 24 | bea'di | sonrasında | بَعْدِ | بعد |
| 25 | ma | مَا | - | |
| 26 | ca'eke | sana gelen | جَاءَكَ | جيا |
| 27 | mine | مِنَ | - | |
| 28 | l-ilmi | ilimden | الْعِلْمِ | علم |
| 29 | inneke | doğrusu sen (olursun) | إِنَّكَ | - |
| 30 | izen | o zaman | إِذًا | - |
| 31 | lemine | mutlak | لَمِنَ | - |
| 32 | z-zalimine | zalimlerden | الظَّالِمِينَ | ظلم |
Ayet 146
153|2|146|ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يَعْرِفُونَهُۥ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَآءَهُمْ وَإِنَّ فَرِيقًا مِّنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ ٱلْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
153|2|146|الذين اتينهم الكتب يعرفونه كما يعرفون ابناهم وان فريقا منهم ليكتمون الحق وهم يعلمون
146. Ellezîne âteynâhumul kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ve inne ferîkan minhum le yektumûnel hakka ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler135; arif olup tanırlar onu* arif olup tanıdıkları gibi kendi oğullarını; ve doğrusu bir fırka/grup onlardan mutlak gizlerler hakkı/gerçeği; ve onlar bilirler (de).
Ahmed Samira: 146 Those whom We gave them The Book they know it, as they know their sons, and that a group from them hide/conceal (E) the truth and they are knowing.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | ateynahumu | verdik onlara | اتَيْنَاهُمُ | اتي |
| 3 | l-kitabe | kitap | الْكِتَابَ | كتب |
| 4 | yea'rifunehu | arif olup tanırlar onu | يَعْرِفُونَهُ | عرف |
| 5 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 6 | yea'rifune | arif olup tanıdıkları | يَعْرِفُونَ | عرف |
| 7 | ebna'ehum | kendi oğullarını | أَبْنَاءَهُمْ | بني |
| 8 | ve inne | ve doğrusu | وَإِنَّ | - |
| 9 | ferikan | bir fırka/grup | فَرِيقًا | فرق |
| 10 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 11 | leyektumune | mutlak gizlerler | لَيَكْتُمُونَ | كتم |
| 12 | l-hakka | hakkı/gerçeği | الْحَقَّ | حقق |
| 13 | vehum | ve onlar | وَهُمْ | - |
| 14 | yea'lemune | bilirler (de) | يَعْلَمُونَ | علم |
Notlar
Not 1: *Nebi ve resûl Muhammed.
Ayet 147
154|2|147|ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُمْتَرِينَ
154|2|147|الحق من ربك فلا تكونن من الممترين
147. El hakku min rabbike fe lâ tekûnenne minel mumterîn(mumterîne).
Hak/gerçek Rabbindendir4; öyle ki sakın olma şüphelenenlerden*.
Ahmed Samira: 147 The truth (is) from your Lord, so do not be (E) from the doubting/arguing .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | el-hakku | hak/gerçek | الْحَقُّ | حقق |
| 2 | min | مِنْ | - | |
| 3 | rabbike | Rabbindendir | رَبِّكَ | ربب |
| 4 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 5 | tekunenne | olma | تَكُونَنَّ | كون |
| 6 | mine | مِنَ | - | |
| 7 | l-mumterine | kuşkulananlardan/şüphelenenlerden | الْمُمْتَرِينَ | مري |
Notlar
Not 1: *Şüphede direnenler.
Ayet 148
155|2|148|وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلِّيهَا فَٱسْتَبِقُوا۟ ٱلْخَيْرَٰتِ أَيْنَ مَا تَكُونُوا۟ يَأْتِ بِكُمُ ٱللَّهُ جَمِيعًا إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
155|2|148|ولكل وجهه هو موليها فاستبقوا الخيرت اين ما تكونوا يات بكم الله جميعا ان الله علي كل شي قدير
148. Ve li kullin vichetun huve muvellîhâ festebikûl hayrât(hayrâti), eyne mâ tekûnû ye’ti bikumullâhu cemîâ(cemîan), innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Ve her birinedir (kimseye) bir yön; o (kimse) dönendir ona (yöne); öyle ki öne geçin hayırlarda olduğunuz her yerde; getirir sizleri Allah topluca; doğrusu Allah her bir şey üzerine Kadîr’dir177.
Ahmed Samira: 148 And for each a direction/front , he is turning towards it , so race/surpass each other (to) the goodnesses wherever you are, God comes with you altogether , that God (is) on every thing powerful/capable .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velikullin | ve her birinedir (kimseye) | وَلِكُلٍّ | كلل |
| 2 | vichetun | bir yön | وِجْهَةٌ | وجه |
| 3 | huve | o | هُوَ | - |
| 4 | muvelliha | dönendir ona (yöne) | مُوَلِّيهَا | ولي |
| 5 | festebiku | öyle ki öne geçin | فَاسْتَبِقُوا | سبق |
| 6 | l-hayrati | hayırlarda | الْخَيْرَاتِ | خير |
| 7 | eyne | her yerde | أَيْنَ | - |
| 8 | ma | مَا | - | |
| 9 | tekunu | olduğunuz | تَكُونُوا | كون |
| 10 | ye'ti | getirir | يَأْتِ | اتي |
| 11 | bikumu | sizleri | بِكُمُ | - |
| 12 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 13 | cemian | topluca | جَمِيعًا | جمع |
| 14 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 15 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 16 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 17 | kulli | her | كُلِّ | كلل |
| 18 | şey'in | şey | شَيْءٍ | شيا |
| 19 | kadirun | Kadîr’dir | قَدِيرٌ | قدر |
Ayet 149
156|2|149|وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَإِنَّهُۥ لَلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
156|2|149|ومن حيث خرجت فول وجهك شطر المسجد الحرام وانه للحق من ربك وما الله بغفل عما تعملون
149. Ve min haysu harecte fe velli vecheke şatral mescidil harâm(harâmi), ve innehu lel hakku min rabbik(rabbike), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne).
Ve her nereden çıktın; öyle ki çevir yüzünü haram mescide158 doğru; ve doğrusu o* mutlak haktır/gerçektir Rabbinden4; ve Allah gâfil310 değildir yapar olduğunuzdan.
Ahmed Samira: 149 And from where you got out so turn your face towards the Mosque the Forbidden/Sacred , and that it is the truth (E) from your Lord, and that God (is) not with ignoring/disregarding about what you are making/doing .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve min | ve | وَمِنْ | - |
| 2 | haysu | her nereden | حَيْثُ | حيث |
| 3 | haracte | çıktın | خَرَجْتَ | خرج |
| 4 | fevelli | öyle ki çevir | فَوَلِّ | ولي |
| 5 | vecheke | yüzünü | وَجْهَكَ | وجه |
| 6 | şetra | doğru | شَطْرَ | شطر |
| 7 | l-mescidi | mescit | الْمَسْجِدِ | سجد |
| 8 | l-harami | haram | الْحَرَامِ | حرم |
| 9 | ve innehu | ve doğrusu o (Kur’an) | وَإِنَّهُ | - |
| 10 | lelhakku | mutlak haktır/gerçektir | لَلْحَقُّ | حقق |
| 11 | min | -den | مِنْ | - |
| 12 | rabbike | Rabbin- | رَبِّكَ | ربب |
| 13 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 14 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 15 | bigafilin | gafil/habersiz/aymaz | بِغَافِلٍ | غفل |
| 16 | amma | عَمَّا | - | |
| 17 | tea'melune | yapar olduğunuzdan | تَعْمَلُونَ | عمل |
Notlar
Not 1: *Kur’ân.
Ayet 150
157|2|150|وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۥ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌ إِلَّا ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنْهُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَٱخْشَوْنِى وَلِأُتِمَّ نِعْمَتِى عَلَيْكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
157|2|150|ومن حيث خرجت فول وجهك شطر المسجد الحرام وحيث ما كنتم فولوا وجوهكم شطره ليلا يكون للناس عليكم حجه الا الذين ظلموا منهم فلا تخشوهم واخشوني ولاتم نعمتي عليكم ولعلكم تهتدون
150. Ve min haysu harecte fe velli vecheke şatral mescidil harâm(harâmi), ve haysu mâ kuntum fe vellûvucûhekum şatrahu li ellâ yekûne lin nâsi aleykum hucceh(huccetun), illellezîne zalemû minhum fe lâ tahşevhum vahşevnî ve li utimme ni’metî aleykum ve leallekum tehtedûn(tehtedûne).
Ve her nereden çıktın, öyle ki döndür yüzünü haram mescide158 doğru; ve her nereyse olduğunuz; öyle ki döndürün yüzlerinizi ona (mescide) doğru; olmaması için insanlara aleyhinizde bir tartışma; onlardan (insanlardan) zulmetmiş kimseler dışındadır*; öyle ki haşyet53 duymayın onlara; ve haşyet53 duyun bana; ve tamamlamam için nimetimi sizlere; ve belki sizler doğru yola kılavuzlanırsınız.
Ahmed Samira: 150 And from where you got out , so turn your face towards the Mosque the Forbidden/Sacred , and wherever you were, so turn your faces towards it, for that the people do not (have) on you aproof/argument except those who were unjust/oppressive from them. So do not fear them and fear Me .And to complete/ perfect My blessings on you, and maybe you (will) be guided.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve min | ve | وَمِنْ | - |
| 2 | haysu | her nereden | حَيْثُ | حيث |
| 3 | haracte | çıktın | خَرَجْتَ | خرج |
| 4 | fevelli | öyle ki döndür | فَوَلِّ | ولي |
| 5 | vecheke | yüzünü | وَجْهَكَ | وجه |
| 6 | şetra | doğru | شَطْرَ | شطر |
| 7 | l-mescidi | Mescide | الْمَسْجِدِ | سجد |
| 8 | l-harami | Haram | الْحَرَامِ | حرم |
| 9 | ve haysu | ve her nereyse | وَحَيْثُ | حيث |
| 10 | ma | مَا | - | |
| 11 | kuntum | olduğunuz | كُنْتُمْ | كون |
| 12 | fevellu | öyle ki döndürün | فَوَلُّوا | ولي |
| 13 | vucuhekum | yüzlerinizi | وُجُوهَكُمْ | وجه |
| 14 | şetrahu | ona (mescide) doğru | شَطْرَهُ | شطر |
| 15 | liella | için | لِئَلَّا | - |
| 16 | yekune | olmaması | يَكُونَ | كون |
| 17 | linnasi | insanlara | لِلنَّاسِ | نوس |
| 18 | aleykum | aleyhinizde | عَلَيْكُمْ | - |
| 19 | huccetun | bir tartışma | حُجَّةٌ | حجج |
| 20 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 21 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 22 | zelemu | zulmettiler | ظَلَمُوا | ظلم |
| 23 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 24 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 25 | tehşevhum | haşyet duymayın onlara | تَخْشَوْهُمْ | خشي |
| 26 | vehşevni | ve haşyet duyun bana | وَاخْشَوْنِي | خشي |
| 27 | veliutimme | ve tamamlamam için | وَلِأُتِمَّ | تمم |
| 28 | nia'meti | nimetimi | نِعْمَتِي | نعم |
| 29 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 30 | veleallekum | ve belki sizler | وَلَعَلَّكُمْ | - |
| 31 | tehtedune | doğru yola kılavuzlanırsınız | تَهْتَدُونَ | هدي |
Notlar
Not 1: *Zulmetmiş kimseler haksız yere aleyhinize bir tartışma her daim başlatır.
Ayet 151
158|2|151|كَمَآ أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولًا مِّنكُمْ يَتْلُوا۟ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُم مَّا لَمْ تَكُونُوا۟ تَعْلَمُونَ
158|2|151|كما ارسلنا فيكم رسولا منكم يتلوا عليكم ايتنا ويزكيكم ويعلمكم الكتب والحكمه ويعلمكم ما لم تكونوا تعلمون
151. Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
Gönderdiğimiz gibi* içinizden bir resûl418; sizlerden; okur sizlere ayetlerimizi; ve saflaştırır sizleri; ve bilir yapar sizleri; kitabı ve hikmeti303; ve bilir yapar sizleri asla bilir olmadığınızı.
Ahmed Samira: 151 As We sent in you a messenger from you, he reads/recites on you Our verses/evidences and he purifies you and he teaches you The Book and the wisdom, and he teaches you what you were not knowing.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 2 | erselna | gönderdiğimiz | أَرْسَلْنَا | رسل |
| 3 | fikum | içinizden | فِيكُمْ | - |
| 4 | rasulen | bir resul | رَسُولًا | رسل |
| 5 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 6 | yetlu | okur | يَتْلُو | تلو |
| 7 | aleykum | size | عَلَيْكُمْ | - |
| 8 | ayatina | ayetlerimizi | ايَاتِنَا | ايي |
| 9 | ve yuzekkikum | ve saflaştırır sizleri | وَيُزَكِّيكُمْ | زكو |
| 10 | ve yuallimukumu | ve bilir yapar sizleri | وَيُعَلِّمُكُمُ | علم |
| 11 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 12 | velhikmete | ve hikmeti | وَالْحِكْمَةَ | حكم |
| 13 | ve yuallimukum | ve bilir yapar sizleri | وَيُعَلِّمُكُمْ | علم |
| 14 | ma | مَا | - | |
| 15 | lem | asla | لَمْ | - |
| 16 | tekunu | olmazsınız | تَكُونُوا | كون |
| 17 | tea'lemune | bilirsiniz | تَعْلَمُونَ | علم |
Notlar
Not 1: *Doğru yola kılavuzlamayı Yüce Allah hikmet içeren kutsal kitaplarla yapar. Bu kitapları da resûller aracılığıyla deklere eder.
Ayet 152
159|2|152|فَٱذْكُرُونِىٓ أَذْكُرْكُمْ وَٱشْكُرُوا۟ لِى وَلَا تَكْفُرُونِ
159|2|152|فاذكروني اذكركم واشكروا لي ولا تكفرون
152. Fezkurûnî ezkurkum veşkurû lî ve lâ tekfurûn(tekfurûni).
Öyle ki zikredin/hatırlayın beni; (ki) zikrederim/hatırlarım sizleri; ve şükredin43 bana; ve kâfirlik25 etmeyin bana.
Ahmed Samira: 152 So mention/remember Me , I remember you , and thank/be grateful to Me and do not disbelieve .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fezkuruni | öyle ki zikredin/hatırlayın beni | فَاذْكُرُونِي | ذكر |
| 2 | ezkurkum | zikrederim/hatırlarım sizleri | أَذْكُرْكُمْ | ذكر |
| 3 | veşkuru | ve şükredin | وَاشْكُرُوا | شكر |
| 4 | li | bana | لِي | - |
| 5 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 6 | tekfuruni | kâfirlik etmeyin bana | تَكْفُرُونِ | كفر |
Ayet 153
160|2|153|يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱسْتَعِينُوا۟ بِٱلصَّبْرِ وَٱلصَّلَوٰةِ إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ
160|2|153|يايها الذين امنوا استعينوا بالصبر والصلوه ان الله مع الصبرين
153. Yâ eyyuhellezîne âmenustainû bis sabri ves salât(salâti), innallâhe meas sâbirîn(sâbirîne).
Ey iman47 etmiş kimseler! Yardım/destek isteyin sabırla51; ve salâtla5; doğrusu Allah birliktedir sabredenlerle51.
Ahmed Samira: 153 You, you those who believed, seek help with the patience and the prayers that God (is) with the patient/enduring.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَاأَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | steiynu | yardım/destek isteyin | اسْتَعِينُوا | عون |
| 5 | bis-sabri | sabırla/metanetli direnmeyle | بِالصَّبْرِ | صبر |
| 6 | ve ssalati | ve salatla | وَالصَّلَاةِ | صلو |
| 7 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 8 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 9 | mea | birliktedir | مَعَ | - |
| 10 | s-sabirine | sabredenlerle/metanetli direnenlerle | الصَّابِرِينَ | صبر |
Ayet 154
161|2|154|وَلَا تَقُولُوا۟ لِمَن يُقْتَلُ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمْوَٰتٌۢ بَلْ أَحْيَآءٌ وَلَٰكِن لَّا تَشْعُرُونَ
161|2|154|ولا تقولوا لمن يقتل في سبيل الله اموت بل احيا ولكن لا تشعرون
154. Ve lâ tekûlû li men yuktelu fî sebîlillâhi emvât(emvâtun), bel ehyâun ve lâkin lâ teş’urûn(teş’urûne).
Demeyin Allah yolunda336 katledilmiş35 kimse için; ölülerdir/mevtalardır; evet! dirilerdir; ve lakin/ancak (sizler) anlamazsınız.
Ahmed Samira: 154 And do not say to whom is being killed in God’s way/sake : "Deads." But (they are) alive, and but you do not feel/know/sense.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve la | وَلَا | - | |
| 2 | tekulu | demeyin | تَقُولُوا | قول |
| 3 | limen | kimse için | لِمَنْ | - |
| 4 | yuktelu | katledildi | يُقْتَلُ | قتل |
| 5 | fi | -nda | فِي | - |
| 6 | sebili | yolu- | سَبِيلِ | سبل |
| 7 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 8 | emvatun | ölüler/mevtalar | أَمْوَاتٌ | موت |
| 9 | bel | Evet | بَلْ | - |
| 10 | ehya'un | dirilerdir | أَحْيَاءٌ | حيي |
| 11 | velakin | fakat | وَلَٰكِنْ | - |
| 12 | la | لَا | - | |
| 13 | teş'urune | anlamazsınız | تَشْعُرُونَ | شعر |
Ayet 155
162|2|155|وَلَنَبْلُوَنَّكُم بِشَىْءٍ مِّنَ ٱلْخَوْفِ وَٱلْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ ٱلْأَمْوَٰلِ وَٱلْأَنفُسِ وَٱلثَّمَرَٰتِ وَبَشِّرِ ٱلصَّٰبِرِينَ
162|2|155|ولنبلونكم بشي من الخوف والجوع ونقص من الامول والانفس والثمرت وبشر الصبرين
155. Ve le nebluvennekum bi şey’in minel havfi vel cûi ve naksın minel emvâli vel enfusi ves semerât(semerâti), ve beşşiris sâbirîn(sâbirîne).
*Ve mutlak belalandırırız256 sizleri bir şeyle; korkudan; ve açlıktan; ve noksanlık/eksilme mallardan ve nefislerden201; ve ürünlerden; ve müjdele sabredenleri51.
Ahmed Samira: 155 And We will test you (E) with something from the fear/fright and the hunger/starvation and reduction/decrease from the properties owned/wealth , and the selves and the fruits, and announce good news (to) the patient .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velenebluvennekum | ve mutlak belalandırırız sizleri | وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ | بلو |
| 2 | bişey'in | bir şeyle | بِشَيْءٍ | شيا |
| 3 | mine | مِنَ | - | |
| 4 | l-havfi | korkudan | الْخَوْفِ | خوف |
| 5 | velcui | ve açlıktan | وَالْجُوعِ | جوع |
| 6 | ve neksin | ve noksanlık/eksilme | وَنَقْصٍ | نقص |
| 7 | mine | مِنَ | - | |
| 8 | l-emvali | mallardan | الْأَمْوَالِ | مول |
| 9 | vel'enfusi | ve nefislerden | وَالْأَنْفُسِ | نفس |
| 10 | vessemerati | ve ürünlerinizin | وَالثَّمَرَاتِ | ثمر |
| 11 | vebeşşiri | ve müjdele | وَبَشِّرِ | بشر |
| 12 | s-sabirine | sabredenleri | الصَّابِرِينَ | صبر |
Notlar
Not 1: *Detaylı inceleme için;Musibetler Allah’ın bilgisi ve izni ile gerçekleşir.
Ayet 156
163|2|156|ٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَٰبَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُوٓا۟ إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّآ إِلَيْهِ رَٰجِعُونَ
163|2|156|الذين اذا اصبتهم مصيبه قالوا انا لله وانا اليه رجعون
156. Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).
Kimseler (ki) isabet ettiği zaman onlara bir musibet311 derler: “Doğrusu biz Allah içiniz; ve doğrusu biz O'na dönenleriz.”
Ahmed Samira: 156 Those who if a disaster/every thing hated struck them they said: "We are to God, and we are to Him returning."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 3 | esabethum | isabet ettiği onlara | أَصَابَتْهُمْ | صوب |
| 4 | musibetun | bir musibet | مُصِيبَةٌ | صوب |
| 5 | kalu | derler | قَالُوا | قول |
| 6 | inna | doğrusu biz | إِنَّا | - |
| 7 | lillahi | Allah içiniz | لِلَّهِ | - |
| 8 | ve inna | ve doğrusu biz | وَإِنَّا | - |
| 9 | ileyhi | O'na | إِلَيْهِ | - |
| 10 | raciune | dönenleriz | رَاجِعُونَ | رجع |
Ayet 157
164|2|157|أُو۟لَٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَٰتٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُهْتَدُونَ
164|2|157|اوليك عليهم صلوت من ربهم ورحمه واوليك هم المهتدون
157. Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn(muhtedûne).
İşte bunlar; onlaradır salâtlar22 Rablerinden4; ve bir rahmet271; ve işte bunlar; onlardır doğru yola kılavuzlular.
Ahmed Samira: 157 Those, on them (are) prayers from their Lord and a mercy , and those are the guided.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 2 | aleyhim | onlaradır | عَلَيْهِمْ | - |
| 3 | salevatun | salatlar | صَلَوَاتٌ | صلو |
| 4 | min | مِنْ | - | |
| 5 | rabbihim | Rablerinden | رَبِّهِمْ | ربب |
| 6 | ve rahmetun | ve bir rahmet | وَرَحْمَةٌ | رحم |
| 7 | ve ulaike | ve işte bunlar | وَأُولَٰئِكَ | - |
| 8 | humu | onlardır | هُمُ | - |
| 9 | l-muhtedune | doğru yola kılavuzlular | الْمُهْتَدُونَ | هدي |
Ayet 158
165|2|158|إِنَّ ٱلصَّفَا وَٱلْمَرْوَةَ مِن شَعَآئِرِ ٱللَّهِ فَمَنْ حَجَّ ٱلْبَيْتَ أَوِ ٱعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ أَن يَطَّوَّفَ بِهِمَا وَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ ٱللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ
165|2|158|ان الصفا والمروه من شعاير الله فمن حج البيت او اعتمر فلا جناح عليه ان يطوف بهما ومن تطوع خيرا فان الله شاكر عليم
158. İnnes safâ vel mervete min şeâirillâh(şeâirillâhi), fe men haccel beyte evı’temera fe lâ cunâha aleyhi en yettavvefe bi himâ ve men tetavvaa hayran, fe innallâhe şâkirun alîm(alîmun).
Doğrusu safa ve merve şiarlarındandır312 Allah'ın; öyle ki kim hac etti beyti32 ya da ziyaret etti; öyle ki yoktur günah onun üzerine ki tavaf eder/dolaşır o ikisini (safa ve merve); ve kim gönüllü oldu bir hayra/iyiliğe öyle ki doğrusu Allah Şâkir’dir313; Alîm’dir8.
Ahmed Samira: 158 That the Saffa/rock and the Marwa/flint stones (are) from God’s methods/ways of worship, so who performed pilgrimage (to) the House/Home , or headed to/visited so no offense/guilt/sin on him that (he) circles/walks around by them (B), and who volunteered good , so that God (is) thankful/grateful, knowledgeable.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | s-safa | Safa | الصَّفَا | - |
| 3 | velmervete | ve Merve | وَالْمَرْوَةَ | - |
| 4 | min | مِنْ | - | |
| 5 | şeaairi | şiarlarındandır | شَعَائِرِ | شعر |
| 6 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 7 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 8 | hacce | hacc etti | حَجَّ | حجج |
| 9 | l-beyte | beyti | الْبَيْتَ | بيت |
| 10 | evi | ya da | أَوِ | - |
| 11 | a'temera | ziyaret etti | اعْتَمَرَ | عمر |
| 12 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 13 | cunaha | günah | جُنَاحَ | جنح |
| 14 | aleyhi | onun üzerine | عَلَيْهِ | - |
| 15 | en | ki | أَنْ | - |
| 16 | yettavvefe | tavaf eder/dolaşır | يَطَّوَّفَ | طوف |
| 17 | bihima | o ikisini | بِهِمَا | - |
| 18 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 19 | tetavvea | gönüllü oldu | تَطَوَّعَ | طوع |
| 20 | hayran | bir hayra | خَيْرًا | خير |
| 21 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 22 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 23 | şakirun | Şâkir’dir | شَاكِرٌ | شكر |
| 24 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
Ayet 159
166|2|159|إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَآ أَنزَلْنَا مِنَ ٱلْبَيِّنَٰتِ وَٱلْهُدَىٰ مِنۢ بَعْدِ مَا بَيَّنَّٰهُ لِلنَّاسِ فِى ٱلْكِتَٰبِ أُو۟لَٰٓئِكَ يَلْعَنُهُمُ ٱللَّهُ وَيَلْعَنُهُمُ ٱللَّٰعِنُونَ
166|2|159|ان الذين يكتمون ما انزلنا من البينت والهدي من بعد ما بينه للناس في الكتب اوليك يلعنهم الله ويلعنهم اللعنون
159. İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ min el beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi, ulâike yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâinûn(lâinûne).
Doğrusu kimseler; gizlerler indirdiğimizi beyanatlardan226 ve doğru yola kılavuzdan; beyan226 etmemizden sonra onu insanlara kitapta*; işte bunlardır, lanet280 eder onlara Allah; ve lanet280 eder onlara lanet280 edenler.
Ahmed Samira: 159 That those who hide/conceal what God descended from the evidences and the guidance from after We clarified it to the people in The Book , those, God curses them them, and the cursors curse them .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | yektumune | gizlerler | يَكْتُمُونَ | كتم |
| 4 | ma | مَا | - | |
| 5 | enzelna | indirdiğimizi | أَنْزَلْنَا | نزل |
| 6 | mine | مِنَ | - | |
| 7 | l-beyyinati | beyenatlardan | الْبَيِّنَاتِ | بين |
| 8 | velhuda | ve doğru yola kılavuzdan | وَالْهُدَىٰ | هدي |
| 9 | min | مِنْ | - | |
| 10 | bea'di | sonradan | بَعْدِ | بعد |
| 11 | ma | مَا | - | |
| 12 | beyyennahu | beyan ettik onu | بَيَّنَّاهُ | بين |
| 13 | linnasi | insanlar için | لِلنَّاسِ | نوس |
| 14 | fi | فِي | - | |
| 15 | l-kitabi | kitapta | الْكِتَابِ | كتب |
| 16 | ulaike | işte bunlardır | أُولَٰئِكَ | - |
| 17 | yel'anuhumu | lanet eder onlara | يَلْعَنُهُمُ | لعن |
| 18 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 19 | ve yel'anuhumu | ve lanet eder onlara | وَيَلْعَنُهُمُ | لعن |
| 20 | l-lainune | lanet edenler | اللَّاعِنُونَ | لعن |
Notlar
Not 1: *Kutsal kitap.
Ayet 160
167|2|160|إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُوا۟ وَأَصْلَحُوا۟ وَبَيَّنُوا۟ فَأُو۟لَٰٓئِكَ أَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَأَنَا ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
167|2|160|الا الذين تابوا واصلحوا وبينوا فاوليك اتوب عليهم وانا التواب الرحيم
160. İllellezîne tâbû ve aslahû ve beyyenû fe ulâike etûbu aleyhim, ve enet tevvâbur rahîm(rahîmu).
Dışındadır kimseler; tevbe33 ettiler; ve ıslah316 oldular; ve beyan/deklere ettiler*; öyle ki işte bunlardır; tevbe33 ederim onların üzerine; ve benim Tevvâb191; Rahîm2.
Ahmed Samira: 160 Except those who repented and corrected/repaired and clarified/explained , so those I forgive on them, and I am the forgiver, the most merciful .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | tabu | tevbe ettiler | تَابُوا | توب |
| 4 | ve eslehu | ve ıslah olduler | وَأَصْلَحُوا | صلح |
| 5 | ve beyyenu | ve beyan/deklere ettiler | وَبَيَّنُوا | بين |
| 6 | feulaike | öyle ki işte bunlardır | فَأُولَٰئِكَ | - |
| 7 | etubu | tevbe ederim | أَتُوبُ | توب |
| 8 | aleyhim | onların üzerine | عَلَيْهِمْ | - |
| 9 | ve ena | ve benim | وَأَنَا | - |
| 10 | t-tevvabu | Tevvâb | التَّوَّابُ | توب |
| 11 | r-rahimu | Rahîm | الرَّحِيمُ | رحم |
Notlar
Not 1: *2:159 ayetinde işaret edilen, Yüce Allah'ın indirdiği beyanatları yani kutsal kitapları (Yüce Allah'ın biricik dini olan İslam'ı) katıksız, halis şekilde deklere ettiler.
Ayet 161
168|2|161|إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَمَاتُوا۟ وَهُمْ كُفَّارٌ أُو۟لَٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ ٱللَّهِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلنَّاسِ أَجْمَعِينَ
168|2|161|ان الذين كفروا وماتوا وهم كفار اوليك عليهم لعنه الله والمليكه والناس اجمعين
161. İnnellezîne keferû ve mâtû ve hum kuffârun ulâike aleyhim la’netullâhi vel melâiketi ven nâsi ecmaîn(ecmaîne).
Doğrusu kimseler; kâfirlik25 ettiler; ve öldüler -ve onlar kâfirler25 (olarak)- işte bunlar; onların üzerinedir Allah'ın laneti280; ve meleklerin (de); ve insanların (da); topluca.
Ahmed Samira: 161 That those who disbelieved and died and they are disbelievers, those on them (is) God’s curse/torture and the angels’, and the peoples’ all together.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | keferu | kâfirlik ettiler | كَفَرُوا | كفر |
| 4 | ve matu | ve öldüler | وَمَاتُوا | موت |
| 5 | vehum | ve onlar | وَهُمْ | - |
| 6 | kuffarun | bir kâfirler | كُفَّارٌ | كفر |
| 7 | ulaike | işte bunlardır | أُولَٰئِكَ | - |
| 8 | aleyhim | üzerinedir onların | عَلَيْهِمْ | - |
| 9 | lea'netu | laneti | لَعْنَةُ | لعن |
| 10 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 11 | velmelaiketi | ve meleklerin | وَالْمَلَائِكَةِ | ملك |
| 12 | ve nnasi | ve insanların | وَالنَّاسِ | نوس |
| 13 | ecmeiyne | topluca | أَجْمَعِينَ | جمع |
Ayet 162
169|2|162|خَٰلِدِينَ فِيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ ٱلْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ
169|2|162|خلدين فيها لا يخفف عنهم العذاب ولا هم ينظرون
162. Hâlidîne fîhâ, lâ yuhaffefu anhumul azâbu ve lâ hum yunzarûn(yunzarûne).
Ölümsüzler185 orada*; hafifletilmez onlardan azap; ve değildir onlar gözetilirler**.
Ahmed Samira: 162 Immortally/eternally in it, the torture does not be lightened/reduced from them, and nor they be given time/delayed .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | halidine | ölümsüzler | خَالِدِينَ | خلد |
| 2 | fiha | orada | فِيهَا | - |
| 3 | la | لَا | - | |
| 4 | yuhaffefu | hafifletilmez | يُخَفَّفُ | خفف |
| 5 | anhumu | onlardan | عَنْهُمُ | - |
| 6 | l-azabu | azap | الْعَذَابُ | عذب |
| 7 | ve la | ve olmaz | وَلَا | - |
| 8 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 9 | yunzerune | gözetilirler | يُنْظَرُونَ | نظر |
Notlar
Not 1: *Cehennemde.**İlgilenilmez, bakılmaz.
Ayet 163
170|2|163|وَإِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ لَّآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلرَّحْمَٰنُ ٱلرَّحِيمُ
170|2|163|والهكم اله وحد لا اله الا هو الرحمن الرحيم
163. Ve ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), lâ ilâhe illâ huver rahmânur rahîm(rahîmu).
Ve ilâhınız bir tek ilâhtır; yoktur ilâh O'nun dışında; Rahmân1; Rahîm2.
Ahmed Samira: 163 And your God, (is) one God, (there is) no God except He, the merciful, the most merciful .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ilahukum | ve ilahınız | وَإِلَٰهُكُمْ | اله |
| 2 | ilahun | ilahtır | إِلَٰهٌ | اله |
| 3 | vahidun | bir tek | وَاحِدٌ | وحد |
| 4 | la | yoktur | لَا | - |
| 5 | ilahe | ilah | إِلَٰهَ | اله |
| 6 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 7 | huve | O'nun | هُوَ | - |
| 8 | r-rahmanu | Rahman | الرَّحْمَٰنُ | رحم |
| 9 | r-rahimu | Rahîm | الرَّحِيمُ | رحم |
Ayet 164
171|2|164|إِنَّ فِى خَلْقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱخْتِلَٰفِ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَٱلْفُلْكِ ٱلَّتِى تَجْرِى فِى ٱلْبَحْرِ بِمَا يَنفَعُ ٱلنَّاسَ وَمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن مَّآءٍ فَأَحْيَا بِهِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَآبَّةٍ وَتَصْرِيفِ ٱلرِّيَٰحِ وَٱلسَّحَابِ ٱلْمُسَخَّرِ بَيْنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ لَءَايَٰتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
171|2|164|ان في خلق السموت والارض واختلف اليل والنهار والفلك التي تجري في البحر بما ينفع الناس وما انزل الله من السما من ما فاحيا به الارض بعد موتها وبث فيها من كل دابه وتصريف الريح والسحاب المسخر بين السما والارض لايت لقوم يعقلون
164. İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri vel fulkilletî tecrî fîl bahri bimâ yenfeun nâse ve mâ enzelallâhu mines semâi min mâin fe ahyâ bihil arda ba’de mevtihâ ve besse fîhâ min kulli dâbbe(dâbbetin), ve tasrîfir riyâhı ves sehâbil musahhari beynes semâi vel ardı le âyâtin li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
Doğrusu yaratılışında göklerin ve yerin; ve halifeliğinde* gece ve gündüzün; ve gemilerde -ki akar bol suda236; faydalı olmasıyla insanlara-; indirdiğinde Allah'ın gökten; bir sudan -öyle ki diriltti onunla (suyla) yeri; ölümü sonrası onun (yerin); ve yaydı orada (yerde) her bir debelenenden-; ve evirip çevirmesinde gök180 ve yer arasındaki emre hazırlanmış rüzgarları ve bulutları; mutlak (vardır) ayetler237 akleden bir kavim için.
Ahmed Samira: 164 That in the skies’/space’s and the earth’s/Planet Earth’s creation, and the night’s and the daytime’s difference, and the ships which run/pass in the large body of water (sea) with what benefits the people, and what God descended from the sky from water, so He revived with it the earth after its death/lifelessness and He scattered/distributed , in it from every walker/creeper/crawler and sending away/diverting the winds/breezes and the clouds, the manipulated/subjugated between the sky and the earth, (are)signs/evidences (E) for a nation, reasoning/understanding .
Notlar
Not 1: *Yerine geçmesi.
Ayet 165
172|2|165|وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَندَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ ٱللَّهِ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَشَدُّ حُبًّا لِّلَّهِ وَلَوْ يَرَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ إِذْ يَرَوْنَ ٱلْعَذَابَ أَنَّ ٱلْقُوَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا وَأَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعَذَابِ
172|2|165|ومن الناس من يتخذ من دون الله اندادا يحبونهم كحب الله والذين امنوا اشد حبا لله ولو يري الذين ظلموا اذ يرون العذاب ان القوه لله جميعا وان الله شديد العذاب
165. Ve minen nâsi men yettehızu min dûnillâhi endâden yuhıbbûnehum ke hubbillâh(hubbillâhi), vellezîne âmenû eşeddu hubben lillâh(lillâhi), ve lev yerâllezîne zalemû iz yeravnel azâbe, ennel kuvvete lillâhi cemîan, ve ennellâhe şedîdul azâb(azâbi).
Ve insanlardan kim tutar/edinir Allah'ın astından eşitler/denkler (ki) severler onları sever gibi Allah'ı; ve iman47 etmiş kimseler (ise) şiddetlidir sevgide Allah’a; ancak, görür zulmetmiş kimseler gördükleri zaman azabı ki kuvvet/güç Allah'adır topluca; ve doğrusu Allah şiddetlidir azapta.
Ahmed Samira: 165 And from the people who take from other than God equals (idols), they love/like them as God’s love/like and those who believed (are) stronger loving/like to God, and if those who were unjust/oppressive see/understand when they see/understand the torture, that the power/strength is to God all together and that God (is) strong (severe in) the torture.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve mine | ve | وَمِنَ | - |
| 2 | n-nasi | insanlardan | النَّاسِ | نوس |
| 3 | men | kim | مَنْ | - |
| 4 | yettehizu | tutar/edinir | يَتَّخِذُ | اخذ |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | duni | astından | دُونِ | دون |
| 7 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 8 | endaden | eşitler/denkler | أَنْدَادًا | ندد |
| 9 | yuhibbunehum | severler onları | يُحِبُّونَهُمْ | حبب |
| 10 | kehubbi | sever gibi | كَحُبِّ | حبب |
| 11 | llahi | Allah'ı | اللَّهِ | - |
| 12 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 13 | amenu | iman ettiler | امَنُوا | امن |
| 14 | eşeddu | şiddetli | أَشَدُّ | شدد |
| 15 | hubben | sevgisi | حُبًّا | حبب |
| 16 | lillahi | Allah’a | لِلَّهِ | - |
| 17 | velev | velev ki, | وَلَوْ | - |
| 18 | yera | görse | يَرَى | راي |
| 19 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 20 | zelemu | zulm ettiler | ظَلَمُوا | ظلم |
| 21 | iz | zaman | إِذْ | - |
| 22 | yeravne | gördükleri | يَرَوْنَ | راي |
| 23 | l-azabe | azabı | الْعَذَابَ | عذب |
| 24 | enne | doğrusu | أَنَّ | - |
| 25 | l-kuvvete | kuvvet/güç | الْقُوَّةَ | قوي |
| 26 | lillahi | Allah'adır | لِلَّهِ | - |
| 27 | cemian | topluca/bütünüyle | جَمِيعًا | جمع |
| 28 | ve enne | ve doğrusu | وَأَنَّ | - |
| 29 | llahe | Allah'ın | اللَّهَ | - |
| 30 | şedidu | şiddetlidir | شَدِيدُ | شدد |
| 31 | l-azabi | azapta | الْعَذَابِ | عذب |
Ayet 166
173|2|166|إِذْ تَبَرَّأَ ٱلَّذِينَ ٱتُّبِعُوا۟ مِنَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوا۟ وَرَأَوُا۟ ٱلْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ ٱلْأَسْبَابُ
173|2|166|اذ تبرا الذين اتبعوا من الذين اتبعوا وراوا العذاب وتقطعت بهم الاسباب
166. İz teberreellezînettubiû minellezînettebeû ve reavûl azâbe ve takattaat bihimul esbâb(esbâbu).
Serbestleştiği zaman tabi olunmuş kimseler tabi olmuş kimselerden; ve gördüler azabı; ve kesildi onlarla bağlar.
Ahmed Samira: 166 When those who were followed declared innocence/renounced from those who followed (them), and they saw the torture, and the reasons/motives (were) cut off/separated with them.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | iz | o zaman | إِذْ | - |
| 2 | teberrae | özgürleşti/serbest kaldı | تَبَرَّأَ | برا |
| 3 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 4 | ttubiu | tabi olunmuş | اتُّبِعُوا | تبع |
| 5 | mine | مِنَ | - | |
| 6 | ellezine | kimselerden | الَّذِينَ | - |
| 7 | ttebeu | tabi olmuş | اتَّبَعُوا | تبع |
| 8 | ve raevu | ve gördüler | وَرَأَوُا | راي |
| 9 | l-azabe | azabı | الْعَذَابَ | عذب |
| 10 | vetekattaat | ve kesildi | وَتَقَطَّعَتْ | قطع |
| 11 | bihimu | onlarla | بِهِمُ | - |
| 12 | l-esbabu | bağlar | الْأَسْبَابُ | سبب |
Ayet 167
174|2|167|وَقَالَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوا۟ لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّأَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّءُوا۟ مِنَّا كَذَٰلِكَ يُرِيهِمُ ٱللَّهُ أَعْمَٰلَهُمْ حَسَرَٰتٍ عَلَيْهِمْ وَمَا هُم بِخَٰرِجِينَ مِنَ ٱلنَّارِ
174|2|167|وقال الذين اتبعوا لو ان لنا كره فنتبرا منهم كما تبروا منا كذلك يريهم الله اعملهم حسرت عليهم وما هم بخرجين من النار
167. Ve kâlellezînettebeû lev enne lenâ kerreten fe neteberree minhum kemâ teberreû minnâ kezâlike yurîhimullâhu a’mâlehum haserâtin aleyhim ve mâ hum bi hâricîne minen nâr(nâri).
Ve dedi tabi olmuş kimseler: “Keşke ki (olsa) bizlere bir dönüş; öyle ki serbestleşiriz onlardan; serbestleştikleri gibi bizden”; işte budur; gösterir onlara Allah eylemlerini/yaptıklarını; hasretler* (vardır) onlara; ve onlar ateşten çıkanlar değildir.
Ahmed Samira: 167 And those who were followed said: "If that (there) was for us a return/second time so we declare innocence/separate from them, as they declared innocence/renounced from us." Like that God shows them their deeds grief/sorrow on them, and they are not with getting out from the fire.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kale | ve dedi | وَقَالَ | قول |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | ttebeu | tabi olmuş | اتَّبَعُوا | تبع |
| 4 | lev | keşke | لَوْ | - |
| 5 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 6 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 7 | kerraten | bir dönüş | كَرَّةً | كرر |
| 8 | feneteberrae | öyle ki serbestleşiriz | فَنَتَبَرَّأَ | برا |
| 9 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 10 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 11 | teberra'u | serbestleştikleri | تَبَرَّءُوا | برا |
| 12 | minna | bizden | مِنَّا | - |
| 13 | kezalike | işte budur | كَذَٰلِكَ | - |
| 14 | yurihimu | gösterir onlara | يُرِيهِمُ | راي |
| 15 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 16 | ea'malehum | eylemlerini/yaptıklarını onların | أَعْمَالَهُمْ | عمل |
| 17 | haseratin | hasretler | حَسَرَاتٍ | حسر |
| 18 | aleyhim | onlara | عَلَيْهِمْ | - |
| 19 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 20 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 21 | biharicine | çıkarlar | بِخَارِجِينَ | خرج |
| 22 | mine | -ten | مِنَ | - |
| 23 | n-nari | ateş- | النَّارِ | نور |
Notlar
Not 1: *Dünyaya dönüp tek tanrıcılardan olma arzusu, isteği, hasreti.
Ayet 168
175|2|168|يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ كُلُوا۟ مِمَّا فِى ٱلْأَرْضِ حَلَٰلًا طَيِّبًا وَلَا تَتَّبِعُوا۟ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَٰنِ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
175|2|168|يايها الناس كلوا مما في الارض حللا طيبا ولا تتبعوا خطوت الشيطن انه لكم عدو مبين
168. Yâ eyyuhen nâsu kulû mimmâ fîl ardı halâlen tayyiben, ve lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), innehu lekum aduvvun mubîn(mubînun).
Ey insanlar! Yiyin yerdekinden/yeryüzündekinden; güzel/iyi bir helaldir; ve tabi olmayın şeytânın29 adımlarına; doğrusu o (şeytân) sizlere apaçık bir düşmandır.
Ahmed Samira: 168 You, you the people, eat from what (is) in the Earth/land permitted/allowed good/enjoyable , and do not follow the devil’s foot-steps, that he (is) for you an evident enemy.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | n-nasu | insanlar | النَّاسُ | نوس |
| 3 | kulu | yiyin | كُلُوا | اكل |
| 4 | mimma | مِمَّا | - | |
| 5 | fi | فِي | - | |
| 6 | l-erdi | yerdekinden/yeryüzündekinden | الْأَرْضِ | ارض |
| 7 | halalen | bir helal | حَلَالًا | حلل |
| 8 | tayyiben | güzel/iyi | طَيِّبًا | طيب |
| 9 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 10 | tettebiu | ve tabi olmayın | تَتَّبِعُوا | تبع |
| 11 | hutuvati | adımlarına | خُطُوَاتِ | خطو |
| 12 | ş-şeytani | şeytanın | الشَّيْطَانِ | شطن |
| 13 | innehu | doğrusu o | إِنَّهُ | - |
| 14 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 15 | aduvvun | düşmandır | عَدُوٌّ | عدو |
| 16 | mubinun | apaçık | مُبِينٌ | بين |
Ayet 169
176|2|169|إِنَّمَا يَأْمُرُكُم بِٱلسُّوٓءِ وَٱلْفَحْشَآءِ وَأَن تَقُولُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
176|2|169|انما يامركم بالسو والفحشا وان تقولوا علي الله ما لا تعلمون
169. İnnemâ ye’murukum bis sûi vel fahşâi ve en tekûlû alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ancak emreder (şeytan) onlara kötülüğü ve fâhşayı81; ve ki söylersiniz Allah üzerine bilmediğinizi.
Ahmed Samira: 169 That but He orders/commands you with the bad/evil/harm and the enormous/atrocious deeds , and to say on God what you do not know.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | innema | ancak | إِنَّمَا | - |
| 2 | ye'murukum | emreder onlara | يَأْمُرُكُمْ | امر |
| 3 | bis-su'i | kötülüğü | بِالسُّوءِ | سوا |
| 4 | velfehşa'i | ve fahşayı | وَالْفَحْشَاءِ | فحش |
| 5 | ve en | ve ki | وَأَنْ | - |
| 6 | tekulu | söylersiniz | تَقُولُوا | قول |
| 7 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 8 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 9 | ma | مَا | - | |
| 10 | la | لَا | - | |
| 11 | tea'lemune | bilmediğinizi | تَعْلَمُونَ | علم |
Ayet 170
177|2|170|وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّبِعُوا۟ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُوا۟ بَلْ نَتَّبِعُ مَآ أَلْفَيْنَا عَلَيْهِ ءَابَآءَنَآ أَوَلَوْ كَانَ ءَابَآؤُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ
177|2|170|واذا قيل لهم اتبعوا ما انزل الله قالوا بل نتبع ما الفينا عليه ابانا اولو كان اباوهم لا يعقلون شيا ولا يهتدون
170. Ve izâ kîle lehumuttebiû mâ enzelallâhu kâlû bel nettebiu mâ elfeynâ aleyhi âbâenâ e ve lev kâne âbâuhum lâ ya’kılûne şey’en ve lâ yehtedûn(yehtedûne).
Ve denildiği zaman onlara; tabi olun Allah'ın indirdiğine*; dediler: "Evet! Tabi oluruz atalarımızı üzerinde bulduğumuza317”; şayet ataları onların akletmezler562 bir şey ve doğru yola kılavuzlanmazlar olmuş olsa da mı?
Ahmed Samira: 170 And if it (was) said to them: "Follow what God descended." They said: "But we follow what we found our fathers on it." Even even if their fathers were not reasoning/comprehending a thing and nor being guided ?
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | kile | denildiği | قِيلَ | قول |
| 3 | lehumu | onlara | لَهُمُ | - |
| 4 | ttebiu | tabi olun | اتَّبِعُوا | تبع |
| 5 | ma | مَا | - | |
| 6 | enzele | indirdiğine | أَنْزَلَ | نزل |
| 7 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 8 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 9 | bel | Evet! | بَلْ | - |
| 10 | nettebiu | tabi oluruz | نَتَّبِعُ | تبع |
| 11 | ma | مَا | - | |
| 12 | elfeyna | bulduğumuza | أَلْفَيْنَا | لفو |
| 13 | aleyhi | üzerinde | عَلَيْهِ | - |
| 14 | aba'ena | atalarımızı | ابَاءَنَا | ابو |
| 15 | evelev | şayet | أَوَلَوْ | - |
| 16 | kane | olmuş olsa da mı | كَانَ | كون |
| 17 | aba'uhum | ataları onların | ابَاؤُهُمْ | ابو |
| 18 | la | لَا | - | |
| 19 | yea'kilune | akletmezler | يَعْقِلُونَ | عقل |
| 20 | şey'en | bir şey | شَيْئًا | شيا |
| 21 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 22 | yehtedune | ve doğru yola kılavuzlanmazlar | يَهْتَدُونَ | هدي |
Notlar
Not 1: *Kutsal kitap.
Ayet 171
178|2|171|وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ كَمَثَلِ ٱلَّذِى يَنْعِقُ بِمَا لَا يَسْمَعُ إِلَّا دُعَآءً وَنِدَآءً صُمٌّۢ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
178|2|171|ومثل الذين كفروا كمثل الذي ينعق بما لا يسمع الا دعا وندا صم بكم عمي فهم لا يعقلون
171. Ve meselullezîne keferû ke meselillezî yen’ıku bi mâ lâ yesmeû illâ duâen ve nidââ(nidâen), summun bukmun umyun fe hum lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
Ve kâfirlik25 etmiş kimselerin misali misali gibidir kimse (ki) haykırır işitmeze385; ancak bir çağırmadır ve bir nida/sesleniştir sağırlara, dilsizlere, körlere; öyle ki onlar (kâfirler) akletmezler562.
Ahmed Samira: 171 And (the) example/proverb of those who disbelieved (is) as (the) example/proverb of who cries/caws with what he does not hear, except calling/requesting and calling/crying , deaf, mute, blind, so they do not reason/comprehend .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve meselu | ve misali | وَمَثَلُ | مثل |
| 2 | ellezine | kimselerin | الَّذِينَ | - |
| 3 | keferu | kâfirlik ettiler | كَفَرُوا | كفر |
| 4 | kemeseli | misali gibidir | كَمَثَلِ | مثل |
| 5 | llezi | kimsenin | الَّذِي | - |
| 6 | yen'iku | haykırır | يَنْعِقُ | نعق |
| 7 | bima | بِمَا | - | |
| 8 | la | لَا | - | |
| 9 | yesmeu | işitmeze | يَسْمَعُ | سمع |
| 10 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 11 | duaa'en | bir çağırma | دُعَاءً | دعو |
| 12 | ve nida'en | ve bir nida/sesleniş | وَنِدَاءً | ندو |
| 13 | summun | sağırlara | صُمٌّ | صمم |
| 14 | bukmun | dilsizlere | بُكْمٌ | بكم |
| 15 | umyun | körlere | عُمْيٌ | عمي |
| 16 | fehum | öyle ki onlar | فَهُمْ | - |
| 17 | la | لَا | - | |
| 18 | yea'kilune | akletmezler | يَعْقِلُونَ | عقل |
Ayet 172
179|2|172|يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُلُوا۟ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقْنَٰكُمْ وَٱشْكُرُوا۟ لِلَّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
179|2|172|يايها الذين امنوا كلوا من طيبت ما رزقنكم واشكروا لله ان كنتم اياه تعبدون
172. Yâ eyyuhellezîne âmenû kulû min tayyibâti mâ razaknâkum veşkurû lillâhi in kuntum iyyâhu ta’budûn(ta’budûne).
Ey iman47 etmiş kimseler! Yiyin sizleri rızıklandırdığımızın iyilerinden/güzellerinden; ve şükredin43 Allah'a eğer olduysanız sadece O'na kulluk46 ederler.
Ahmed Samira: 172 You, you those who believed, eat from (the) goodnesses what We provided for you and thank/be grateful to God, if you were (only) Him worshipping.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | kulu | yiyin | كُلُوا | اكل |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | tayyibati | iyisinden/güzelinden | طَيِّبَاتِ | طيب |
| 7 | ma | مَا | - | |
| 8 | razeknakum | rızıklandırdığımızın sizleri | رَزَقْنَاكُمْ | رزق |
| 9 | veşkuru | ve şükredin | وَاشْكُرُوا | شكر |
| 10 | lillahi | Allah'a | لِلَّهِ | - |
| 11 | in | eğer | إِنْ | - |
| 12 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 13 | iyyahu | sadece ona | إِيَّاهُ | - |
| 14 | tea'budune | kulluk edersiniz | تَعْبُدُونَ | عبد |
Ayet 173
180|2|173|إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ ٱلْمَيْتَةَ وَٱلدَّمَ وَلَحْمَ ٱلْخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ بِهِۦ لِغَيْرِ ٱللَّهِ فَمَنِ ٱضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَآ إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
180|2|173|انما حرم عليكم الميته والدم ولحم الخنزير وما اهل به لغير الله فمن اضطر غير باغ ولا عاد فلا اثم عليه ان الله غفور رحيم
173. İnnemâ harrame aleykumul meytete ved deme ve lahmel hınzîri ve mâ uhille bihî li gayrillâh(gayrillâhi), fe menidturra gayra bâgin ve lâ âdin fe lâ isme aleyh(aleyhi), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ancak haram kıldı318 sizlere ölüyü/leşi; ve kanı; ve domuz etini; ve kendisi Allah'tan başkası için adak edilmişi; öyle ki kim zorlandı -aranmaksızın ve sınırı aşmaksızın- öyle ki yoktur günah onun üzerine; doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.
Ahmed Samira: 173 But He forbade/prohibited on you animals whose death was caused by suffocation or strangulation/dead, and the blood, and the pig’s/swine’s meat/flesh, and what is praised/declared to whom the sacrifice was made with it to other than God, so who was forced, not transgressing/corrupting , and nor transgressing/violating , so no sin/crime on him, that God (is) forgiving , most merciful .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | innema | ancak | إِنَّمَا | - |
| 2 | harrame | haram kıldı | حَرَّمَ | حرم |
| 3 | aleykumu | sizlere | عَلَيْكُمُ | - |
| 4 | l-meytete | ölüyü/leşi | الْمَيْتَةَ | موت |
| 5 | ve ddeme | ve kanı | وَالدَّمَ | دمو |
| 6 | velehme | ve etini | وَلَحْمَ | لحم |
| 7 | l-hinziri | domuz | الْخِنْزِيرِ | خنزر |
| 8 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 9 | uhille | adak edilmişi | أُهِلَّ | < |
| 10 | bihi | kendisi | بِهِ | - |
| 11 | ligayri | başkası için | لِغَيْرِ | غير |
| 12 | llahi | Allah'tan | اللَّهِ | - |
| 13 | femeni | öyle ki kim | فَمَنِ | - |
| 14 | dturra | zorlandı | اضْطُرَّ | ضرر |
| 15 | gayra | غَيْرَ | غير | |
| 16 | bagin | aranmaksızın | بَاغٍ | بغي |
| 17 | ve la | وَلَا | - | |
| 18 | aadin | ve sınırı aşmaksızın | عَادٍ | عدو |
| 19 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 20 | isme | günah | إِثْمَ | اثم |
| 21 | aleyhi | onun üzerine | عَلَيْهِ | - |
| 22 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 23 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 24 | gafurun | Gafûr’dur. | غَفُورٌ | غفر |
| 25 | rahimun | Rahîm’dir. | رَحِيمٌ | رحم |
Ayet 174
181|2|174|إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَيَشْتَرُونَ بِهِۦ ثَمَنًا قَلِيلًا أُو۟لَٰٓئِكَ مَا يَأْكُلُونَ فِى بُطُونِهِمْ إِلَّا ٱلنَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ ٱللَّهُ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
181|2|174|ان الذين يكتمون ما انزل الله من الكتب ويشترون به ثمنا قليلا اوليك ما ياكلون في بطونهم الا النار ولا يكلمهم الله يوم القيمه ولا يزكيهم ولهم عذاب اليم
174. İnnellezîne yektumûne mâ enzelallâhu minel kitâbî ve yeşterûne bihî semenen kalîlen, ulâike mâ ye’kulûne fî butûnihim illen nâre ve lâ yukellimuhumullâhu yevmel kıyâmeti ve lâ yuzekkîhim, ve lehum azâbun elîm(elîmun).
Doğrusu kimseler (ki) gizlerler Allah'ın indirdiğini kitaptan*; ve satarlar onu az bir fiyata; işte bunlar; yer/tüketir değillerdir karınlarında; ancak ateştir; ve konuşmaz onlara Allah kıyamet günü148; ve arındırmaz onları; ve onlaradır elim/acıklı bir azap.
Ahmed Samira: 174 That those (who) hide/conceal what God descended from The Book and they buy/volunteer with it a small price, those do not eat in their bellies/insides except the fire, and God does not talk to them (on) the Resurrection Day, and nor purify them , and for them (is a) painful torture.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | yektumune | gizlerler | يَكْتُمُونَ | كتم |
| 4 | ma | مَا | - | |
| 5 | enzele | indirdiğini | أَنْزَلَ | نزل |
| 6 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 7 | mine | مِنَ | - | |
| 8 | l-kitabi | kitaptan | الْكِتَابِ | كتب |
| 9 | ve yeşterune | ve satarlar | وَيَشْتَرُونَ | شري |
| 10 | bihi | onu | بِهِ | - |
| 11 | semenen | fiyata | ثَمَنًا | ثمن |
| 12 | kalilen | az bir | قَلِيلًا | قلل |
| 13 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 14 | ma | değildir | مَا | - |
| 15 | ye'kulune | yerler | يَأْكُلُونَ | اكل |
| 16 | fi | فِي | - | |
| 17 | butunihim | karınlarında | بُطُونِهِمْ | بطن |
| 18 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 19 | n-nara | ateş | النَّارَ | نور |
| 20 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 21 | yukellimuhumu | konuşmaz onlara | يُكَلِّمُهُمُ | كلم |
| 22 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 23 | yevme | günü | يَوْمَ | يوم |
| 24 | l-kiyameti | kıyamet | الْقِيَامَةِ | قوم |
| 25 | ve la | وَلَا | - | |
| 26 | yuzekkihim | ve arındırmaz onları | يُزَكِّيهِمْ | زكو |
| 27 | velehum | ve onlaradır | وَلَهُمْ | - |
| 28 | azabun | bir azap | عَذَابٌ | عذب |
| 29 | elimun | elim/acıklı | أَلِيمٌ | الم |
Notlar
Not 1: *Kutsal kitap.
Ayet 175
182|2|175|أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشْتَرَوُا۟ ٱلضَّلَٰلَةَ بِٱلْهُدَىٰ وَٱلْعَذَابَ بِٱلْمَغْفِرَةِ فَمَآ أَصْبَرَهُمْ عَلَى ٱلنَّارِ
182|2|175|اوليك الذين اشتروا الضلله بالهدي والعذاب بالمغفره فما اصبرهم علي النار
175. Ulâikellezîneşteravud dalâlete bil hudâ vel azâbe bil magfireh(magfireti), fe mâ asberehum alen nâr(nâri).
İşte bunlar; kimselerdir (ki) satın aldılar dalaleti128 doğru yola kılavuzla*; ve azabı** (da) mağfiretle319; öyle ki onları ateşe karşı sabrettiren nedir!
Ahmed Samira: 175 Those are those who bought/volunteered the misguidance with the guidance, and the torture with the forgiveness, so what made them be patient on the fire?
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 2 | ellezine | kimselerdir | الَّذِينَ | - |
| 3 | şteravu | satın aldılar | اشْتَرَوُا | شري |
| 4 | d-delalete | dalaleti | الضَّلَالَةَ | ضلل |
| 5 | bil-huda | doğru yola kılavuzla | بِالْهُدَىٰ | هدي |
| 6 | vel'azabe | ve azapla | وَالْعَذَابَ | عذب |
| 7 | bil-megfirati | mağfiretle | بِالْمَغْفِرَةِ | غفر |
| 8 | fema | öyle ki | فَمَا | - |
| 9 | esberahum | sabrettirendir onları | أَصْبَرَهُمْ | صبر |
| 10 | ala | karşı | عَلَى | - |
| 11 | n-nari | ateşe | النَّارِ | نور |
Notlar
Not 1: *Doğru yolu verip sapkın yol olan dalaleti satın aldılar.**Mağfireti verip azabı satın aldılar.
Ayet 176
183|2|176|ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ نَزَّلَ ٱلْكِتَٰبَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ ٱخْتَلَفُوا۟ فِى ٱلْكِتَٰبِ لَفِى شِقَاقٍۭ بَعِيدٍ
183|2|176|ذلك بان الله نزل الكتب بالحق وان الذين اختلفوا في الكتب لفي شقاق بعيد
176. Zâlike bi ennellâhe nezzelel kitâbe bil hakk(hakkı), ve innellezînahtelefû fîl kitâbi le fî şikâkin baîd(baîdin).
İşte budur; ki Allah indirdi kitabı* hakla/gerçekle; ve doğrusu kimseler anlaşmazlığa düştüler kitapta*; mutlak uzak bir ayrılık içindedirler.
Ahmed Samira: 176 That (is) with that God descended the Book with the truth and that those who disagreed/disputed in The Book (are) in (E) (a) far defiance/disobedience .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | zalike | işte budur | ذَٰلِكَ | - |
| 2 | bienne | ki | بِأَنَّ | - |
| 3 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 4 | nezzele | indirdi | نَزَّلَ | نزل |
| 5 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 6 | bil-hakki | hakla/gerçekle | بِالْحَقِّ | حقق |
| 7 | ve inne | ve doğrusu | وَإِنَّ | - |
| 8 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 9 | htelefu | anlaşmazlığa düştüler | اخْتَلَفُوا | خلف |
| 10 | fi | فِي | - | |
| 11 | l-kitabi | kitapta | الْكِتَابِ | كتب |
| 12 | lefi | mutlak | لَفِي | - |
| 13 | şikakin | bir ayrılıktadır | شِقَاقٍ | شقق |
| 14 | beiydin | uzak | بَعِيدٍ | بعد |
Notlar
Not 1: *Kutsal kitap.
Ayet 177
184|2|177|لَّيْسَ ٱلْبِرَّ أَن تُوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَلَٰكِنَّ ٱلْبِرَّ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلْكِتَٰبِ وَٱلنَّبِيِّۦنَ وَءَاتَى ٱلْمَالَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ ذَوِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَٰمَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينَ وَٱبْنَ ٱلسَّبِيلِ وَٱلسَّآئِلِينَ وَفِى ٱلرِّقَابِ وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَى ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَٰهَدُوا۟ وَٱلصَّٰبِرِينَ فِى ٱلْبَأْسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَحِينَ ٱلْبَأْسِ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ صَدَقُوا۟ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُتَّقُونَ
184|2|177|ليس البر ان تولوا وجوهكم قبل المشرق والمغرب ولكن البر من امن بالله واليوم الاخر والمليكه والكتب والنبين واتي المال علي حبه ذوي القربي واليتمي والمسكين وابن السبيل والسايلين وفي الرقاب واقام الصلوه واتي الزكوه والموفون بعهدهم اذا عهدوا والصبرين في الباسا والضرا وحين الباس اوليك الذين صدقوا واوليك هم المتقون
177. Leysel birre en tuvellû vucûhekum kıbelel maşrıkı vel magrıbi ve lâkinnel birre men âmene billâhi vel yevmil âhırı vel melâiketi vel kitâbi ven nebiyyîn(nebiyyîne), ve âtel mâle alâ hubbihî zevil kurbâ vel yetâmâ vel mesâkîne vebnes sebîli, ves sâilîne ve fîr rıkâb(rıkâbi), ve ekâmes salâte ve âtez zekât(zekâte), vel mûfûne bi ahdihim izâ âhed(âhedû), ves sâbirîne fîl be’sâi ved darrâi ve hînel be’s(be’si) ulâikellezîne sadakû, ve ulâike humul muttekûn(muttekûne).
Erdem değildir ki çevirirsiniz yüzlerinizi doğu ve batı kıbleye14; fakat erdem kimsededir (ki) iman47 etti Allah'a ve ahiret gününe; ve meleklere; ve kitaba* ve nebilere132; ve verdi malını -üzerindedir sevgisi-; yakında olanlara; ve yetimlere; ve açlık sınırında yaşayanlara; ve yolun oğluna/evsize; ve isteyenlere/talep edenlere; ve boyunlardadır (boyunduruğu çözmededir); ve ikame572 etti salâtı5; ve verdi zekâtı10; ve yerine getirenlerdedir antlaşmalarını antlaştıkları zaman; ve sabredenlerdedir51 sefalette/sıkıntıda; ve başı darda/bunalımda; ve seferberlik zamanında; işte bunlar; doğru kimselerdir; ve işte bunlar; onlardır takva sahipleri21.
Ahmed Samira: 177 The righteousness/obedience is not that you turn your faces/fronts facing the sunrise/east, and the sunset/west, and but the righteousness/obedience (is) who believed with God, and the Day the Last/Resurrection Day, and the angels and The Book , and the prophets, and brought/gave the property/possession/wealth on his love/like (to it), (to) of the relations/near (ones), and the orphans, and the poorest of the poor/poor oppressed, and the traveler/stranded traveler , and the askers/beggars , and in the necks’/slaves’ (freeing) , and kept up/performed the prayers, and gave/brought the charity/purification , and the fulfilling with the promise/contract if they promised/made a contract, and the patient in the misery/hardship and the calamity/disastrous distress , and (during the) time of the war/hardship ,those are who were truthful, and those, those are the fearing and obeying (God).
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | leyse | değildir | لَيْسَ | ليس |
| 2 | l-birra | erdem | الْبِرَّ | برر |
| 3 | en | ki | أَنْ | - |
| 4 | tuvellu | çevirirsiniz | تُوَلُّوا | ولي |
| 5 | vucuhekum | yüzlerinizi | وُجُوهَكُمْ | وجه |
| 6 | kibele | kıbleye/yönüne | قِبَلَ | قبل |
| 7 | l-meşriki | doğu | الْمَشْرِقِ | شرق |
| 8 | velmegribi | ve batı | وَالْمَغْرِبِ | غرب |
| 9 | velakinne | fakat | وَلَٰكِنَّ | - |
| 10 | l-birra | erdem | الْبِرَّ | برر |
| 11 | men | kimsededir | مَنْ | - |
| 12 | amene | iman etti | امَنَ | امن |
| 13 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 14 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 15 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 16 | velmelaiketi | ve meleklere | وَالْمَلَائِكَةِ | ملك |
| 17 | velkitabi | ve kitaba (Kur’an’a) | وَالْكِتَابِ | كتب |
| 18 | ve nnebiyyine | ve nebilere/peygamberlere | وَالنَّبِيِّينَ | نبا |
| 19 | ve ata | ve verdi | وَاتَى | اتي |
| 20 | l-male | malını | الْمَالَ | مول |
| 21 | ala | üzerindedir | عَلَىٰ | - |
| 22 | hubbihi | sevgisi | حُبِّهِ | حبب |
| 23 | zevi | olanlara | ذَوِي | - |
| 24 | l-kurba | yakında | الْقُرْبَىٰ | قرب |
| 25 | velyetama | ve yetimlere | وَالْيَتَامَىٰ | يتم |
| 26 | velmesakine | ve açlık sınırında yaşayanlara | وَالْمَسَاكِينَ | سكن |
| 27 | vebne | ve oğluna | وَابْنَ | بني |
| 28 | s-sebili | yolun | السَّبِيلِ | سبل |
| 29 | ve ssailine | ve isteyenlere/talep edenlere | وَالسَّائِلِينَ | سال |
| 30 | ve fi | ve | وَفِي | - |
| 31 | r-rikabi | boyunlardadır (boyunduruğu çözmededir) | الرِّقَابِ | رقب |
| 32 | ve ekame | ve dikti/ayağa kaldırdı | وَأَقَامَ | قوم |
| 33 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 34 | ve ata | ve verdi | وَاتَى | اتي |
| 35 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 36 | velmufune | ve yerine getirenler | وَالْمُوفُونَ | وفي |
| 37 | biahdihim | antlaşmalarını | بِعَهْدِهِمْ | عهد |
| 38 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 39 | aahedu | antlaştıkları | عَاهَدُوا | عهد |
| 40 | ve ssabirine | ve sabrederler/metanetli direnirler | وَالصَّابِرِينَ | صبر |
| 41 | fi | فِي | - | |
| 42 | l-be'sa'i | sefalette/sıkıntıda | الْبَأْسَاءِ | باس |
| 43 | ve dderra'i | ve başı darda/bunalımda | وَالضَّرَّاءِ | ضرر |
| 44 | ve hine | ve zamanında | وَحِينَ | حين |
| 45 | l-be'si | seferberlik | الْبَأْسِ | باس |
| 46 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 47 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 48 | sadeku | doğrular | صَدَقُوا | صدق |
| 49 | ve ulaike | ve işte bunlar | وَأُولَٰئِكَ | - |
| 50 | humu | onlardır | هُمُ | - |
| 51 | l-muttekune | muttakiler | الْمُتَّقُونَ | وقي |
Notlar
Not 1: *Kur'ân'a.
Ayet 178
185|2|178|يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلْقِصَاصُ فِى ٱلْقَتْلَى ٱلْحُرُّ بِٱلْحُرِّ وَٱلْعَبْدُ بِٱلْعَبْدِ وَٱلْأُنثَىٰ بِٱلْأُنثَىٰ فَمَنْ عُفِىَ لَهُۥ مِنْ أَخِيهِ شَىْءٌ فَٱتِّبَاعٌۢ بِٱلْمَعْرُوفِ وَأَدَآءٌ إِلَيْهِ بِإِحْسَٰنٍ ذَٰلِكَ تَخْفِيفٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ فَمَنِ ٱعْتَدَىٰ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَلَهُۥ عَذَابٌ أَلِيمٌ
185|2|178|يايها الذين امنوا كتب عليكم القصاص في القتلي الحر بالحر والعبد بالعبد والانثي بالانثي فمن عفي له من اخيه شي فاتباع بالمعروف وادا اليه باحسن ذلك تخفيف من ربكم ورحمه فمن اعتدي بعد ذلك فله عذاب اليم
178. Yâ eyyuhellezîne âmenû kutibe aleykumul kısâsu fîl katlâ el hurru bil hurri vel abdu bil abdi vel unsâ bil unsâ fe men ufiye lehu min ahîhi şey’un fettibâun bil ma’rûfi ve edâun ileyhi bi ihsân(ihsânin), zâlike tahfîfun min rabbikum ve rahmeh(rahmetun), fe meni’tedâ ba’de zâlike fe lehu azâbun elîm(elîmun).
Ey iman47 etmiş kimseler! Katletmelerde yazıldı üzerinize kısas320 ; hür hüredir; köle köleyedir; kadın kadınadır; öyle ki kim affedildi; kardeşinden ona bir şey (affetme); öyle ki bir tabi* olmadır marufa291; ve bir ödemedir** ona güzellikle; işte bu bir hafifletmedir Rabbinizden; ve rahmettir; öyle ki kim sınırı aşarsa bunun sonrası onadır elim/acıklı bir azap.
Ahmed Samira: 178 You, you those who believed, it is dictated/ordered on you the revenge in the killed/murdered, the free/liberated with the free/liberated , and the slave with the slave, and the female with the female, so who was forgiven/pardoned for him a thing/something from his brother, so following with the goodness/kindness (peaceful settlement) and discharge/fulfillment to him with goodness, that (is) reduction/lightening from your Lord, and a mercy; so who transgressed/violated after that, so for him (is a) painful torture.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | kutibe | yazıldı | كُتِبَ | كتب |
| 5 | aleykumu | üzerinize | عَلَيْكُمُ | - |
| 6 | l-kisasu | kısas | الْقِصَاصُ | قصص |
| 7 | fi | فِي | - | |
| 8 | l-katla | katletmelerde | الْقَتْلَى | قتل |
| 9 | l-hurru | hür | الْحُرُّ | حرر |
| 10 | bil-hurri | hüre | بِالْحُرِّ | حرر |
| 11 | vel'abdu | köle | وَالْعَبْدُ | عبد |
| 12 | bil-abdi | köleye | بِالْعَبْدِ | عبد |
| 13 | vel'unsa | kadın | وَالْأُنْثَىٰ | انث |
| 14 | bil-unsa | kadına | بِالْأُنْثَىٰ | انث |
| 15 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 16 | ufiye | affedildi | عُفِيَ | عفو |
| 17 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 18 | min | مِنْ | - | |
| 19 | ehihi | kardeşinden onun | أَخِيهِ | اخو |
| 20 | şey'un | bir şey | شَيْءٌ | شيا |
| 21 | fettibaun | öyle ki bir tabi olma | فَاتِّبَاعٌ | تبع |
| 22 | bil-mea'rufi | marufa | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 23 | veeda'un | ve ödeme | وَأَدَاءٌ | ادي |
| 24 | ileyhi | ona | إِلَيْهِ | - |
| 25 | biihsanin | güzellikle | بِإِحْسَانٍ | حسن |
| 26 | zalike | işte bu | ذَٰلِكَ | - |
| 27 | tehfifun | bir hafifletme | تَخْفِيفٌ | خفف |
| 28 | min | مِنْ | - | |
| 29 | rabbikum | Rabbinizden | رَبِّكُمْ | ربب |
| 30 | ve rahmetun | ve rahmettir | وَرَحْمَةٌ | رحم |
| 31 | femeni | öyle ki kim | فَمَنِ | - |
| 32 | a'teda | sınırı aşarsa | اعْتَدَىٰ | عدو |
| 33 | bea'de | sonrası | بَعْدَ | بعد |
| 34 | zalike | bunun | ذَٰلِكَ | - |
| 35 | feluhu | öyle ki onadır | ||
| 36 | azabun | bir azap | عَذَابٌ | عذب |
| 37 | elimun | elim/acıklı | أَلِيمٌ | الم |
Notlar
Not 1: *Katleden kimse ölüm kısasından affedilirse bile toplumun marufla belirlediği cezaya çekmelidir. **Katleden kimse tazminat ödemelidir. Bu ödeme güzel bir anlaşmayla yapılmalıdır.
Ayet 179
186|2|179|وَلَكُمْ فِى ٱلْقِصَاصِ حَيَوٰةٌ يَٰٓأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
186|2|179|ولكم في القصاص حيوه ياولي الالبب لعلكم تتقون
179. Ve lekum fîl kısâsı hayâtun yâ ulîl elbâbi leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve sizleredir kısasta320 bir hayat*; ey mantık sahipleri! Belki sizler takvalı21 olursunuz.
Ahmed Samira: 179 And for you in the revenge (is) life/growth , you (owners) of the pure minds/hearts, maybe you fear and obey (God).
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekum | ve sizleredir | وَلَكُمْ | - |
| 2 | fi | فِي | - | |
| 3 | l-kisasi | kısasta | الْقِصَاصِ | قصص |
| 4 | hayatun | bir hayat | حَيَاةٌ | حيي |
| 5 | ya uli | Ey sahipleri | يَا أُولِي | اول |
| 6 | l-elbabi | mantık | الْأَلْبَابِ | لبب |
| 7 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 8 | tettekune | takvalı olursunuz | تَتَّقُونَ | وقي |
Notlar
Not 1: *Katletmeye meyilli kimselerin kısasla sayılarının ve genetik geçirgenliklerinin azalması diğer insanlara hayat verir. Diğer insanların yaşama olasılığını artırır. Ayrıca caydırıcı bir ceza olması da insanların suç işleme oranını mutlak ki azaltır.
Ayet 180
187|2|180|كُتِبَ عَلَيْكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ إِن تَرَكَ خَيْرًا ٱلْوَصِيَّةُ لِلْوَٰلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ بِٱلْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى ٱلْمُتَّقِينَ
187|2|180|كتب عليكم اذا حضر احدكم الموت ان ترك خيرا الوصيه للولدين والاقربين بالمعروف حقا علي المتقين
180. Kutibe aleykum izâ hadara ehadekumul mevtu in tereke hayrâ(hayran), el vasiyyetu lil vâlideyni vel akrabîne bil ma’rûf(ma’rûfi), hakkan alel muttekîn(muttekîne).
Yazıldı üzerinize; geldiği/ulaştığı/ziyaret ettiği zaman birine sizlerden ölüm; eğer terk ettiyse/bıraktıysa bir hayır; bir haktır* vasiyet321 anaya babaya ve yakınlık sahiplerine marufla291 ; takva sahipleri21 üzerinedir.
Ahmed Samira: 180 It is dictated/ordered on you if the death/lifelessness came/attended (to) one of you, if he left wealth/goodness (in) the bequest/will, to the parents, and the nearest/closest (ones), with the kindness/goodness , dutifully/truthfully on the fearing and obeying (God).
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kutibe | yazıldı | كُتِبَ | كتب |
| 2 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 3 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 4 | hadera | geldiği/ulaştığı/ziyaret ettiği | حَضَرَ | حضر |
| 5 | ehadekumu | birine sizlerden | أَحَدَكُمُ | احد |
| 6 | l-mevtu | ölüm | الْمَوْتُ | موت |
| 7 | in | eğer | إِنْ | - |
| 8 | terake | terk ettiyse/bıraktıysa | تَرَكَ | ترك |
| 9 | hayran | bir hayır | خَيْرًا | خير |
| 10 | l-vesiyyetu | vasiyyet | الْوَصِيَّةُ | وصي |
| 11 | lilvalideyni | anaya babaya | لِلْوَالِدَيْنِ | ولد |
| 12 | vel'ekrabine | ve yakınlık sahiplerine | وَالْأَقْرَبِينَ | قرب |
| 13 | bil-mea'rufi | marufla | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 14 | hakkan | bir haktır/gerçektir | حَقًّا | حقق |
| 15 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 16 | l-muttekine | muttakiler | الْمُتَّقِينَ | وقي |
Notlar
Not 1: *Vasiyet bırakmak engellenemez bir haktır. Ana-babanın ve yakınlık sahiplerinin bu vasiyette hakkı gözetilmelidir.
Ayet 181
188|2|181|فَمَنۢ بَدَّلَهُۥ بَعْدَمَا سَمِعَهُۥ فَإِنَّمَآ إِثْمُهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ يُبَدِّلُونَهُۥٓ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
188|2|181|فمن بدله بعدما سمعه فانما اثمه علي الذين يبدلونه ان الله سميع عليم
181. Fe men beddelehu ba’de mâ semiahu fe innemâ ismuhu alellezîne yubeddilûneh(yubeddilûnehu), innallâhe semîun alîm(alîmun).
Öyle ki kim değiştirdi onu (vasiyeti) işitmesi sonrası onu; öyle ki günahı onun ancak onu değiştiren kimselerin üzerinedir; doğrusu Allah Semî’dir41; Alîm’dir8.
Ahmed Samira: 181 So who exchanged/replaced/substituted it after what he heard it, so but his sin/crime (is) on those who exchange/replace/substitute it, that God (is) hearing/listening, knowledgeable.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 2 | beddelehu | değiştirdi onu (vasiyeti) | بَدَّلَهُ | بدل |
| 3 | bea'dema | sonrası | بَعْدَمَا | بعد |
| 4 | semiahu | işitmesi onu | سَمِعَهُ | سمع |
| 5 | feinnema | öyle ki ancak | فَإِنَّمَا | - |
| 6 | ismuhu | günahı onun | إِثْمُهُ | اثم |
| 7 | ala | üzerinedir | عَلَى | - |
| 8 | ellezine | kimselerin | الَّذِينَ | - |
| 9 | yubeddilunehu | değiştirirler onu | يُبَدِّلُونَهُ | بدل |
| 10 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 11 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 12 | semiun | Semî’dir | سَمِيعٌ | سمع |
| 13 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
Ayet 182
189|2|182|فَمَنْ خَافَ مِن مُّوصٍ جَنَفًا أَوْ إِثْمًا فَأَصْلَحَ بَيْنَهُمْ فَلَآ إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
189|2|182|فمن خاف من موص جنفا او اثما فاصلح بينهم فلا اثم عليه ان الله غفور رحيم
182. Fe men hâfe min mûsın cenefen ev ismen fe aslaha beynehum fe lâ isme aleyh(aleyhi), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Öyle ki kim korktu vasiyet321 edenden; bir yanlış/sapma/haksızlık veya bir günah (işlemesinden); öyle ki düzeltti aralarını onların*; öyle ki yoktur günah onun** üzerine; doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.
Ahmed Samira: 182 So who feared from a bequeather deviation/injustice , or a sin/crime, so he corrected/reconciliated between them, so no sin/crime on him, that God (is) forgiving, most merciful .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 2 | hafe | korktu | خَافَ | خوف |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | musin | vasiyet edenden | مُوصٍ | وصي |
| 5 | cenefen | bir yanlış/sapma/haksızlık | جَنَفًا | جنف |
| 6 | ev | veya | أَوْ | - |
| 7 | ismen | bir günah (işlemesinden) | إِثْمًا | اثم |
| 8 | feesleha | öyle ki düzelti | فَأَصْلَحَ | صلح |
| 9 | beynehum | aralarını onların | بَيْنَهُمْ | بين |
| 10 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 11 | isme | günah | إِثْمَ | اثم |
| 12 | aleyhi | onun üzerine | عَلَيْهِ | - |
| 13 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 14 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 15 | gafurun | Gafûr’dur | غَفُورٌ | غفر |
| 16 | rahimun | Rahîm’dir | رَحِيمٌ | رحم |
Notlar
Not 1: *Vasiyet eden kimseyle vasiyet edilen kimselerin hakkı çiğnemesine engel olup aralarını düzeltti.**Düzelten kimse.
Ayet 183
190|2|183|يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
190|2|183|يايها الذين امنوا كتب عليكم الصيام كما كتب علي الذين من قبلكم لعلكم تتقون
183. Yâ eyyuhellezîne âmenû kutibe aleykumus sıyâmu kemâ kutibe alellezîne min kablikum leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey iman etmiş kimseler!* Yazıldı üzerinize siyam/oruç322; yazıldığı gibi sizden önceki kimseler üzerine**; belki sizler takvalı21 olursunuz***.
Ahmed Samira: 183 You, you those who believed, it is dictated/ordered on you the fasting , as it is dictated/ordered on those from before you, maybe you fear and obey (God).
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | kutibe | yazıldı | كُتِبَ | كتب |
| 5 | aleykumu | üzerinize | عَلَيْكُمُ | - |
| 6 | s-siyamu | siyam/oruç | الصِّيَامُ | صوم |
| 7 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 8 | kutibe | yazıldığı | كُتِبَ | كتب |
| 9 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 10 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | kablikum | sizden önceki | قَبْلِكُمْ | قبل |
| 13 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 14 | tettekune | takvalı olursunuz | تَتَّقُونَ | وقي |
Notlar
Not 1: *Siyam/oruç sadece iman etmiş kimselere yazılmıştır. Kur'an'a iman etmemiş kimselere siyam/oruç asla zorlanamaz. **Geçmiş ümmetlere de siyam/oruç yazılmıştır.***Siyam/oruç Yüce Allah'ın razı olmayacağı davranışlardan sakınmak olan takvayı artırır.
Ayet 184
191|2|184|أَيَّامًا مَّعْدُودَٰتٍ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضًا أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ وَعَلَى ٱلَّذِينَ يُطِيقُونَهُۥ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ فَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَّهُۥ وَأَن تَصُومُوا۟ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
191|2|184|اياما معدودت فمن كان منكم مريضا او علي سفر فعده من ايام اخر وعلي الذين يطيقونه فديه طعام مسكين فمن تطوع خيرا فهو خير له وان تصوموا خير لكم ان كنتم تعلمون
184. Eyyâmen ma’dûdât(ma’dûdâtin), fe men kâne minkum marîdan ev alâ seferin fe iddetun min eyyâmin uhar(uhara) ve alellezîne yutîkûnehu fidyetun taâmu miskîn(miskînin), fe men tatavvaa hayran fe huve hayrun leh(lehu), ve en tesûmû hayrun lekum in kuntum ta’lemûn(ta’lemûne).
Günlerdir sayılı/adetli; öyle ki kim oldu sizlerden bir hasta ya da sefer üzerinde; öyle ki adetincedir başka günlerden; ve üzerinedir kimselerin -tâkatını kullanırlar- bir fidye; doyurur bir miskini; öyle ki kim gönüllü oldu bir hayra/iyiliğe öyle ki o hayırdır/iyiliktir ona; ve ki siyam/oruç322 tutarsınız; hayırdır/iyiliktir sizlere eğer olduysanız bilirler.
Ahmed Samira: 184 Days/times counted/numbered, so who was from you sick/diseased or on (a) journey/trip/voyage, so numbered/counted from other days/times, and on those who (can) endure/tolerate/bear it a ransom/redemption (of) feeding a poorest of poor/poor oppressed, so who volunteered goodness/generosity , so it is best for him, and that you fast (it is) best for you, if you are knowing.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | eyyamen | günlerdir | أَيَّامًا | يوم |
| 2 | mea'dudatin | sayılı/adetli | مَعْدُودَاتٍ | عدد |
| 3 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 4 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 5 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 6 | meridan | bir hasta | مَرِيضًا | مرض |
| 7 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 8 | ala | عَلَىٰ | - | |
| 9 | seferin | sefer üzerinde | سَفَرٍ | سفر |
| 10 | feiddetun | öyle ki adetince | فَعِدَّةٌ | عدد |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | eyyamin | günlerden | أَيَّامٍ | يوم |
| 13 | uhara | başka | أُخَرَ | اخر |
| 14 | ve ala | ve üzerinedir | وَعَلَى | - |
| 15 | ellezine | kimselerin | الَّذِينَ | - |
| 16 | yutikunehu | tâkatını kullanırlar | يُطِيقُونَهُ | طوق |
| 17 | fidyetun | bir fidye | فِدْيَةٌ | فدي |
| 18 | taaamu | doyurur | طَعَامُ | طعم |
| 19 | miskinin | bir miskini | مِسْكِينٍ | سكن |
| 20 | fe men | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 21 | tetavvea | gönüllü oldu | تَطَوَّعَ | طوع |
| 22 | hayran | bir hayra | خَيْرًا | خير |
| 23 | fehuve | öyle ki o | فَهُوَ | - |
| 24 | hayrun | hayırlıdır | خَيْرٌ | خير |
| 25 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 26 | ve en | ve ki | وَأَنْ | - |
| 27 | tesumu | savm/oruç tutarsınız | تَصُومُوا | صوم |
| 28 | hayrun | hayırlıdır | خَيْرٌ | خير |
| 29 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 30 | in | eğer | إِنْ | - |
| 31 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 32 | tea'lemune | bilirler | تَعْلَمُونَ | علم |
Ayet 185
192|2|185|شَهْرُ رَمَضَانَ ٱلَّذِىٓ أُنزِلَ فِيهِ ٱلْقُرْءَانُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَٰتٍ مِّنَ ٱلْهُدَىٰ وَٱلْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ ٱلشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ ٱللَّهُ بِكُمُ ٱلْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ ٱلْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُوا۟ ٱلْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا۟ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَىٰكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
192|2|185|شهر رمضان الذي انزل فيه القران هدي للناس وبينت من الهدي والفرقان فمن شهد منكم الشهر فليصمه ومن كان مريضا او علي سفر فعده من ايام اخر يريد الله بكم اليسر ولا يريد بكم العسر ولتكملوا العده ولتكبروا الله علي ما هديكم ولعلكم تشكرون
185. Şehru ramadânellezî unzile fîhil kur’ânu huden lin nâsi ve beyyinâtin minel hudâ vel furkân(furkâni), fe men şehide minkumuş şehra fel yesumh(yesumhu), ve men kâne marîdan ev alâ seferin fe iddetun min eyyâmin uhar(uhara) yurîdullâhu bikumul yusra ve lâ yurîdu bikumul usra, ve li tukmilûl iddete ve li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Ramazan946 ayı ki indirildi onda Kur'ân850; bir doğru yola kılavuz insanlara; ve bir beyanat226 doğru yola kılavuzdan; ve furkan259; öyle ki kim tanık/şahit oldu sizlerden o aya; öyle ki siyam/oruç322 tutsun onda; ve kim oldu bir hasta ya da bir sefer üzerinde; öyle ki adetincedir başka günlerden; ister/diler Allah sizlere kolaylık; ve istemez/dilemez sizlere güçlük/zorluk*; ve bütünlemeniz/tamamlamanız içindir adeti/sayıyı; ve yüceltmeniz içindir Allah'ı; sizleri doğru yola kılavuzlamasına karşı; ve belki sizler şükredersiniz43.
Ahmed Samira: 185 (The) month (of) Ramadan , which the Koran was descended in it, (is) guidance to the people, and evidences from the guidance and the Separator of Right and Wrong/Koran , so who witnessed from you the month, so he should fast it (E) , and who was sick/diseased or on (a) journey/trip/voyage, so numbered/counted from other days. God wills/wants with you the ease/flexibility and does not want with you the difficulty/hardship , and to complete the term , and to greaten/magnify God on what He guided you, and maybe you thank/be grateful .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | şehru | ayı | شَهْرُ | شهر |
| 2 | ramedane | ramazan | رَمَضَانَ | - |
| 3 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 4 | unzile | indirildi | أُنْزِلَ | نزل |
| 5 | fihi | onda | فِيهِ | - |
| 6 | l-kuranu | Kur'an | الْقُرْانُ | قرا |
| 7 | huden | bir doğru yol kılavuz | هُدًى | هدي |
| 8 | linnasi | insanlara | لِلنَّاسِ | نوس |
| 9 | ve beyyinatin | ve bir beyanat | وَبَيِّنَاتٍ | بين |
| 10 | mine | مِنَ | - | |
| 11 | l-huda | doğru yola kılavuzdan | الْهُدَىٰ | هدي |
| 12 | velfurkani | ve furkan | وَالْفُرْقَانِ | فرق |
| 13 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 14 | şehide | tanık/şahit oldu | شَهِدَ | شهد |
| 15 | minkumu | sizlerden | مِنْكُمُ | - |
| 16 | ş-şehra | o aya | الشَّهْرَ | شهر |
| 17 | felyesumhu | öyle ki savm/oruç tutsun onda | فَلْيَصُمْهُ | صوم |
| 18 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 19 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 20 | meridan | bir hasta | مَرِيضًا | مرض |
| 21 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 22 | ala | üzerinde | عَلَىٰ | - |
| 23 | seferin | bir sefer | سَفَرٍ | سفر |
| 24 | feiddetun | öyle ki adetincedir | فَعِدَّةٌ | عدد |
| 25 | min | مِنْ | - | |
| 26 | eyyamin | günlerden | أَيَّامٍ | يوم |
| 27 | uhara | başka | أُخَرَ | اخر |
| 28 | yuridu | ister/diler | يُرِيدُ | رود |
| 29 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 30 | bikumu | sizlere | بِكُمُ | - |
| 31 | l-yusra | kolaylık | الْيُسْرَ | يسر |
| 32 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 33 | yuridu | istemez/dilemez | يُرِيدُ | رود |
| 34 | bikumu | sizlere | بِكُمُ | - |
| 35 | l-usra | güçlük/zorluk | الْعُسْرَ | عسر |
| 36 | velitukmilu | ve bütünlemeniz/tamamlamanız için | وَلِتُكْمِلُوا | كمل |
| 37 | l-iddete | adeti/sayıyı | الْعِدَّةَ | عدد |
| 38 | velitukebbiru | ve yüceltmeniz için | وَلِتُكَبِّرُوا | كبر |
| 39 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 40 | ala | karşı | عَلَىٰ | - |
| 41 | ma | مَا | - | |
| 42 | hedakum | doğru yola kılavuzlamasına sizleri | هَدَاكُمْ | هدي |
| 43 | veleallekum | ve belki sizler | وَلَعَلَّكُمْ | - |
| 44 | teşkurune | şükredersiniz | تَشْكُرُونَ | شكر |
Notlar
Not 1: *Yüce Allah insanlara nerede bir kolaylık sağlamışsa şeytan o şeyi zorlaştırmaya çalışmıştır. Savm/oruç da böyledir. İnsanlar Yüce Allah'ın kolay kıldığını sorularla, detaylarla zorlaştırmaktadır. Zorlaştırma şeytanın vesvesesidir.
Ayet 186
193|2|186|وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِى عَنِّى فَإِنِّى قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ ٱلدَّاعِ إِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُوا۟ لِى وَلْيُؤْمِنُوا۟ بِى لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ
193|2|186|واذا سالك عبادي عني فاني قريب اجيب دعوه الداع اذا دعان فليستجيبوا لي وليومنوا بي لعلهم يرشدون
186. Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).
Ve sual ettiği/sorduğu zaman sana kullarım benden; öyle ki doğrusu ben yakınım323; cevap veririm duacının/çağırıcının duasına/çağrısına dua ettiği zaman bana; öyleyse cevap versinler324 bana; ve iman47 etsinler bana; belki onlar doğru/olgun yola ulaşırlar.
Ahmed Samira: 186 And if My worshippers/slaves asked/questioned you about Me, so I am near/close, I answer/reply the caller’s/requester’s call/request/prayer if (he) called/requested/prayed (to) Me , so they should answer/reply to Me and they should believe in Me (E), maybe they be correctly guided .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | seeleke | sual ettiği sana | سَأَلَكَ | سال |
| 3 | ibadi | kullarım | عِبَادِي | عبد |
| 4 | anni | benden | عَنِّي | - |
| 5 | feinni | öyle ki doğrusu ben | فَإِنِّي | - |
| 6 | karibun | yakınım | قَرِيبٌ | قرب |
| 7 | ucibu | cevap veririm | أُجِيبُ | جوب |
| 8 | dea'vete | duasına/çağrısına | دَعْوَةَ | دعو |
| 9 | d-dai | duacının/çağırıcının | الدَّاعِ | دعو |
| 10 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 11 | deaani | dua ettiği bana | دَعَانِ | دعو |
| 12 | felyestecibu | öyleyse cevap versinler | فَلْيَسْتَجِيبُوا | جوب |
| 13 | li | bana | لِي | - |
| 14 | velyu'minu | ve iman etsinler | وَلْيُؤْمِنُوا | امن |
| 15 | bi | bana | بِي | - |
| 16 | leallehum | belki onlar | لَعَلَّهُمْ | - |
| 17 | yerşudune | doğru/olgun yola ulaşırlar | يَرْشُدُونَ | رشد |
Ayet 187
194|2|187|أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ ٱلصِّيَامِ ٱلرَّفَثُ إِلَىٰ نِسَآئِكُمْ هُنَّ لِبَاسٌ لَّكُمْ وَأَنتُمْ لِبَاسٌ لَّهُنَّ عَلِمَ ٱللَّهُ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَخْتَانُونَ أَنفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنكُمْ فَٱلْـَٰٔنَ بَٰشِرُوهُنَّ وَٱبْتَغُوا۟ مَا كَتَبَ ٱللَّهُ لَكُمْ وَكُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَكُمُ ٱلْخَيْطُ ٱلْأَبْيَضُ مِنَ ٱلْخَيْطِ ٱلْأَسْوَدِ مِنَ ٱلْفَجْرِ ثُمَّ أَتِمُّوا۟ ٱلصِّيَامَ إِلَى ٱلَّيْلِ وَلَا تُبَٰشِرُوهُنَّ وَأَنتُمْ عَٰكِفُونَ فِى ٱلْمَسَٰجِدِ تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَقْرَبُوهَا كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ ءَايَٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
194|2|187|احل لكم ليله الصيام الرفث الي نسايكم هن لباس لكم وانتم لباس لهن علم الله انكم كنتم تختانون انفسكم فتاب عليكم وعفا عنكم فالن بشروهن وابتغوا ما كتب الله لكم وكلوا واشربوا حتي يتبين لكم الخيط الابيض من الخيط الاسود من الفجر ثم اتموا الصيام الي اليل ولا تبشروهن وانتم عكفون في المسجد تلك حدود الله فلا تقربوها كذلك يبين الله ايته للناس لعلهم يتقون
187. Uhılle lekum leyletes sıyâmir refesu ilâ nisâikum hunne libâsun lekum ve entum libâsun lehun(lehunne) alîmallâhu ennekum kuntum tahtânûne enfusekum fe tâbe aleykum ve afâ ankum, fel âne bâşirûhunne vebtegû mâ keteballâhu lekum, ve kulû veşrabû hattâ yetebeyyene lekumul haytul ebyadu minel haytıl esvedi minel fecri, summe etimmus sıyâme ilel leyli, ve lâ tubâşirûhunne ve entum âkifûne fîl mesâcid(mesâcidi), tilke hudûdullâhi fe lâ takrabûhâ kezâlike yubeyyinullâhu âyâtihî lin nâsi leallehum yettekûn(yettekûne).
Helal kılındı sizlere siyam/oruç322 gecesi cinsellik içeren davranışlar kadınlarınıza karşı; onlardır bir elbise sizlere; ve sizlersiniz bir elbise onlara; bildi Allah ki sizler kandırır/aldatır/hainlik eder oldunuz kendi nefislerinize201; öyle ki tevbe etti33 (Allah) üzerinize; ve affetti (Allah) sizleri; öyle ki şimdi cinsellik içeren ten tene temas kurun onlara; ve arayın/bakının Allah'ın sizlere yazdığına; ve yiyin; ve için; ta ki beyan olur sizlere beyaz iplik siyah iplikten; fecirde*; sonra tamamlayın siyamı/orucu322 geceye doğru; cinsellik içeren ten tene temas kurmayın onlara ve sizler itikâf325 içindeler (-ken) mescitlerde16* işte şu; hudutlarıdır Allah'ın; öyle ki yaklaşmayın ona; işte budur; beyan226 eder Allah ayetlerini insanlara; belki onlar takvalı21 olurlar.
Ahmed Samira: 187 (It) became/is permitted/allowed to you (the) night of the fasting the obscenity/ indecency (intercourse), to your women (wives), they are (F) a cover/wives to you and you are a cover/husbands tothem (F), God knew that you were betraying/being unfaithful (to) yourselves, so He forgave on you, and He forgave/pardoned on you, so now touch their (F) outer skin , and desire (seek) what God has written/dictated for you, and eat and drink until the thread the white appears from the thread the black from the dawn , then complete the fasting to the night and do not touch their outer skin (while) you are devoting in the mosques/places of worshipping God. Those are God’s limits/orders , so do not approach/near it, like that God clarifies His verses/evidences to the people, maybe they fear and obey (God).
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | uhille | helal kılındı | أُحِلَّ | حلل |
| 2 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 3 | leylete | gecesi | لَيْلَةَ | ليل |
| 4 | s-siyami | siyam/oruç | الصِّيَامِ | صوم |
| 5 | r-rafesu | cinsellik içeren davranışlar | الرَّفَثُ | رفث |
| 6 | ila | karşı | إِلَىٰ | - |
| 7 | nisaikum | kadınlarınıza | نِسَائِكُمْ | نسو |
| 8 | hunne | onlardır | هُنَّ | - |
| 9 | libasun | bir elbise | لِبَاسٌ | لبس |
| 10 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 11 | ve entum | ve sizlersiniz | وَأَنْتُمْ | - |
| 12 | libasun | bir elbise | لِبَاسٌ | لبس |
| 13 | lehunne | onlara | لَهُنَّ | - |
| 14 | alime | bildi | عَلِمَ | علم |
| 15 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 16 | ennekum | ki sizler | أَنَّكُمْ | - |
| 17 | kuntum | oldunuz | كُنْتُمْ | كون |
| 18 | tehtanune | kandırır/aldatır/hainlik eder | تَخْتَانُونَ | خون |
| 19 | enfusekum | kendi nefislerinize | أَنْفُسَكُمْ | نفس |
| 20 | fetabe | öyle ki tevbe etti | فَتَابَ | توب |
| 21 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 22 | ve afa | ve affetti | وَعَفَا | عفو |
| 23 | ankum | sizlerden | عَنْكُمْ | - |
| 24 | felane | öyle ki şimdi | فَالْانَ | - |
| 25 | başiruhunne | cinsellik içeren ten tene temas kurun onlara | بَاشِرُوهُنَّ | بشر |
| 26 | vebtegu | ve arayın/bakının | وَابْتَغُوا | بغي |
| 27 | ma | مَا | - | |
| 28 | ketebe | yazdığını | كَتَبَ | كتب |
| 29 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 30 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 31 | ve kulu | ve yiyin | وَكُلُوا | اكل |
| 32 | veşrabu | ve için | وَاشْرَبُوا | شرب |
| 33 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 34 | yetebeyyene | beyan olur | يَتَبَيَّنَ | بين |
| 35 | lekumu | sizlere | لَكُمُ | - |
| 36 | l-haytu | iplik | الْخَيْطُ | خيط |
| 37 | l-ebyedu | beyaz | الْأَبْيَضُ | بيض |
| 38 | mine | مِنَ | - | |
| 39 | l-hayti | iplikten | الْخَيْطِ | خيط |
| 40 | l-esvedi | siyah | الْأَسْوَدِ | سود |
| 41 | mine | مِنَ | - | |
| 42 | l-fecri | fecrin/şafağın | الْفَجْرِ | فجر |
| 43 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 44 | etimmu | tamamlayın | أَتِمُّوا | تمم |
| 45 | s-siyame | siyamı/orucu | الصِّيَامَ | صوم |
| 46 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 47 | l-leyli | geceye | اللَّيْلِ | ليل |
| 48 | ve la | وَلَا | - | |
| 49 | tubaşiruhunne | cinsellik içeren ten tene temas kurmayın onlara | تُبَاشِرُوهُنَّ | بشر |
| 50 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 51 | aakifune | itikâf içindeler | عَاكِفُونَ | عكف |
| 52 | fi | فِي | - | |
| 53 | l-mesacidi | mescitlerde | الْمَسَاجِدِ | سجد |
| 54 | tilke | işte şu | تِلْكَ | - |
| 55 | hududu | hudutlarıdır | حُدُودُ | حدد |
| 56 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 57 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 58 | tekrabuha | yaklaşmayın ona | تَقْرَبُوهَا | قرب |
| 59 | kezalike | işte budur | كَذَٰلِكَ | - |
| 60 | yubeyyinu | beyan eder | يُبَيِّنُ | بين |
| 61 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 62 | ayatihi | ayetlerini | ايَاتِهِ | ايي |
| 63 | linnasi | insanlara | لِلنَّاسِ | نوس |
| 64 | leallehum | belki onlar | لَعَلَّهُمْ | - |
| 65 | yettekune | takvalı olurlar | يَتَّقُونَ | وقي |
Notlar
Not 1: *Tan yeri ağarmaya başladığında.**Evin bir bölümünde yoğunlaşmış şekilde Kur'an çalışmak, Kur'an öğrenmek, Yüce Allah'ı çağırmak.
Ayet 188
195|2|188|وَلَا تَأْكُلُوٓا۟ أَمْوَٰلَكُم بَيْنَكُم بِٱلْبَٰطِلِ وَتُدْلُوا۟ بِهَآ إِلَى ٱلْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا۟ فَرِيقًا مِّنْ أَمْوَٰلِ ٱلنَّاسِ بِٱلْإِثْمِ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ
195|2|188|ولا تاكلوا امولكم بينكم بالبطل وتدلوا بها الي الحكام لتاكلوا فريقا من امول الناس بالاثم وانتم تعلمون
188. Ve lâ te’kulû emvâlekum beynekum bil bâtılı ve tudlû bihâ ilel hukkâmi li te’kulû ferîkan min emvâlin nâsi bil ismi ve entum ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve yemeyin* mallarınızı aranızda batılla199; ve sarkıtıp sunmayın onu hükmedenlere doğru**; yemeniz için günahla bir fırkasını/kısmını insanların mallarından***; ve sizler bilirsiniz (onu).
Ahmed Samira: 188 And do not eat/consume your properties/wealths between you with the falsehood and you push down (as a means to approach) with it, to the rulers/governors to eat a group (portion) from the people’s properties/wealths with a sin/crime and you know.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 2 | te'kulu | yemeyin | تَأْكُلُوا | اكل |
| 3 | emvalekum | mallarınızı | أَمْوَالَكُمْ | مول |
| 4 | beynekum | aranızda | بَيْنَكُمْ | بين |
| 5 | bil-batili | batılla | بِالْبَاطِلِ | بطل |
| 6 | ve tudlu | ve sarkıtıp sunmayın | وَتُدْلُوا | دلو |
| 7 | biha | onu | بِهَا | - |
| 8 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 9 | l-hukkami | hükmedenlere | الْحُكَّامِ | حكم |
| 10 | lite'kulu | yemeniz için | لِتَأْكُلُوا | اكل |
| 11 | ferikan | bir fırkasını/kısmını | فَرِيقًا | فرق |
| 12 | min | مِنْ | - | |
| 13 | emvali | mallarından | أَمْوَالِ | مول |
| 14 | n-nasi | insanların | النَّاسِ | نوس |
| 15 | bil-ismi | günahla | بِالْإِثْمِ | اثم |
| 16 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 17 | tea'lemune | bilirsiniz (onu) | تَعْلَمُونَ | علم |
Notlar
Not 1: *Başkasının malına haksız yere çökmeyin. **Hüküm verme yetkisi olan kimselere rüşvet vermeyin.***Haksız yere insanların malına çöküp yemek günahtır.
Ayet 189
196|2|189|يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْأَهِلَّةِ قُلْ هِىَ مَوَٰقِيتُ لِلنَّاسِ وَٱلْحَجِّ وَلَيْسَ ٱلْبِرُّ بِأَن تَأْتُوا۟ ٱلْبُيُوتَ مِن ظُهُورِهَا وَلَٰكِنَّ ٱلْبِرَّ مَنِ ٱتَّقَىٰ وَأْتُوا۟ ٱلْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَٰبِهَا وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
196|2|189|يسلونك عن الاهله قل هي موقيت للناس والحج وليس البر بان تاتوا البيوت من ظهورها ولكن البر من اتقي واتوا البيوت من ابوبها واتقوا الله لعلكم تفلحون
189. Yes’elûneke anil ehilleh(ehilleti), kul hiye mevâkîtu lin nâsi vel hacc(haccı), ve leysel birru bi en te’tûl buyûte min zuhûrihâ ve lâkinnel birre menittekâ, ve’tûl buyûte min ebvâbihâ, vettekûllâhe leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Sual ederler/sorarlar sana hilallerden; de ki: "O belirlenmiş vakitlerdir insanlar için ve hac327 için; ve yoktur erdemlilik gelmenizde/varmanızda evlere arkalarından onun328*; velakin erdemlilik takvalı olmuş kimsedir; ve gelin/varın evlere kapılarından onun328*; ve takvalı21 olun Allah'a; belki sizler felaha326 kavuşursunuz.
Ahmed Samira: 189 They ask/question you about the crescents . Say: "It is appointed times to the people, and the pilgrimage , and the righteousness is not that you come to the houses/homes from its backs, and but the righteousness (is) who feared and obeyed (God), and came (to) the houses/homes from its doors/entrances. And fear and obey God, maybe you succeed/win."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yeseluneke | sual ederler sana | يَسْأَلُونَكَ | سال |
| 2 | ani | عَنِ | - | |
| 3 | l-ehilleti | hilallerden | الْأَهِلَّةِ | هلل |
| 4 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 5 | hiye | o | هِيَ | - |
| 6 | mevakitu | belirlenmiş vakitlerdir | مَوَاقِيتُ | وقت |
| 7 | linnasi | insanlar için | لِلنَّاسِ | نوس |
| 8 | velhacci | ve hac için | وَالْحَجِّ | حجج |
| 9 | veleyse | ve yoktur | وَلَيْسَ | ليس |
| 10 | l-birru | erdemlilik | الْبِرُّ | برر |
| 11 | bien | بِأَنْ | - | |
| 12 | te'tu | gelmenizde/varmanızda | تَأْتُوا | اتي |
| 13 | l-buyute | evlere | الْبُيُوتَ | بيت |
| 14 | min | مِنْ | - | |
| 15 | zuhuriha | arkalarından onun | ظُهُورِهَا | ظهر |
| 16 | velakinne | ve lakin/fakat | وَلَٰكِنَّ | - |
| 17 | l-birra | erdemlilik | الْبِرَّ | برر |
| 18 | meni | kimsedir | مَنِ | - |
| 19 | tteka | takvalı oldu | اتَّقَىٰ | وقي |
| 20 | ve'tu | ve gelin/varın | وَأْتُوا | اتي |
| 21 | l-buyute | evlere | الْبُيُوتَ | بيت |
| 22 | min | مِنْ | - | |
| 23 | ebvabiha | kapılarından onun | أَبْوَابِهَا | بوب |
| 24 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 25 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 26 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 27 | tuflihune | felaha kavuşursunuz | تُفْلِحُونَ | فلح |
Notlar
Not 1: *Evin.
Ayet 190
197|2|190|وَقَٰتِلُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ يُقَٰتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلْمُعْتَدِينَ
197|2|190|وقتلوا في سبيل الله الذين يقتلونكم ولا تعتدوا ان الله لا يحب المعتدين
190. Ve kâtilû fî sebîlillâhillezîne yukâtilûnekum ve lâ ta’tedû innallâhe lâ yuhıbbul mu’tedîn(mu’tedîne).
Ve katledin35 Allah yolunda331 kimseleri (ki) katlederler35 sizleri; ve sınırı aşmayın; doğrusu Allah sevmez sınırı aşanları.
Ahmed Samira: 190 And kill/fight in God’s way/sake those who kill/fight you , and do not transgress/violate , that God does not love/like the transgressors/violators .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve katilu | ve katledin | وَقَاتِلُوا | قتل |
| 2 | fi | فِي | - | |
| 3 | sebili | yolunda | سَبِيلِ | سبل |
| 4 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 5 | ellezine | kimseleri | الَّذِينَ | - |
| 6 | yukatilunekum | katlederler sizleri | يُقَاتِلُونَكُمْ | قتل |
| 7 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 8 | tea'tedu | sınırı aşmayın | تَعْتَدُوا | عدو |
| 9 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 10 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 11 | la | لَا | - | |
| 12 | yuhibbu | sevmez | يُحِبُّ | حبب |
| 13 | l-mua'tedine | sınırı aşanları | الْمُعْتَدِينَ | عدو |
Ayet 191
198|2|191|وَٱقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ وَٱلْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ ٱلْقَتْلِ وَلَا تُقَٰتِلُوهُمْ عِندَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ حَتَّىٰ يُقَٰتِلُوكُمْ فِيهِ فَإِن قَٰتَلُوكُمْ فَٱقْتُلُوهُمْ كَذَٰلِكَ جَزَآءُ ٱلْكَٰفِرِينَ
198|2|191|واقتلوهم حيث ثقفتموهم واخرجوهم من حيث اخرجوكم والفتنه اشد من القتل ولا تقتلوهم عند المسجد الحرام حتي يقتلوكم فيه فان قتلوكم فاقتلوهم كذلك جزا الكفرين
191. Vaktulûhum haysu sekıftumûhum ve ahricûhum min haysu ahracûkum vel fitnetu eşeddu minel katli, ve lâ tukâtilûhum indel mescidil harâmi hattâ yukâtilûkum fîh(fîhî), fe in kâtelûkum faktulûhum kezâlike cezâul kâfirîn(kâfirîne).
Ve katledin35 onları bulduğunuz yerde; ve çıkarın onları çıkardıkları yerden sizleri; ve fitne332 daha şiddetlidir katletmekten35; katletmeyin35 onları haram mescit158 yanında; ta ki katlederler35 sizleri orada; öyle ki eğer katlettiler35 sizleri öyle ki katledin35 onları; işte böyledir cezası/karşılığı kâfirlerin25.
Ahmed Samira: 191 And fight/kill them, where/when you defeated/caught up with them , and bring/drive them out from where/when they brought/drove you out, and the treason/misguidance (is) stronger (worse than) the fighting/killing, and do not fight/kill them at the Mosque the Forbidden/Sacred , until they fight/kill you in it, so if they fought/killed you, so fight/kill them, like that is the disbelievers’ reward/reimbursement .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vektuluhum | ve katledin onları | وَاقْتُلُوهُمْ | قتل |
| 2 | haysu | yerde | حَيْثُ | حيث |
| 3 | sekiftumuhum | buldunuz onları | ثَقِفْتُمُوهُمْ | ثقف |
| 4 | ve ehricuhum | ve çıkarın onları | وَأَخْرِجُوهُمْ | خرج |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | haysu | yerden | حَيْثُ | حيث |
| 7 | ehracukum | çıkardılar sizleri | أَخْرَجُوكُمْ | خرج |
| 8 | velfitnetu | ve fitne | وَالْفِتْنَةُ | فتن |
| 9 | eşeddu | daha şiddetlidir | أَشَدُّ | شدد |
| 10 | mine | مِنَ | - | |
| 11 | l-katli | katletmekten | الْقَتْلِ | قتل |
| 12 | ve la | وَلَا | - | |
| 13 | tukatiluhum | katletmeyin onları | تُقَاتِلُوهُمْ | قتل |
| 14 | inde | yanında | عِنْدَ | عند |
| 15 | l-mescidi | mescit | الْمَسْجِدِ | سجد |
| 16 | l-harami | haram | الْحَرَامِ | حرم |
| 17 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 18 | yukatilukum | katlederler sizleri | يُقَاتِلُوكُمْ | قتل |
| 19 | fihi | orada | فِيهِ | - |
| 20 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 21 | katelukum | katlettiler sizleri | قَاتَلُوكُمْ | قتل |
| 22 | fektuluhum | öyle ki katledin onları | فَاقْتُلُوهُمْ | قتل |
| 23 | kezalike | işte böyledir | كَذَٰلِكَ | - |
| 24 | ceza'u | cezası/karşılığı | جَزَاءُ | جزي |
| 25 | l-kafirine | kâfirlerin | الْكَافِرِينَ | كفر |
Ayet 192
199|2|192|فَإِنِ ٱنتَهَوْا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
199|2|192|فان انتهوا فان الله غفور رحيم
192. Fe inintehev fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve eğer geri dururlarsa/sonlandırırlarsa; öyle ki doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.
Ahmed Samira: 192 So if they ended/stopped , so that God (is) forgiving, most merciful .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | feini | ve eğer | فَإِنِ | - |
| 2 | ntehev | geri dururlarsa/sonlandırırlarsa | انْتَهَوْا | نهي |
| 3 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 4 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 5 | gafurun | Gafûr’dur | غَفُورٌ | غفر |
| 6 | rahimun | Rahîm’dir | رَحِيمٌ | رحم |
Ayet 193
200|2|193|وَقَٰتِلُوهُمْ حَتَّىٰ لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ ٱلدِّينُ لِلَّهِ فَإِنِ ٱنتَهَوْا۟ فَلَا عُدْوَٰنَ إِلَّا عَلَى ٱلظَّٰلِمِينَ
200|2|193|وقتلوهم حتي لا تكون فتنه ويكون الدين لله فان انتهوا فلا عدون الا علي الظلمين
193. Ve kâtilûhum hattâ lâ tekûne fitnetun ve yekûned dînu lillâh(lillâhi), fe inintehev fe lâ udvâne illâ alez zâlimîn(zâlimîne).
Ve katledin35 onları; ta ki olmaz bir fitne332; ve olur din122 Allah'ın; öyle ki eğer geri dururlarsa/son verirlerse; öyle ki olmaz düşmanlık; dışındadır* zalimler üzerine (olan)334.
Ahmed Samira: 193 And fight/kill them until (there) be no betrayal/misguidance , and the religion be to God, so if they ended/stopped , so no transgression/violation , except on the unjust/oppressive.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kâtilûhum | ve katledin onları | وَقَاتِلُوهُمْ | قتل |
| 2 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 3 | la | لَا | - | |
| 4 | tekune | olmaz | تَكُونَ | كون |
| 5 | fitnetun | bir fitne | فِتْنَةٌ | فتن |
| 6 | ve yekune | ve olur | وَيَكُونَ | كون |
| 7 | d-dinu | din | الدِّينُ | دين |
| 8 | lillahi | Allah'ın | لِلَّهِ | - |
| 9 | feini | öyle ki eğer | فَإِنِ | - |
| 10 | ntehev | geri dururlarsa/son verirlerse | انْتَهَوْا | نهي |
| 11 | fela | öyle ki olmaz | فَلَا | - |
| 12 | udvane | düşmanlık | عُدْوَانَ | عدو |
| 13 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 14 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 15 | z-zalimine | zalimler | الظَّالِمِينَ | ظلم |
Notlar
Not 1: *Zalimlere karşı her daim düşmanlık yapılır.
Ayet 194
201|2|194|ٱلشَّهْرُ ٱلْحَرَامُ بِٱلشَّهْرِ ٱلْحَرَامِ وَٱلْحُرُمَٰتُ قِصَاصٌ فَمَنِ ٱعْتَدَىٰ عَلَيْكُمْ فَٱعْتَدُوا۟ عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا ٱعْتَدَىٰ عَلَيْكُمْ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلْمُتَّقِينَ
201|2|194|الشهر الحرام بالشهر الحرام والحرمت قصاص فمن اعتدي عليكم فاعتدوا عليه بمثل ما اعتدي عليكم واتقوا الله واعلموا ان الله مع المتقين
194. Eş şehrul harâmu biş şehril harâmi vel hurumâtu kısâs(kısâsun), fe meni’tedâ aleykum fa’tedû aleyhi bi misli ma’tedâ aleykum, vettekûllâhe va’lemû ennellâhe meal muttekîn(muttekîne).
Haram ay34 haram ayladır34; ve hürmetler kısaslıdır/karşılıklıdır335; öyle ki, kim sınırı aştı sizlere; öyle ki sınırı aşın ona; sınırı aştığı misliyle870 sizlere; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki Allah beraberdir takva21 sahipleriyle.
Ahmed Samira: 194 The month, the forbidden/respected/sacred, with the month, the forbidden/respected/sacred, and the God’s ordered prohibitions (are) equal revenge , so who transgressed/violated on you, so transgress/violate (revenge) on him with similar/equal (to) what he transgressed on you, and fear and obey God and know that God (is) with the fearing and obeying.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | eş-şehru | ay | الشَّهْرُ | شهر |
| 2 | l-haramu | haram | الْحَرَامُ | حرم |
| 3 | biş-şehri | ayladır | بِالشَّهْرِ | شهر |
| 4 | l-harami | haram | الْحَرَامِ | حرم |
| 5 | velhurumatu | ve hürmetler | وَالْحُرُمَاتُ | حرم |
| 6 | kisasun | kısaslıdır | قِصَاصٌ | قصص |
| 7 | femeni | öyle ki kim | فَمَنِ | - |
| 8 | a'teda | sınırı aştı sizlere | اعْتَدَىٰ | عدو |
| 9 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 10 | fea'tedu | öyle ki sınırı aşın | فَاعْتَدُوا | عدو |
| 11 | aleyhi | ona | عَلَيْهِ | - |
| 12 | bimisli | misliyle | بِمِثْلِ | مثل |
| 13 | ma | مَا | - | |
| 14 | a'teda | sınırı aştığı | اعْتَدَىٰ | عدو |
| 15 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 16 | vetteku | takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 17 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 18 | vea'lemu | ve bilin | وَاعْلَمُوا | علم |
| 19 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 20 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 21 | mea | beraberdir | مَعَ | - |
| 22 | l-muttekine | muttakilerle | الْمُتَّقِينَ | وقي |
Ayet 195
202|2|195|وَأَنفِقُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا تُلْقُوا۟ بِأَيْدِيكُمْ إِلَى ٱلتَّهْلُكَةِ وَأَحْسِنُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ
202|2|195|وانفقوا في سبيل الله ولا تلقوا بايديكم الي التهلكه واحسنوا ان الله يحب المحسنين
195. Ve enfikû fî sebîlillâhi ve lâ tulkû bi eydîkum ilet tehluketi, ve ahsinû, innallâhe yuhıbbul muhsinîn(muhsinîne).
Ve infak6 edin Allah yolunda336; ve atmayın (kendinizi) ellerinizle tehlikeye doğru*; ve iyilik/güzellik yapın**; doğrusu Allah sever iyilik/güzellik yapanları.
Ahmed Samira: 195 And spend in God’s way/sake and do not throw with your hands to the destruction , and do good, that God loves/likes the good doers.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve enfiku | ve infak edin | وَأَنْفِقُوا | نفق |
| 2 | fi | فِي | - | |
| 3 | sebili | yolunda | سَبِيلِ | سبل |
| 4 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 5 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 6 | tulku | atmayın | تُلْقُوا | لقي |
| 7 | bieydikum | ellerinizle | بِأَيْدِيكُمْ | يدي |
| 8 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 9 | t-tehluketi | tehlikeye | التَّهْلُكَةِ | هلك |
| 10 | ve ehsinu | ve iyilik/güzellik yapın | وَأَحْسِنُوا | حسن |
| 11 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 12 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 13 | yuhibbu | sever | يُحِبُّ | حبب |
| 14 | l-muhsinine | iyilik/güzellik yapanları | الْمُحْسِنِينَ | حسن |
Notlar
Not 1: *Göre göre tehlikeye doğru ilerlemek tek tanrıcı inancına uygun değildir. Tek tanrıcılar tehlikelere karşı tedbirli olur.**Tek tanrıcılar iyilik/güzellik yapar. Bulundukları her yerde ve zamanda iyiliği ve güzelliği hakim kılarlar. Yüce Allah'ın da kendilerini sevdiğini tüm kalpleriyle hissederler. İyilik/güzellik yapanlara Yüce Allah iyilikle/güzellikle cevap verir; karşılık verir.
Ayet 196
203|2|196|وَأَتِمُّوا۟ ٱلْحَجَّ وَٱلْعُمْرَةَ لِلَّهِ فَإِنْ أُحْصِرْتُمْ فَمَا ٱسْتَيْسَرَ مِنَ ٱلْهَدْىِ وَلَا تَحْلِقُوا۟ رُءُوسَكُمْ حَتَّىٰ يَبْلُغَ ٱلْهَدْىُ مَحِلَّهُۥ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضًا أَوْ بِهِۦٓ أَذًى مِّن رَّأْسِهِۦ فَفِدْيَةٌ مِّن صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ فَإِذَآ أَمِنتُمْ فَمَن تَمَتَّعَ بِٱلْعُمْرَةِ إِلَى ٱلْحَجِّ فَمَا ٱسْتَيْسَرَ مِنَ ٱلْهَدْىِ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَٰثَةِ أَيَّامٍ فِى ٱلْحَجِّ وَسَبْعَةٍ إِذَا رَجَعْتُمْ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌ ذَٰلِكَ لِمَن لَّمْ يَكُنْ أَهْلُهُۥ حَاضِرِى ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ
203|2|196|واتموا الحج والعمره لله فان احصرتم فما استيسر من الهدي ولا تحلقوا روسكم حتي يبلغ الهدي محله فمن كان منكم مريضا او به اذي من راسه ففديه من صيام او صدقه او نسك فاذا امنتم فمن تمتع بالعمره الي الحج فما استيسر من الهدي فمن لم يجد فصيام ثلثه ايام في الحج وسبعه اذا رجعتم تلك عشره كامله ذلك لمن لم يكن اهله حاضري المسجد الحرام واتقوا الله واعلموا ان الله شديد العقاب
196. Ve etimmûl hacce vel umrete lillâh(lillâhi), fe in uhsirtum fe mesteysera minel hedyi ve lâ tahlikû ruûsekum hattâ yeblugal hedyu mahilleh(mahillehu), fe men kâne minkum marîdan ev bihî ezen min ra’sihî fe fidyetun min sıyâmin ev sadakatin ev nusuk(nusukin) fe izâ emintum, fe men temettea bil umreti ilel haccı fe mesteysera minel hedyi, fe men lem yecid fe sıyâmu selâseti eyyâmin fîl haccı ve seb’atin izâ reca’tum tilke aşaratun kâmileh(kâmiletun), zâlike li men lem yekun ehluhu hâdırıl mescidil harâm(harâmi), vettekûllâhe va’lemû ennellâhe şedîdul ikâb(ikâbi).
Ve tamamlayın haccı327 ve umreyi337 Allah için; öyle ki eğer kısıtlanırsanız o durumda kolayınıza gelenidir* hediyeden338; tıraş etmeyin başlarınızı339; ta ki ulaşır hediye338 kendi mahalline/yerine; öyle ki kim oldu sizlerden bir hasta ya da (oldu) onda (kimsede) başından bir rahatsızlık341; öyle ki (vardır) bir fidye siyamdan/oruçtan322 ya da sadakadan342** ya da nusuktan169; öyle ki emin olduğunuz zaman öyle ki kim metalandı/faydalandı umreyle doğru/kadar hacca; öyle ki (vardır) kolayına geldiği* hediyeden338; öyle ki kim asla bulamaz (hediye)340 öyle ki (vardır) bir siyam/oruç üç gün hacta; ve (vardır) yedi döndüğünüz zaman; işte şu (ki) ondur tamamı340; işte bu***; kimseleredir (ki) asla olmaz ahalisi onun hazır (da) haram mescitte; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin; doğrusu Allah şiddetlidir akabinde.
Ahmed Samira: 196 And complete the pilgrimage and the visiting of God’s House in other than the four forbidden sacred months to God, so if you were restricted/surrounded , so what became easy/possible , from the offerings , and do not shave your heads until the offering reaches its place/destination, so who was from you sick/diseased, or with him mild harm from his head so a ransom/redemption from fasting , or charity, or rituals or methods of worship/offerings , so if you became safe/secure, so who enjoyed with the visiting of God’s House in other than the four forbidden/sacred months, to the pilgrimage, so what became easy/possible from the offering, so who does not find, so fasting three days in the pilgrimage, and seven(days) if you returned, that is ten complete (days), that (is) to whom his family was not present/attending, (at) the Mosque the Forbidden/Sacred, and fear and obey God, and know that God (is) strong (severe in) the punishment.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve etimmu | ve tamamlayın | وَأَتِمُّوا | تمم |
| 2 | l-hacce | haccı | الْحَجَّ | حجج |
| 3 | vel'umrate | ve umreyi | وَالْعُمْرَةَ | عمر |
| 4 | lillahi | Allah için | لِلَّهِ | - |
| 5 | fe in | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 6 | uhsirtum | kısıtlanırsanız | أُحْصِرْتُمْ | حصر |
| 7 | fema | öyle ki | فَمَا | - |
| 8 | steysera | kolayınıza gelenidir | اسْتَيْسَرَ | يسر |
| 9 | mine | مِنَ | - | |
| 10 | l-hedyi | hediyeden | الْهَدْيِ | هدي |
| 11 | ve la | وَلَا | - | |
| 12 | tehliku | tıraş etmeyin | تَحْلِقُوا | حلق |
| 13 | ru'usekum | başlarınızı | رُءُوسَكُمْ | راس |
| 14 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 15 | yebluga | ulaşırsınız | يَبْلُغَ | بلغ |
| 16 | l-hedyu | hediye | الْهَدْيُ | هدي |
| 17 | mehillehu | mahalline/yerine onun (hediyenin) | مَحِلَّهُ | حلل |
| 18 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 19 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 20 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 21 | meridan | bir hasta | مَرِيضًا | مرض |
| 22 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 23 | bihi | onda | بِهِ | - |
| 24 | ezen | bir eziyet/rahatsızlık/hasar/ağrı | أَذًى | اذي |
| 25 | min | مِنْ | - | |
| 26 | ra'sihi | başından onun | رَأْسِهِ | راس |
| 27 | fefidyetun | öyle ki bir fidye | فَفِدْيَةٌ | فدي |
| 28 | min | مِنْ | - | |
| 29 | siyamin | siyamdan/oruçtan | صِيَامٍ | صوم |
| 30 | ev | veya | أَوْ | - |
| 31 | sadekatin | sadakadadan | صَدَقَةٍ | صدق |
| 32 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 33 | nusukin | nusuktan | نُسُكٍ | نسك |
| 34 | feiza | öyle ki zaman | فَإِذَا | - |
| 35 | emintum | emin oldunuz | أَمِنْتُمْ | امن |
| 36 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 37 | temettea | metalanır/faydalanır | تَمَتَّعَ | متع |
| 38 | bil-umrati | umreyle | بِالْعُمْرَةِ | عمر |
| 39 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 40 | l-hacci | hacca | الْحَجِّ | حجج |
| 41 | fema | öyle ki | فَمَا | - |
| 42 | steysera | kolayına gelenidir | اسْتَيْسَرَ | يسر |
| 43 | mine | مِنَ | - | |
| 44 | l-hedyi | hediyeden | الْهَدْيِ | هدي |
| 45 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 46 | lem | asla | لَمْ | - |
| 47 | yecid | bulamaz | يَجِدْ | وجد |
| 48 | fesiyamu | öyle ki siyam/oruç tutar | فَصِيَامُ | صوم |
| 49 | selaseti | üç | ثَلَاثَةِ | ثلث |
| 50 | eyyamin | gün | أَيَّامٍ | يوم |
| 51 | fi | فِي | - | |
| 52 | l-hacci | hacta | الْحَجِّ | حجج |
| 53 | ve seb'atin | ve yedidir | وَسَبْعَةٍ | سبع |
| 54 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 55 | racea'tum | döndüğünüz | رَجَعْتُمْ | رجع |
| 56 | tilke | işte şu | تِلْكَ | - |
| 57 | aşeratun | ondur | عَشَرَةٌ | عشر |
| 58 | kamiletun | tamamı | كَامِلَةٌ | كمل |
| 59 | zalike | işte bu | ذَٰلِكَ | - |
| 60 | limen | kimseleredir | لِمَنْ | - |
| 61 | lem | asla | لَمْ | - |
| 62 | yekun | olmaz | يَكُنْ | كون |
| 63 | ehluhu | ahalisi onun | أَهْلُهُ | اهل |
| 64 | hadiri | hazır | حَاضِرِي | حضر |
| 65 | l-mescidi | mescitte | الْمَسْجِدِ | سجد |
| 66 | l-harami | haram | الْحَرَامِ | حرم |
| 67 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 68 | llahe | Allah'tan | اللَّهَ | - |
| 69 | vea'lemu | ve bilin | وَاعْلَمُوا | علم |
| 70 | enne | doğrusu | أَنَّ | - |
| 71 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 72 | şedidu | şiddetlidir | شَدِيدُ | شدد |
| 73 | l-ikabi | akabinde/arkasında | الْعِقَابِ | عقب |
Notlar
Not 1: *Gücünüzün yettiğidir.**Tip 3 sadaka.***Ayette işaret edilenler haram mescitte oturmayan, kendisinin bakımını sağlayacak olan hazırda akrabaları veya tanıdıkları olmayan kimseler içindir.
Ayet 197
204|2|197|ٱلْحَجُّ أَشْهُرٌ مَّعْلُومَٰتٌ فَمَن فَرَضَ فِيهِنَّ ٱلْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِى ٱلْحَجِّ وَمَا تَفْعَلُوا۟ مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ ٱللَّهُ وَتَزَوَّدُوا۟ فَإِنَّ خَيْرَ ٱلزَّادِ ٱلتَّقْوَىٰ وَٱتَّقُونِ يَٰٓأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ
204|2|197|الحج اشهر معلومت فمن فرض فيهن الحج فلا رفث ولا فسوق ولا جدال في الحج وما تفعلوا من خير يعلمه الله وتزودوا فان خير الزاد التقوي واتقون ياولي الالبب
197. El haccu eşhurun ma’lûmât(ma’lûmâtun), fe men farada fîhinnel hacca fe lâ refese ve lâ fusûka ve lâ cidâle fîl hacc(haccı), ve mâ tef’alû min hayrın ya’lemhullâh(ya’lemhullâhu), ve tezevvedû fe inne hayraz zâdit takvâ, vettekûni yâ ulîl elbâb(elbâbi).
Hac327 malum343 aylardır*; öyle ki kim farz497 kıldı onlarda (aylarda) haccı327; öyle ki yoktur cinsellik içeren davranışlar; ve yoktur fasıklık38; ve yoktur dalaşma hacta; ve yaptığınızı hayırdan/iyilikten bilir onu Allah; ve ikbal/tedarik/erzak edinin**; öyle ki doğrusu hayırlısı ikbalin/tedarikin/erzakın takvadır21; ve takvalı21 olun bana ey elbab/mantık sahipleri!
Ahmed Samira: 197 The pilgrimage (are in) known months, so who made the pilgrimage a the duty/specified on himself in them (the four known months), so no obscenity/indecency (intercourse) , and no debauchery , and no arguing/disputing in the pilgrimage, and what you make/do from goodness/generosity , God knows (of) it, and be provided (prepared), so that (the) provision’s best (is) the fear and obedience, and fear and obey Me, you (owners) of the pure minds/hearts .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | el-haccu | Hac | الْحَجُّ | حجج |
| 2 | eşhurun | aylardır | أَشْهُرٌ | شهر |
| 3 | mea'lumatun | malum | مَعْلُومَاتٌ | علم |
| 4 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 5 | ferade | farz kıldı | فَرَضَ | فرض |
| 6 | fihinne | onlarda | فِيهِنَّ | - |
| 7 | l-hacce | haccı | الْحَجَّ | حجج |
| 8 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 9 | rafese | cinsellik içeren davranışlar | رَفَثَ | رفث |
| 10 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 11 | fusuka | fasıklık | فُسُوقَ | فسق |
| 12 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 13 | cidale | dalaşma | جِدَالَ | جدل |
| 14 | fi | فِي | - | |
| 15 | l-hacci | hacda | الْحَجِّ | حجج |
| 16 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 17 | tef'alu | yaptığınızı | تَفْعَلُوا | فعل |
| 18 | min | مِنْ | - | |
| 19 | hayrin | hayırdan/iyilikten | خَيْرٍ | خير |
| 20 | yea'lemhu | bilir onu | يَعْلَمْهُ | علم |
| 21 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 22 | ve tezevve du | ve ikbal/tedarik/erzak edinin | وَتَزَوَّدُوا | زود |
| 23 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 24 | hayra | hayırlısı | خَيْرَ | خير |
| 25 | z-zadi | ikbalin/tedariğin/erzağın | الزَّادِ | زود |
| 26 | t-tekva | takvadır | التَّقْوَىٰ | وقي |
| 27 | vettekuni | ve takvalı olun bana | وَاتَّقُونِ | وقي |
| 28 | ya uli | ey sahipleri | يَا أُولِي | اول |
| 29 | l-elbabi | elbab/mantık | الْأَلْبَابِ | لبب |
Notlar
Not 1: *Arapça gramer gereği çoğul 3 ve üzerinde başlar. **Aylar boyunca sürecek olan hac için gerekli erzak hazır edilmelidir.
Ayet 198
205|2|198|لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَبْتَغُوا۟ فَضْلًا مِّن رَّبِّكُمْ فَإِذَآ أَفَضْتُم مِّنْ عَرَفَٰتٍ فَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ عِندَ ٱلْمَشْعَرِ ٱلْحَرَامِ وَٱذْكُرُوهُ كَمَا هَدَىٰكُمْ وَإِن كُنتُم مِّن قَبْلِهِۦ لَمِنَ ٱلضَّآلِّينَ
205|2|198|ليس عليكم جناح ان تبتغوا فضلا من ربكم فاذا افضتم من عرفت فاذكروا الله عند المشعر الحرام واذكروه كما هديكم وان كنتم من قبله لمن الضالين
198. Leyse aleykum cunâhun en tebtegû fadlan min rabbikum fe izâ efadtum min arafâtin fezkurûllâhe indel meş’aril harâm(harâmi), vezkurûhu kemâ hedâkum, ve in kuntum min kablihî le mined dâllîn(dâllîne).
Yoktur üzerinize bir günah ki aranırsınız/bakınırsınız bir fazilet/üstünlük Rabbinizden4; öyle ki taşıp aktığınız* zaman arafattan345; öyle ki zikredin Allah'ı haram meş'ar344 yanında; ve zikredin O’nu (Allah'ı) doğru yola kılavuzladığı gibi sizleri; ve eğer olmuşsanız öncesinde onun mutlak dalalet128 içinde olanlardan.
Ahmed Samira: 198 No offense/guilt/sin (is) on you that you desire grace/favour from your Lord, so if you flowed/spread from Arafat (a mountain), so mention/remember God at the Forbidden/Sacred Place of Worship , and mention/remember Him as He guided you, and that truly you were from before Him from (E) the misguided.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | leyse | yoktur | لَيْسَ | ليس |
| 2 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 3 | cunahun | bir günah | جُنَاحٌ | جنح |
| 4 | en | ki | أَنْ | - |
| 5 | tebtegu | ararsınız/bakınırsınız | تَبْتَغُوا | بغي |
| 6 | fedlen | bir fazl/üstünlük | فَضْلًا | فضل |
| 7 | min | مِنْ | - | |
| 8 | rabbikum | Rabbinizden | رَبِّكُمْ | ربب |
| 9 | fe iza | öyle ki zaman | فَإِذَا | - |
| 10 | efedtum | taşıp aktığınız | أَفَضْتُمْ | فيض |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | arafatin | arafattan | عَرَفَاتٍ | - |
| 13 | fezkuru | öyle ki zikredin | فَاذْكُرُوا | ذكر |
| 14 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 15 | inde | yanında | عِنْدَ | عند |
| 16 | l-meş'ari | Meş'ar-i | الْمَشْعَرِ | شعر |
| 17 | l-harami | Haram | الْحَرَامِ | حرم |
| 18 | vezkuruhu | ve zikredin O’nu | وَاذْكُرُوهُ | ذكر |
| 19 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 20 | hedakum | doğru yola kılavuzladığı gibi sizleri | هَدَاكُمْ | هدي |
| 21 | vein | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 22 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 23 | min | مِنْ | - | |
| 24 | kablihi | öncesinde onun | قَبْلِهِ | قبل |
| 25 | lemine | mutlak | لَمِنَ | - |
| 26 | d-dalline | dalalet içinde olanlardan | الضَّالِّينَ | ضلل |
Notlar
Not 1: *Çok sayıda insanın bir yerden bir yere doğru birlikte akın ettiğini anlarız.
Ayet 199
206|2|199|ثُمَّ أَفِيضُوا۟ مِنْ حَيْثُ أَفَاضَ ٱلنَّاسُ وَٱسْتَغْفِرُوا۟ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
206|2|199|ثم افيضوا من حيث افاض الناس واستغفروا الله ان الله غفور رحيم
199. Summe efîdû min haysu efâdan nâsu vestagfirûllâh(vestagfirûllâhe), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Sonra taşıp akın taşıp aktığı yerden insanların; ve istiğfar346 edin Allah'a; doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.
Ahmed Samira: 199 Then flow/spread from where/when the people flowed/spread , and ask for God’s forgiveness, that God (is) forgiving, most merciful .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 2 | efidu | taşıp akın | أَفِيضُوا | فيض |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | haysu | yerden | حَيْثُ | حيث |
| 5 | efade | taşıp aktığı | أَفَاضَ | فيض |
| 6 | n-nasu | insanların | النَّاسُ | نوس |
| 7 | vestegfiru | ve istiğfar edin | وَاسْتَغْفِرُوا | غفر |
| 8 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 9 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 10 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 11 | gafurun | Gafûr’dur | غَفُورٌ | غفر |
| 12 | rahimun | Rahîm’dir | رَحِيمٌ | رحم |
Ayet 200
207|2|200|فَإِذَا قَضَيْتُم مَّنَٰسِكَكُمْ فَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ كَذِكْرِكُمْ ءَابَآءَكُمْ أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًا فَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِى ٱلدُّنْيَا وَمَا لَهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ مِنْ خَلَٰقٍ
207|2|200|فاذا قضيتم منسككم فاذكروا الله كذكركم اباكم او اشد ذكرا فمن الناس من يقول ربنا اتنا في الدنيا وما له في الاخره من خلق
200. Fe izâ kadaytum menâsikekum fezkurûllâhe ke zikrikum âbâekum ev eşedde zikrâ(zikren), fe minen nâsi men yekûlu rabbenâ âtinâ fîd dunyâ ve mâ lehu fîl ahirati min halâk(halâkın).
Öyle ki tamamladığınız zaman nusuklarınızı169; öyle ki zikredin/anın Allah'ı zikretmeniz/anmanız gibi atalarınızı; ya da daha şiddetli bir zikir/anma; öyle ki insanlardan kimi der: "Rabbimiz!4 Ver bizlere dünyada”; ve yoktur ona ahirette hiçbir nasip/pay.
Ahmed Samira: 200 So if you accomplished/carried out your rituals or methods worship , so mention/remember God as you mention/remember your fathers or stronger remembrance, so from the people who say: "Our Lord, give us in the present world." And for him (there is) no share of blessing/fortune in the end (other life).
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | feiza | öyle ki zaman | فَإِذَا | - |
| 2 | kadeytum | bitirdiğiniz | قَضَيْتُمْ | قضي |
| 3 | menasikekum | nusuklarınızı | مَنَاسِكَكُمْ | نسك |
| 4 | fezkuru | öyle ki zikredin/anın | فَاذْكُرُوا | ذكر |
| 5 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 6 | kezikrikum | zikretmeniz/andımanız gibi | كَذِكْرِكُمْ | ذكر |
| 7 | aba'ekum | atalarınızı | ابَاءَكُمْ | ابو |
| 8 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 9 | eşedde | en şiddetli | أَشَدَّ | شدد |
| 10 | zikran | bir zikir/anma | ذِكْرًا | ذكر |
| 11 | fe mine | öyle ki | فَمِنَ | - |
| 12 | n-nasi | insanlardan | النَّاسِ | نوس |
| 13 | men | kim | مَنْ | - |
| 14 | yekulu | der | يَقُولُ | قول |
| 15 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 16 | atina | ver bizlere | اتِنَا | اتي |
| 17 | fi | فِي | - | |
| 18 | d-dunya | dünyada | الدُّنْيَا | دنو |
| 19 | ve ma | ve yoktur | وَمَا | - |
| 20 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 21 | fi | فِي | - | |
| 22 | l-ahirati | ahirette | الْاخِرَةِ | اخر |
| 23 | min | hiçbir | مِنْ | - |
| 24 | halakin | nasib/pay | خَلَاقٍ | خلق |
Ayet 201
208|2|201|وَمِنْهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِى ٱلدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى ٱلْءَاخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ
208|2|201|ومنهم من يقول ربنا اتنا في الدنيا حسنه وفي الاخره حسنه وقنا عذاب النار
201. Ve minhum men yekûlu rabbenâ âtinâ fîd dunyâ haseneten ve fîl âhirati haseneten ve kınâ azâben nâr(nâri).
Ve onlardan kimi der: "Rabbimiz!4 Ver bizlere dünyada bir güzellik/iyilik; ahirette (de) bir güzellik/iyilik; ve sakınmış kıl bizleri ateş azabına.
Ahmed Samira: 201 And from them who say: "Our Lord, give us in the present world a goodness , and in the end (other life) a goodness , and protect us/make us avoid the fire’s torture."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve minhum | ve onlardan | وَمِنْهُمْ | - |
| 2 | men | kimi | مَنْ | - |
| 3 | yekulu | der | يَقُولُ | قول |
| 4 | rabbena | Rabbimiz’ | رَبَّنَا | ربب |
| 5 | atina | ver bizlere | اتِنَا | اتي |
| 6 | fi | فِي | - | |
| 7 | d-dunya | dünyada | الدُّنْيَا | دنو |
| 8 | haseneten | bir güzellik/iyilik | حَسَنَةً | حسن |
| 9 | ve fi | وَفِي | - | |
| 10 | l-ahirati | ahirette | الْاخِرَةِ | اخر |
| 11 | haseneten | bir güzellik/iyilik | حَسَنَةً | حسن |
| 12 | ve kina | ve sakınmış kıl bizleri | وَقِنَا | وقي |
| 13 | azabe | azabına | عَذَابَ | عذب |
| 14 | n-nari | ateş | النَّارِ | نور |
Ayet 202
209|2|202|أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ نَصِيبٌ مِّمَّا كَسَبُوا۟ وَٱللَّهُ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ
209|2|202|اوليك لهم نصيب مما كسبوا والله سريع الحساب
202. Ulâike lehum nasîbun mimmâ kesebû vallâhu serîul hısâb(hısâbi).
İşte bunlar; onlaradır bir nasip/pay kazandıklarından; ve Allah seridir/çabuktur hesapta*.
Ahmed Samira: 202 Those, for them (is) a share/fortune from what they gathered/acquired, and God (is) quick/speedy (in) the counting/calculating.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 2 | lehum | onlaradır | لَهُمْ | - |
| 3 | nesibun | bir nasip/pay | نَصِيبٌ | نصب |
| 4 | mimma | مِمَّا | - | |
| 5 | kesebu | kazandıklarından | كَسَبُوا | كسب |
| 6 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 7 | seriu | seridir | سَرِيعُ | سرع |
| 8 | l-hisabi | hesapta | الْحِسَابِ | حسب |
Notlar
Not 1: *Hesap görme, hesaplaşma.
Ayet 203
210|2|203|وَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ فِىٓ أَيَّامٍ مَّعْدُودَٰتٍ فَمَن تَعَجَّلَ فِى يَوْمَيْنِ فَلَآ إِثْمَ عَلَيْهِ وَمَن تَأَخَّرَ فَلَآ إِثْمَ عَلَيْهِ لِمَنِ ٱتَّقَىٰ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّكُمْ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
210|2|203|واذكروا الله في ايام معدودت فمن تعجل في يومين فلا اثم عليه ومن تاخر فلا اثم عليه لمن اتقي واتقوا الله واعلموا انكم اليه تحشرون
203. Vezkurûllâhe fî eyyâmin ma’dûdât(ma’dûdâtin), fe men teaccele fî yevmeyni fe lâ isme aleyh(aleyhi), ve men teahhara fe lâ isme aleyhi, li menittekâ vettekûllâhe va’lemû ennekum ileyhi tuhşerûn(tuhşerûne).
Ve zikredin/hatırlayın78 Allah'ı sayılı/adetli* günlerde; öyle ki kim acele etti iki gündedir; öyle ki yoktur günah onun üzerine; ve kim tehir etti/geriye bıraktı; öyle ki yoktur günah ona (da); takvalı21 olmuş kimse için; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki sizler O'na (Allah'a) haşredilirsiniz556.
Ahmed Samira: 203 And mention/remember God in counted/numbered days/times, so who hurried in two days, so no sin/crime on him, and who delayed , so no sin/crime on him, for who feared and obeyed God, and fear and obey God and know that you are to Him are being gathered.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vezkuru | ve zikredin/hatırlayın | وَاذْكُرُوا | ذكر |
| 2 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | eyyamin | günlerde | أَيَّامٍ | يوم |
| 5 | mea'dudatin | sayılı/adetli | مَعْدُودَاتٍ | عدد |
| 6 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 7 | teaccele | acele etti | تَعَجَّلَ | عجل |
| 8 | fi | فِي | - | |
| 9 | yevmeyni | iki günde | يَوْمَيْنِ | يوم |
| 10 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 11 | isme | günah | إِثْمَ | اثم |
| 12 | aleyhi | üzerine onun | عَلَيْهِ | - |
| 13 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 14 | teehhara | tehir etti/geriye bıraktı | تَأَخَّرَ | اخر |
| 15 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 16 | isme | günah | إِثْمَ | اثم |
| 17 | aleyhi | ona | عَلَيْهِ | - |
| 18 | limeni | kimse için | لِمَنِ | - |
| 19 | tteka | takvalı olmuş | اتَّقَىٰ | وقي |
| 20 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 21 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 22 | vea'lemu | ve bilin | وَاعْلَمُوا | علم |
| 23 | ennekum | ki sizler | أَنَّكُمْ | - |
| 24 | ileyhi | O'na | إِلَيْهِ | - |
| 25 | tuhşerune | haşredilirsiniz | تُحْشَرُونَ | حشر |
Notlar
Not 1: *En az 3 gün. Sayısı/adeti belirlenmiş.
Ayet 204
211|2|204|وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُعْجِبُكَ قَوْلُهُۥ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَيُشْهِدُ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا فِى قَلْبِهِۦ وَهُوَ أَلَدُّ ٱلْخِصَامِ
211|2|204|ومن الناس من يعجبك قوله في الحيوه الدنيا ويشهد الله علي ما في قلبه وهو الد الخصام
204. Ve minen nâsi men yu’cibuke kavluhu fîl hayâtid dunyâ ve yuşhidullâhe alâ mâ fî kalbihî, ve huve eleddul hısâm(hısâmi).
Ve insanlardan kiminin349 söylemi acayip (etkiler) seni dünya hayatında; ve tanık/şahit eder Allah'ı kalbindekine karşı; ve o en gaddar* hasımdır**.
Ahmed Samira: 204 And from the people, whom his saying pleases/marvels you in the life the present/the worldly life, and he makes God (a) witness on what is in his heart/mind , and he is (the) harshest/most violent disputer (in) the dispute/controversy .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve mine | ve | وَمِنَ | - |
| 2 | n-nasi | insanlardan | النَّاسِ | نوس |
| 3 | men | kimi | مَنْ | - |
| 4 | yua'cibuke | acayip (etkiler) seni | يُعْجِبُكَ | عجب |
| 5 | kavluhu | söylemi onun | قَوْلُهُ | قول |
| 6 | fi | فِي | - | |
| 7 | l-hayati | hayatında | الْحَيَاةِ | حيي |
| 8 | d-dunya | dünya | الدُّنْيَا | دنو |
| 9 | ve yuşhidu | ve tanık/şahit eder | وَيُشْهِدُ | شهد |
| 10 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 11 | ala | karşı | عَلَىٰ | - |
| 12 | ma | مَا | - | |
| 13 | fi | فِي | - | |
| 14 | kalbihi | kalbindekine | قَلْبِهِ | قلب |
| 15 | ve huve | ve o | وَهُوَ | - |
| 16 | eleddu | en gaddar | أَلَدُّ | لدد |
| 17 | l-hisami | hasımdır | الْخِصَامِ | خصم |
Notlar
Not 1: *En acımasız, en azılı.**Düşman.
Ayet 205
212|2|205|وَإِذَا تَوَلَّىٰ سَعَىٰ فِى ٱلْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ ٱلْحَرْثَ وَٱلنَّسْلَ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلْفَسَادَ
212|2|205|واذا تولي سعي في الارض ليفسد فيها ويهلك الحرث والنسل والله لا يحب الفساد
205. Ve izâ tevellâ seâ fîl ardı li yufside fîhâ ve yuhlikel harse ven nesl(nesle), vallâhu lâ yuhıbbul fesâd(fesâda).
Ve döndüğü zaman başı çeker/çabalar yerde/yeryüzünde; fesat çıkarmak265 için orada (yerde); ve helak348 eder ekini ve nesli349; ve Allah sevmez fesadı265.
Ahmed Samira: 205 And if he turned away he strived/hastened in the earth/Planet Earth to corrupt/disorder in it, and destroys the agricultural land/plants and the off spring/descendants , and God does not love/like the corruption .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | tevella | döndüğü | تَوَلَّىٰ | ولي |
| 3 | seaa | başı çeker/çabalar | سَعَىٰ | سعي |
| 4 | fi | فِي | - | |
| 5 | l-erdi | yerde/yeryüzünde | الْأَرْضِ | ارض |
| 6 | liyufside | fesat çıkarmak için | لِيُفْسِدَ | فسد |
| 7 | fiha | orada (yerde) | فِيهَا | - |
| 8 | ve yuhlike | ve helak eder | وَيُهْلِكَ | هلك |
| 9 | l-harse | ekini | الْحَرْثَ | حرث |
| 10 | ve nnesle | ve nesli | وَالنَّسْلَ | نسل |
| 11 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 12 | la | لَا | - | |
| 13 | yuhibbu | sevmez | يُحِبُّ | حبب |
| 14 | l-fesade | fesadı | الْفَسَادَ | فسد |
Ayet 206
213|2|206|وَإِذَا قِيلَ لَهُ ٱتَّقِ ٱللَّهَ أَخَذَتْهُ ٱلْعِزَّةُ بِٱلْإِثْمِ فَحَسْبُهُۥ جَهَنَّمُ وَلَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ
213|2|206|واذا قيل له اتق الله اخذته العزه بالاثم فحسبه جهنم ولبيس المهاد
206. Ve izâ kîle lehuttekıllâhe ehazethul izzetu bil ismi fe hasbuhu cehennem(cehennemu), ve le bi’sel mihâd(mihâdu).
Ve dendiği zaman ona takvalı21 ol Allah'a'; alır onu izzeti614 günaha; öyle ki yeterlidir ona cehennem; ve mutlak ki perişan (bir) yataktır/dinlenme yeridir.
Ahmed Samira: 206 And if (it) was said to him: "Fear and obey God." The glory/might took him with the sin/crime, so (it is) enough for him Hell and how bad (E), (are) the beds .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | kile | dendiği | قِيلَ | قول |
| 3 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 4 | tteki | takvalı ol | اتَّقِ | وقي |
| 5 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 6 | ehazethu | alır onu | أَخَذَتْهُ | اخذ |
| 7 | l-izzetu | izzeti/ululuğu | الْعِزَّةُ | عزز |
| 8 | bil-ismi | günaha | بِالْإِثْمِ | اثم |
| 9 | fehasbuhu | öyle ki yeterlidir ona | فَحَسْبُهُ | حسب |
| 10 | cehennemu | cehennem | جَهَنَّمُ | - |
| 11 | velebi'se | ve mutlak perişan | وَلَبِئْسَ | باس |
| 12 | l-mihadu | yataktır/dinlenme yeridir | الْمِهَادُ | مهد |
Ayet 207
214|2|207|وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَشْرِى نَفْسَهُ ٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ رَءُوفٌۢ بِٱلْعِبَادِ
214|2|207|ومن الناس من يشري نفسه ابتغا مرضات الله والله روف بالعباد
207. Ve minen nâsi men yeşrî nefsehubtigâe mardâtillâh(mardâtillâhi), vallâhu raûfun bil ıbâd(ıbâdi).
Ve insanlardan kimi satar kendi nefsini201; Allah'ın rızasını aramaya; ve Allah Raûf’tur15 kullarına.
Ahmed Samira: 207 And from the people who buys/volunteers himself, desiring God’s acceptance/satisfaction , and God (is) merciful/compassionate with the worshippers/slaves.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve mine | ve | وَمِنَ | - |
| 2 | n-nasi | insanlardan | النَّاسِ | نوس |
| 3 | men | kimi | مَنْ | - |
| 4 | yeşri | satar | يَشْرِي | شري |
| 5 | nefsehu | kendi nefsini | نَفْسَهُ | نفس |
| 6 | btiga'e | aramaya | ابْتِغَاءَ | بغي |
| 7 | merdati | rızasını | مَرْضَاتِ | رضو |
| 8 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 9 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 10 | ra'ufun | Raûf’tur | رَءُوفٌ | راف |
| 11 | bil-ibadi | kullarına | بِالْعِبَادِ | عبد |
Ayet 208
215|2|208|يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱدْخُلُوا۟ فِى ٱلسِّلْمِ كَآفَّةً وَلَا تَتَّبِعُوا۟ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَٰنِ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
215|2|208|يايها الذين امنوا ادخلوا في السلم كافه ولا تتبعوا خطوت الشيطن انه لكم عدو مبين
208. Yâ eyyuhellezîne âmenûdhulû fîs silmi kâffeh(kâffeten), ve lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), innehu lekum aduvvun mubîn(mubînun).
Ey iman47 etmiş kimseler! Girin İslam’a218; istisnasız olarak tümden; ve tabi olmayın şeytânın29* adımlarına; doğrusu o (şeytan) sizlere apaçık bir düşmandır.
Ahmed Samira: 208 You, you those who believed,, enter in the safety/security all, and do not follow the devil’s foot-steps, that he is for you a clear/evident enemy.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | dhulu | girin | ادْخُلُوا | دخل |
| 5 | fi | فِي | - | |
| 6 | s-silmi | İslam’a | السِّلْمِ | سلم |
| 7 | kaffeten | istisnasız tümden | كَافَّةً | كفف |
| 8 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 9 | tettebiu | tabi olmayın | تَتَّبِعُوا | تبع |
| 10 | hutuvati | adımlarına | خُطُوَاتِ | خطو |
| 11 | ş-şeytani | şeytanın | الشَّيْطَانِ | شطن |
| 12 | innehu | doğrusu o | إِنَّهُ | - |
| 13 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 14 | aduvvun | bir düşmandır | عَدُوٌّ | عدو |
| 15 | mubinun | apaçık | مُبِينٌ | بين |
Notlar
Not 1: *İblîs.
Ayet 209
216|2|209|فَإِن زَلَلْتُم مِّنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْكُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
216|2|209|فان زللتم من بعد ما جاتكم البينت فاعلموا ان الله عزيز حكيم
209. Fe in zeleltum min ba’di mâ câetkumul beyyinâtu fa’lemû ennallâhe azîzun hakîm(hakîmun).
Öyle ki eğer kaydıysanız* sizlere gelen beyanatlardan226** sonra; öyle ki bilin ki Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.
Ahmed Samira: 209 So if you slipped/fell/sinned from after the evidences came to you, so know that God (is) glorious/mighty ,wise/judicious.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 2 | zeleltum | kaydıysanız | زَلَلْتُمْ | زلل |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | bea'di | sonra | بَعْدِ | بعد |
| 5 | ma | مَا | - | |
| 6 | ca'etkumu | gelenden sizlere | جَاءَتْكُمُ | جيا |
| 7 | l-beyyinatu | beyanatlar | الْبَيِّنَاتُ | بين |
| 8 | fea'lemu | öyle ki bilin | فَاعْلَمُوا | علم |
| 9 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 10 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 11 | azizun | Azîz’dir | عَزِيزٌ | عزز |
| 12 | hakimun | Hakîm’dir | حَكِيمٌ | حكم |
Notlar
Not 1: *Hataya düşmek.**Kutsal kitaplar.
Ayet 210
217|2|210|هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن يَأْتِيَهُمُ ٱللَّهُ فِى ظُلَلٍ مِّنَ ٱلْغَمَامِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَقُضِىَ ٱلْأَمْرُ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ
217|2|210|هل ينظرون الا ان ياتيهم الله في ظلل من الغمام والمليكه وقضي الامر والي الله ترجع الامور
210. Hel yenzurûne illâ en ye’tiyehumullâhu fî zulelin minel gamâmi vel melâiketu ve kudiyel emr(emru), ve ilâllâhi turceul umûr(umûru).
Allah'ın ve meleklerin buluttan gölgeler içinde onlara gelmesi dışındakine mi bakarlar?; ve (oysa) tamamlandı* emir351; ve Allah'a döndürülür** emirler351.
Ahmed Samira: 210 Do they look except that God comes to them in shades from (of) the clouds, and the angels? And the matter/affair was ended/executed , and to God the matters/affairs are returned.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | hel | هَلْ | - | |
| 2 | yenzurune | bakarlar mı | يَنْظُرُونَ | نظر |
| 3 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 4 | en | ki | أَنْ | - |
| 5 | ye'tiyehumu | gelir onlara | يَأْتِيَهُمُ | اتي |
| 6 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 7 | fi | içinde | فِي | - |
| 8 | zulelin | gölgeler | ظُلَلٍ | ظلل |
| 9 | mine | مِنَ | - | |
| 10 | l-gamami | buluttan | الْغَمَامِ | غمم |
| 11 | velmelaiketu | ve melekler | وَالْمَلَائِكَةُ | ملك |
| 12 | ve kudiye | ve bitirildi | وَقُضِيَ | قضي |
| 13 | l-emru | emir | الْأَمْرُ | امر |
| 14 | ve ila | ve | وَإِلَى | - |
| 15 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 16 | turceu | döndürülür | تُرْجَعُ | رجع |
| 17 | l-umuru | emirler | الْأُمُورُ | امر |
Notlar
Not 1: *Emirde asla değişme olmaz. **Emir bir üst boyuta yani hiperuzaya/arşa/Yüce Allah'ın indine yükselerek tekrar geri döner.
Ayet 211
218|2|211|سَلْ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ كَمْ ءَاتَيْنَٰهُم مِّنْ ءَايَةٍۭ بَيِّنَةٍ وَمَن يُبَدِّلْ نِعْمَةَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُ فَإِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ
218|2|211|سل بني اسريل كم اتينهم من ايه بينه ومن يبدل نعمه الله من بعد ما جاته فان الله شديد العقاب
211. Sel benî isrâîle kem âteynâhum min âyetin beyyineh(beyyinetin), ve men yubeddil ni’metallâhi min ba’di mâ câethu fe innallâhe şedîdul ikâb(ikâbi).
Sual et/sor İsrâîloğullarına197; nice verdik onlara beyanlı352 ayetten353; ve kimi (İsrâîloğullarından) değiştirdi* Allah'ın nimetini** ona gelenin sonrasında; öyle ki doğrusu Allah şiddetlidir akabinde***.
Ahmed Samira: 211 Ask/question Israel’s sons and daughters, how much/many We gave them from an evident sign/verse/evidence, and who exchanged/replaced/substituted God’s blessing from after it came to him, so God (is) strong (severe in) the punishment.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | sel | sual et/sor | سَلْ | سال |
| 2 | beni | oğullarına | بَنِي | بني |
| 3 | israile | İsrail | إِسْرَائِيلَ | - |
| 4 | kem | nice | كَمْ | - |
| 5 | ateynahum | verdik onlara | اتَيْنَاهُمْ | اتي |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | ayetin | ayetten | ايَةٍ | ايي |
| 8 | beyyinetin | beyanlı | بَيِّنَةٍ | بين |
| 9 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 10 | yubeddil | değiştirdi | يُبَدِّلْ | بدل |
| 11 | nia'mete | nimetini | نِعْمَةَ | نعم |
| 12 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 13 | min | مِنْ | - | |
| 14 | bea'di | sonrasında | بَعْدِ | بعد |
| 15 | ma | مَا | - | |
| 16 | ca'ethu | ona geldiğini | جَاءَتْهُ | جيا |
| 17 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 18 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 19 | şedidu | şiddetlidir | شَدِيدُ | شدد |
| 20 | l-ikabi | akabinde | الْعِقَابِ | عقب |
Notlar
Not 1: *Kutsal kitapların hükmünü resullere atılan yalan iftiralarla, tamamı zan olan söylentilerle değiştirdi. Tevrat'ın hükümlerini Talmud kitaplarıyla değiştirdi. Müslümanlar İsrâîloğullarının düştüğü hataya düşmemelidir. Kur'an'ın hükümlerini tamamı zan olan hadis kitaplarıyla değiştirmemelidir.**Kutsal kitabı. ***Sonrasında/ardında.
Ayet 212
219|2|212|زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ فَوْقَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وَٱللَّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
219|2|212|زين للذين كفروا الحيوه الدنيا ويسخرون من الذين امنوا والذين اتقوا فوقهم يوم القيمه والله يرزق من يشا بغير حساب
212. Zuyyine lillezîne keferûl hayâtud dunyâ ve yesharûne minellezîne âmenû, vellezînettekav fevkahum yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), vallâhu yerzuku men yeşâu bi gayrihisâb(hisâbin).
Süslendi kâfirlik25 etmiş kimselere dünya hayatı; ve dudak bükerler (kâfirler) iman47 etmiş kimselerden ve takvalı21 olmuş kimselerden; (oysa) üstündedirler onların (kâfirlerin) kıyamet gününde148; ve Allah rızıklandırır dilediği kimseyi olmadan bir hesap.
Ahmed Samira: 212 The life the present/worldly life was decorated/beautified to those who disbelieved, and they humiliate/mock from (about) those who believed, and those who feared and obeyed (are) over them (in) the Resurrection Day, and God provides for whom He wills/wants without counting/calculation.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | zuyyine | ziynetlendi/süslendi | زُيِّنَ | زين |
| 2 | lillezine | kimselere | لِلَّذِينَ | - |
| 3 | keferu | kâfirlik etmiş | كَفَرُوا | كفر |
| 4 | l-hayatu | hayatı | الْحَيَاةُ | حيي |
| 5 | d-dunya | dünya | الدُّنْيَا | دنو |
| 6 | ve yesharune | ve dudak bükerler | وَيَسْخَرُونَ | سخر |
| 7 | mine | مِنَ | - | |
| 8 | ellezine | kimselerden | الَّذِينَ | - |
| 9 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 10 | vellezine | ve kimselerden | وَالَّذِينَ | - |
| 11 | ttekav | takvalı olmuş | اتَّقَوْا | وقي |
| 12 | fevkahum | üstündedirler onların | فَوْقَهُمْ | فوق |
| 13 | yevme | gününde | يَوْمَ | يوم |
| 14 | l-kiyameti | kıyamet | الْقِيَامَةِ | قوم |
| 15 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 16 | yerzuku | rızıklandırır | يَرْزُقُ | رزق |
| 17 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 18 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 19 | bigayri | olmadan | بِغَيْرِ | غير |
| 20 | hisabin | bir hesap | حِسَابٍ | حسب |
Ayet 213
220|2|213|كَانَ ٱلنَّاسُ أُمَّةً وَٰحِدَةً فَبَعَثَ ٱللَّهُ ٱلنَّبِيِّۦنَ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ وَأَنزَلَ مَعَهُمُ ٱلْكِتَٰبَ بِٱلْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ ٱلنَّاسِ فِيمَا ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ وَمَا ٱخْتَلَفَ فِيهِ إِلَّا ٱلَّذِينَ أُوتُوهُ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ فَهَدَى ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لِمَا ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ مِنَ ٱلْحَقِّ بِإِذْنِهِۦ وَٱللَّهُ يَهْدِى مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
220|2|213|كان الناس امه وحده فبعث الله النبين مبشرين ومنذرين وانزل معهم الكتب بالحق ليحكم بين الناس فيما اختلفوا فيه وما اختلف فيه الا الذين اوتوه من بعد ما جاتهم البينت بغيا بينهم فهدي الله الذين امنوا لما اختلفوا فيه من الحق باذنه والله يهدي من يشا الي صرط مستقيم
213. Kânen nâsu ummeten vâhıdeten fe beasallâhun nebiyyîne mubeşşirîne ve munzirîne, ve enzele meahumul kitâbe bil hakkı li yahkume beynen nâsi fî mâhtelefû fîh(fîhi), ve mâhtelefe fîhi illellezîne ûtûhu min ba’di mâ câethumul beyyinâtu bagyen beynehum, fe hedâllâhullezîne âmenû li mâhtelefû fîhi minel hakkı bi iznih(iznihî), vallâhu yehdî men yeşâu ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
İnsanlar bir tek ümmet305 oldu; öyle ki gönderdi/görevlendirdi nebileri132 Allah; müjdeleyiciler (olarak) ve uyarıcılar (olarak); ve indirdi onlarla beraber kitabı* hakla/gerçekle; hükmetmek için insanlar arasında; kendisinde anlaşmazlığa düştüklerinde; ve anlaşmazlığa düşmüş değildir onda; ancak kimseler (ki) verildiler (kitap); kendilerine gelen beyanatlardan352 sonra; aralarındadır onların baskı/ihlal/yolsuzluk; öyle ki doğru yola kılavuzladı Allah iman47 etmiş kimseleri kendisinde anlaşmazlığa düştüklerinde; (ki) haktandır/gerçektendir; O'nun (Allah'ın) izniyle; ve Allah doğru yola kılavuzlar dilediği kimseyi; dosdoğru bir yola doğru.
Ahmed Samira: 213 The people were one nation , so God sent the prophets, announcing good news and warners/givers of notice , and He descended with them The Book , with the truth/correct to judge/rule between the people in what they differed/disputed in it, and no (one) differed/disputed in it except those who were given it from after what the evidences came to them, oppression/transgression/corruption between them, so God guided those who believed, for what they differed/disputed in it from the truth , with His permission , and God guides whom He wills/wants to a straight/direct road/way .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 2 | n-nasu | insanlar | النَّاسُ | نوس |
| 3 | ummeten | ümmet | أُمَّةً | امم |
| 4 | vahideten | bir tek | وَاحِدَةً | وحد |
| 5 | febease | öyle ki gönderdi/görevlendirdi | فَبَعَثَ | بعث |
| 6 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 7 | nebiyyîne | nebileri | النَّبِيِّينَ | نبا |
| 8 | mubeşşirine | müjdeleyiciler (olarak) | مُبَشِّرِينَ | بشر |
| 9 | ve munzirine | ve uyarıcılar (olarak) | وَمُنْذِرِينَ | نذر |
| 10 | ve enzele | ve indirdi | وَأَنْزَلَ | نزل |
| 11 | meahumu | onlarla beraber | مَعَهُمُ | - |
| 12 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 13 | bil-hakki | hakla/gerçekle | بِالْحَقِّ | حقق |
| 14 | liyehkume | hükmetmek için | لِيَحْكُمَ | حكم |
| 15 | beyne | arasında | بَيْنَ | بين |
| 16 | n-nasi | insanlar | النَّاسِ | نوس |
| 17 | fima | فِيمَا | - | |
| 18 | htelefu | anlaşmazlığa düştüklerinde | اخْتَلَفُوا | خلف |
| 19 | fihi | kendisinde | فِيهِ | - |
| 20 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 21 | htelefe | anlaşmazlığa düşmüş | اخْتَلَفَ | خلف |
| 22 | fihi | onda | فِيهِ | - |
| 23 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 24 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 25 | utuhu | verildiler (kitap) | أُوتُوهُ | اتي |
| 26 | min | مِنْ | - | |
| 27 | bea'di | sonrası | بَعْدِ | بعد |
| 28 | ma | مَا | - | |
| 29 | ca'ethumu | gelenden onlara | جَاءَتْهُمُ | جيا |
| 30 | l-beyyinatu | beyanatlar | الْبَيِّنَاتُ | بين |
| 31 | begyen | baskı/ihlal/yolsuzluk | بَغْيًا | بغي |
| 32 | beynehum | aralarında onların | بَيْنَهُمْ | بين |
| 33 | fe heda | öyle ki doğru yola kılavuzladı | فَهَدَى | هدي |
| 34 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 35 | ellezine | kimseleri | الَّذِينَ | - |
| 36 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 37 | lima | لِمَا | - | |
| 38 | htelefu | anlaşmazlığa düştüklerinde | اخْتَلَفُوا | خلف |
| 39 | fihi | kendisinde | فِيهِ | - |
| 40 | mine | مِنَ | - | |
| 41 | l-hakki | haktan/gerçekten | الْحَقِّ | حقق |
| 42 | biiznihi | O’nu izniyle | بِإِذْنِهِ | اذن |
| 43 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 44 | yehdi | doğru yola kılavuzlar | يَهْدِي | هدي |
| 45 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 46 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 47 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 48 | siratin | bir yola | صِرَاطٍ | صرط |
| 49 | mustekimin | dosdoğru | مُسْتَقِيمٍ | قوم |
Notlar
Not 1: *Kutsal kitabı.
Ayet 214
221|2|214|أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ ٱلَّذِينَ خَلَوْا۟ مِن قَبْلِكُم مَّسَّتْهُمُ ٱلْبَأْسَآءُ وَٱلضَّرَّآءُ وَزُلْزِلُوا۟ حَتَّىٰ يَقُولَ ٱلرَّسُولُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ مَتَىٰ نَصْرُ ٱللَّهِ أَلَآ إِنَّ نَصْرَ ٱللَّهِ قَرِيبٌ
221|2|214|ام حسبتم ان تدخلوا الجنه ولما ياتكم مثل الذين خلوا من قبلكم مستهم الباسا والضرا وزلزلوا حتي يقول الرسول والذين امنوا معه متي نصر الله الا ان نصر الله قريب
214. Em hasibtum en tedhulûl cennete ve lemmâ ye’tikum meselullezîne halev min kablikum messethumul be’sâu ved darrâu ve zulzilû hattâ yekûler resûlu vellezîne âmenû meahu metâ nasrullâh(nasrullâhi), e lâ inne nasrallâhi karîb(karîbun).
Ya da hesapladınız/düşündünüz ki girersiniz cennete; ve (sandınız ki) asla gelir değildir sizlere kimselerin misali/örneği/benzeri; geçtiler sizlerden önce; (oysa) dokundu onlara sıkıntı/ıstırap/biçarelik ve darlık; ve sarsıldılar; ta ki der ki resûl418 ve onunla (resûlle) birlikte iman47 etmiş kimseler: "Ne zamandır Allah'ın yardımı”; değil mi (ki) doğrusu Allah'ın yardımı yakındır?
Ahmed Samira: 214 Or (have) you thought/supposed that you enter the Paradise and (the) example of those who past/expired from before you (E) did not come to you, the misery/hardship and the calamity touched them, and they were shaken until the messenger and those who believed with him say: "When (is) God’s victory/aid?" Is it not (that) God’s victory/aid (is) near/close?"
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | em | yoksa | أَمْ | - |
| 2 | hasibtum | hesapladınız/düşündünüz | حَسِبْتُمْ | حسب |
| 3 | en | ki | أَنْ | - |
| 4 | tedhulu | girersiniz | تَدْخُلُوا | دخل |
| 5 | l-cennete | cennete | الْجَنَّةَ | جنن |
| 6 | velemma | ve asla değildir | وَلَمَّا | - |
| 7 | ye'tikum | gelir sizlere | يَأْتِكُمْ | اتي |
| 8 | meselu | misali/örneği | مَثَلُ | مثل |
| 9 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 10 | halev | geçtiler | خَلَوْا | خلو |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | kablikum | sizlerden önce | قَبْلِكُمْ | قبل |
| 13 | messethumu | dokundu onlara | مَسَّتْهُمُ | مسس |
| 14 | l-be'sa'u | sıkıntı/ıstırap/biçarelik | الْبَأْسَاءُ | باس |
| 15 | ve dderra'u | ve darlık | وَالضَّرَّاءُ | ضرر |
| 16 | ve zulzilu | ve sarsıldılar | وَزُلْزِلُوا | زلزل |
| 17 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 18 | yekule | der | يَقُولَ | قول |
| 19 | r-rasulu | resul | الرَّسُولُ | رسل |
| 20 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 21 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 22 | meahu | birlikte onunla (resulle) | مَعَهُ | - |
| 23 | meta | ne zamandır | مَتَىٰ | - |
| 24 | nesru | yardımı | نَصْرُ | نصر |
| 25 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 26 | ela | değil mi | أَلَا | - |
| 27 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 28 | nesra | yardımı | نَصْرَ | نصر |
| 29 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 30 | karibun | yakındır | قَرِيبٌ | قرب |
Ayet 215
222|2|215|يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلْ مَآ أَنفَقْتُم مِّنْ خَيْرٍ فَلِلْوَٰلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ وَٱلْيَتَٰمَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينِ وَٱبْنِ ٱلسَّبِيلِ وَمَا تَفْعَلُوا۟ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌ
222|2|215|يسلونك ماذا ينفقون قل ما انفقتم من خير فللولدين والاقربين واليتمي والمسكين وابن السبيل وما تفعلوا من خير فان الله به عليم
215. Yes’elûneke mâzâ yunfikûn(yunfikûne), kul mâ enfaktum min hayrin fe lil vâlideyni vel akrabîne vel yetâmâ vel mesâkîni vebnis sebîl(sebîli), ve mâ tef’alû min hayrin fe innallâhe bihî alîm(alîmun).
Sual ederler/sorarlar sana neyi infak6 ederler; de ki: "İnfak6 ettiğiniz hayırdan öyle ki ana-baba içindir; ve yakınlık sahipleri130; ve yetimler131; ve miskinler113; ve yolun oğlu354 (içindir); ve hayırdan yaptığınızı öyle ki doğrusu Allah bilendir onu.
Ahmed Samira: 215 They ask/question you what (should) they spend, say: "What you spend from goodness/wealth , so to the parents, and the nearest/closest, and the orphans , and the poorest of poor/poor oppressed, and the traveler/stranded traveler, and what you make/do from goodness , so then God (is) with it knowledgeable."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yeseluneke | sual ederler/sorarla sana | يَسْأَلُونَكَ | سال |
| 2 | maza | neyi | مَاذَا | - |
| 3 | yunfikune | infak ederler | يُنْفِقُونَ | نفق |
| 4 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 5 | ma | مَا | - | |
| 6 | enfektum | infak ettiğiniz | أَنْفَقْتُمْ | نفق |
| 7 | min | مِنْ | - | |
| 8 | hayrin | hayırdan | خَيْرٍ | خير |
| 9 | felilvalideyni | öyle ki ana-baba içindir | فَلِلْوَالِدَيْنِ | ولد |
| 10 | vel'ekrabine | ve yakınlık sahipleri | وَالْأَقْرَبِينَ | قرب |
| 11 | velyetama | ve yetimler | وَالْيَتَامَىٰ | يتم |
| 12 | velmesakini | ve miskinler | وَالْمَسَاكِينِ | سكن |
| 13 | vebni | ve oğlu | وَابْنِ | بني |
| 14 | s-sebili | yolun | السَّبِيلِ | سبل |
| 15 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 16 | tef'alu | yaptığınızı | تَفْعَلُوا | فعل |
| 17 | min | مِنْ | - | |
| 18 | hayrin | hayırdan | خَيْرٍ | خير |
| 19 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 20 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 21 | bihi | onu | بِهِ | - |
| 22 | alimun | bilendir | عَلِيمٌ | علم |
Ayet 216
223|2|216|كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَّكُمْ وَعَسَىٰٓ أَن تَكْرَهُوا۟ شَيْـًٔا وَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَعَسَىٰٓ أَن تُحِبُّوا۟ شَيْـًٔا وَهُوَ شَرٌّ لَّكُمْ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
223|2|216|كتب عليكم القتال وهو كره لكم وعسي ان تكرهوا شيا وهو خير لكم وعسي ان تحبوا شيا وهو شر لكم والله يعلم وانتم لا تعلمون
216. Kutibe aleykumul kitâlu ve huve kurhun lekum, ve asâ en tekrehû şey’en ve huve hayrun lekum, ve asâ en tuhıbbû şey’en ve huve şerrun lekum vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Yazıldı üzerinize katletme35; ve o (katletme) sevimsizdir sizlere; sevimsiz bulduğunuz bir şey belki de o bir hayırdır/iyidir sizlere; ve sevdiğiniz bir şey belki de o bir şerdir/kötüdür sizlere; ve Allah bilir; ve sizler bilmezsiniz.
Ahmed Samira: 216 It is written/ordered on you the fighting/killing, and it is hated to you and maybe/perhaps you hate a thing and it is best/good to you, and maybe/perhaps you like/love a thing and it is bad/evil to you, and God knows, and you do not know.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kutibe | yazıldı | كُتِبَ | كتب |
| 2 | aleykumu | üzerinize | عَلَيْكُمُ | - |
| 3 | l-kitalu | katletme | الْقِتَالُ | قتل |
| 4 | vehuve | ve o | وَهُوَ | - |
| 5 | kurhun | sevimsiz/antipatiktir | كُرْهٌ | كره |
| 6 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 7 | veasa | ve belki de | وَعَسَىٰ | عسي |
| 8 | en | أَنْ | - | |
| 9 | tekrahu | sevimsiz/antipatik bulduğunuz | تَكْرَهُوا | كره |
| 10 | şey'en | bir şey | شَيْئًا | شيا |
| 11 | ve huve | o | وَهُوَ | - |
| 12 | hayrun | bir hayırdır | خَيْرٌ | خير |
| 13 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 14 | ve asa | ve belki de | وَعَسَىٰ | عسي |
| 15 | en | أَنْ | - | |
| 16 | tuhibbu | sevdiğiniz | تُحِبُّوا | حبب |
| 17 | şey'en | bir şey | شَيْئًا | شيا |
| 18 | ve huve | o | وَهُوَ | - |
| 19 | şerrun | bir şerdir/kötürür | شَرٌّ | شرر |
| 20 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 21 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 22 | yea'lemu | bilir | يَعْلَمُ | علم |
| 23 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 24 | la | لَا | - | |
| 25 | tea'lemune | bilmezsiniz | تَعْلَمُونَ | علم |
Ayet 217
224|2|217|يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلشَّهْرِ ٱلْحَرَامِ قِتَالٍ فِيهِ قُلْ قِتَالٌ فِيهِ كَبِيرٌ وَصَدٌّ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَكُفْرٌۢ بِهِۦ وَٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَإِخْرَاجُ أَهْلِهِۦ مِنْهُ أَكْبَرُ عِندَ ٱللَّهِ وَٱلْفِتْنَةُ أَكْبَرُ مِنَ ٱلْقَتْلِ وَلَا يَزَالُونَ يُقَٰتِلُونَكُمْ حَتَّىٰ يَرُدُّوكُمْ عَن دِينِكُمْ إِنِ ٱسْتَطَٰعُوا۟ وَمَن يَرْتَدِدْ مِنكُمْ عَن دِينِهِۦ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَأُو۟لَٰٓئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَٰلُهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ وَأُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
224|2|217|يسلونك عن الشهر الحرام قتال فيه قل قتال فيه كبير وصد عن سبيل الله وكفر به والمسجد الحرام واخراج اهله منه اكبر عند الله والفتنه اكبر من القتل ولا يزالون يقتلونكم حتي يردوكم عن دينكم ان استطعوا ومن يرتدد منكم عن دينه فيمت وهو كافر فاوليك حبطت اعملهم في الدنيا والاخره واوليك اصحب النار هم فيها خلدون
217. Yes’elûneke aniş şehril harâmi kıtâlin fîh(fîhi), kul kıtâlun fîhi kebîr(kebîrun), ve saddun an sebîlillâhi ve kufrun bihî vel mescidil harâmi ve ihrâcu ehlihî minhu ekberu indallâh(indallâhi), vel fitnetu ekberu minel katl(katli), ve lâ yezâlûne yukâtilûnekum hattâ yeruddûkum an dînikum inistetâû ve men yertedid minkum an dînihî fe yemut ve huve kâfirun fe ulâike habitat a’mâluhum fîd dunyâ vel âhireh(âhireti), ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Sual ederler/sorarlar sana haram ay34 hakkında; katletmeyi35 onda (haram ayda); de ki: "Katletme35 onda bir büyüktür (günahtır); ve Allah'ın yolundan alıkoymak ve ona (haram aya) kâfirlik25 etmek (de); ve haram mescid (-e gelince), ve çıkarmak halkını (mescidin) ondan (mescitten) daha büyüktür (günahtır) Allah'ın katında/indinde; ve fitne (-ye gelince), daha büyüktür katletmekten; vazgeçmezler (onlar); katlederler sizleri döndürünceye kadar dininizden sizleri eğer güç yetirseler; ve kim döner sizden dininden; öyle ki ölür (o) ve bir kâfir (olarak o); öyle ki işte bunlardır; boşa çıktı amelleri onların dünyada ve ahirette; ve işte bunlardır yoldaşları ateşin; onlar orada* ölümsüzlerdir185.
Ahmed Samira: 217 They ask/question you about the month the forbidden/sacred, fighting/killing in it, say: "Fighting/killing in it (is) big/great and prevention/obstruction from God’s road/way and disbelief with (in) Him, and the Mosque the Forbidden/Sacred, and bringing/forcing out its people from it (is) bigger/greater at God, and the treason (is) bigger/greater from (worse than) the fighting/killing, and they still/continue (to) fight/kill you until they return you from your religion, if they were able, and who returns (E) from you from his religion, so he dies and he is disbelieving, so those wasted/failed their doings/works in the present world and (in) the end (other life), and those are the owners/company (of) the fire, they are in it immortally/eternally .
Notlar
Not 1: *Cehennemde.
Ayet 218
225|2|218|إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱلَّذِينَ هَاجَرُوا۟ وَجَٰهَدُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أُو۟لَٰٓئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
225|2|218|ان الذين امنوا والذين هاجروا وجهدوا في سبيل الله اوليك يرجون رحمت الله والله غفور رحيم
218. İnnellezîne âmenû vellezîne hâcerû ve câhedû fî sebîlillâhi, ulâike yercûne rahmetallâh(rahmetallâhi), vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Doğrusu kimseler (ki) iman47 ettiler; ve kimseler (ki) hicret ettiler355; ve cihat356 ettiler Allah yolunda336; işte bunlardır; umarlar rahmetini Allah'ın; ve Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir20.
Ahmed Samira: 218 That those who believed and those who emigrated and struggled/exerted in God’s way/sake ,those hope/expect God’s mercy , and God (is) forgiving, most merciful .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman ettiler | امَنُوا | امن |
| 4 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 5 | haceru | ve hicret ettiler | هَاجَرُوا | هجر |
| 6 | ve cahedu | ve cihat ettiler | وَجَاهَدُوا | جهد |
| 7 | fi | فِي | - | |
| 8 | sebili | yolunda | سَبِيلِ | سبل |
| 9 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 10 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 11 | yercune | umarlar | يَرْجُونَ | رجو |
| 12 | rahmete | rahmetini | رَحْمَتَ | رحم |
| 13 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 14 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 15 | gafurun | Gafûr’dur | غَفُورٌ | غفر |
| 16 | rahimun | Rahîm’dir | رَحِيمٌ | رحم |
Ayet 219
226|2|219|يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْخَمْرِ وَٱلْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَآ إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَٰفِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَآ أَكْبَرُ مِن نَّفْعِهِمَا وَيَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلِ ٱلْعَفْوَ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلْءَايَٰتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
226|2|219|يسلونك عن الخمر والميسر قل فيهما اثم كبير ومنفع للناس واثمهما اكبر من نفعهما ويسلونك ماذا ينفقون قل العفو كذلك يبين الله لكم الايت لعلكم تتفكرون
219. Yes’elûneke anil hamri vel meysir(meysiri), kul fîhimâ ismun kebîrun ve menâfiu lin nâsi, ve ismuhumâ ekberu min nef’ihimâ ve yes’elûneke mâzâ yunfikûn(yunfikûne) kulil afve, kezâlike yubeyyinullâhu lekumul âyâti leallekum tetefekkerûn(tetefekkerûne).
Sual ederler/sorarlar sana hamr138 ve meysir359 hakkında; de ki: "İkisindedir büyük bir günah; ve menfaatler* insanlar için; ve günahı ikisinin daha büyüktür faydasından ikisinin”; ve sual ederler/sorarlar neyi infak6 ederler; de ki: "Af/bağış358”; işte böyledir; beyan226 eder Allah sizlere ayetleri; belki sizler tefekkür357 edersiniz.
Ahmed Samira: 219 They ask/question you about the intoxicants/substances affecting the brain and the gambling , say: "In them (B) (is a) great sin/crime and benefits/uses to the people and their (B’s) sin/crime (is) bigger/greater from (than) their (B’s) benefit/use, and they ask/question you what they (should) spend, say: "The excess over expense/goodness ." Like that God clarifies for you the signs/verses/evidences, maybe you think.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yeseluneke | sual ederler/sorarlar sana | يَسْأَلُونَكَ | سال |
| 2 | ani | hakkında | عَنِ | - |
| 3 | l-hamri | hamır | الْخَمْرِ | خمر |
| 4 | velmeysiri | ve meysir | وَالْمَيْسِرِ | يسر |
| 5 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 6 | fihima | o ikisindedir | فِيهِمَا | - |
| 7 | ismun | bir günah | إِثْمٌ | اثم |
| 8 | kebirun | büyük | كَبِيرٌ | كبر |
| 9 | ve menafiu | ve menfeat | وَمَنَافِعُ | نفع |
| 10 | linnasi | insanlar için | لِلنَّاسِ | نوس |
| 11 | veismuhuma | ve günahı o ikisinin | وَإِثْمُهُمَا | اثم |
| 12 | ekberu | daha büyüktür | أَكْبَرُ | كبر |
| 13 | min | -ndan | مِنْ | - |
| 14 | nef'ihima | faydasından o ikisinin | نَفْعِهِمَا | نفع |
| 15 | ve yeseluneke | ve sual ederler/sorarlar | وَيَسْأَلُونَكَ | سال |
| 16 | maza | neyi | مَاذَا | - |
| 17 | yunfikune | infak ederler | يُنْفِقُونَ | نفق |
| 18 | kuli | de ki | قُلِ | قول |
| 19 | l-afve | affedilen | الْعَفْوَ | عفو |
| 20 | kezalike | işte böyledir | كَذَٰلِكَ | - |
| 21 | yubeyyinu | beyan eder | يُبَيِّنُ | بين |
| 22 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 23 | lekumu | sizlere | لَكُمُ | - |
| 24 | l-ayati | ayetleri | الْايَاتِ | ايي |
| 25 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 26 | tetefekkerune | fikir yürütürsünüz/tefekkür edersiniz | تَتَفَكَّرُونَ | فكر |
Notlar
Not 1: *Faydalar.
Ayet 220
227|2|220|فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْيَتَٰمَىٰ قُلْ إِصْلَاحٌ لَّهُمْ خَيْرٌ وَإِن تُخَالِطُوهُمْ فَإِخْوَٰنُكُمْ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ ٱلْمُفْسِدَ مِنَ ٱلْمُصْلِحِ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَعْنَتَكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
227|2|220|في الدنيا والاخره ويسلونك عن اليتمي قل اصلاح لهم خير وان تخالطوهم فاخونكم والله يعلم المفسد من المصلح ولو شا الله لاعنتكم ان الله عزيز حكيم
220. Fîd dunyâ vel âhirah(âhirati) ve yes’elûneke anil yetâmâ kul ıslâhun lehum hayr(hayrun) ve in tuhâlitûhum fe ıhvânukum vallâhu ya’lemul mufside minel muslih(muslihi) ve lev şâallâhu le a’netekum innallâhe azîzun hakîm(hakîmun).
Ve sual ederler/sorarlar sana yetimler131 hakkında; de ki: "Islah360 onlara bir hayırdır; ve eğer karışırsanız* onlara; öyle ki kardeşlerinizdir386 sizlerin; ve Allah (ayırmayı) bilir fesat265 edeni ıslah360 edenden; ve eğer dileseydi Allah mutlak zora/sıkıntıya sokardı sizleri dünyada ve ahirette**; doğrusu Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.
Ahmed Samira: 220 In the present world and the end (other life), and they ask/question you about the orphans say: "Correction/repair (doing good) for them (is) best , and if you mix/mingle/associate with them, so (they are) your brothers, and God knows the corrupting from the correcting/repairing , and if God wanted/willed, He would have caused burden/hardship to you , that God (is) glorious/mighty ,wise/judicious.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fi | فِي | - | |
| 2 | d-dunya | dünyada | الدُّنْيَا | دنو |
| 3 | vel'ahirati | ve ahirette | وَالْاخِرَةِ | اخر |
| 4 | veyeseluneke | ve sual ederler/sorarlar sana | وَيَسْأَلُونَكَ | سال |
| 5 | ani | hakkında | عَنِ | - |
| 6 | l-yetama | yetimler | الْيَتَامَىٰ | يتم |
| 7 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 8 | islahun | ıslah | إِصْلَاحٌ | صلح |
| 9 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 10 | hayrun | bir hayırdır | خَيْرٌ | خير |
| 11 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 12 | tuhalituhum | karışırsanız onlara | تُخَالِطُوهُمْ | خلط |
| 13 | feihvanukum | öyle ki kardeşlerinizdir sizlerin | فَإِخْوَانُكُمْ | اخو |
| 14 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 15 | yea'lemu | bilir | يَعْلَمُ | علم |
| 16 | l-mufside | fesat edeni | الْمُفْسِدَ | فسد |
| 17 | mine | -den | مِنَ | - |
| 18 | l-muslihi | ıslah eden- | الْمُصْلِحِ | صلح |
| 19 | velev | ve eğer | وَلَوْ | - |
| 20 | şa'e | dileseydi | شَاءَ | شيا |
| 21 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 22 | leea'netekum | mutlak zora/sıkıntıya sokardı sizleri | لَأَعْنَتَكُمْ | عنت |
| 23 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 24 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 25 | azizun | Azîz’dir | عَزِيزٌ | عزز |
| 26 | hakimun | Hakîm’dir | حَكِيمٌ | حكم |
Notlar
Not 1: *Ailenin bir üyesi yaparsanız, evlat edinirseniz.**'dünyada ve ahirette' geçişinin 'mutlak zora/sıkıntıya sokardı sizleri ' sonrası olması gerekmektedir. Bu konuyla ilgili detaylı bilgi aşağıdaki makaleden okunabilir.Mushaftaki 2:220 ayeti ‘dünyada ve ahirette’ geçişi şeklinde mi başlamalı?
Ayet 221
228|2|221|وَلَا تَنكِحُوا۟ ٱلْمُشْرِكَٰتِ حَتَّىٰ يُؤْمِنَّ وَلَأَمَةٌ مُّؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِّن مُّشْرِكَةٍ وَلَوْ أَعْجَبَتْكُمْ وَلَا تُنكِحُوا۟ ٱلْمُشْرِكِينَ حَتَّىٰ يُؤْمِنُوا۟ وَلَعَبْدٌ مُّؤْمِنٌ خَيْرٌ مِّن مُّشْرِكٍ وَلَوْ أَعْجَبَكُمْ أُو۟لَٰٓئِكَ يَدْعُونَ إِلَى ٱلنَّارِ وَٱللَّهُ يَدْعُوٓا۟ إِلَى ٱلْجَنَّةِ وَٱلْمَغْفِرَةِ بِإِذْنِهِۦ وَيُبَيِّنُ ءَايَٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
228|2|221|ولا تنكحوا المشركت حتي يومن ولامه مومنه خير من مشركه ولو اعجبتكم ولا تنكحوا المشركين حتي يومنوا ولعبد مومن خير من مشرك ولو اعجبكم اوليك يدعون الي النار والله يدعوا الي الجنه والمغفره باذنه ويبين ايته للناس لعلهم يتذكرون
221. Ve lâ tenkihûl muşrikâti hattâ yu’minn(yu’minne), ve le emetun mu’minetun hayrun min muşriketin ve lev a’cebetkum, ve lâ tunkihûl muşrikîne hattâ yu’minû ve le abdun mu’minun hayrun min muşrikin ve lev a’cebekum, ulâike yed’ûne ilen nâr(nâri), vallâhu yed’û ilel cenneti vel magfireti bi iznih(iznihi), ve yubeyyinu âyâtihî lin nâsi leallehum yetezekkerûn(yetezekkerûne).
Ve nikahlamayın744* müşrik36 kadınları ta ki iman47 ederler; ve hizmetçi mümin27 bir kadın hayırlıdır bir müşrik36 kadından; ve eğer acayip etkilediyse (bile) (o kadın) sizleri; ve nikahlamayın744** müşrik36 erkekleri ta ki iman47 ederler; ve mutlak ki köle mümin27 bir erkek hayırlıdır bir müşrik36 erkekten; ve eğer acayip etkilediyse (bile) (o erkek) sizleri; işte bunlar; çağırırlar ateşe doğru; ve Allah çağırır cennete doğru; ve mağfirete O’nun izniyle; ve beyan eder (Allah) ayetlerini insanlara; belki onlar zikrederler/hatırlarlar.
Ahmed Samira: 221 And do not marry the takers of partners (with God) (F) until they believe, and an owned believing female slave (E) (is) better from (than) a taker of partners (with God) (F), and (even) if she pleased/marveled you. And do not marry the takers of partners (with God) (M) until they believe, and a believing slave (M/E) (is) better from a taker of partners (with God) (M), and (even) if he pleased/marveled you, those call to the fire, and God calls to the Paradise, and the forgiveness with His will, and He clarifies His signs/verses/evidences to the people, maybe they mention/remember .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 2 | tenkihu | nikahlamayın | تَنْكِحُوا | نكح |
| 3 | l-muşrikati | (kadın) müşrikleri | الْمُشْرِكَاتِ | شرك |
| 4 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 5 | yu'minne | (o kadınlar) iman ederler | يُؤْمِنَّ | امن |
| 6 | veleemetun | ve hizmetçi | وَلَأَمَةٌ | امو |
| 7 | mu'minetun | (kadın) bir mümin | مُؤْمِنَةٌ | امن |
| 8 | hayrun | hayırlıdır | خَيْرٌ | خير |
| 9 | min | مِنْ | - | |
| 10 | muşriketin | (kadın) bir müşrikten | مُشْرِكَةٍ | شرك |
| 11 | velev | ve eğer | وَلَوْ | - |
| 12 | ea'cebetkum | acayip etkilediyse (o kadın) sizleri | أَعْجَبَتْكُمْ | عجب |
| 13 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 14 | tunkihu | nikahlamayın | تُنْكِحُوا | نكح |
| 15 | l-muşrikine | (erkek) müşrikleri | الْمُشْرِكِينَ | شرك |
| 16 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 17 | yu'minu | (o erkekler) iman ederler | يُؤْمِنُوا | امن |
| 18 | veleabdun | ve mutlak ki bir köle | وَلَعَبْدٌ | عبد |
| 19 | mu'minun | (erkek) bir mümin | مُؤْمِنٌ | امن |
| 20 | hayrun | hayırlıdır | خَيْرٌ | خير |
| 21 | min | -ten | مِنْ | - |
| 22 | muşrikin | bir (erkek) müşrikten | مُشْرِكٍ | شرك |
| 23 | velev | ve eğer | وَلَوْ | - |
| 24 | ea'cebekum | acayip etkilediyse (o erkek) sizleri | أَعْجَبَكُمْ | عجب |
| 25 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 26 | yed'une | çağırırlar | يَدْعُونَ | دعو |
| 27 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 28 | n-nari | ateşe | النَّارِ | نور |
| 29 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 30 | yed'u | çağırır | يَدْعُو | دعو |
| 31 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 32 | l-cenneti | cennete | الْجَنَّةِ | جنن |
| 33 | velmegfirati | ve mağfirete | وَالْمَغْفِرَةِ | غفر |
| 34 | biiznihi | izniyle O’nun | بِإِذْنِهِ | اذن |
| 35 | ve yubeyyinu | ve beyan eder | وَيُبَيِّنُ | بين |
| 36 | ayatihi | ayetlerini | ايَاتِهِ | ايي |
| 37 | linnasi | insanlara | لِلنَّاسِ | نوس |
| 38 | leallehum | belki onlar | لَعَلَّهُمْ | - |
| 39 | yetezekkerune | zikrederler/hatırlarlar | يَتَذَكَّرُونَ | ذكر |
Notlar
Not 1: *Eril çoğul olarak gelmiştir. Müşriklerle yapılan evliliklere toplum olarak engel olun buyurulmaktadır. Ayetin Arapça grameri bizlere toplumsal mesaj verildiğini apaçık gösterir. **Eril çoğul olarak gelmiştir. Erkekler erkekleri kendilerine nikahlayamayacağına göre demek ki 'nikahlamayın' uyarısı bireysel değil toplumsaldır.
Ayet 222
229|2|222|وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْمَحِيضِ قُلْ هُوَ أَذًى فَٱعْتَزِلُوا۟ ٱلنِّسَآءَ فِى ٱلْمَحِيضِ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّىٰ يَطْهُرْنَ فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ ٱللَّهُ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٰبِينَ وَيُحِبُّ ٱلْمُتَطَهِّرِينَ
229|2|222|ويسلونك عن المحيض قل هو اذي فاعتزلوا النسا في المحيض ولا تقربوهن حتي يطهرن فاذا تطهرن فاتوهن من حيث امركم الله ان الله يحب التوبين ويحب المتطهرين
222. Ve yes’elûneke anil mahîd(mahîdi), kul huve ezen, fa’tezilûn nisâe fîl mahîdi, ve lâ takrabûhunne hattâ yathurn(yathurne) fe izâ tetahherne fe’tûhunne min haysu emerekumullâh(emerekumullâhu) innallâhe yuhıbbut tevvâbîne ve yuhibbul mutetahhirîn(mutetahhirîne).
Ve sual ederler/sorarlar sana menstrüasyon/âdet* hakkında; de ki: “O bir eziyettir**; öyle ki azledin/uzaklaştırın kadınları*** menstrüasyonda/âdette*; yaklaşmayın onlara*** ta ki temizlenirler****; öyle ki temizlendikleri zaman, öyle ki gelin onlara Allah'ın size emrettiği yerden*****”; doğrusu Allah sever tevbe33 edenleri ve sever temizlenenleri.
Ahmed Samira: 222 And they ask/question you about the menstruation , say: "It is mild harm, so separate/withdraw the women in the menstruation , and do not approach them (F) until they be cleaned/purified , so if they became cleaned/purified , so come to them (F), from where/when God ordered you , that God loves/likes the repentant, and He loves/likes the pure/clean .
Notlar
Not 1: *Kadınların ortalama 28 günde bir periyodik olarak yaşadığı, 2-7 gün süren, miktarı 30-80 ml olan vajinal kanaması. **Adet dönemi kadınlar oldukça fazla kasık ağrısı yaşarlar. Ağrılara ek olarak bulantı, kusma, ishal, baş ağrısı, baş dönmesi-sersemlik, uyum bozukluğu, fenalaşma ve yorgunluk görülebilir. Tam da Yüce Allah’ın ayette bildirdiği gibi; âdet dönemi kadınlar için bir eziyet, bir sıkıntıdır.***Âdet döneminde cinsel ilişki kadında 'endometriosiz' olarak bilinen bir hastalığın oluşma riskini artırır. Ayrıca cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından da riski artırır. Bilimsel veriler âdet döneminde cinsel ilişkiyi asla önermez. ****Âdet döneminin bitmesi. *****Yüce Allah'ın emrettiği cinsel ilişki yeri kadın vajinasıdır. Kadınlar için bir eziyet olan adet döneminde cinsel ilişki neden yasaklandı? Endometriosiz, cinsel yolla geçen hastalıklar.
Ayet 223
230|2|223|نِسَآؤُكُمْ حَرْثٌ لَّكُمْ فَأْتُوا۟ حَرْثَكُمْ أَنَّىٰ شِئْتُمْ وَقَدِّمُوا۟ لِأَنفُسِكُمْ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّكُم مُّلَٰقُوهُ وَبَشِّرِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
230|2|223|نساوكم حرث لكم فاتوا حرثكم اني شيتم وقدموا لانفسكم واتقوا الله واعلموا انكم ملقوه وبشر المومنين
223. Nisâukum harsun lekum, fe’tû harsekum ennâ şi’tum ve kaddimû li enfusikum vettekûllâhe va’lemû ennekum mulâkûh(mulâkûhu), ve beşşiril mu’minîn(mu’minîne).
Kadınlarınız bir tarladır* sizlere; öyle ki gelin tarlanıza* istediğiniz uygun süre/zaman (da)**; ve önceden gönderin nefisleriniz201 için; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki sizler kavuşanlarsınız O’na; ve müjdele müminleri.
Ahmed Samira: 223 Your women (are) a cultivation/plantation to you, so come (to) your cultivation/plantation when you wanted/willed, and present/advance to yourselves, and fear and obey God and know that you are meeting Him , and announce good news (to) the believers.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | nisa'ukum | kadınlarınız | نِسَاؤُكُمْ | نسو |
| 2 | harsun | bir tarla | حَرْثٌ | حرث |
| 3 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 4 | fe'tu | öyle ki gelin | فَأْتُوا | اتي |
| 5 | harsekum | tarlanıza | حَرْثَكُمْ | حرث |
| 6 | enna | uygun zaman | أَنَّىٰ | اني |
| 7 | şi'tum | istediğiniz | شِئْتُمْ | شيا |
| 8 | ve kaddimu | ve önceden gönderin | وَقَدِّمُوا | قدم |
| 9 | lienfusikum | nefisleriniz için | لِأَنْفُسِكُمْ | نفس |
| 10 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 11 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 12 | vea'lemu | ve bilin | وَاعْلَمُوا | علم |
| 13 | ennekum | ki sizler | أَنَّكُمْ | - |
| 14 | mulakuhu | kavuşanlarsınız O’na | مُلَاقُوهُ | لقي |
| 15 | ve beşşiri | ve müjdele | وَبَشِّرِ | بشر |
| 16 | l-mu'minine | müminleri | الْمُؤْمِنِينَ | امن |
Notlar
Not 1: *Ürün veren verimli, bereketli toprak. Rahim iç zarı humuslu bir toprak gibidir. Katmanlardan oluşur. Toprağın bir tohuma tüm ihtiyaçlarını sağlaması gibi insan tohumu olan embriyoya her türlü ihtiyaçlarını sağlar.**Ennâ kelimesi zaman/süre/periyod demektir. Ayrıca olgunlaşmak, uygun olmak, sabırlı olmak, acele etmemek anlamındadır."Kadınlarınız ürün veren bir toprak sizlere; öyleyse gelin ürün veren toprağınıza arzu ettiğiniz zaman”; muhteşem bilimsel deliller sunan ve kadınları yücelten ayetler.
Ayet 224
231|2|224|وَلَا تَجْعَلُوا۟ ٱللَّهَ عُرْضَةً لِّأَيْمَٰنِكُمْ أَن تَبَرُّوا۟ وَتَتَّقُوا۟ وَتُصْلِحُوا۟ بَيْنَ ٱلنَّاسِ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
231|2|224|ولا تجعلوا الله عرضه لايمنكم ان تبروا وتتقوا وتصلحوا بين الناس والله سميع عليم
224. Ve lâ tec’alûllâhe urdaten li eymânikum en teberrû ve tettekû ve tuslihû beynen nâs(nâsi), vallâhu semîun alîm(alîmun).
Ve yapmayın Allah’ı bir gaye/amaç* yeminlerinize; ki (o durumda) erdemli olursunuz; ve takvalı21 olursunuz; ve düzeltirsiniz/iyileştirirsiniz insanların arasını; Allah Semî’dir41; Alîm’dir8.
Ahmed Samira: 224 And do not make God a subject/target to your oaths that you be righteous and fear and obey (God) and correct/reconciliate between the people, and God (is) hearing/listening, knowledgeable.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 2 | tec'alu | yapmayın | تَجْعَلُوا | جعل |
| 3 | llahe | Allah’ı | اللَّهَ | - |
| 4 | urdeten | bir gaye/amaç | عُرْضَةً | عرض |
| 5 | lieymanikum | yeminlerinize | لِأَيْمَانِكُمْ | يمن |
| 6 | en | ki | أَنْ | - |
| 7 | teberru | erdemli olursunuz | تَبَرُّوا | برر |
| 8 | ve tetteku | ve takvalı olursunuz | وَتَتَّقُوا | وقي |
| 9 | ve tuslihu | ve düzeltirsiniz/iyileştirsiniz | وَتُصْلِحُوا | صلح |
| 10 | beyne | arasını | بَيْنَ | بين |
| 11 | n-nasi | insanların | النَّاسِ | نوس |
| 12 | vallahu | Allah | وَاللَّهُ | - |
| 13 | semiun | Semî’dir | سَمِيعٌ | سمع |
| 14 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
Notlar
Not 1: *Alet etmek.
Ayet 225
232|2|225|لَّا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغْوِ فِىٓ أَيْمَٰنِكُمْ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
232|2|225|لا يواخذكم الله باللغو في ايمنكم ولكن يواخذكم بما كسبت قلوبكم والله غفور حليم
225. Lâ yuâhızukumullâhu bil lagvi fî eymânikum ve lâkin yuâhızukum bi mâ kesebet kulûbukum vallâhu gafûrun halîm(halîmun).
Tutmaz (sorumlu) sizleri Allah yeminlerinizdeki diyalektle/jargonla/ağızla; ve lakin tutar (sorumlu) sizleri kalplerinizin kazandığıyla; ve Allah Gafûr’dur20; Halîm’dir58.
Ahmed Samira: 225 God does not punish you with (for) nonsense/senseless talk in your oaths , and but He punishes you with (for) what your hearts/minds earned , and God (is) forgiving, clement .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | la | لَا | - | |
| 2 | yu'ahizukumu | tutmaz (sorumlu) sizleri | يُؤَاخِذُكُمُ | اخذ |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | bil-legvi | diyalektle/jargonla/ağızla | بِاللَّغْوِ | لغو |
| 5 | fi | فِي | - | |
| 6 | eymanikum | yeminlerinizdeki | أَيْمَانِكُمْ | يمن |
| 7 | velakin | ve lakin | وَلَٰكِنْ | - |
| 8 | yu'ahizukum | tutar (sorumlu) sizleri | يُؤَاخِذُكُمْ | اخذ |
| 9 | bima | بِمَا | - | |
| 10 | kesebet | kazandığıyla | كَسَبَتْ | كسب |
| 11 | kulubukum | kalplerinizin | قُلُوبُكُمْ | قلب |
| 12 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 13 | gafurun | Gafûr’dur | غَفُورٌ | غفر |
| 14 | halimun | Halîm’dir | حَلِيمٌ | حلم |
Ayet 226
233|2|226|لِّلَّذِينَ يُؤْلُونَ مِن نِّسَآئِهِمْ تَرَبُّصُ أَرْبَعَةِ أَشْهُرٍ فَإِن فَآءُو فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
233|2|226|للذين يولون من نسايهم تربص اربعه اشهر فان فاو فان الله غفور رحيم
226. Lillezîne yu’lûne min nisâihim terabbusu erbaati eşhur(eşhurin), fe in fâû fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Kadınlarından çekilen* kimseler içindir dört ay bekleme dönemi; öyle ki eğer dönerse** (o kimse); öyle ki doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.
Ahmed Samira: 226 For those who swear away from their women (wives), waiting four months, so if they returned , so that God (is) forgiving, most merciful.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | lillezine | kimseler için | لِلَّذِينَ | - |
| 2 | yu'lune | çekilirler | يُؤْلُونَ | الو |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | nisaihim | kadınlarından | نِسَائِهِمْ | نسو |
| 5 | terabbusu | bekleme dönemi | تَرَبُّصُ | ربص |
| 6 | erbeati | dört | أَرْبَعَةِ | ربع |
| 7 | eşhurin | ay | أَشْهُرٍ | شهر |
| 8 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 9 | fa'u | dönerse (o kimse) | فَاءُوا | فيا |
| 10 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 11 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 12 | gafurun | Gafûr’dur | غَفُورٌ | غفر |
| 13 | rahimun | Rahîm’dir | رَحِيمٌ | رحم |
Notlar
Not 1: *Yemin ederek uzak duran, cinsel ilişkiye girmeyen.**4 ay bekleme yapamayıp dönerse.
Ayet 227
234|2|227|وَإِنْ عَزَمُوا۟ ٱلطَّلَٰقَ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
234|2|227|وان عزموا الطلق فان الله سميع عليم
227. Ve in azemût talâka fe innallâhe semîun alîm(alîmun).
Ve eğer azmettilerse* boşanmaya; öyle ki doğrusu Allah Semî’dir41; Alîm’dir8.
Ahmed Samira: 227 And if they decided/determined the divorce, (so) then God (is) hearing/listening knowledgeable.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 2 | azemu | azmettilerse | عَزَمُوا | عزم |
| 3 | t-talaka | boşanmaya | الطَّلَاقَ | طلق |
| 4 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 5 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 6 | semiun | Semî’dir | سَمِيعٌ | سمع |
| 7 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
Notlar
Not 1: *Kesin karar verip arkasında durmak.
Ayet 228
235|2|228|وَٱلْمُطَلَّقَٰتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلَٰثَةَ قُرُوٓءٍ وَلَا يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ فِىٓ أَرْحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤْمِنَّ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِى ذَٰلِكَ إِنْ أَرَادُوٓا۟ إِصْلَٰحًا وَلَهُنَّ مِثْلُ ٱلَّذِى عَلَيْهِنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
235|2|228|والمطلقت يتربصن بانفسهن ثلثه قرو ولا يحل لهن ان يكتمن ما خلق الله في ارحامهن ان كن يومن بالله واليوم الاخر وبعولتهن احق بردهن في ذلك ان ارادوا اصلحا ولهن مثل الذي عليهن بالمعروف وللرجال عليهن درجه والله عزيز حكيم
228. Vel mutallakâtu yeterabbasne bi enfusihinne selâsete kurûin, ve lâ yahıllu lehunne en yektumne mâ halakallâhu fî erhâmihinne in kunne yu’minne billâhi vel yevmil âhır(âhıri), ve buûletuhunne ehakku bi reddihinne fî zâlike in erâdû ıslâhâ(ıslâhan), ve lehunne mislullezî aleyhinne bil ma’rûf(ma’rûfi), ve lir ricâli aleyhinne dereceh(derecetun), vallâhu azîzun hakîm(hakîmun).
Ve boşanmışlar (kadınlar) bekletirler nefislerini üç mens/âdet; ve helal olmaz onlara ki gizlerler Allah'ın rahimlerinde yarattığını; eğer olduysalar iman47 ederler Allah'a ve ahiret gününe; ve kocalarına daha haktır döndürmeye onları (kadınları) bunun içinde (bekleme süresinde) eğer istedilerse bir ıslah316; ve onlaradır (kadınlaradır) benzeri (erkeklere verilen hak) ki onlar (kadınlar) üzerine maruf291 (olan); ve adamlar içindir onlar (kadınlar) üzerine bir derece*; ve Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.
Ahmed Samira: 228 And the divorced (F) wait with themselves (F) three menstrual cycles , and (it is) not permitted/allowed to them (F) that they (F) hide/conceal what God created in their (F) wombs/uteruses , if they (F) were believing with God, and the Day the Last/Resurrection Day, and their husbands/spouses (are) more worthy/deserving with returning them, in that if they wanted/intended a reconciliation . And for them (F) similar/equal what (is) on them (F) with the kindness/generosity , and to the men a step/stage/grade on them (F), and God (is) glorious/mighty , wise/judicious.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velmutallekatu | ve boşanmışlar (kadınlar) | وَالْمُطَلَّقَاتُ | طلق |
| 2 | yeterabbesne | beklerler | يَتَرَبَّصْنَ | ربص |
| 3 | bienfusihinne | nefisleriyle | بِأَنْفُسِهِنَّ | نفس |
| 4 | selasete | üç | ثَلَاثَةَ | ثلث |
| 5 | kuru'in | mens/âdet | قُرُوءٍ | قرا |
| 6 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 7 | yehillu | helal olmaz | يَحِلُّ | حلل |
| 8 | lehunne | onlara | لَهُنَّ | - |
| 9 | en | ki | أَنْ | - |
| 10 | yektumne | gizlerler | يَكْتُمْنَ | كتم |
| 11 | ma | مَا | - | |
| 12 | haleka | yarattığını | خَلَقَ | خلق |
| 13 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 14 | fi | فِي | - | |
| 15 | erhamihinne | rahimlerinde onların | أَرْحَامِهِنَّ | رحم |
| 16 | in | eğer | إِنْ | - |
| 17 | kunne | olduysalar | كُنَّ | كون |
| 18 | yu'minne | iman ederler | يُؤْمِنَّ | امن |
| 19 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 20 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 21 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 22 | ve buuletuhunne | ve kocalarına onların | وَبُعُولَتُهُنَّ | بعل |
| 23 | ehakku | daha haktır | أَحَقُّ | حقق |
| 24 | biraddihinne | döndürmeye onları | بِرَدِّهِنَّ | ردد |
| 25 | fi | فِي | - | |
| 26 | zalike | bunun içinde | ذَٰلِكَ | - |
| 27 | in | eğer | إِنْ | - |
| 28 | eradu | istedilerse | أَرَادُوا | رود |
| 29 | islahen | bir ıslah | إِصْلَاحًا | صلح |
| 30 | velehunne | ve onlara (kadınlaradır) | وَلَهُنَّ | - |
| 31 | mislu | benzeri | مِثْلُ | مثل |
| 32 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 33 | aleyhinne | onlara (kadınlar) üzerine | عَلَيْهِنَّ | - |
| 34 | bil-mea'rufi | marufla | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 35 | velirricali | ve adamlar için | وَلِلرِّجَالِ | رجل |
| 36 | aleyhinne | onlar (kadınlar) üzerine | عَلَيْهِنَّ | - |
| 37 | deracetun | bir derece | دَرَجَةٌ | درج |
| 38 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 39 | azizun | Azîz’dir | عَزِيزٌ | عزز |
| 40 | hakimun | Hakîm’dir | حَكِيمٌ | حكم |
Notlar
Not 1: *Bekleme süresinde eski eşlerle yeniden evlenme konusunda erkeklerin eski eşleri üzerinde bir derecesi vardır.
Ayet 229
236|2|229|ٱلطَّلَٰقُ مَرَّتَانِ فَإِمْسَاكٌۢ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحٌۢ بِإِحْسَٰنٍ وَلَا يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَأْخُذُوا۟ مِمَّآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ شَيْـًٔا إِلَّآ أَن يَخَافَآ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا فِيمَا ٱفْتَدَتْ بِهِۦ تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَعْتَدُوهَا وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ ٱللَّهِ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
236|2|229|الطلق مرتان فامساك بمعروف او تسريح باحسن ولا يحل لكم ان تاخذوا مما اتيتموهن شيا الا ان يخافا الا يقيما حدود الله فان خفتم الا يقيما حدود الله فلا جناح عليهما فيما افتدت به تلك حدود الله فلا تعتدوها ومن يتعد حدود الله فاوليك هم الظلمون
229. Et talâku merratân(merratâni), fe imsâkun bi ma’rûfin ev tesrîhun bi ihsân(ihsânin), ve lâ yahıllu lekum en te’huzû mimmâ âteytumûhunne şey’en illâ en yehâfâ ellâ yukîmâ hudûdallâh(hudûdallâhi), fe in hıftum ellâ yukîmâ hudûdallâhi, fe lâ cunâha aleyhimâ fî meftedet bih(bihî), tilke hudûdullâhi fe lâ ta’tedûhâ, ve men yeteadde hudûdallâhi fe ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).
Boşama iki defadır; öyle ki bir tutmadır marufla291 ya da bir salmadır güzellikle; helal olmaz sizlere ki edinirsiniz/alırsınız verdiğinizden onlara (kadınlara) bir şey*; dışındadır eğer korkarlarsa (iki eş) koruyamazlar diye Allah'ın hudutlarını/sınırlarını; (ya da) öyle ki eğer korktunuz (sizler) koruyamazlar (o iki eş) Allah'ın hudutlarını/sınırlarını diye**; öyle ki (kadının) verdiği fidye*** hakkında ikisine (de) (eşlere) bir günah yoktur****; işte şunlar; hudutlarıdır/sınırlarıdır Allah'ın; öyle ki aşmayın/çiğnemeyin onu; ve kim aşar/çiğner hudutlarını/sınırlarını Allah'ın; öyle ki bunlar; onlardır zalimler.
Ahmed Samira: 229 The divorce (is) two times/twice, so holding/clinging/refraining (the marriage) with kindness/generosity or divorcing/releasing with goodness , and (it is) not permitted/allowed that you (M) to take/receive from what you gave them (F) a thing, except that they (B) fear that (they) do not take care of (B) God’s limits/boundaries , so if you feared (that they) do not take care of (B) God’s limits/boundaries , so no offense/sin on them (B) in what she ransomed/compensated with it. Those are God’s limits/boundaries , so do not transgress/violate it, and who transgresses/violates God’s limits/boundaries , so those are, they are the unjust/oppressive.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | et-talaku | boşama | الطَّلَاقُ | طلق |
| 2 | merratani | iki defadır | مَرَّتَانِ | مرر |
| 3 | feimsakun | öyle ki bir tutma | فَإِمْسَاكٌ | مسك |
| 4 | bimea'rufin | marufla | بِمَعْرُوفٍ | عرف |
| 5 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 6 | tesrihun | bir salma | تَسْرِيحٌ | سرح |
| 7 | biihsanin | güzellikle | بِإِحْسَانٍ | حسن |
| 8 | ve la | وَلَا | - | |
| 9 | yehillu | helal olmaz | يَحِلُّ | حلل |
| 10 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 11 | en | ki | أَنْ | - |
| 12 | te'huzu | edinirsiniz/alırsınız | تَأْخُذُوا | اخذ |
| 13 | mimma | مِمَّا | - | |
| 14 | ateytumuhunne | verdiğinizden onlara (kadınlara) | اتَيْتُمُوهُنَّ | اتي |
| 15 | şey'en | bir şey | شَيْئًا | شيا |
| 16 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 17 | en | eğer | أَنْ | - |
| 18 | yehafa | korkarlarsa (iki eş) | يَخَافَا | خوف |
| 19 | ella | أَلَّا | - | |
| 20 | yukima | koruyamazlar (iki eş) diye | يُقِيمَا | قوم |
| 21 | hudude | hududlarını/sınırlarını | حُدُودَ | حدد |
| 22 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 23 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 24 | hiftum | korktunuz | خِفْتُمْ | خوف |
| 25 | ella | أَلَّا | - | |
| 26 | yukima | koruyamazlar (o iki eş) diye | يُقِيمَا | قوم |
| 27 | hudude | hududlarını/sınırlarını | حُدُودَ | حدد |
| 28 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 29 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 30 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 31 | aleyhima | ikisine (eşlere) | عَلَيْهِمَا | - |
| 32 | fima | فِيمَا | - | |
| 33 | ftedet | verdiği (kadının) fidye | افْتَدَتْ | فدي |
| 34 | bihi | hakkında | بِهِ | - |
| 35 | tilke | işte şunlar | تِلْكَ | - |
| 36 | hududu | hududlarını/sınırlarını | حُدُودُ | حدد |
| 37 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 38 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 39 | tea'teduha | aşmayın/çiğnemeyin onu | تَعْتَدُوهَا | عدو |
| 40 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 41 | yeteadde | aşar/çiğner | يَتَعَدَّ | عدو |
| 42 | hudude | hududlarını/sınırlarını | حُدُودَ | حدد |
| 43 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 44 | feulaike | öyle ki bunlar | فَأُولَٰئِكَ | - |
| 45 | humu | onlardır | هُمُ | - |
| 46 | z-zalimune | zalimler | الظَّالِمُونَ | ظلم |
Notlar
Not 1: *Kadınlara evlilik sürecinde verilen şeyler geri alınmaz. Mehir de dahil.**Ancak bir hak ihlalinden korkulursa (eşlerin kendisi veya toplum fark ederse) bu durumda hak arama mücadelesine girilir. ***Kadın boşanmak istemişse evliliğin başında almış olduğu mehri boşanacağı kocasına geri vermelidir. Bu fidye ödemesi, evlilikten kendisini kurtarma karşılığıdır. ****Boşanmak isteyen kadının verdiği fidyeyi erkeğin almasında bir günah yoktur.
Ayet 230
237|2|230|فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُۥ مِنۢ بَعْدُ حَتَّىٰ تَنكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُۥ فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَآ أَن يَتَرَاجَعَآ إِن ظَنَّآ أَن يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ وَتِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
237|2|230|فان طلقها فلا تحل له من بعد حتي تنكح زوجا غيره فان طلقها فلا جناح عليهما ان يتراجعا ان ظنا ان يقيما حدود الله وتلك حدود الله يبينها لقوم يعلمون
230. Fe in tallakahâ fe lâ tahıllu lehu min ba’du hattâ tenkiha zevcen gayrah(gayrahu), fe in tallakahâ fe lâ cunâha aleyhimâ en yeterâceâ in zannâ en yukîmâ hudûdallâh(hudûdallâhi), ve tilke hudûdullâhi yubeyyinuhâ li kavmin ya’lemûn(ya’lemûne).
Öyle ki eğer boşadıysa* (erkek) onu (kadını); öyle ki helal olmaz ona (erkeğe) sonrasında; ta ki nikahlar744 onu** bir eş (başka bir erkek) kendisi dışında; öyle ki eğer boşadıysa (yeni nikahlanmış erkek) onu**; öyle ki yoktur bir günah ikisi (kadın-erkek) üzerine ki geri dönerler; eğer zannederlerse ki korurlar Allah'ın hudutlarını/sınırlarını; ve işte şunlar; hudutlarıdır/sınırlarıdır Allah'ın; beyan eder (Allah) bilen bir kavim/toplum için.
Ahmed Samira: 230 So if he divorced her, so she does not become permitted/allowed to him from after, until she marries a husband/spouse other than him, so if he (the second husband) divorced her, so no offense/guilt/sin on them (B) that they (B) return to each other if they (B) assumed/supposed (B) that they (B) (would) keep up God’s limits/boundaries , and these are God’s limits/boundaries He clarifies/explains it to a nation knowing.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 2 | tallekaha | boşadıysa (erkek) onu (kadını) | طَلَّقَهَا | طلق |
| 3 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 4 | tehillu | helal olmaz | تَحِلُّ | حلل |
| 5 | lehu | ona (erkeğe) | لَهُ | - |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | bea'du | sonrasında | بَعْدُ | بعد |
| 8 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 9 | tenkiha | nikahlar onu (kadını) | تَنْكِحَ | نكح |
| 10 | zevcen | bir eş (başka bir erkek) | زَوْجًا | زوج |
| 11 | gayrahu | kendisinin dışında | غَيْرَهُ | غير |
| 12 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 13 | tallekaha | boşadıysa (başka erkek) onu (kadını) | طَلَّقَهَا | طلق |
| 14 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 15 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 16 | aleyhima | ikisi (kadın-erkek) üzerine | عَلَيْهِمَا | - |
| 17 | en | ki | أَنْ | - |
| 18 | yeteraceaa | dönerler | يَتَرَاجَعَا | رجع |
| 19 | in | eğer | إِنْ | - |
| 20 | zenna | zannederlerse | ظَنَّا | ظنن |
| 21 | en | ki | أَنْ | - |
| 22 | yukima | korurlar | يُقِيمَا | قوم |
| 23 | hudude | hudutlarını/sınırlarını | حُدُودَ | حدد |
| 24 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 25 | ve tilke | ve işte şunlar | وَتِلْكَ | - |
| 26 | hududu | hudutlarıdır/sınırlarıdır | حُدُودُ | حدد |
| 27 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 28 | yubeyyinuha | beyan eder (Allah) | يُبَيِّنُهَا | بين |
| 29 | likavmin | bir kavim için | لِقَوْمٍ | قوم |
| 30 | yea'lemune | bilen | يَعْلَمُونَ | علم |
Notlar
Not 1: *İki kez boşanma gerçekleşmişse.**Kadını.
Ayet 231
238|2|231|وَإِذَا طَلَّقْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًا لِّتَعْتَدُوا۟ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۥ وَلَا تَتَّخِذُوٓا۟ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ هُزُوًا وَٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمَآ أَنزَلَ عَلَيْكُم مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ وَٱلْحِكْمَةِ يَعِظُكُم بِهِۦ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
238|2|231|واذا طلقتم النسا فبلغن اجلهن فامسكوهن بمعروف او سرحوهن بمعروف ولا تمسكوهن ضرارا لتعتدوا ومن يفعل ذلك فقد ظلم نفسه ولا تتخذوا ايت الله هزوا واذكروا نعمت الله عليكم وما انزل عليكم من الكتب والحكمه يعظكم به واتقوا الله واعلموا ان الله بكل شي عليم
231. Ve izâ tallaktumun nisâe fe belagne ecelehunne fe emsikûhunne bi ma’rûfin ev serrihûhunne bi ma’rûf(ma’rûfin), ve lâ tumsikûhunne dırâran li ta’tedû, ve men yef’al zâlike fe kad zaleme nefseh(nefsehu), ve lâ tettehızû âyâtillâhi huzuvâ(huzuven), vezkurû ni’metallâhi aleykum ve mâ enzele aleykum minel kitâbi vel hikmeti yeızukum bih(bihî), vettekûllâhe va’lemû ennallâhe bi kulli şey’in alîm(alîmun).
Ve boşadığınız zaman kadınları öyle ki ulaştılar (kadınlar) ecellerine*; öyle ki tutun onları marufla291 ya da salın onları marufla291; ve tutmayın onları bir zarar (vererek) sınırı aşmak için; ve kim yapar bunu muhakkak ki zulmetti nefsine201; ve edinmeyin Allah'ın ayetlerini istihza361; ve zikredin/hatırlayın Allah'ın nimetini sizlere; ve indirdiğini sizlere hikmet303 (içeren) kitaptan**; vaaz653 eder onunla** (kitapla); ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki Allah her bir şeyi bilendir.
Ahmed Samira: 231 And if you divorced the women, so they reached their term/time, so hold/grasp them (F) with kindness/generosity or divorce/release them (F) with kindness/generosity , and do not hold/grasp them (F) harming to transgress/violate, and who makes/does that, so he had caused injustice/oppression (to) himself. And do not take God’s verses/evidences mockingly , and mention/remember God’s blessing on you, and what He descended on you from The Book and the wisdom , He advises/warns you with it, and fear and obey God, and know that God (is) with every thing knowledgeable.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | tallektumu | boşadığınız | طَلَّقْتُمُ | طلق |
| 3 | n-nisa'e | kadınları | النِّسَاءَ | نسو |
| 4 | fe belegne | öyle ki ulaştılar (kadınlar) | فَبَلَغْنَ | بلغ |
| 5 | ecelehunne | ecellerine () | أَجَلَهُنَّ | اجل |
| 6 | feemsikuhunne | öyle ki tutun onları | فَأَمْسِكُوهُنَّ | مسك |
| 7 | bimea'rufin | marufla | بِمَعْرُوفٍ | عرف |
| 8 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 9 | serrihuhunne | salın onları | سَرِّحُوهُنَّ | سرح |
| 10 | bimea'rufin | marufla | بِمَعْرُوفٍ | عرف |
| 11 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 12 | tumsikuhunne | tutmayın onları | تُمْسِكُوهُنَّ | مسك |
| 13 | diraran | bir zarar | ضِرَارًا | ضرر |
| 14 | litea'tedu | sınırı aşmak için | لِتَعْتَدُوا | عدو |
| 15 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 16 | yef'al | yapar | يَفْعَلْ | فعل |
| 17 | zalike | bunu | ذَٰلِكَ | - |
| 18 | fekad | muhakkak ki | فَقَدْ | - |
| 19 | zeleme | zulmetti | ظَلَمَ | ظلم |
| 20 | nefsehu | nefsine | نَفْسَهُ | نفس |
| 21 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 22 | tettehizu | edinmeyin | تَتَّخِذُوا | اخذ |
| 23 | ayati | ayetlerini | ايَاتِ | ايي |
| 24 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 25 | huzuven | istihza | هُزُوًا | هزا |
| 26 | vezkuru | ve zikredin/hatırlayın | وَاذْكُرُوا | ذكر |
| 27 | nia'mete | nimetini | نِعْمَتَ | نعم |
| 28 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 29 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 30 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 31 | enzele | indirdiğini | أَنْزَلَ | نزل |
| 32 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 33 | mine | -tan | مِنَ | - |
| 34 | l-kitabi | kitaptan | الْكِتَابِ | كتب |
| 35 | velhikmeti | ve hikmetli | وَالْحِكْمَةِ | حكم |
| 36 | yeizukum | vaaz eder | يَعِظُكُمْ | وعظ |
| 37 | bihi | onunla (kitapla) | بِهِ | - |
| 38 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 39 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 40 | vea'lemu | ve bilin | وَاعْلَمُوا | علم |
| 41 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 42 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 43 | bikulli | her | بِكُلِّ | كلل |
| 44 | şey'in | bir şeyi | شَيْءٍ | شيا |
| 45 | alimun | bilendir | عَلِيمٌ | علم |
Notlar
Not 1: *İddet süresinin sonu.**Kur'an.
Ayet 232
239|2|232|وَإِذَا طَلَّقْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا تَعْضُلُوهُنَّ أَن يَنكِحْنَ أَزْوَٰجَهُنَّ إِذَا تَرَٰضَوْا۟ بَيْنَهُم بِٱلْمَعْرُوفِ ذَٰلِكَ يُوعَظُ بِهِۦ مَن كَانَ مِنكُمْ يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ ذَٰلِكُمْ أَزْكَىٰ لَكُمْ وَأَطْهَرُ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
239|2|232|واذا طلقتم النسا فبلغن اجلهن فلا تعضلوهن ان ينكحن ازوجهن اذا ترضوا بينهم بالمعروف ذلك يوعظ به من كان منكم يومن بالله واليوم الاخر ذلكم ازكي لكم واطهر والله يعلم وانتم لا تعلمون
232. Ve izâ tallaktumun nisâe fe belagne ecelehunne fe lâ ta’dulûhunne en yenkıhne ezvâcehunne izâ terâdav beynehum bil ma’rûf(ma’rûfi), zâlike yûazu bihî men kâne minkum yu’minu billâhi vel yevmil âhır(âhıri), zâlikum ezkâ lekum ve ather(atheru), vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve boşadığınız zaman kadınları; öyle ki ulaştılar ecellerine*; öyle ki engellemeyin onları ki nikahlanırlar744 (kadınlar) eşleriyle**; razı oldukları zaman aralarında marufla291; işte budur; vaaz653 edildi onunla sizlerden iman47 eder olmuş kimseye Allah'a ve ahiret gününe; bu daha uygun/doğrudur sizlere ve daha temizdir; ve Allah bilir; ve sizler bilmezsiniz.
Ahmed Samira: 232 And if you divorced the women, so they reached their term/time , so do not confine/prevent/oppress them (F) that they marry their husbands/spouses, if they mutually agreed/accepted between them with the kindness/generosity , that is being advised/warned with it who was from you believing with God and the Day the Last/Resurrection Day, (and) that (is) more correct/commendable to you, and purer ,and God knows and you do not know.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | tallektumu | boşadığınız | طَلَّقْتُمُ | طلق |
| 3 | n-nisa'e | kadınları | النِّسَاءَ | نسو |
| 4 | fe belegne | öyle ki ulaştılar | فَبَلَغْنَ | بلغ |
| 5 | ecelehunne | ecellerine | أَجَلَهُنَّ | اجل |
| 6 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 7 | tea'duluhunne | engellemeyin onları | تَعْضُلُوهُنَّ | عضل |
| 8 | en | ki | أَنْ | - |
| 9 | yenkihne | nikahlanırlar (kadınlar) | يَنْكِحْنَ | نكح |
| 10 | ezvacehunne | eşleriyle | أَزْوَاجَهُنَّ | زوج |
| 11 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 12 | teradev | razı oldukları | تَرَاضَوْا | رضو |
| 13 | beynehum | aralarında | بَيْنَهُمْ | بين |
| 14 | bil-mea'rufi | marufla | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 15 | zalike | işte budur | ذَٰلِكَ | - |
| 16 | yuazu | vaaz edildi | يُوعَظُ | وعظ |
| 17 | bihi | onunla | بِهِ | - |
| 18 | men | kimseye | مَنْ | - |
| 19 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 20 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 21 | yu'minu | iman ederler | يُؤْمِنُ | امن |
| 22 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 23 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 24 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 25 | zalikum | bu | ذَٰلِكُمْ | - |
| 26 | ezka | daha uygun/doğrudur | أَزْكَىٰ | زكو |
| 27 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 28 | ve etheru | ve daha temizdir | وَأَطْهَرُ | طهر |
| 29 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 30 | yea'lemu | bilir | يَعْلَمُ | علم |
| 31 | ve entum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 32 | la | لَا | - | |
| 33 | tea'lemune | bilmezsiniz | تَعْلَمُونَ | علم |
Notlar
Not 1: *İddet süresinin sonu.**Nikahlanacak olan yeni eş.
Ayet 233
240|2|233|وَٱلْوَٰلِدَٰتُ يُرْضِعْنَ أَوْلَٰدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَن يُتِمَّ ٱلرَّضَاعَةَ وَعَلَى ٱلْمَوْلُودِ لَهُۥ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ لَا تُكَلَّفُ نَفْسٌ إِلَّا وُسْعَهَا لَا تُضَآرَّ وَٰلِدَةٌۢ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوْلُودٌ لَّهُۥ بِوَلَدِهِۦ وَعَلَى ٱلْوَارِثِ مِثْلُ ذَٰلِكَ فَإِنْ أَرَادَا فِصَالًا عَن تَرَاضٍ مِّنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا وَإِنْ أَرَدتُّمْ أَن تَسْتَرْضِعُوٓا۟ أَوْلَٰدَكُمْ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِذَا سَلَّمْتُم مَّآ ءَاتَيْتُم بِٱلْمَعْرُوفِ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
240|2|233|والولدت يرضعن اولدهن حولين كاملين لمن اراد ان يتم الرضاعه وعلي المولود له رزقهن وكسوتهن بالمعروف لا تكلف نفس الا وسعها لا تضار ولده بولدها ولا مولود له بولده وعلي الوارث مثل ذلك فان ارادا فصالا عن تراض منهما وتشاور فلا جناح عليهما وان اردتم ان تسترضعوا اولدكم فلا جناح عليكم اذا سلمتم ما اتيتم بالمعروف واتقوا الله واعلموا ان الله بما تعملون بصير
233. Vel vâlidâtu yurdı’ne evlâdehunne havleyni kâmileyni li men erâde en yutimmer radâah(radâate), ve alel mevlûdi lehu rızkuhunne ve kisvetuhunne bil ma’rûf(ma’rûfi), lâ tukellefu nefsun illâ vus’ahâ, lâ tudârra vâlidetun bi veledihâ ve lâ mevlûdun lehu bi veledihî ve alel vârisi mislu zâlik(zâlike), fe in erâdâ fısâlen an terâdın min humâ ve teşâvurin fe lâ cunâha aleyhimâ ve in eradtum en testerdıû evlâdekum fe lâ cunâha aleykum izâ sellemtum mâ âteytum bil ma’rûf(ma’rûfi), vettekullâhe va’lemû ennellâhe bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).
Ve anneler emzirirler evlatlarını iki tam yıl*; kimse** içindir; istedi ki tamamlar emzirmeyi; ve evlat sahibi (baba) olanadır rızıkları (annelerin) ve giyecekleri (annelerin) marufla291; külfete sokulmaz bir nefis201 kapasitesi dışında; zarara sokulmaz bir anne evladıyla; ve ne de evlat sahibi (baba) olan evladıyla; ve varislerin/mirasçıların üzerinedir misli870 bunun; öyle ki eğer istedilerse (anne-baba) kesmek/ayırmak (sütten) o ikisinden (anne-baba) (olan) bir rızadan ve bir danışmadan (sonra); öyle ki olmaz bir günah o ikisi (anne-baba) üzerine; ve eğer isterseniz ki emzirtmek (süt anneye) evlatlarınızı; öyle ki olmaz bir günah üzerinize; selamladığınız zaman verdiğiniz (-le) (karşılığıyla), marufla291; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki Allah yaptığınızı görendir.
Ahmed Samira: 233 And the mothers breast feed their children two years complete, to who wanted/intended that (to) complete the lactation/breast feeding period, and on the born to him/father, (is the responsibility of) their provision (F) and their dressing/clothing (F) with the kindness/generosity , (that) no self be burdened/imposed upon except its endurance/capacity , no mother (is) to be harmed with her child, and nor a born to him/father (be harmed) with his child. And on the heir/inharitant similar/equal (to) that, so if they (B) wanted separation (weaning) on acceptance/approval from them (B), and discussion/consultation , so no offense/guilt/sin on them (B), and if you willed/wanted that to seek a wet nurse/breast feeder (for) your children, so no offense/guilt/sin on you if you handed/delivered over what you gave with the kindness/generosity , and fear and obey God, and know that God (is) with what you make/do seeing/knowing/understanding.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velvelidatu | ve anneler | وَالْوَالِدَاتُ | ولد |
| 2 | yurdia'ne | emzirirler | يُرْضِعْنَ | رضع |
| 3 | evladehunne | evlatlarını | أَوْلَادَهُنَّ | ولد |
| 4 | havleyni | iki yıl | حَوْلَيْنِ | حول |
| 5 | kamileyni | tam | كَامِلَيْنِ | كمل |
| 6 | limen | kimse içindir | لِمَنْ | - |
| 7 | erade | istedi | أَرَادَ | رود |
| 8 | en | ki | أَنْ | - |
| 9 | yutimme | tamamlar | يُتِمَّ | تمم |
| 10 | r-radaate | emzirmeyi | الرَّضَاعَةَ | رضع |
| 11 | ve ala | ve | وَعَلَى | - |
| 12 | l-mevludi | evlat sahibi (olan) | الْمَوْلُودِ | ولد |
| 13 | lehu | onadır (babaların) | لَهُ | - |
| 14 | rizkuhunne | rızıkları onların (annelerin) | رِزْقُهُنَّ | رزق |
| 15 | ve kisve tuhunne | ve giyecekleri onların (annelerin) | وَكِسْوَتُهُنَّ | كسو |
| 16 | bil-mea'rufi | marufla | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 17 | la | لَا | - | |
| 18 | tukellefu | külfete sokulmaz | تُكَلَّفُ | كلف |
| 19 | nefsun | bir nefis | نَفْسٌ | نفس |
| 20 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 21 | vus'aha | kapasitesi | وُسْعَهَا | وسع |
| 22 | la | لَا | - | |
| 23 | tudarra | zarara sokulmaz | تُضَارَّ | ضرر |
| 24 | velidetun | bir anne | وَالِدَةٌ | ولد |
| 25 | bivelediha | evladıyla | بِوَلَدِهَا | ولد |
| 26 | ve la | ve ne de | وَلَا | - |
| 27 | mevludun | evlat sahibi (baba) | مَوْلُودٌ | ولد |
| 28 | lehu | olan | لَهُ | - |
| 29 | biveledihi | evladıyla | بِوَلَدِهِ | ولد |
| 30 | ve ala | ve üzerindedir | وَعَلَى | - |
| 31 | l-varisi | varislerin/mirasçıların | الْوَارِثِ | ورث |
| 32 | mislu | misli/benzeri | مِثْلُ | مثل |
| 33 | zalike | bunun | ذَٰلِكَ | - |
| 34 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 35 | erada | istedilerse | أَرَادَا | رود |
| 36 | fisalen | kesmek/ayırmak | فِصَالًا | فصل |
| 37 | an | عَنْ | - | |
| 38 | teradin | bir rızadan | تَرَاضٍ | رضو |
| 39 | minhuma | o ikisinden (anne-baba) | مِنْهُمَا | - |
| 40 | ve teşavurin | ve bir danışma | وَتَشَاوُرٍ | شور |
| 41 | fela | öyle ki olmaz | فَلَا | - |
| 42 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 43 | aleyhima | o ikisi (anne-baba) üzerine | عَلَيْهِمَا | - |
| 44 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 45 | eradtum | isterseniz | أَرَدْتُمْ | رود |
| 46 | en | ki | أَنْ | - |
| 47 | testerdiu | emzirtmek (süt anneye) | تَسْتَرْضِعُوا | رضع |
| 48 | evladekum | evlatlarınızı | أَوْلَادَكُمْ | ولد |
| 49 | fela | öyle ki olmaz | فَلَا | - |
| 50 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 51 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 52 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 53 | sellemtum | selamladınız | سَلَّمْتُمْ | سلم |
| 54 | ma | مَا | - | |
| 55 | ateytum | verdiğiniz (-le) (karşılığıyla) | اتَيْتُمْ | اتي |
| 56 | bil-mea'rufi | marufla | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 57 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 58 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 59 | vea'lemu | ve bilin | وَاعْلَمُوا | علم |
| 60 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 61 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 62 | bima | بِمَا | - | |
| 63 | tea'melune | yaptığınızı | تَعْمَلُونَ | عمل |
| 64 | besirun | görendir | بَصِيرٌ | بصر |
Notlar
Not 1: *Kur'an'ın 2 yıl emzirmeyi önermesi büyük bir mucizedir. Dünya Sağlık Cemiyeti (WHO) emzirmenin 2 yıl olması gerektiğini bilimsel verilerle önermektedir.İnsan cenininin ruhu ne zaman veriliyor? Kuran 2 yıl emzirme öneriyor.**Kimse edatı kadın ve erkek fark etmeksizin kullanılır. Ayette kadınlar için kullanıldığına güzel bir örnek vardır.
Ayet 234
241|2|234|وَٱلَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَٰجًا يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ فِىٓ أَنفُسِهِنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
241|2|234|والذين يتوفون منكم ويذرون ازوجا يتربصن بانفسهن اربعه اشهر وعشرا فاذا بلغن اجلهن فلا جناح عليكم فيما فعلن في انفسهن بالمعروف والله بما تعملون خبير
234. Vellezîne yuteveffevne minkum ve yezerûne ezvâcen yeterabbasne bi enfusihinne erbeate eşhurin ve aşrâ(aşran), fe izâ belagne ecelehunne fe lâ cunâhe aleykum fî mâ fealne fî enfusihinne bil ma’rûf(ma’rûfi), vallâhu bi mâ ta’melûne habîr(habîrun).
Ve sizlerden vefat ettirilen kimseler; ve geride bırakırlar eşlerini; beklerler (o kadınlar) kendi nefisleriyle201 dört ay ve on (gün); öyle ki ulaştıkları zaman ecellerine*; öyle ki yoktur bir günah sizlere (erkeklere) (kadınların) kendi nefislerinde201 faal olduklarına, marufla291; ve Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Ahmed Samira: 234 And those who are made to die from you, and they leave spouses/wives, they (the wives) wait (F) with themselves four months, and ten (days), so if they (F) reached their time/term , so no offense/guilt/sin on you in what they (F) made/did in (with) themselves with the kindness/generosity , and God (is) with what youmake/do expert/experienced.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 2 | yuteveffevne | vefat ettirilenlerin | يُتَوَفَّوْنَ | وفي |
| 3 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 4 | ve yezerune | ve geride bırakırlar | وَيَذَرُونَ | وذر |
| 5 | ezvacen | eşlerini | أَزْوَاجًا | زوج |
| 6 | yeterabbesne | beklerler (kadınlar) | يَتَرَبَّصْنَ | ربص |
| 7 | bienfusihinne | kendi nefisleriyle | بِأَنْفُسِهِنَّ | نفس |
| 8 | erbeate | dört | أَرْبَعَةَ | ربع |
| 9 | eşhurin | ay | أَشْهُرٍ | شهر |
| 10 | ve aşran | ve on (gün) | وَعَشْرًا | عشر |
| 11 | feiza | öyle ki zaman | فَإِذَا | - |
| 12 | belegne | ulaştıkları | بَلَغْنَ | بلغ |
| 13 | ecelehunne | ecellerine | أَجَلَهُنَّ | اجل |
| 14 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 15 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 16 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 17 | fima | فِيمَا | - | |
| 18 | fealne | faal olduklarında (kadınların) | فَعَلْنَ | فعل |
| 19 | fi | فِي | - | |
| 20 | enfusihinne | nefislerinde | أَنْفُسِهِنَّ | نفس |
| 21 | bil-mea'rufi | marufla | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 22 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 23 | bima | بِمَا | - | |
| 24 | tea'melune | yaptıklarınızdan | تَعْمَلُونَ | عمل |
| 25 | habirun | haberdardır | خَبِيرٌ | خبر |
Notlar
Not 1: *Sürenin sonuna.
Ayet 235
242|2|235|وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا عَرَّضْتُم بِهِۦ مِنْ خِطْبَةِ ٱلنِّسَآءِ أَوْ أَكْنَنتُمْ فِىٓ أَنفُسِكُمْ عَلِمَ ٱللَّهُ أَنَّكُمْ سَتَذْكُرُونَهُنَّ وَلَٰكِن لَّا تُوَاعِدُوهُنَّ سِرًّا إِلَّآ أَن تَقُولُوا۟ قَوْلًا مَّعْرُوفًا وَلَا تَعْزِمُوا۟ عُقْدَةَ ٱلنِّكَاحِ حَتَّىٰ يَبْلُغَ ٱلْكِتَٰبُ أَجَلَهُۥ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِىٓ أَنفُسِكُمْ فَٱحْذَرُوهُ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمٌ
242|2|235|ولا جناح عليكم فيما عرضتم به من خطبه النسا او اكننتم في انفسكم علم الله انكم ستذكرونهن ولكن لا تواعدوهن سرا الا ان تقولوا قولا معروفا ولا تعزموا عقده النكاح حتي يبلغ الكتب اجله واعلموا ان الله يعلم ما في انفسكم فاحذروه واعلموا ان الله غفور حليم
235. Ve lâ cunâhe aleykum fîmâ arradtum bihî min hitbetin nisâi ev eknentum fî enfusikum, alimallâhu ennekum se tezkurûnehunne ve lâkin lâ tuvâıdûhunne sirran illâ en tekûlû kavlen ma’rûfâ(ma’rûfen), ve lâ ta’zimû ukdeten nikâhı hattâ yeblugal kitâbu eceleh(ecelehu), va’lemû ennallâhe ya’lemu mâ fî enfusikum fahzerûh(fahzerûhu), va’lemû ennallâhe gafûrun halîm(halîmun).
Ve yoktur bir günah sizlere; açık etmenizde/belirginleştirmenizde kadınlara teklifinizden* (olanı); ya da gizlemenizde nefislerinizdekini201; bildi Allah ki sizler zikredeceksiniz onları (kadınları); ve lakin vaat etmeyin bir sırla/gizlice; dışındadır ki söylersiniz bir söz marufla291; ve azmetmeyin nikah744 akdine; ta ki ulaşır kitap/yazıt eceline*; ve bilin ki Allah bilir nefislerinizdekini201; öyle ki hazır olun O’na (Allah’a); ve bilin ki Allah Gafûr’dur20; Halîm’dir58.
Ahmed Samira: 235 And no offense/guilt/sin (is) on you, in what you displayed/exhibited with it, from the women (in) request for marriage/engagement or you concealed/hid in yourselves, God knew that you will mention/remember them (F), and but do not make appointments with them (F) secretly, except that to say a good opinion and belief , and do not decide/determine the marriage knot/contract (consummate the marriage) until The Book reaches its known time/term (takes effect), and know that God knows what is in yourselves, so be warned/cautious of Him , and know that God (is) forgiving clement .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 2 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 3 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 4 | fima | فِيمَا | - | |
| 5 | arradtum | açık etmenizde/belirginleştirmenizde | عَرَّضْتُمْ | عرض |
| 6 | bihi | بِهِ | - | |
| 7 | min | مِنْ | - | |
| 8 | hitbeti | teklifinizden (olanın) | خِطْبَةِ | خطب |
| 9 | n-nisa'i | kadınlara | النِّسَاءِ | نسو |
| 10 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 11 | eknentum | gizlemenizden | أَكْنَنْتُمْ | كنن |
| 12 | fi | فِي | - | |
| 13 | enfusikum | nefislerinizde | أَنْفُسِكُمْ | نفس |
| 14 | alime | bildi | عَلِمَ | علم |
| 15 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 16 | ennekum | ki sizler | أَنَّكُمْ | - |
| 17 | setezkurunehunne | zikredeceksiniz onları (kadınları) | سَتَذْكُرُونَهُنَّ | ذكر |
| 18 | velakin | ve lakin | وَلَٰكِنْ | - |
| 19 | la | لَا | - | |
| 20 | tuvaiduhunne | vaad etmeyin | تُوَاعِدُوهُنَّ | وعد |
| 21 | sirran | bir sırla/gizlice | سِرًّا | سرر |
| 22 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 23 | en | ki | أَنْ | - |
| 24 | tekulu | söylersiniz | تَقُولُوا | قول |
| 25 | kavlen | bir söz | قَوْلًا | قول |
| 26 | mea'rufen | bir marufla | مَعْرُوفًا | عرف |
| 27 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 28 | tea'zimu | ve azmetmeyin | تَعْزِمُوا | عزم |
| 29 | ukdete | akdine | عُقْدَةَ | عقد |
| 30 | n-nikahi | nikah | النِّكَاحِ | نكح |
| 31 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 32 | yebluga | ulaşır | يَبْلُغَ | بلغ |
| 33 | l-kitabu | kitap/yazılan | الْكِتَابُ | كتب |
| 34 | ecelehu | eceline | أَجَلَهُ | اجل |
| 35 | vea'lemu | ve bilin | وَاعْلَمُوا | علم |
| 36 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 37 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 38 | yea'lemu | bilir | يَعْلَمُ | علم |
| 39 | ma | مَا | - | |
| 40 | fi | فِي | - | |
| 41 | enfusikum | nesiflerinizdekini | أَنْفُسِكُمْ | نفس |
| 42 | fehzeruhu | öyle ki hazır olun O’na (Allah’a) | فَاحْذَرُوهُ | حذر |
| 43 | vea'lemu | ve bilin | وَاعْلَمُوا | علم |
| 44 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 45 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 46 | gafurun | Gafûr’dur | غَفُورٌ | غفر |
| 47 | halimun | Halîm’dir | حَلِيمٌ | حلم |
Notlar
Not 1: *Nikâh teklifi.**Sürenin sonuna.
Ayet 236
243|2|236|لَّا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن طَلَّقْتُمُ ٱلنِّسَآءَ مَا لَمْ تَمَسُّوهُنَّ أَوْ تَفْرِضُوا۟ لَهُنَّ فَرِيضَةً وَمَتِّعُوهُنَّ عَلَى ٱلْمُوسِعِ قَدَرُهُۥ وَعَلَى ٱلْمُقْتِرِ قَدَرُهُۥ مَتَٰعًۢا بِٱلْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى ٱلْمُحْسِنِينَ
243|2|236|لا جناح عليكم ان طلقتم النسا ما لم تمسوهن او تفرضوا لهن فريضه ومتعوهن علي الموسع قدره وعلي المقتر قدره متعا بالمعروف حقا علي المحسنين
236. Lâ cunâha aleykum in tallaktumun nisâe mâ lem temessûhunne ev tefridû lehunne farîdâh(farîdâten) ve mettiûhunne alel mûsiı kaderuhu ve alel muktiri kaderuh(kaderuhu) metâan bil ma’rûf(ma’rûfi), hakkan alel muhsinîn(muhsinîne).
Yoktur bir günah üzerinize; eğer boşadıysanız363 kadınları (ki) asla temas etmediğinizi*; ya da belirlediniz onlara (kadınlara) bir farîdah362; ve faydalandırın onları (kadınları) bir maruflu291 faydalandırmayla; üzerine genişlik olana kendi ölçüsüyledir; ve üzerine kıtlık olana kendi ölçüsüyledir; bir haktır muhsinler294 üzerine.
Ahmed Samira: 236 No offense/guilt/sin (is) on you if you divorced the women as long as you did not touch them (F), or specify/stipulate for them (F) a specification/stipulation (dowry) , and give them (F) alimony on the enriched/rich, his capability , and on the tight/restricted (poor) his capability alimony with the kindness/generosity , dutifully/deservedly/rightfully on the good doers .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | la | yoktur | لَا | - |
| 2 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 3 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 4 | in | eğer | إِنْ | - |
| 5 | tallektumu | boşadıysanız | طَلَّقْتُمُ | طلق |
| 6 | n-nisa'e | kadınları | النِّسَاءَ | نسو |
| 7 | ma | مَا | - | |
| 8 | lem | لَمْ | - | |
| 9 | temessuhunne | asla temas etmediğiniz | تَمَسُّوهُنَّ | مسس |
| 10 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 11 | tefridu | belirlediniz | تَفْرِضُوا | فرض |
| 12 | lehunne | onlara (kadınlara) | لَهُنَّ | - |
| 13 | ferideten | bir farîdah | فَرِيضَةً | فرض |
| 14 | ve mettiuhunne | ve faydalandırın onları | وَمَتِّعُوهُنَّ | متع |
| 15 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 16 | l-musii | genişlik olan | الْمُوسِعِ | وسع |
| 17 | kaderuhu | kendi ölçüsüyle | قَدَرُهُ | قدر |
| 18 | ve ala | ve üzerini | وَعَلَى | - |
| 19 | l-muktiri | kıt olan | الْمُقْتِرِ | قتر |
| 20 | kaderuhu | kendi ölçüsüyle | قَدَرُهُ | قدر |
| 21 | metaan | bir geçimlik | مَتَاعًا | متع |
| 22 | bil-mea'rufi | marufla | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 23 | hakkan | bir haktır | حَقًّا | حقق |
| 24 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 25 | l-muhsinine | muhsinlerin | الْمُحْسِنِينَ | حسن |
Notlar
Not 1: *Cinsel temas.
Ayet 237
244|2|237|وَإِن طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِن قَبْلِ أَن تَمَسُّوهُنَّ وَقَدْ فَرَضْتُمْ لَهُنَّ فَرِيضَةً فَنِصْفُ مَا فَرَضْتُمْ إِلَّآ أَن يَعْفُونَ أَوْ يَعْفُوَا۟ ٱلَّذِى بِيَدِهِۦ عُقْدَةُ ٱلنِّكَاحِ وَأَن تَعْفُوٓا۟ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَىٰ وَلَا تَنسَوُا۟ ٱلْفَضْلَ بَيْنَكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
244|2|237|وان طلقتموهن من قبل ان تمسوهن وقد فرضتم لهن فريضه فنصف ما فرضتم الا ان يعفون او يعفوا الذي بيده عقده النكاح وان تعفوا اقرب للتقوي ولا تنسوا الفضل بينكم ان الله بما تعملون بصير
237. Ve in tallaktumûhunne min kabli en temessûhunne ve kadfaradtum lehunne farîdaten fe nısfu mâ faradtum illâen ya’fûne ev ya’fuvellezî bi yedihî ukdetun nikâh(nikâhı), ve en ta’fû akrabu lit takvâ ve lâ tensevul fadla beynekum innallâhe bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).
Ve eğer boşadıysanız onları (kadınları) ki temas etmeden önce onlara (kadınlara); muhakkak ki belirlemiştiniz onlara bir farîdah362; yarısıdır belirlediğinizin (farîdahın) onlara (kadınlara); dışındadır ki affederler* (erkekler) ya da affeder kimse** (ki) iki elinin arasındadır onun nikah744 akdi***; ve ki affetmeniz daha yakındır takvaya; ve unutmayın fazileti aranızda; doğrusu Allah yaptıklarınızı görendir.
Ahmed Samira: 237 And if you divorced them (F) from before that you touch them, and you (had) specified/stipulated to them (F) a specification/stipulation (dowry) , so half (of) what you specified/stipulated, except that they (F) forgive/pardon, or the one who (has) with (in) his hand the marriage contract forgives/pardons, and that to forgive/pardon (is) nearer/closer to the fear and obedience of God, and do not forget the grace/favour between you, that God (is) with what you make/do seeing/knowing/understanding .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 2 | tallektumuhunne | boşadıysanız onları (kadınları) | طَلَّقْتُمُوهُنَّ | طلق |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | kabli | öncesinde | قَبْلِ | قبل |
| 5 | en | ki | أَنْ | - |
| 6 | temessuhunne | temas ettiniz onlara (kadınlara) | تَمَسُّوهُنَّ | مسس |
| 7 | vekad | muhakkak ki | وَقَدْ | - |
| 8 | feradtum | belirlediniz | فَرَضْتُمْ | فرض |
| 9 | lehunne | onlara | لَهُنَّ | - |
| 10 | ferideten | bir farîdah | فَرِيضَةً | فرض |
| 11 | fenisfu | yarısıdır | فَنِصْفُ | نصف |
| 12 | ma | مَا | - | |
| 13 | feradtum | belirlediğinizi onlara | فَرَضْتُمْ | فرض |
| 14 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 15 | en | ki | أَنْ | - |
| 16 | yea'fune | affederler (erkekler) | يَعْفُونَ | عفو |
| 17 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 18 | yea'fuve | affeder | يَعْفُوَ | عفو |
| 19 | llezi | kimse (kadın/erkek) | الَّذِي | - |
| 20 | biyedihi | iki elinin arasında onun | بِيَدِهِ | يدي |
| 21 | ukdetu | akdi | عُقْدَةُ | عقد |
| 22 | n-nikahi | nikah | النِّكَاحِ | نكح |
| 23 | ve en | ve ki | وَأَنْ | - |
| 24 | tea'fu | affetmeniz | تَعْفُوا | عفو |
| 25 | ekrabu | daha yakındır | أَقْرَبُ | قرب |
| 26 | littekva | takvaya | لِلتَّقْوَىٰ | وقي |
| 27 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 28 | tensevu | unutmayın | تَنْسَوُا | نسي |
| 29 | l-fedle | fazileti | الْفَضْلَ | فضل |
| 30 | beynekum | aranızda | بَيْنَكُمْ | بين |
| 31 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 32 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 33 | bima | بِمَا | - | |
| 34 | tea'melune | yaptıklarınızı | تَعْمَلُونَ | عمل |
| 35 | besirun | görendir | بَصِيرٌ | بصر |
Notlar
Not 1: *Eril 3. şahıs çoğul olarak gelmiştir. Erkekleri işaret eder. Erkekler kendilerine düşen 1/2 kısmı da kadınlara bağışlayabilir.**Kimse edatı gramer olarak eril olarak kullanılsa da hem erkek hem kadınları kapsar. ***Nikah akdini elinde tutan kimse (kadın/erkek) boşanmak isteyerek boşanma sürecini aktif olarak ilerleten kimsedir. Akdin akıbeti bu kimseye bağlıdır.
Ayet 238
245|2|238|حَٰفِظُوا۟ عَلَى ٱلصَّلَوَٰتِ وَٱلصَّلَوٰةِ ٱلْوُسْطَىٰ وَقُومُوا۟ لِلَّهِ قَٰنِتِينَ
245|2|238|حفظوا علي الصلوت والصلوه الوسطي وقوموا لله قنتين
238. Hâfizû alâs salavâti ves salâtil vustâ ve kûmû lillâhi kânitîn(kânitîne).
Koruyun/muhafaza edin salâtları23; ve vusta* salâtını24 (da); ve dikelin/ayağa kalkın Allah için; kanaat edenler (olarak).
Ahmed Samira: 238 Observe/guard on the prayers, and the prayers the middle, and stand/call to God obeying/worshipping humbly .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | hafizu | koruyun/muhafaza edin | حَافِظُوا | حفظ |
| 2 | ala | عَلَى | - | |
| 3 | s-salevati | salatları | الصَّلَوَاتِ | صلو |
| 4 | ve ssalati | ve salatı | وَالصَّلَاةِ | صلو |
| 5 | l-vusta | orta/en iyi | الْوُسْطَىٰ | وسط |
| 6 | ve kumu | ve dikelin/ayağa kalkın | وَقُومُوا | قوم |
| 7 | lillahi | Allah için | لِلَّهِ | - |
| 8 | kanitine | kanaat edenler (olarak) | قَانِتِينَ | قنت |
Notlar
Not 1: *Orta/en iyi. Arapçada orta kelimesi en iyi, en hayırlı şeyi işaret etmek için kullanılır.
Ayet 239
246|2|239|فَإِنْ خِفْتُمْ فَرِجَالًا أَوْ رُكْبَانًا فَإِذَآ أَمِنتُمْ فَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ كَمَا عَلَّمَكُم مَّا لَمْ تَكُونُوا۟ تَعْلَمُونَ
246|2|239|فان خفتم فرجالا او ركبانا فاذا امنتم فاذكروا الله كما علمكم ما لم تكونوا تعلمون
239. Fe in hıftum fe ricâlen ev rukbânâ(rukbânen), fe izâ emintum, fezkurûllâhe kemâ allemekum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
Öyle ki eğer korktuysanız; öyle ki yürüyenler ya da binenler (olarak); öyle ki ne zaman emin/güvende oldunuz; öyle ki anın/zikredin* Allah'ı; öğrettiği/bildirdiği gibi** sizlere; asla bilir olmadığınızı.
Ahmed Samira: 239 So if you feared, so walking or riding , so if you became safe/secure , so mention/remember God, as He taught you what you were not knowing.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fe in | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 2 | hiftum | korktunuzsa | خِفْتُمْ | خوف |
| 3 | fericalen | yürüyenler | فَرِجَالًا | رجل |
| 4 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 5 | rukbanen | binenler | رُكْبَانًا | ركب |
| 6 | feiza | öyle ki zaman | فَإِذَا | - |
| 7 | emintum | emin/güvende oldunuz | أَمِنْتُمْ | امن |
| 8 | fezkuru | öyle ki anın/zikredin | فَاذْكُرُوا | ذكر |
| 9 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 10 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 11 | allemekum | öğrettiği/bildirdiği sizlere | عَلَّمَكُمْ | علم |
| 12 | ma | مَا | - | |
| 13 | lem | asla | لَمْ | - |
| 14 | tekunu | olmazsınız | تَكُونُوا | كون |
| 15 | tea'lemune | bilirler | تَعْلَمُونَ | علم |
Notlar
Not 1: *Korku durumu varsa emin/güvende oluncaya kadar salâtlarda öğrenilen Kur'an'ın hatırlanması/zikredilmesi ertelenebilir. 238 ayetinde işaret edilen salâtlar asla durdurulamaz. Ancak savaş durumunda kısaltılabilir (4:101-102). Salâtlarda yani vakitli Kur'an derslerinde öğrenilen Kur'an salât sonrası hatırlanacaktır. Yürürken de, binekler üzerindeyken de. Her durumda. Ancak korku varsa Kur'an'ın hatırlanması emin/güvende oluncaya kadar ertelenebilir. **Yüce Allah insana Kur'an'ı öğrettiğini, bildirdiğini 55:1 ve 55:2 ayetlerinde açık ve net olarak bildirmiştir. Salâtla öğrettiği Kur'an'daki gibi.
Ayet 240
247|2|240|وَٱلَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَٰجًا وَصِيَّةً لِّأَزْوَٰجِهِم مَّتَٰعًا إِلَى ٱلْحَوْلِ غَيْرَ إِخْرَاجٍ فَإِنْ خَرَجْنَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِى مَا فَعَلْنَ فِىٓ أَنفُسِهِنَّ مِن مَّعْرُوفٍ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
247|2|240|والذين يتوفون منكم ويذرون ازوجا وصيه لازوجهم متعا الي الحول غير اخراج فان خرجن فلا جناح عليكم في ما فعلن في انفسهن من معروف والله عزيز حكيم
240. Vellezîne yuteveffevne minkum ve yezerûne ezvâcâ(ezvâcen), vasıyyeten li ezvâcihim metâan ilel havli gayre ıhrâc(ıhrâcın), fe in harecne fe lâ cunâha aleykum fî mâ fealne fî enfusihinne min ma’rûf(ma’rûfin), vallâhu azîzun hakîm(hakîmun).
Ve kimseler; vefat ettirilirler sizlerden; ve bırakırlar geride eşler; bir vasiyet (olsun) eşleri için; bir yıla kadar bir meta54; yoktur ihraç/çıkarma; öyle ki eğer çıktılar (kadınlar) (isteyerek); öyle ki yoktur bir günah sizlere faal olduklarından; kendi nefislerindeki201 bir maruftan291; ve Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.
Ahmed Samira: 240 And those who are made to die from you, and they leave spouses/wives , a bequest to their spouses/wives, alimony/enjoyment to the year without/not bringing out/forcing out, so if they (F) got out , so no offense/guilt/sin on you, in what they made/did in themselves (F) from kindness/known/goodness, and God (is) glorious/mighty , wise/judicious.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 2 | yuteveffevne | vefat ettirilirler | يُتَوَفَّوْنَ | وفي |
| 3 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 4 | ve yezerune | ve bırakırlar geride | وَيَذَرُونَ | وذر |
| 5 | ezvacen | eşler | أَزْوَاجًا | زوج |
| 6 | vesiyyeten | bir vasiyettir | وَصِيَّةً | وصي |
| 7 | liezvacihim | eşleri için | لِأَزْوَاجِهِمْ | زوج |
| 8 | metaan | bir meta | مَتَاعًا | متع |
| 9 | ila | kadar | إِلَى | - |
| 10 | l-havli | bir yıla | الْحَوْلِ | حول |
| 11 | gayra | yoktur | غَيْرَ | غير |
| 12 | ihracin | ihraç/çıkarma | إِخْرَاجٍ | خرج |
| 13 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 14 | haracne | çıktılar (kadınlar) | خَرَجْنَ | خرج |
| 15 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 16 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 17 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 18 | fi | فِي | - | |
| 19 | ma | مَا | - | |
| 20 | fealne | faal olduklarında | فَعَلْنَ | فعل |
| 21 | fi | فِي | - | |
| 22 | enfusihinne | nefislerinde | أَنْفُسِهِنَّ | نفس |
| 23 | min | مِنْ | - | |
| 24 | mea'rufin | bir maruftan | مَعْرُوفٍ | عرف |
| 25 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 26 | azizun | Azîz’dir | عَزِيزٌ | عزز |
| 27 | hakimun | Hakîm’dir | حَكِيمٌ | حكم |
Ayet 241
248|2|241|وَلِلْمُطَلَّقَٰتِ مَتَٰعٌۢ بِٱلْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى ٱلْمُتَّقِينَ
248|2|241|وللمطلقت متع بالمعروف حقا علي المتقين
241. Ve lil mutallakâti metâun bil ma’rûf(ma’rûfi) hakkan alel muttekîn(muttekîne).
Ve boşanmışlara (kadınlara) marufla bir meta bir haktır takva21 sahipleri üzerine.
Ahmed Samira: 241 And for the divorcees (F) alimony with the kindness/generosity deservedly/rightfully on the fearing and obeying (God).
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velilmutallekati | ve boşanmış kadınlara | وَلِلْمُطَلَّقَاتِ | طلق |
| 2 | metaun | bir meta | مَتَاعٌ | متع |
| 3 | bil-mea'rufi | marulla | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 4 | hakkan | bir haktır | حَقًّا | حقق |
| 5 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 6 | l-muttekine | müttakiler | الْمُتَّقِينَ | وقي |
Ayet 242
249|2|242|كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
249|2|242|كذلك يبين الله لكم ايته لعلكم تعقلون
242. Kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).
İşte böyledir; beyan226 eder Allah sizlere ayetlerini389; belki sizler akledersiniz.
Ahmed Samira: 242 Like that God clarifies to you His verses/evidences , maybe you reason/understand/ comprehend .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kezalike | işte böyledir | كَذَٰلِكَ | - |
| 2 | yubeyyinu | beyan eder | يُبَيِّنُ | بين |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 5 | ayatihi | ayetlerini | ايَاتِهِ | ايي |
| 6 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 7 | tea'kilune | akledersiniz | تَعْقِلُونَ | عقل |
Ayet 243
250|2|243|أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ خَرَجُوا۟ مِن دِيَٰرِهِمْ وَهُمْ أُلُوفٌ حَذَرَ ٱلْمَوْتِ فَقَالَ لَهُمُ ٱللَّهُ مُوتُوا۟ ثُمَّ أَحْيَٰهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
250|2|243|الم تر الي الذين خرجوا من ديرهم وهم الوف حذر الموت فقال لهم الله موتوا ثم احيهم ان الله لذو فضل علي الناس ولكن اكثر الناس لا يشكرون
243. E lem tera ilellezîne haracû min diyârihim ve hum ulûfun hazaral mevti, fe kâle lehumullâhu mûtû summe ahyâhum innallâhe le zû fadlin alen nâsi ve lâkinne ekseren nâsi lâ yeşkurûn(yeşkurûne).
Hiç görmez misin kimseleri (ki) çıktılar diyarlarından?; ve onlar binlercedir; ölüme* hazır; öyle ki dedi onlara Allah: "Ölün*!"; sonra hayat verdi* (Allah) onlara; doğrusu Allah mutlak sahibidir bir fazl/fazilet insanlara karşı; velakin/fakat insanların ekserisi/çoğu/geneli şükretmezler43.
Ahmed Samira: 243 Do you not see/understand to those who got out from their homes/countries/tribes/places , and they are thousands , fearing/cautioning the death, so God said to them: "Die." Then He revived them. That God (is owner) of grace/favour/blessing on the people, and but most of the people do not thank/be grateful.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | elem | أَلَمْ | - | |
| 2 | tera | görmez misin? | تَرَ | راي |
| 3 | ila | إِلَى | - | |
| 4 | ellezine | kimseleri | الَّذِينَ | - |
| 5 | haracu | çıktılar | خَرَجُوا | خرج |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | diyarihim | diyarlarından | دِيَارِهِمْ | دور |
| 8 | ve hum | ve onlar | وَهُمْ | - |
| 9 | ulufun | binlercesi | أُلُوفٌ | الف |
| 10 | hazera | hazır | حَذَرَ | حذر |
| 11 | l-mevti | ölümle | الْمَوْتِ | موت |
| 12 | fekale | öyle ki dedi | فَقَالَ | قول |
| 13 | lehumu | onlara | لَهُمُ | - |
| 14 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 15 | mutu | Ölün! | مُوتُوا | موت |
| 16 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 17 | ehyahum | hayat verdi (Allah) onlara | أَحْيَاهُمْ | حيي |
| 18 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 19 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 20 | lezu | mutlak sahibidir | لَذُو | - |
| 21 | fedlin | fazl/fazilet | فَضْلٍ | فضل |
| 22 | ala | karşı | عَلَى | - |
| 23 | n-nasi | insanlara | النَّاسِ | نوس |
| 24 | velakinne | velakin | وَلَٰكِنَّ | - |
| 25 | eksera | ekserisi/çoğu/geneli | أَكْثَرَ | كثر |
| 26 | n-nasi | insanların | النَّاسِ | نوس |
| 27 | la | لَا | - | |
| 28 | yeşkurune | şükretmezler | يَشْكُرُونَ | شكر |
Notlar
Not 1: *Anlarız ki Yüce Allah ölümün eşiğinden bu insanları geri döndürmüştür. Hayatlarını bağışlamıştır.
Ayet 244
251|2|244|وَقَٰتِلُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
251|2|244|وقتلوا في سبيل الله واعلموا ان الله سميع عليم
244. Ve kâtilû fî sebîlillâhi va’lemû ennallâhe semîun alîm(alîmun).
Ve katledin35 Allah yolunda331; ve bilin ki Allah Semî’dir41; Alîm’dir8.
Ahmed Samira: 244 And fight/kill in God’s way/road/sake, and know that God (is) hearing/listening, knowledgeable.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve katilu | ve katledin | وَقَاتِلُوا | قتل |
| 2 | fi | فِي | - | |
| 3 | sebili | yolunda | سَبِيلِ | سبل |
| 4 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 5 | vea'lemu | ve bilin | وَاعْلَمُوا | علم |
| 6 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 7 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 8 | semiun | Semî’dir | سَمِيعٌ | سمع |
| 9 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
Ayet 245
252|2|245|مَّن ذَا ٱلَّذِى يُقْرِضُ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَٰعِفَهُۥ لَهُۥٓ أَضْعَافًا كَثِيرَةً وَٱللَّهُ يَقْبِضُ وَيَبْصُۜطُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
252|2|245|من ذا الذي يقرض الله قرضا حسنا فيضعفه له اضعافا كثيره والله يقبض ويبصط واليه ترجعون
245. Menzellezî yukridullâhe kardan hasenen fe yudâifehu lehû ed’âfen kesîrah(kesîraten), vallâhu yakbidu ve yebsut(yebsutu) ve ileyhi turceûn(turceûne).
Kim (ki) o kimse borç verir123 Allah'a güzel bir borç; öyle ki katlar (Allah) onu (borcun karşılığını) ona (kimseye); çokça katlamalar (-la); ve Allah sıkar/daraltır; ve yayar/genişletir; ve O’na döndürülürsünüz.
Ahmed Samira: 245 Who (is) that who lends/advances God a good loan/advance, so He (God) doubles/multiplies it for him many doubles/multiples, and God holds/tightens and spreads/widens , and to Him you are being returned.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | men | kimdir | مَنْ | - |
| 2 | za | ذَا | - | |
| 3 | llezi | o kimse | الَّذِي | - |
| 4 | yukridu | borç verir | يُقْرِضُ | قرض |
| 5 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 6 | kardan | bir borcu | قَرْضًا | قرض |
| 7 | hasenen | güzel | حَسَنًا | حسن |
| 8 | feyudaifehu | öyle ki katlar onu | فَيُضَاعِفَهُ | ضعف |
| 9 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 10 | ed'aafen | bir katlama | أَضْعَافًا | ضعف |
| 11 | kesiraten | çokça | كَثِيرَةً | كثر |
| 12 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 13 | yekbidu | sıkar/daraltır | يَقْبِضُ | قبض |
| 14 | ve yebsutu | ve yayar/genişletir | وَيَبْسُطُ | بسط |
| 15 | ve ileyhi | ve O’na | وَإِلَيْهِ | - |
| 16 | turceune | döndürülürsünüz | تُرْجَعُونَ | رجع |
Ayet 246
253|2|246|أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلْمَلَإِ مِنۢ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنۢ بَعْدِ مُوسَىٰٓ إِذْ قَالُوا۟ لِنَبِىٍّ لَّهُمُ ٱبْعَثْ لَنَا مَلِكًا نُّقَٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ إِن كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلْقِتَالُ أَلَّا تُقَٰتِلُوا۟ قَالُوا۟ وَمَا لَنَآ أَلَّا نُقَٰتِلَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَقَدْ أُخْرِجْنَا مِن دِيَٰرِنَا وَأَبْنَآئِنَا فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقِتَالُ تَوَلَّوْا۟ إِلَّا قَلِيلًا مِّنْهُمْ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ
253|2|246|الم تر الي الملا من بني اسريل من بعد موسي اذ قالوا لنبي لهم ابعث لنا ملكا نقتل في سبيل الله قال هل عسيتم ان كتب عليكم القتال الا تقتلوا قالوا وما لنا الا نقتل في سبيل الله وقد اخرجنا من ديرنا وابناينا فلما كتب عليهم القتال تولوا الا قليلا منهم والله عليم بالظلمين
246. E lem tera ilel melei min benî isrâîle min ba’di mûsâ, iz kâlû li nebiyyin lehumub’as lenâ meliken nukâtil fî sebîlillâh(sebîlillâhi), kâle hel aseytum in kutibe aleykumul kıtâlu ellâ tukâtil(tukâtilû), kâlû ve mâ lenâ ellâ nukâtile fî sebîlillâhi ve kad uhricnâ min diyârinâ ve ebnâinâ fe lemmâ kutibe aleyhimul kıtâlu tevellev illâ kalîlen minhum vallâhu alîmun biz zâlimîn(zâlimîne).
Hiç görmez misin meleyi364 Musa sonrasında îsrailoğullarından197?, dedikleri zaman kendilerinden bir nebiye132; "Görevlendir bizlere bir melik96; katledelim35 Allah yolunda331"; dedi (nebileri): "Olabilir misiniz ki eğer yazılırsa üzerinize katletme35 ki katletmezsiniz35?"; dediler: "ve ne (olmuş) bizlere ki katletmeyiz35 Allah yolunda331; muhakkak ki çıkarıldık365 diyarlarımızdan* ve oğullarımızdan"; öyle ki ne zaman yazıldı üzerlerine katletme35; yüz çevirdiler biraz dışında onlardan; ve Allah bilir zalimleri.
Ahmed Samira: 246 Do you not see/understand to the nobles/assembly from Israel’s sons and daughters from after Moses, when they said to a prophet to them: "Send to us a king , we will fight/kill in God’s way/road/sake." He said: "Did you maybe hope if the fighting/killing (is) written/dictated/ordered on you, that you do not fight/kill?"They said: "And why not for us (that) we not fight/kill in God’s way/road/sake, and we had been brought out/forced from our homes/countries/tribes and our sons." So when the fighting/killing was written/dictated/ordered on them they turned away, except little/few from them, and God (is) knowledgeable with the unjust.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | elem | أَلَمْ | - | |
| 2 | tera | görmez misin? | تَرَ | راي |
| 3 | ila | إِلَى | - | |
| 4 | l-melei | meleye | الْمَلَإِ | ملا |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | beni | oğullarından | بَنِي | بني |
| 7 | israile | İsrail | إِسْرَائِيلَ | - |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | bea'di | sonrasında | بَعْدِ | بعد |
| 10 | musa | Musa | مُوسَىٰ | - |
| 11 | iz | zaman | إِذْ | - |
| 12 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 13 | linebiyyin | bir nebilerine | لِنَبِيٍّ | نبا |
| 14 | lehumu | kendi | لَهُمُ | - |
| 15 | b'as | görevlendir | ابْعَثْ | بعث |
| 16 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 17 | meliken | bir melik | مَلِكًا | ملك |
| 18 | nukatil | katledelim | نُقَاتِلْ | قتل |
| 19 | fi | -nda | فِي | - |
| 20 | sebili | yolu- | سَبِيلِ | سبل |
| 21 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 22 | kale | dedi (nebileri) | قَالَ | قول |
| 23 | hel | هَلْ | - | |
| 24 | aseytum | olası mı ki sizler? | عَسَيْتُمْ | عسي |
| 25 | in | eğer | إِنْ | - |
| 26 | kutibe | yazılırsa | كُتِبَ | كتب |
| 27 | aleykumu | üzerinize | عَلَيْكُمُ | - |
| 28 | l-kitalu | katletme | الْقِتَالُ | قتل |
| 29 | ella | ki | أَلَّا | - |
| 30 | tukatilu | katletmezsiniz | تُقَاتِلُوا | قتل |
| 31 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 32 | ve ma | ve ne | وَمَا | - |
| 33 | lena | bizlerlere | لَنَا | - |
| 34 | ella | ki | أَلَّا | - |
| 35 | nukatile | katletmeyiz | نُقَاتِلَ | قتل |
| 36 | fi | فِي | - | |
| 37 | sebili | yolunda | سَبِيلِ | سبل |
| 38 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 39 | vekad | muhakkak ki | وَقَدْ | - |
| 40 | uhricna | çıkarıldık | أُخْرِجْنَا | خرج |
| 41 | min | مِنْ | - | |
| 42 | diyarina | diyarlarımızdan | دِيَارِنَا | دور |
| 43 | ve ebnaina | ve oğullarımızdan | وَأَبْنَائِنَا | بني |
| 44 | felemma | öyle ki ne zaman | فَلَمَّا | - |
| 45 | kutibe | yazıldı | كُتِبَ | كتب |
| 46 | aleyhimu | üzerlerine | عَلَيْهِمُ | - |
| 47 | l-kitalu | katletme | الْقِتَالُ | قتل |
| 48 | tevellev | yüz çevirdiler | تَوَلَّوْا | ولي |
| 49 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 50 | kalilen | biraz | قَلِيلًا | قلل |
| 51 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 52 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 53 | alimun | bilir | عَلِيمٌ | علم |
| 54 | biz-zalimine | zalimleri | بِالظَّالِمِينَ | ظلم |
Notlar
Not 1: *Yahudiye bölgesi.
Ayet 247
254|2|247|وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًا قَالُوٓا۟ أَنَّىٰ يَكُونُ لَهُ ٱلْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ أَحَقُّ بِٱلْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِّنَ ٱلْمَالِ قَالَ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصْطَفَىٰهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُۥ بَسْطَةً فِى ٱلْعِلْمِ وَٱلْجِسْمِ وَٱللَّهُ يُؤْتِى مُلْكَهُۥ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ
254|2|247|وقال لهم نبيهم ان الله قد بعث لكم طالوت ملكا قالوا اني يكون له الملك علينا ونحن احق بالملك منه ولم يوت سعه من المال قال ان الله اصطفيه عليكم وزاده بسطه في العلم والجسم والله يوتي ملكه من يشا والله وسع عليم
247. Ve kâle lehum nebiyyuhum innallâhe kad bease lekum tâlûtemelikâ(meliken), kâlû ennâ yekûnu lehul mulku aleynâ ve nahnu ehakku bil mulki minhu ve lem yu’te seaten minel mâl(mâli), kâle innallâhestafâhu aleykum ve zâdehu bestaten fîl ilmi vel cism(cismi), vallâhu yu’tî mulkehu men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Ve dedi onlara kendi nebileri132; "Doğrusu Allah muhakkak görevlendirdi sizlere Tâlût'u; bir melik (olarak); dediler: "Nasıl olur ona (Tâlût'a) (bir) mülk/hükümdarlık üzerimize; ve bizlere daha haktır mülk/hükümdarlık ondan (Tâlût'tan); ve asla verilmedi (ona) maldan bir genişlik"; dedi (nebi): "Doğrusu Allah saflaştırıp seçti onu (Tâlût'u) üzerinize; ve artırdı ona (Tâlût'a) bolca, ilimde ve cisimde/vücutta; ve Allah verir kendi mülkünü dilediği kimseye; ve Allah Vâsi’dir297; Alîm’dir8.
Ahmed Samira: 247 And their prophet said to them: "That God had sent for you Saul/Taloot (as a) king". They said: "How is the ownership/kingdom to him over us and we are more worthy/deserving with the ownership/kingdom than him, and he was not given wealth/abundance from the property/wealth ?" He said: "That God chose/purified him over you, and increased him (in) expansion/wealth in the knowledge, and the body, and God gives His ownership/possession , (to) whom He wills/wants, and God (is) rich/spread, knowledgeable."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kale | ve dedi ki | وَقَالَ | قول |
| 2 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 3 | nebiyyuhum | kendi nebileri | نَبِيُّهُمْ | نبا |
| 4 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 5 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 6 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 7 | bease | görevlendirdi | بَعَثَ | بعث |
| 8 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 9 | talute | Talut'u | طَالُوتَ | - |
| 10 | meliken | bir melik | مَلِكًا | ملك |
| 11 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 12 | enna | nasıl | أَنَّىٰ | اني |
| 13 | yekunu | olur | يَكُونُ | كون |
| 14 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 15 | l-mulku | mülk | الْمُلْكُ | ملك |
| 16 | aleyna | üzerimize | عَلَيْنَا | - |
| 17 | venehnu | ve bizlere | وَنَحْنُ | - |
| 18 | ehakku | daha haktır | أَحَقُّ | حقق |
| 19 | bil-mulki | mülkü | بِالْمُلْكِ | ملك |
| 20 | minhu | ondan | مِنْهُ | - |
| 21 | velem | ve asla | وَلَمْ | - |
| 22 | yu'te | verilmedi | يُؤْتَ | اتي |
| 23 | seaten | genişlik | سَعَةً | وسع |
| 24 | mine | -dan | مِنَ | - |
| 25 | l-mali | mal- | الْمَالِ | مول |
| 26 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 27 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 28 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 29 | stafahu | saflaştırıp seçti onu | اصْطَفَاهُ | صفو |
| 30 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 31 | ve zadehu | ve artırdı ona | وَزَادَهُ | زيد |
| 32 | bestaten | bolca | بَسْطَةً | بسط |
| 33 | fi | فِي | - | |
| 34 | l-ilmi | ilimde | الْعِلْمِ | علم |
| 35 | velcismi | ve cisimde/vücutta | وَالْجِسْمِ | جسم |
| 36 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 37 | yu'ti | verir | يُؤْتِي | اتي |
| 38 | mulkehu | kendi mülkünü | مُلْكَهُ | ملك |
| 39 | men | kimseye | مَنْ | - |
| 40 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 41 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 42 | vasiun | Vâsi’dir | وَاسِعٌ | وسع |
| 43 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
Ayet 248
255|2|248|وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ ءَايَةَ مُلْكِهِۦٓ أَن يَأْتِيَكُمُ ٱلتَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِّمَّا تَرَكَ ءَالُ مُوسَىٰ وَءَالُ هَٰرُونَ تَحْمِلُهُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةً لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
255|2|248|وقال لهم نبيهم ان ايه ملكه ان ياتيكم التابوت فيه سكينه من ربكم وبقيه مما ترك ال موسي وال هرون تحمله المليكه ان في ذلك لايه لكم ان كنتم مومنين
248. Ve kâle lehum nebiyyuhum inne âyete mulkihî en ye’tiyekumut tâbûtu fîhi sekînetun min rabbikum ve bakiyyetun mimmâ terake âlu mûsâ ve âlu hârûne tahmiluhul melâikeh(melâiketu), inne fî zâlike le âyeten lekum in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Ve dedi onlara nebileri132: "Doğrusu onun hükümdarlığının ayeti287 gelmesidir sizlere tabutun; ondadır bir sakinlik/dinginlik Rabbinizden4; ve bir bakiye/kalan Musa ailesinin ve Harun ailesinin geride bıraktığından; yüklendi onu melekler366; doğrusu bundadır mutlak bir ayet287 sizlere; eğer olduysanız müminler27.
Ahmed Samira: 248 And their prophet said to them: "That his ownership’s/kingdom’s sign/evidence (is) the box/chest ,(it) comes to you, in it (is) a tranquillity/calm/satisfaction from your Lord, and a remainder from what Moses’ family , and Aaron’s family left. The angels carry it . That in that (is a) sign/evidence (E) to you if you were believing.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kale | ve dedi | وَقَالَ | قول |
| 2 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 3 | nebiyyuhum | nebileri | نَبِيُّهُمْ | نبا |
| 4 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 5 | ayete | ayeti | ايَةَ | ايي |
| 6 | mulkihi | onun hükümdarlığının | مُلْكِهِ | ملك |
| 7 | en | ki | أَنْ | - |
| 8 | ye'tiyekumu | getirir sizlere | يَأْتِيَكُمُ | اتي |
| 9 | t-tabutu | tabutu | التَّابُوتُ | - |
| 10 | fihi | ondadır | فِيهِ | - |
| 11 | sekinetun | bir sakinlik | سَكِينَةٌ | سكن |
| 12 | min | مِنْ | - | |
| 13 | rabbikum | Rabbinizden | رَبِّكُمْ | ربب |
| 14 | ve bekiyyetun | ve bir bakiye/kalan | وَبَقِيَّةٌ | بقي |
| 15 | mimma | -ndan | مِمَّا | - |
| 16 | terake | geride bıraktığından | تَرَكَ | ترك |
| 17 | alu | ailesinin | الُ | اول |
| 18 | musa | Musa | مُوسَىٰ | - |
| 19 | ve alu | ve ailesinin | وَالُ | اول |
| 20 | harune | Harun | هَارُونَ | - |
| 21 | tehmiluhu | yüklendi onu | تَحْمِلُهُ | حمل |
| 22 | l-melaiketu | melekler | الْمَلَائِكَةُ | ملك |
| 23 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 24 | fi | فِي | - | |
| 25 | zalike | bundadır | ذَٰلِكَ | - |
| 26 | layeten | mutlak bir ayet | لَايَةً | ايي |
| 27 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 28 | in | eğer | إِنْ | - |
| 29 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 30 | mu'minine | müminler | مُؤْمِنِينَ | امن |
Ayet 249
256|2|249|فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِٱلْجُنُودِ قَالَ إِنَّ ٱللَّهَ مُبْتَلِيكُم بِنَهَرٍ فَمَن شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنِّى وَمَن لَّمْ يَطْعَمْهُ فَإِنَّهُۥ مِنِّىٓ إِلَّا مَنِ ٱغْتَرَفَ غُرْفَةًۢ بِيَدِهِۦ فَشَرِبُوا۟ مِنْهُ إِلَّا قَلِيلًا مِّنْهُمْ فَلَمَّا جَاوَزَهُۥ هُوَ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ قَالُوا۟ لَا طَاقَةَ لَنَا ٱلْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهِۦ قَالَ ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَٰقُوا۟ ٱللَّهِ كَم مِّن فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةًۢ بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ مَعَ ٱلصَّٰبِرِينَ
256|2|249|فلما فصل طالوت بالجنود قال ان الله مبتليكم بنهر فمن شرب منه فليس مني ومن لم يطعمه فانه مني الا من اغترف غرفه بيده فشربوا منه الا قليلا منهم فلما جاوزه هو والذين امنوا معه قالوا لا طاقه لنا اليوم بجالوت وجنوده قال الذين يظنون انهم ملقوا الله كم من فيه قليله غلبت فيه كثيره باذن الله والله مع الصبرين
249. Fe lemmâ fesale tâlûtu bil cunûdi, kâle innallâhe mubtelîkum bi neher(neherin), fe men şeribe minhu fe leyse minnî, ve men lem yat’amhu fe innehu minnî illâ menigterafe gurfeten bi yedih(yedihî), fe şeribû minhu illâ kalîlen minhum fe lemmâ câvezehu huve vellezîne âmenû meahu, kâlû lâ tâkate lenâl yevme bi câlûte ve cunûdih(cunûdihî), kâlellezîne yezunnûne ennehum mulâkûllâhi, kem min fietin kalîletin galebet fieten kesîraten bi iznillâh(iznillâhi), vallâhu meas sâbirîn(sâbirîne).
Öyle ki ne zaman ayrıldı Tâlût ordularla dedi: "Doğrusu Allah belalandırıcıdır256 sizleri bir nehirle; öyle ki kim içti ondan; öyle ki değildir benden; ve kim asla tatmaz ondan; öyle ki doğrusu o bendendir; dışındadır kim avuçladı bir avuç eliyle"; öyle ki içtiler ondan onlardan biraz dışında; öyle ki ne zaman geçti (Tâlût) onu (nehri), o (Tâlût) ve onun (Tâlût’un) yanındaki iman etmiş kimseler; dediler (nehirden içenler): "Takat yoktur bizlere bugün; Câlût'a ve ordularına (karşı); onların Allah'a kavuşanlar (olduğunu) zanneden/varsayan kimseler dedi: "Nice az bir grup galip geldi çok bir gruba; Allah'ın izniyle; ve Allah yanındadır sabredenlerin."
Ahmed Samira: 249 So when Saul/Taloot separated/parted with the soldiers/warriors , he said: "That God (is) testing you with a river/waterway, so who drank from it, so he is not from me, and who did not taste it , so he is from me, except who scooped a scoop, with his hand." So they drank from it, except a few from them, so when he crossed it (the river), he and those who believed with him, they said: "No power/ability/energy to us today with Goliath and his soldiers/warriors." Those who assume/suppose that they are meeting God said: "How many (times) from a little/small group defeated a group (of) many with God’s will?" And God (is) with the patient/enduring.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | felemma | öyle ki ne zaman | فَلَمَّا | - |
| 2 | fesale | ayrıldı | فَصَلَ | فصل |
| 3 | talutu | Talut | طَالُوتُ | - |
| 4 | bil-cunudi | ordularla | بِالْجُنُودِ | جند |
| 5 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 6 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 7 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 8 | mubtelikum | belalandırıcıdır sizleri | مُبْتَلِيكُمْ | بلو |
| 9 | bineherin | bir nehirle | بِنَهَرٍ | نهر |
| 10 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 11 | şeribe | içti | شَرِبَ | شرب |
| 12 | minhu | ondan | مِنْهُ | - |
| 13 | feleyse | öyle ki değildir | فَلَيْسَ | ليس |
| 14 | minni | benden | مِنِّي | - |
| 15 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 16 | lem | asla | لَمْ | - |
| 17 | yet'amhu | tatmazsa ondan | يَطْعَمْهُ | طعم |
| 18 | feinnehu | öyle ki doğrusu o | فَإِنَّهُ | - |
| 19 | minni | bendendir | مِنِّي | - |
| 20 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 21 | meni | kim | مَنِ | - |
| 22 | gterafe | avuçladı | اغْتَرَفَ | غرف |
| 23 | gurfeten | bir avuç | غُرْفَةً | غرف |
| 24 | biyedihi | eliyle | بِيَدِهِ | يدي |
| 25 | feşeribu | öyle ki içtiler | فَشَرِبُوا | شرب |
| 26 | minhu | ondan | مِنْهُ | - |
| 27 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 28 | kalilen | biraz | قَلِيلًا | قلل |
| 29 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 30 | felemma | öyle ki ne zaman | فَلَمَّا | - |
| 31 | cavezehu | geçti (Talut) onu (nehri) | جَاوَزَهُ | جوز |
| 32 | huve | o (Talut) | هُوَ | - |
| 33 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 34 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 35 | meahu | yanındaki onun (Talut’un) | مَعَهُ | - |
| 36 | kalu | dediler (nehirden için diğerleri) | قَالُوا | قول |
| 37 | la | لَا | - | |
| 38 | takate | takat yoktur | طَاقَةَ | طوق |
| 39 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 40 | l-yevme | bugün | الْيَوْمَ | يوم |
| 41 | bicalute | Calut'a | بِجَالُوتَ | - |
| 42 | ve cunudihi | ve ordularına | وَجُنُودِهِ | جند |
| 43 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 44 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 45 | yezunnune | zanneden/varsayan | يَظُنُّونَ | ظنن |
| 46 | ennehum | ki onların | أَنَّهُمْ | - |
| 47 | mulaku | kavuşanlar (olduğunu) | مُلَاقُو | لقي |
| 48 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 49 | kem | nice | كَمْ | - |
| 50 | min | مِنْ | - | |
| 51 | fietin | bir grup | فِئَةٍ | فاي |
| 52 | kaliletin | biraz | قَلِيلَةٍ | قلل |
| 53 | galebet | galib geldi | غَلَبَتْ | غلب |
| 54 | fieten | bir gruba | فِئَةً | فاي |
| 55 | kesiraten | birçok | كَثِيرَةً | كثر |
| 56 | biizni | izniyle | بِإِذْنِ | اذن |
| 57 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 58 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 59 | mea | yanındadır | مَعَ | - |
| 60 | s-sabirine | sabredenlerin | الصَّابِرِينَ | صبر |
Ayet 250
257|2|250|وَلَمَّا بَرَزُوا۟ لِجَالُوتَ وَجُنُودِهِۦ قَالُوا۟ رَبَّنَآ أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَٱنصُرْنَا عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَٰفِرِينَ
257|2|250|ولما برزوا لجالوت وجنوده قالوا ربنا افرغ علينا صبرا وثبت اقدامنا وانصرنا علي القوم الكفرين
250. Ve lemmâ berazû li câlûte ve cunûdihî kâlû rabbenâ efrig aleynâ sabren ve sebbit ekdâmenâ vensurnâ alel kavmil kâfirîn(kâfirîne).
Ve ne zaman barizleşti/ortaya çıktı Câlût ve orduları onun; dediler: "Rabbimiz! Dök/yağdır üzerimize bir sabır51; ve sebat et/sabitle ayaklarımızı; ve yardım et bizlere; kâfirler25 kavmine karşı.
Ahmed Samira: 250 And when they emerged/appeared to Goliath and his soldiers/warriors, they said: "Our Lord, pour on us patience and make our feet firm , and give us victory/aid on (over) the nation, the disbelieving."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velemma | ve ne zaman | وَلَمَّا | - |
| 2 | berazu | barizleşti/ortaya çıktı | بَرَزُوا | برز |
| 3 | licalute | Câlût | لِجَالُوتَ | - |
| 4 | ve cunudihi | ve orduları onun | وَجُنُودِهِ | جند |
| 5 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 6 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 7 | efrig | dök/yağdır | أَفْرِغْ | فرغ |
| 8 | aleyna | üzerimize | عَلَيْنَا | - |
| 9 | sabran | bir sabır | صَبْرًا | صبر |
| 10 | ve sebbit | ve sebat et/sabitle | وَثَبِّتْ | ثبت |
| 11 | ekdamena | ayaklarımızı | أَقْدَامَنَا | قدم |
| 12 | vensurna | ve yardım et bizlere | وَانْصُرْنَا | نصر |
| 13 | ala | karşı | عَلَى | - |
| 14 | l-kavmi | kavmi | الْقَوْمِ | قوم |
| 15 | l-kafirine | kafirler | الْكَافِرِينَ | كفر |
Ayet 251
258|2|251|فَهَزَمُوهُم بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَقَتَلَ دَاوُۥدُ جَالُوتَ وَءَاتَىٰهُ ٱللَّهُ ٱلْمُلْكَ وَٱلْحِكْمَةَ وَعَلَّمَهُۥ مِمَّا يَشَآءُ وَلَوْلَا دَفْعُ ٱللَّهِ ٱلنَّاسَ بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لَّفَسَدَتِ ٱلْأَرْضُ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ
258|2|251|فهزموهم باذن الله وقتل داود جالوت واتيه الله الملك والحكمه وعلمه مما يشا ولولا دفع الله الناس بعضهم ببعض لفسدت الارض ولكن الله ذو فضل علي العلمين
251. Fe hezemûhum bi iznillâhi, ve katele dâvudu câlûte ve âtâhullâhul mulke vel hikmete ve allemehu mimmâ yeşâu, ve lev lâ def’ullâhin nâse, bâ’dahum bi ba’din le fesedetil ardu ve lâkinnallâhe zû fadlin alel âlemîn(âlemîne).
Öyle ki hezimete uğrattılar onları Allah'ın izniyle; ve katletti Dâvud Câlût'u; ve verdi ona (Dâvud'a) Allah mülk/hükümdarlık ve hikmet367; ve öğretti ona dilediğini; velev/eğer defetmeseydi Allah insanların bir kısmını onların bir kısmıyla; mutlak fesada265 uğrardı yer/yeryüzü; velakin/fakat Allah fazl/fazilet sahibidir alemlere karşı.
Ahmed Samira: 251 So they defeated them with God’s will, and David killed Goliath , and God gave him the ownership/kingdom and the wisdom and He taught/instructed him from what He wills/wants, and (if it) was not for God’s pushing the people, some/part of them with some/part (with each other), the earth/Planet Earth would have been corrupted/disordered , and but God (is owner) of grace/favour/blessing over the creations altogether/(universes).
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fehezemuhum | öyle ki hezimete uğrattılar onları | فَهَزَمُوهُمْ | هزم |
| 2 | biizni | izniyle | بِإِذْنِ | اذن |
| 3 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 4 | ve katele | ve katletti | وَقَتَلَ | قتل |
| 5 | davudu | Davud | دَاوُودُ | - |
| 6 | calute | Calut'u | جَالُوتَ | - |
| 7 | ve atahu | ve verdi ona (Davud'a) | وَاتَاهُ | اتي |
| 8 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 9 | l-mulke | mülk/hükümdarlık | الْمُلْكَ | ملك |
| 10 | velhikmete | ve hikmetli | وَالْحِكْمَةَ | حكم |
| 11 | ve allemehu | ve öğretti ona | وَعَلَّمَهُ | علم |
| 12 | mimma | مِمَّا | - | |
| 13 | yeşa'u | dilediğini | يَشَاءُ | شيا |
| 14 | velevla | velev/eğer | وَلَوْلَا | - |
| 15 | def'u | defetmeseydi | دَفْعُ | دفع |
| 16 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 17 | n-nase | insanların | النَّاسَ | نوس |
| 18 | bea'dehum | bir kısmını onların | بَعْضَهُمْ | بعض |
| 19 | bibea'din | bir kısmıyla | بِبَعْضٍ | بعض |
| 20 | lefesedeti | mutlak fesada uğrardı | لَفَسَدَتِ | فسد |
| 21 | l-erdu | yer | الْأَرْضُ | ارض |
| 22 | velakinne | velakin/ancak | وَلَٰكِنَّ | - |
| 23 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 24 | zu | sahibidir | ذُو | - |
| 25 | fedlin | fazl/fazilet | فَضْلٍ | فضل |
| 26 | ala | karşı | عَلَى | - |
| 27 | l-aalemine | alemlere | الْعَالَمِينَ | علم |
Ayet 252
259|2|252|تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
259|2|252|تلك ايت الله نتلوها عليك بالحق وانك لمن المرسلين
252. Tilke âyâtullâhi netlûhâ aleyke bil hakk(hakkı), ve inneke le minel murselîn(murselîne).
İşte şunlar (ki) ayetleridir Allah'ın; okuruz onu* sana** hakla/gerçekle; ve doğrusu sen** mutlak mürselindensin368.
Ahmed Samira: 252 Those are God’s signs/verses/evidences, We read/recite it on (to) you with the truth , and that you are from the messengers.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | tilke | şunlar; | تِلْكَ | - |
| 2 | ayatu | ayetleridir | ايَاتُ | ايي |
| 3 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 4 | netluha | okuruz onu | نَتْلُوهَا | تلو |
| 5 | aleyke | sana | عَلَيْكَ | - |
| 6 | bil-hakki | hakla/gerçekle | بِالْحَقِّ | حقق |
| 7 | ve inneke | ve doğrusu sen | وَإِنَّكَ | - |
| 8 | lemine | mutlak | لَمِنَ | - |
| 9 | l-murseline | murselindensin. | الْمُرْسَلِينَ | رسل |
Notlar
Not 1: *Ayeti.**Nebi ve resûl Muhammed.
Ayet 253
260|2|253|تِلْكَ ٱلرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ مِّنْهُم مَّن كَلَّمَ ٱللَّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَٰتٍ وَءَاتَيْنَا عِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ٱلْبَيِّنَٰتِ وَأَيَّدْنَٰهُ بِرُوحِ ٱلْقُدُسِ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقْتَتَلَ ٱلَّذِينَ مِنۢ بَعْدِهِم مِّنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ وَلَٰكِنِ ٱخْتَلَفُوا۟ فَمِنْهُم مَّنْ ءَامَنَ وَمِنْهُم مَّن كَفَرَ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ مَا ٱقْتَتَلُوا۟ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ
260|2|253|تلك الرسل فضلنا بعضهم علي بعض منهم من كلم الله ورفع بعضهم درجت واتينا عيسي ابن مريم البينت وايدنه بروح القدس ولو شا الله ما اقتتل الذين من بعدهم من بعد ما جاتهم البينت ولكن اختلفوا فمنهم من امن ومنهم من كفر ولو شا الله ما اقتتلوا ولكن الله يفعل ما يريد
253. Tilker rusulu faddalnâ ba’dahum alâ ba’d(ba’din), minhum men kellemallâhu ve rafea ba’dahum derecât(derecâtin), ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhıl kudus(rûhıl kudusi), ve lev şâallâhu maktetelellezîne min ba’dihim min ba’di mâ câethumul beyyinâtu ve lâkinihtelefû fe minhum men âmene ve minhum men kefer(kefere), ve lev şâallâhu maktetelû ve lâkinnallâhe yef’alu mâ yurîd(yurîdu).
İşte şunlar; resûllerdir418; öyle ki faziletli kıldık onların bir kısmını onlardan bir kısma karşı; kimine kelam etti Allah; ve yükseltti (Allah) bir kısmını onların derecelerle; ve verdik Meryem oğlu Îsa'ya beyanatlar; ve destekledik onu (Îsa'yı) kutsal ruhla; velev/eğer dileseydi Allah katletmiş olmazdı onların sonrasında (gelen) kimseler; onlara gelen beyanatlar sonrasında; velakin/fakat ihtilafa düştüler; öyle ki onlardan kimi iman47 etti ve onlardan kimi kâfirlik25 etti; velev/eğer dileseydi Allah katletmiş35 olmazlardı; velakin/fakat Allah faaliyete geçirir dilediğini.
Ahmed Samira: 253 Those are the messengers, We preferred/favoured/blessed some/part of them over some/part, from them who spoke/conversed/talked (with) God, and He rose some/part of them steps/stages/degrees. And We gave Jesus ,Mary’s son, the evidences, and We supported him with the Holy/Sanctimonious Soul/Spirit , and if God wanted/willed, those from after them would not (have) fought/killed each other from after the evidences came to them, and but they differed/disagreed/disputed, so from them who believed, and from them who disbelieved, and if God willed/wanted, they would not (have) fought/killed each other, and but God does/makes what Hewants/wills/intends.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | tilke | işte şunlar | تِلْكَ | - |
| 2 | r-rusulu | resûllerdir | الرُّسُلُ | رسل |
| 3 | feddelna | öyle ki faziletli kıldık | فَضَّلْنَا | فضل |
| 4 | bea'dehum | bir kısmını onların | بَعْضَهُمْ | بعض |
| 5 | ala | karşı | عَلَىٰ | - |
| 6 | bea'din | bir kısma | بَعْضٍ | بعض |
| 7 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 8 | men | kimine | مَنْ | - |
| 9 | kelleme | kelam etti | كَلَّمَ | كلم |
| 10 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 11 | ve rafea | ve yükseltti (Allah) | وَرَفَعَ | رفع |
| 12 | bea'dehum | bir kısmını onların | بَعْضَهُمْ | بعض |
| 13 | deracatin | derecelerler | دَرَجَاتٍ | درج |
| 14 | ve ateyna | ve verdik | وَاتَيْنَا | اتي |
| 15 | iysa | Îsa'ya | عِيسَى | - |
| 16 | bne | oğlu | ابْنَ | بني |
| 17 | meryeme | Meryem | مَرْيَمَ | - |
| 18 | l-beyyinati | beyanatlar | الْبَيِّنَاتِ | بين |
| 19 | ve eyyednahu | ve destekledik onu | وَأَيَّدْنَاهُ | ايد |
| 20 | biruhi | ruhla | بِرُوحِ | روح |
| 21 | l-kudusi | kutsal | الْقُدُسِ | قدس |
| 22 | velev | velev/eğer | وَلَوْ | - |
| 23 | şa'e | dileseydi | شَاءَ | شيا |
| 24 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 25 | ma | olmazdı | مَا | - |
| 26 | ktetele | öldürmüş | اقْتَتَلَ | قتل |
| 27 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 28 | min | مِنْ | - | |
| 29 | bea'dihim | sonrasında onların | بَعْدِهِمْ | بعد |
| 30 | min | مِنْ | - | |
| 31 | bea'di | sonrasında | بَعْدِ | بعد |
| 32 | ma | مَا | - | |
| 33 | ca'ethumu | gelen onlara | جَاءَتْهُمُ | جيا |
| 34 | l-beyyinatu | beyanatlar | الْبَيِّنَاتُ | بين |
| 35 | velakini | velakin/fakat | وَلَٰكِنِ | - |
| 36 | htelefu | ihtilafa düştüler | اخْتَلَفُوا | خلف |
| 37 | feminhum | öyle ki onlardan | فَمِنْهُمْ | - |
| 38 | men | kimi | مَنْ | - |
| 39 | amene | iman etti | امَنَ | امن |
| 40 | ve minhum | ve onlardan | وَمِنْهُمْ | - |
| 41 | men | kimi | مَنْ | - |
| 42 | kefera | kâfirlik etti | كَفَرَ | كفر |
| 43 | velev | velev/eğer | وَلَوْ | - |
| 44 | şa'e | dileseydi | شَاءَ | شيا |
| 45 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 46 | ma | olmazlardı | مَا | - |
| 47 | ktetelu | katlemiş | اقْتَتَلُوا | قتل |
| 48 | velakinne | velakin/fakat | وَلَٰكِنَّ | - |
| 49 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 50 | yef'alu | faaliyete geçirir | يَفْعَلُ | فعل |
| 51 | ma | مَا | - | |
| 52 | yuridu | dilediğini | يُرِيدُ | رود |
Ayet 254
261|2|254|يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنفِقُوا۟ مِمَّا رَزَقْنَٰكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِىَ يَوْمٌ لَّا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَٰعَةٌ وَٱلْكَٰفِرُونَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
261|2|254|يايها الذين امنوا انفقوا مما رزقنكم من قبل ان ياتي يوم لا بيع فيه ولا خله ولا شفعه والكفرون هم الظلمون
254. Yâ eyyûhellezîne âmenû enfikû mimmâ razaknâkum min kabli en ye’tiye yevmun lâ bey’un fîhi ve lâ hulletun ve lâ şefâah(şefâatun), vel kâfirûne humuz zâlimûn(zâlimûne).
Ey iman47 etmiş kimseler! İnfak6 edin rızıklandırdığımızdan sizleri; önceden ki gelir bir gün; olmaz bir alışveriş onda; ve (de) bir dostluk; ve (de) bir şefaat114; ve kâfirleredir25; (ki) onlar zalimlerdir.
Ahmed Samira: 254 You, you those who believed, spend from what We provided for you from before that a day comes, (there is) no selling/trading in it and nor faithful/close friendship , and nor mediation, and the disbelievers, they are the unjust/oppressive.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | enfiku | infak edin | أَنْفِقُوا | نفق |
| 5 | mimma | مِمَّا | - | |
| 6 | razeknakum | rızıklandırdığımızdan sizleri | رَزَقْنَاكُمْ | رزق |
| 7 | min | مِنْ | - | |
| 8 | kabli | önceden | قَبْلِ | قبل |
| 9 | en | ki | أَنْ | - |
| 10 | ye'tiye | gelir | يَأْتِيَ | اتي |
| 11 | yevmun | bir gün | يَوْمٌ | يوم |
| 12 | la | olmaz | لَا | - |
| 13 | bey'un | bir alış veriş | بَيْعٌ | بيع |
| 14 | fihi | içinde onun | فِيهِ | - |
| 15 | ve la | ve (de) | وَلَا | - |
| 16 | hulletun | bir dostluk | خُلَّةٌ | خلل |
| 17 | ve la | ve (de) | وَلَا | - |
| 18 | şefaatun | bir şefaat | شَفَاعَةٌ | شفع |
| 19 | velkafirune | ve kafirleredir | وَالْكَافِرُونَ | كفر |
| 20 | humu | onlar | هُمُ | - |
| 21 | z-zalimune | zalimlerdir | الظَّالِمُونَ | ظلم |
Ayet 255
262|2|255|ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ لَا تَأْخُذُهُۥ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ مَن ذَا ٱلَّذِى يَشْفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذْنِهِۦ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَىْءٍ مِّنْ عِلْمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَلَا يَـُٔودُهُۥ حِفْظُهُمَا وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْعَظِيمُ
262|2|255|الله لا اله الا هو الحي القيوم لا تاخذه سنه ولا نوم له ما في السموت وما في الارض من ذا الذي يشفع عنده الا باذنه يعلم ما بين ايديهم وما خلفهم ولا يحيطون بشي من علمه الا بما شا وسع كرسيه السموت والارض ولا يوده حفظهما وهو العلي العظيم
255. Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm(kayyûmu), lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm(nevmun), lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil ard(ardı), menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih(iznihî) ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhus semâvâti vel ard(arda), ve lâ yeûduhu hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm(azîmu).
Allah (ki) yoktur ilâh74 O'nun dışında; Hayy’dır371; Kayyûm’dur372; tutmaz O’nu bir uyuklama ve de bir uyku; O'nadır göklerdeki ve yerdeki; kimdir ki şefâat114 eder indinde/katında O’nun; izni dışında O'nun; bilir ellerinin arasındakini ve arkalarındakini; ve kuşatmazlar bir şey ilminden O’nun dilediği dışında; kaplar kürsüsü370 O’nun gökleri ve yeri; ağır gelmez O’na koruyup gözetmek ikisini; ve O’dur Aliyy373; Azîm94.
Ahmed Samira: 255 God, no God except He, the live/alive, the of no beginning and self sufficient , no drowsiness/slumber ,and nor sleep takes Him, for Him what (is) in the skies/space and what (is) in the earth/Planet Earth. Who (is) that who mediates at Him, except with His permission ? He knows what (is) between their hands and what (is) behind them, and they do not comprehend/envelope with a thing from His knowledge, except with what He wills/wants. His throne/knowledge extended/contained/enriched the skies/space and the earth/Planet Earth, and (it) does not tire/burden Him their (B)’s protection/observation , and He (is) the high/dignified , the great .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | allahu | Allah (ki) | اللَّهُ | - |
| 2 | la | yoktur | لَا | - |
| 3 | ilahe | ilah | إِلَٰهَ | اله |
| 4 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 5 | huve | O'nun | هُوَ | - |
| 6 | l-hayyu | Hayy’dır | الْحَيُّ | حيي |
| 7 | l-kayyumu | Kayyûm’dur | الْقَيُّومُ | قوم |
| 8 | la | لَا | - | |
| 9 | te'huzuhu | tutmaz O’nu | تَأْخُذُهُ | اخذ |
| 10 | sinetun | bir uyuklama | سِنَةٌ | وسن |
| 11 | vela | ve de | وَلَا | - |
| 12 | nevmun | bir uyku | نَوْمٌ | نوم |
| 13 | lehu | O'nadır | لَهُ | - |
| 14 | ma | مَا | - | |
| 15 | fi | فِي | - | |
| 16 | s-semavati | göklerdeki | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 17 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 18 | fi | فِي | - | |
| 19 | l-erdi | yerdeki | الْأَرْضِ | ارض |
| 20 | men | kimdir | مَنْ | - |
| 21 | za | ذَا | - | |
| 22 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 23 | yeşfeu | şefaat eder | يَشْفَعُ | شفع |
| 24 | indehu | indinde O’nun | عِنْدَهُ | عند |
| 25 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 26 | biiznihi | O’nun izni | بِإِذْنِهِ | اذن |
| 27 | yea'lemu | bilir | يَعْلَمُ | علم |
| 28 | ma | مَا | - | |
| 29 | beyne | arasında | بَيْنَ | بين |
| 30 | eydihim | ellerinin arasındakisini | أَيْدِيهِمْ | يدي |
| 31 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 32 | halfehum | arkalarındakini | خَلْفَهُمْ | خلف |
| 33 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 34 | yuhitune | kuşatmazlar | يُحِيطُونَ | حوط |
| 35 | bişey'in | bir şey | بِشَيْءٍ | شيا |
| 36 | min | مِنْ | - | |
| 37 | ilmihi | ilminden O’nun | عِلْمِهِ | علم |
| 38 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 39 | bima | بِمَا | - | |
| 40 | şa'e | dilediği | شَاءَ | شيا |
| 41 | vesia | kaplar | وَسِعَ | وسع |
| 42 | kursiyyuhu | kürsüsü O’nun | كُرْسِيُّهُ | كرس |
| 43 | s-semavati | gökleri | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 44 | vel'erde | ve yeri | وَالْأَرْضَ | ارض |
| 45 | ve la | وَلَا | - | |
| 46 | yeuduhu | ağır gelmez O’na | يَئُودُهُ | اود |
| 47 | hifzuhuma | koruyup gözetmek ikisini | حِفْظُهُمَا | حفظ |
| 48 | ve huve | ve O’dur | وَهُوَ | - |
| 49 | l-aliyyu | Aliyy | الْعَلِيُّ | علو |
| 50 | l-azimu | Azîm | الْعَظِيمُ | عظم |
Ayet 256
263|2|256|لَآ إِكْرَاهَ فِى ٱلدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ ٱلرُّشْدُ مِنَ ٱلْغَىِّ فَمَن يَكْفُرْ بِٱلطَّٰغُوتِ وَيُؤْمِنۢ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱسْتَمْسَكَ بِٱلْعُرْوَةِ ٱلْوُثْقَىٰ لَا ٱنفِصَامَ لَهَا وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
263|2|256|لا اكراه في الدين قد تبين الرشد من الغي فمن يكفر بالطغوت ويومن بالله فقد استمسك بالعروه الوثقي لا انفصام لها والله سميع عليم
256. Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lenfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun).
Yoktur ikrâh374 dinde122; muhakkak beyan226 oldu doğruluk sapkınlıktan; öyle ki kim kâfirlik25 eder tâgûta375; ve iman47 eder Allah'a; muhakkak ki kaptı sapasağlam bir kulp; yoktur çatlak ona; ve Allah Semî’dir41; Alîm’dir8.
Ahmed Samira: 256 No compulsion/force in the religion, the correct/right had been clarified , from the misguidance/failure , so who disbelieves with the devil/every thing worshipped other than God and believes with God, so he had held fast/clung to with the tie/handle , the tight/affirmed, no breaking/cutting to it, and God (is) hearing/listening, knowledgeable.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | la | yoktur | لَا | - |
| 2 | ikrahe | ikrah | إِكْرَاهَ | كره |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | d-dini | dinde | الدِّينِ | دين |
| 5 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 6 | tebeyyene | beyan oldu | تَبَيَّنَ | بين |
| 7 | r-ruşdu | olgunluk/doğruluk | الرُّشْدُ | رشد |
| 8 | mine | مِنَ | - | |
| 9 | l-gayyi | sapkınlıktan | الْغَيِّ | غوي |
| 10 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 11 | yekfur | kâfirlik eder | يَكْفُرْ | كفر |
| 12 | bit-taguti | tağuta | بِالطَّاغُوتِ | طغي |
| 13 | ve yu'min | ve iman eder | وَيُؤْمِنْ | امن |
| 14 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 15 | fekadi | muhakkak ki o | فَقَدِ | - |
| 16 | stemseke | kaptı | اسْتَمْسَكَ | مسك |
| 17 | bil-urveti | bir kulpa | بِالْعُرْوَةِ | عرو |
| 18 | l-vuska | sapasağlam | الْوُثْقَىٰ | وثق |
| 19 | la | olmaz | لَا | - |
| 20 | nfisame | çatlak | انْفِصَامَ | فصم |
| 21 | leha | ona | لَهَا | - |
| 22 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 23 | semiun | Semî’dir | سَمِيعٌ | سمع |
| 24 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
Ayet 257
264|2|257|ٱللَّهُ وَلِىُّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يُخْرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَوْلِيَآؤُهُمُ ٱلطَّٰغُوتُ يُخْرِجُونَهُم مِّنَ ٱلنُّورِ إِلَى ٱلظُّلُمَٰتِ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
264|2|257|الله ولي الذين امنوا يخرجهم من الظلمت الي النور والذين كفروا اولياوهم الطغوت يخرجونهم من النور الي الظلمت اوليك اصحب النار هم فيها خلدون
257. Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Allah velisidir28 iman47 etmiş kimselerin; çıkarır (Allah) onları karanlıklardan nura/aydınlığa doğru; ve kâfirlik25 etmiş kimselerin kendi velileri28 tâgûttur375; çıkarırlar onları nurdan/aydınlıktan karanlıklara doğru; işte bunlar; ateş ashâbıdır194; onlar orada* ölümsüzlerdir185.
Ahmed Samira: 257 God (is) guardian/patron (of) those who believed, He brings them out from the darknesses to the light, and those who disbelieved, their guardian/patron (is) the devil/every thing worshipped other than God they bring them out from the light to the darknesses, those are the fire’s owners/company , they are in it immortally/eternally .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | allahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 2 | veliyyu | velisidir | وَلِيُّ | ولي |
| 3 | ellezine | kimselerin | الَّذِينَ | - |
| 4 | amenu | iman ettiler | امَنُوا | امن |
| 5 | yuhricuhum | çıkarır (Allah) onları | يُخْرِجُهُمْ | خرج |
| 6 | mine | مِنَ | - | |
| 7 | z-zulumati | karanlıklardan | الظُّلُمَاتِ | ظلم |
| 8 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 9 | n-nuri | nura/aydınlığa | النُّورِ | نور |
| 10 | vellezine | ve kimselerin | وَالَّذِينَ | - |
| 11 | keferu | kâfirlik ettiler | كَفَرُوا | كفر |
| 12 | evliya'uhumu | velileri onları | أَوْلِيَاؤُهُمُ | ولي |
| 13 | t-ttagutu | tağuttur | الطَّاغُوتُ | طغي |
| 14 | yuhricunehum | çıkarırlar onları | يُخْرِجُونَهُمْ | خرج |
| 15 | mine | مِنَ | - | |
| 16 | n-nuri | nurda/aydınlıktan | النُّورِ | نور |
| 17 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 18 | z-zulumati | karanlıklara | الظُّلُمَاتِ | ظلم |
| 19 | ulaike | İşte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 20 | eshabu | ashabıdır | أَصْحَابُ | صحب |
| 21 | n-nari | ateş | النَّارِ | نور |
| 22 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 23 | fiha | orada (cehennemde) | فِيهَا | - |
| 24 | halidune | ölümsüz | خَالِدُونَ | خلد |
Notlar
Not 1: *Cehennemde.
Ayet 258
265|2|258|أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِى حَآجَّ إِبْرَٰهِۦمَ فِى رَبِّهِۦٓ أَنْ ءَاتَىٰهُ ٱللَّهُ ٱلْمُلْكَ إِذْ قَالَ إِبْرَٰهِۦمُ رَبِّىَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا۠ أُحْىِۦ وَأُمِيتُ قَالَ إِبْرَٰهِۦمُ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَأْتِى بِٱلشَّمْسِ مِنَ ٱلْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ ٱلْمَغْرِبِ فَبُهِتَ ٱلَّذِى كَفَرَ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
265|2|258|الم تر الي الذي حاج ابرهم في ربه ان اتيه الله الملك اذ قال ابرهم ربي الذي يحي ويميت قال انا احي واميت قال ابرهم فان الله ياتي بالشمس من المشرق فات بها من المغرب فبهت الذي كفر والله لا يهدي القوم الظلمين
258. E lem tera ilellezî hâcce ibrâhîme fî rabbihî en âtâhullâhul mulk(mulke), iz kâle ibrâhîmu rabbiyellezî yuhyî ve yumîtu, kâle ene uhyî ve umît(umîtu), kâle ibrâhîmu fe innallâhe ye’tî biş şemsi minel maşrıkı fe’ti bihâ minel magribi fe buhitellezî kefer(kefere), vallâhu lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Hiç görmez misin İbrahim'e hac376 etmiş kimseyi onun Rabbi4 hakkında; ki verdi ona Allah mülk/hükümdarlık; dediği zaman İbrahim: "Benim Rabbim4 ki yaşatır ve öldürür"; dedi (kimse): "Ben (de) yaşatırım ve öldürürüm"; dedi İbrahim: "Öyle ki doğrusu Allah getirir Güneş’i doğudan; öyle ki sen (de) getir onu (Güneş'i) batıdan; öyle ki afalladı kâfirlik25 etmiş kimse; Allah doğru yola kılavuzlamaz zalimler kavmini/toplumunu.
Ahmed Samira: 258 Did you not see/understand to who quarreled/argued/disputed (with) Abraham in his Lord, that God gave him the ownership/kingdom , when Abraham said: "My Lord, (is) who revives/makes alive and makes die ." He said: "I revive/make alive and I make die." Abraham said: "So then God comes with the sun from the east , so come with it from the west." So who disbelieved was astonished/confused , and God does not guide the nation the unjust/oppressive.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | elem | أَلَمْ | - | |
| 2 | tera | görmez misin | تَرَ | راي |
| 3 | ila | إِلَى | - | |
| 4 | llezi | kimseyi | الَّذِي | - |
| 5 | hacce | hac etmiş | حَاجَّ | حجج |
| 6 | ibrahime | İbrahim'e | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 7 | fi | hakkında | فِي | - |
| 8 | rabbihi | onun Rabbi | رَبِّهِ | ربب |
| 9 | en | ki | أَنْ | - |
| 10 | atahu | verdi ona | اتَاهُ | اتي |
| 11 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 12 | l-mulke | mülk/hükümdarlık | الْمُلْكَ | ملك |
| 13 | iz | zaman | إِذْ | - |
| 14 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 15 | ibrahimu | İbrahim | إِبْرَاهِيمُ | - |
| 16 | rabbiye | beni Rabbim | رَبِّيَ | ربب |
| 17 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 18 | yuhyi | yaşatır | يُحْيِي | حيي |
| 19 | ve yumitu | ve öldürür | وَيُمِيتُ | موت |
| 20 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 21 | ena | ben (de) | أَنَا | - |
| 22 | uhyi | yaşatırım | أُحْيِي | حيي |
| 23 | ve umitu | ve öldürürüm | وَأُمِيتُ | موت |
| 24 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 25 | ibrahimu | İbrahim | إِبْرَاهِيمُ | - |
| 26 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 27 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 28 | ye'ti | getirir | يَأْتِي | اتي |
| 29 | biş-şemsi | Güneş’i | بِالشَّمْسِ | شمس |
| 30 | mine | مِنَ | - | |
| 31 | l-meşriki | doğudan | الْمَشْرِقِ | شرق |
| 32 | fe'ti | öyle ki getir sen | فَأْتِ | اتي |
| 33 | biha | onu | بِهَا | - |
| 34 | mine | مِنَ | - | |
| 35 | l-megribi | batıdan | الْمَغْرِبِ | غرب |
| 36 | febuhite | öyle ki afalladı | فَبُهِتَ | بهت |
| 37 | llezi | kimse | الَّذِي | - |
| 38 | kefera | kâfirlik etmiş | كَفَرَ | كفر |
| 39 | vallahu | Allah | وَاللَّهُ | - |
| 40 | la | لَا | - | |
| 41 | yehdi | doğru yola kılavuzlamaz | يَهْدِي | هدي |
| 42 | l-kavme | kavmi | الْقَوْمَ | قوم |
| 43 | z-zalimine | zalimleri | الظَّالِمِينَ | ظلم |
Ayet 259
266|2|259|أَوْ كَٱلَّذِى مَرَّ عَلَىٰ قَرْيَةٍ وَهِىَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّىٰ يُحْىِۦ هَٰذِهِ ٱللَّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَأَمَاتَهُ ٱللَّهُ مِا۟ئَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُۥ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَل لَّبِثْتَ مِا۟ئَةَ عَامٍ فَٱنظُرْ إِلَىٰ طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَٱنظُرْ إِلَىٰ حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ ءَايَةً لِّلنَّاسِ وَٱنظُرْ إِلَى ٱلْعِظَامِ كَيْفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
266|2|259|او كالذي مر علي قريه وهي خاويه علي عروشها قال اني يحي هذه الله بعد موتها فاماته الله مايه عام ثم بعثه قال كم لبثت قال لبثت يوما او بعض يوم قال بل لبثت مايه عام فانظر الي طعامك وشرابك لم يتسنه وانظر الي حمارك ولنجعلك ايه للناس وانظر الي العظام كيف ننشزها ثم نكسوها لحما فلما تبين له قال اعلم ان الله علي كل شي قدير
259. Ev kellezî merra alâ karyetin ve hiye hâviyetun alâ urûşihâ, kâle ennâ yuhyî hâzihillâhu ba’de mevtihâ, fe emâtehullâhu miete âmin summe beaseh(beasehu), kâle kem lebist(lebiste), kâle lebistu yevme ev ba’da yevm(yevmin), kâle bel lebiste miete âmin fenzur ilâ taâmike ve şerâbike lem yetesenneh, venzur ilâ hımârike ve li nec’aleke âyeten lin nâsi venzur ilâl izâmi keyfe nunşizuhâ summe neksûhâ lahmâ(lahmen), fe lemmâ tebeyyene lehu, kâle a’lemu ennallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Ya da bir kent üzerine uğramış kimse gibi; ve o (kent) harap/yıkıktır taşıyıcı yapıları üzerine; dedi (o kimse): “Nasıl canlandırır bunu Allah onun (kentin) ölümünden sonra?”; öyle ki öldürdü onu (o kimseyi) Allah bir yüz sene; sonra diriltti onu; dedi: “Ne kadar kaldın?”; dedi: “Kaldım bir gün ya da günün bir parçası; dedi (Allah): “Hayır! Kaldın bir yüz sene; öyle ki bak yiyeceğine ve içeceğine; alsa bozulmaz o; ve bak merkebine/eşeğine; ve yapmamız için seni bir ayet287 insanlar için; ve bak kemiklere nasıl kaldırırız onu; sonra giydiririz ona et”; öyle ki ne zaman beyan226 oldu ona (o kimseye); dedi (o kimse): “Bildim ki doğrusu Allah her bir şey üzerine Kadîr'dir 177.”
Ahmed Samira: 259 Or like who passed on (by a) village/urban city and it is destroyed/empty on its ceilings/structures .He Said: "How God revives/makes alive this, after its death/ lifelessness?" So God made him die one hundred years, then He revived/resurrected him . He said: "How many/much did you stay/wait/remain?" He said: "I stayed/waited/remained a day or some/part (of) a day." He said: "Yes/but, you stayed/waited/remained one hundred years, so look to your food and your drink, (it) did not change/rot , and look to your donkey and to make/put/manipulate you (E) (as) a sign/evidence to the people, and look to the bones, how We raise and assemble it over each other then We dress/clothe (cover it with) flesh/meat." So when (it) was clarified/explained to him, he said: "I know that God (is) on every thing powerful/capable ."
Ayet 260
267|2|260|وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِۦمُ رَبِّ أَرِنِى كَيْفَ تُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِن قَالَ بَلَىٰ وَلَٰكِن لِّيَطْمَئِنَّ قَلْبِى قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِّنَ ٱلطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ ٱجْعَلْ عَلَىٰ كُلِّ جَبَلٍ مِّنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ٱدْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا وَٱعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
267|2|260|واذ قال ابرهم رب ارني كيف تحي الموتي قال اولم تومن قال بلي ولكن ليطمين قلبي قال فخذ اربعه من الطير فصرهن اليك ثم اجعل علي كل جبل منهن جزا ثم ادعهن ياتينك سعيا واعلم ان الله عزيز حكيم
260. Ve iz kâle ibrâhîmu rabbî erinî keyfe tuhyil mevtâ kâle e ve lem tu’min kâle belâ ve lâkin li yatmainne kalbî kâle fe huz erbeaten minet tayri fe surhunne ileyke summec’al alâ kulli cebelin minhunne cuz’en summed’uhunne ye’tîneke sa’yâ(sa’yen), va’lem ennallâhe azîzun hakîm(hakîmun).
Ve dediği zaman İbrahim: "Rabbim4! Göster bana; nasıl canlandırırsın ölüleri"; dedi (Allah): "Yoksa asla iman47 etmez misin? "; dedi (İbrahim): "Evet! (iman ettim); velakin/fakat mutmain377 olması içindir kalbimin"; dedi (Allah): "Öyleyse tut dördünü kuştan; öyle ki meylettir* onları (dördünü) kendine; sonra koy her bir dağın üzerine onlardan (dördünden) bir parça/cüz; sonra çağır onları (dördünü); gelirler (dördü) sana bir ivedi hareketlenme (-yle); ve bil ki Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.
Ahmed Samira: 260 And when Abraham said: "My Lord, show me how you revive/make alive the deads." He said: "Did you not believe?" he said: "Yes/certainly, and but (for) my heart/mind to (be) assured/secure (E)." He (Abraham) said: "So take four from the birds, so take them (F) close to you, then put on every mountain from them (F) a part/portion, then call them (F), they come (F) (to) you fast , and know that God isglorious/mighty/powerful/dignified, wise/judicious." (NOTICE USE OF FEMININE IN THE PRECEDING VERSE)
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 3 | ibrahimu | İbrahim | إِبْرَاهِيمُ | - |
| 4 | rabbi | Rabbim | رَبِّ | ربب |
| 5 | erini | göster bana | أَرِنِي | راي |
| 6 | keyfe | nasıl | كَيْفَ | كيف |
| 7 | tuhyi | canlandırırsın | تُحْيِي | حيي |
| 8 | l-mevta | ölüleri | الْمَوْتَىٰ | موت |
| 9 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 10 | evelem | yoksa asla | أَوَلَمْ | - |
| 11 | tu'min | iman etmez misin | تُؤْمِنْ | امن |
| 12 | kale | dedi (İbrahim) | قَالَ | قول |
| 13 | bela | evet (iman ettim) | بَلَىٰ | - |
| 14 | velakin | velakin/fakat | وَلَٰكِنْ | - |
| 15 | liyetmeinne | mutmain olması içindir | لِيَطْمَئِنَّ | طمن |
| 16 | kalbi | kalbimin | قَلْبِي | قلب |
| 17 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 18 | fehuz | öyleyse tut | فَخُذْ | اخذ |
| 19 | erbeaten | dördünü | أَرْبَعَةً | ربع |
| 20 | mine | مِنَ | - | |
| 21 | t-tayri | kuştan | الطَّيْرِ | طير |
| 22 | fe surhunne | öyle ki meylettir onları (dördünü) | فَصُرْهُنَّ | صور |
| 23 | ileyke | kendine | إِلَيْكَ | - |
| 24 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 25 | c'al | yap | اجْعَلْ | جعل |
| 26 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 27 | kulli | her | كُلِّ | كلل |
| 28 | cebelin | bir dağın | جَبَلٍ | جبل |
| 29 | minhunne | onlardan (dördünden) | مِنْهُنَّ | - |
| 30 | cuz'en | bir parça/cüz | جُزْءًا | جزا |
| 31 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 32 | d'uhunne | çağır onları (dördünü) | ادْعُهُنَّ | دعو |
| 33 | ye'tineke | gelirler (dördü) sana | يَأْتِينَكَ | اتي |
| 34 | sea'yen | bir ivedi hareketlenme (-yle) | سَعْيًا | سعي |
| 35 | vea'lem | ve bil | وَاعْلَمْ | علم |
| 36 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 37 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 38 | azizun | Azîz’dir | عَزِيزٌ | عزز |
| 39 | hakimun | Hakîm’dir | حَكِيمٌ | حكم |
Notlar
Not 1: *Alıştır.
Ayet 261
268|2|261|مَّثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنۢبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِى كُلِّ سُنۢبُلَةٍ مِّا۟ئَةُ حَبَّةٍ وَٱللَّهُ يُضَٰعِفُ لِمَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ
268|2|261|مثل الذين ينفقون امولهم في سبيل الله كمثل حبه انبتت سبع سنابل في كل سنبله مايه حبه والله يضعف لمن يشا والله وسع عليم
261. Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbeh(habbetin), vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Mallarını Allah yolunda336 infak6 eden kimselerin misali; misali gibidir bir tohum; yetiştirdi yedi başak; her başağındadır yüz tohum; ve Allah katlar dilediği kimseye; ve Allah Vâsi’dir297; Alîm’dir8.
Ahmed Samira: 261 (The) example/proverb (of) those who spend their properties/wealth in God’s way/sake (is) as/like (the) example/proverb of a seed/grain (that) sprouted/grew seven ears/spikes , in every ear/spike (are) one hundred grain(s)/seed(s), and God doubles/multiplies for whom He wills/wants, and God (is) rich/abundant ,knowledgeable.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | meselu | misali | مَثَلُ | مثل |
| 2 | ellezine | kimselerin | الَّذِينَ | - |
| 3 | yunfikune | infak ederler | يُنْفِقُونَ | نفق |
| 4 | emvalehum | mallarını | أَمْوَالَهُمْ | مول |
| 5 | fi | فِي | - | |
| 6 | sebili | yolunda | سَبِيلِ | سبل |
| 7 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 8 | kemeseli | misali gibidir | كَمَثَلِ | مثل |
| 9 | habbetin | bir tohum | حَبَّةٍ | حبب |
| 10 | enbetet | yetiştirdi | أَنْبَتَتْ | نبت |
| 11 | seb'a | yedi | سَبْعَ | سبع |
| 12 | senabile | başak | سَنَابِلَ | سنبل |
| 13 | fi | فِي | - | |
| 14 | kulli | her | كُلِّ | كلل |
| 15 | sunbuletin | başağında | سُنْبُلَةٍ | سنبل |
| 16 | miaetu | yüz | مِائَةُ | ماي |
| 17 | habbetin | tohum | حَبَّةٍ | حبب |
| 18 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 19 | yudaifu | katlar | يُضَاعِفُ | ضعف |
| 20 | limen | kimseye | لِمَنْ | - |
| 21 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 22 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 23 | vasiun | Vâsi’dir | وَاسِعٌ | وسع |
| 24 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
Ayet 262
269|2|262|ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَآ أَنفَقُوا۟ مَنًّا وَلَآ أَذًى لَّهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
269|2|262|الذين ينفقون امولهم في سبيل الله ثم لا يتبعون ما انفقوا منا ولا اذي لهم اجرهم عند ربهم ولا خوف عليهم ولا هم يحزنون
262. Ellezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi summe lâ yutbiûne mâ enfekû mennen ve lâ ezen lehum ecruhum inde rabbihim, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Kimseler (ki) infak6 ederler mallarını Allah yolunda336; sonra tabi etmezler infak6 ettiklerini bir minnete ve de bir eziyete; onlaradır ecirleri820 Rableri4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onların üzerine; ve onlar hüzünlenmezler.
Ahmed Samira: 262 Those who spend their properties/wealths in God’s way/sake , then they do not follow what they spend (by) bragging , and nor mild harm , for them (is) their reward/wage at their Lord, and no fear on them and nor they be sad/grieving.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | yunfikune | infak eden | يُنْفِقُونَ | نفق |
| 3 | emvalehum | mallarını | أَمْوَالَهُمْ | مول |
| 4 | fi | فِي | - | |
| 5 | sebili | yolunda | سَبِيلِ | سبل |
| 6 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 7 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 8 | la | لَا | - | |
| 9 | yutbiune | tabi etmezler | يُتْبِعُونَ | تبع |
| 10 | ma | مَا | - | |
| 11 | enfeku | infak ettiklerini | أَنْفَقُوا | نفق |
| 12 | mennen | bir minnete | مَنًّا | منن |
| 13 | ve la | وَلَا | - | |
| 14 | ezen | ve de bir eziyete | أَذًى | اذي |
| 15 | lehum | onlaradır | لَهُمْ | - |
| 16 | ecruhum | ecirleri | أَجْرُهُمْ | اجر |
| 17 | inde | indinde | عِنْدَ | عند |
| 18 | rabbihim | Rableri | رَبِّهِمْ | ربب |
| 19 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 20 | havfun | bir korku | خَوْفٌ | خوف |
| 21 | aleyhim | onların üzerine | عَلَيْهِمْ | - |
| 22 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 23 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 24 | yehzenune | hüzünlenmezler | يَحْزَنُونَ | حزن |
Ayet 263
270|2|263|قَوْلٌ مَّعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِّن صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَآ أَذًى وَٱللَّهُ غَنِىٌّ حَلِيمٌ
270|2|263|قول معروف ومغفره خير من صدقه يتبعها اذي والله غني حليم
263. Kavlun ma’rûfun ve magfiretun, hayrun min sadakatin yetbeuhâ ezâ(ezen), vallâhu ganiyyun halîm(halîmun).
Maruf291 bir kelime ve mağfiret* iyidir bir sadakadan378 (ki) tabi olur ona (sadakaya) bir eziyet**; ve Allah Ganiyy’dir106; Halîm’dir58.
Ahmed Samira: 263 (A) saying/word (of) kindness and forgiveness (is) better from (than) (a) charity following it mild harm, and God (is) rich, clement .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kavlun | bir kelime | قَوْلٌ | قول |
| 2 | mea'rufun | maruf | مَعْرُوفٌ | عرف |
| 3 | ve megfiratun | ve mağfiret | وَمَغْفِرَةٌ | غفر |
| 4 | hayrun | iyidir | خَيْرٌ | خير |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | sadekatin | bir sadakadan | صَدَقَةٍ | صدق |
| 7 | yetbeuha | tabi olur ona | يَتْبَعُهَا | تبع |
| 8 | ezen | bir eziyet | أَذًى | اذي |
| 9 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 10 | ganiyyun | Ganiyy’dir | غَنِيٌّ | غني |
| 11 | halimun | Halîm’dir | حَلِيمٌ | حلم |
Notlar
Not 1: *Bağışlama.**Sıkıntı, eziyet, huzursuzluk.
Ayet 264
271|2|264|يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تُبْطِلُوا۟ صَدَقَٰتِكُم بِٱلْمَنِّ وَٱلْأَذَىٰ كَٱلَّذِى يُنفِقُ مَالَهُۥ رِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ فَمَثَلُهُۥ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُۥ وَابِلٌ فَتَرَكَهُۥ صَلْدًا لَّا يَقْدِرُونَ عَلَىٰ شَىْءٍ مِّمَّا كَسَبُوا۟ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْكَٰفِرِينَ
271|2|264|يايها الذين امنوا لا تبطلوا صدقتكم بالمن والاذي كالذي ينفق ماله ريا الناس ولا يومن بالله واليوم الاخر فمثله كمثل صفوان عليه تراب فاصابه وابل فتركه صلدا لا يقدرون علي شي مما كسبوا والله لا يهدي القوم الكفرين
264. Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tubtılû sadakâtikum bil menni vel ezâ, kellezî yunfiku mâlehu riâen nâsi ve lâ yu’minu billâhi vel yevmil âhır(âhıri), fe meseluhu ke meseli safvânin aleyhi turâbun fe esâbehu vâbilun fe terakehu saldâ(salden), lâ yakdirûne alâ şey’in mimmâ kesebû vallâhu lâ yehdîl kavmel kâfirîn(kâfirîne).
Ey iman47 etmiş kimseler! Boşa çıkarmayın sadakalarınızı378; minnetle* (minnete neden olarak) ve eziyetle**(eziyete neden olarak); kimse gibi (ki) infak6 eder malını insanlara gösteriş (-le) ; iman47 etmez Allah'a ve ahiret gününe; öyle ki misali onun (kimsenin) misali gibidir saf/düz bir kaya; üzerinde onun (kayanın) turabin/toz; öyle ki isabet eder ona (kayaya) bir sağanak ; öyle ki bırakır onu semsert/yaşamsız; güç yetiremez (o kimse) kazandıklarından bir şey üzerine; ve Allah doğru yola kılavuzlamaz kâfirler25 kavmini/toplumunu.
Ahmed Samira: 264 You, you those who believed, do not waste/cancel your charities with the bragging and the mild harm, as that who spends his property/wealth showing off/pretending (to) the people, and does not believe with God, and the Day the Last/Resurrection Day, so his example/proverb (is as the) example (of) a smooth rock , on it (is) dust/earth, so struck it a heavy rain , so it left it hard/smooth , they are not capable on a thing from what they gathered/earned , and God does not guide the nation, the disbelieving.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | la | لَا | - | |
| 5 | tubtilu | boşa çıkarmayın | تُبْطِلُوا | بطل |
| 6 | sadekatikum | sadakalarınızı | صَدَقَاتِكُمْ | صدق |
| 7 | bil-menni | minnetle | بِالْمَنِّ | منن |
| 8 | vel'eza | ve eziyetle | وَالْأَذَىٰ | اذي |
| 9 | kallezi | kimseler gibi | كَالَّذِي | - |
| 10 | yunfiku | infak eder | يُنْفِقُ | نفق |
| 11 | malehu | malını | مَالَهُ | مول |
| 12 | ria'e | gösteriş (-le) | رِئَاءَ | راي |
| 13 | n-nasi | insanlara | النَّاسِ | نوس |
| 14 | ve la | وَلَا | - | |
| 15 | yu'minu | iman etmez | يُؤْمِنُ | امن |
| 16 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 17 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 18 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 19 | femeseluhu | öyleki misali onun | فَمَثَلُهُ | مثل |
| 20 | kemeseli | misali gibidir | كَمَثَلِ | مثل |
| 21 | safvanin | saf/düz bir kaya | صَفْوَانٍ | صفو |
| 22 | aleyhi | üzerinde onun | عَلَيْهِ | - |
| 23 | turabun | toz | تُرَابٌ | ترب |
| 24 | feesabehu | öyle ki isabet eder ona | فَأَصَابَهُ | صوب |
| 25 | vabilun | bir sağanak | وَابِلٌ | وبل |
| 26 | feterakehu | öyleki bırakır onu | فَتَرَكَهُ | ترك |
| 27 | salden | semsert/yaşamsız | صَلْدًا | صلد |
| 28 | la | لَا | - | |
| 29 | yekdirune | güç yetiremez | يَقْدِرُونَ | قدر |
| 30 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 31 | şey'in | bir şeye | شَيْءٍ | شيا |
| 32 | mimma | مِمَّا | - | |
| 33 | kesebu | kazandıklarından | كَسَبُوا | كسب |
| 34 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 35 | la | لَا | - | |
| 36 | yehdi | doğru yola kılavuzlamaz | يَهْدِي | هدي |
| 37 | l-kavme | kavmini/toplumunu | الْقَوْمَ | قوم |
| 38 | l-kafirine | kâfirler | الْكَافِرِينَ | كفر |
Notlar
Not 1: *Minnet duyulması amacıyla yaparak. Minnet bekleyerek. **Sıkıntı, eziyet, huzursuzluk vererek.
Ayet 265
272|2|265|وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُمُ ٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِ ٱللَّهِ وَتَثْبِيتًا مِّنْ أَنفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍۭ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌ فَـَٔاتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَإِن لَّمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
272|2|265|ومثل الذين ينفقون امولهم ابتغا مرضات الله وتثبيتا من انفسهم كمثل جنه بربوه اصابها وابل فاتت اكلها ضعفين فان لم يصبها وابل فطل والله بما تعملون بصير
265. Ve meselullezîne yunfikûne emvâlehumubtigâe mardâtillâhi ve tesbîten min enfusihim ke meseli cennetin bi rabvetin esâbehâ vâbilun fe âtet ukulehâ dı’feyn(dı’feyni), fe in lem yusıbhâ vâbilun fe tall(tallun), vallâhu bimâ ta’melûne basîr(basîrun).
Ve kimselerin misali (ki) infak6 ederler mallarını Allah'ın rızasını aramaya; ve (rızayı) nefislerinden201 tespitlemeye/tutturmaya; misali gibidir bir cennet379; yüksekte/gelişmiş; isabet etti ona bir sağanak; öyle ki verdi ürününü iki kat; öyle ki eğer asla isabet etmezse bile ona bir sağanak; öyle ki bir nem/bir çiy (bile yeterlidir); ve Allah yaptıklarınızı görendir.
Ahmed Samira: 265 And (the) example/proverb of those who spend their properties/wealths asking/wishing/ desiring God’s acceptances/satisfactions , and steadfastness/affirmation from themselves, (is) as (an) example/proverb (of) a treed garden with an elevated ground/hill, a heavy rain struck it , so it brought/gave its fruits two doubles, so if no strong rain struck it, so light rain/drizzle , and God (is) with what you make/do seeing/knowing .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve meselu | ve misali | وَمَثَلُ | مثل |
| 2 | ellezine | kimselerin | الَّذِينَ | - |
| 3 | yunfikune | infak ederler | يُنْفِقُونَ | نفق |
| 4 | emvalehumu | mallarını | أَمْوَالَهُمُ | مول |
| 5 | btiga'e | aramak | ابْتِغَاءَ | بغي |
| 6 | merdati | rızasını | مَرْضَاتِ | رضو |
| 7 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 8 | ve tesbiten | ve (rızayı) tespitlemeye/sabitlemeye | وَتَثْبِيتًا | ثبت |
| 9 | min | مِنْ | - | |
| 10 | enfusihim | nefislerinden | أَنْفُسِهِمْ | نفس |
| 11 | kemeseli | misali gibidir | كَمَثَلِ | مثل |
| 12 | cennetin | bir cennet | جَنَّةٍ | جنن |
| 13 | birabvetin | yüksekte/gelişmiş | بِرَبْوَةٍ | ربو |
| 14 | esabeha | isabet etti ona | أَصَابَهَا | صوب |
| 15 | vabilun | bir sağanak | وَابِلٌ | وبل |
| 16 | fe atet | öyle ki verdi | فَاتَتْ | اتي |
| 17 | ukuleha | ürününü | أُكُلَهَا | اكل |
| 18 | dia'feyni | iki kat | ضِعْفَيْنِ | ضعف |
| 19 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 20 | lem | asla | لَمْ | - |
| 21 | yusibha | isabet etmezse bile ona | يُصِبْهَا | صوب |
| 22 | vabilun | bir sağanak | وَابِلٌ | وبل |
| 23 | fetallun | öyle ki bir nem/bir çiy | فَطَلٌّ | طلل |
| 24 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 25 | bima | بِمَا | - | |
| 26 | tea'melune | yaptıklarınızı | تَعْمَلُونَ | عمل |
| 27 | besirun | görendir | بَصِيرٌ | بصر |
Notlar
Not 1:
Ayet 266
273|2|266|أَيَوَدُّ أَحَدُكُمْ أَن تَكُونَ لَهُۥ جَنَّةٌ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَابٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ لَهُۥ فِيهَا مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ وَأَصَابَهُ ٱلْكِبَرُ وَلَهُۥ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَآءُ فَأَصَابَهَآ إِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَٱحْتَرَقَتْ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلْءَايَٰتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
273|2|266|ايود احدكم ان تكون له جنه من نخيل واعناب تجري من تحتها الانهر له فيها من كل الثمرت واصابه الكبر وله ذريه ضعفا فاصابها اعصار فيه نار فاحترقت كذلك يبين الله لكم الايت لعلكم تتفكرون
266. E yeveddu ehadukum en tekûne lehu cennetun min nahîlin ve a’nâbin tecrî min tahtihel enhâru, lehû fîhâ min kullis semarâti ve esâbehul kiberu ve lehu zurriyyetun duafâu fe esâbehâ ı’sârun fîhi nârun fahterakat kezâlike yubeyyinullâhu lekumul âyâti leallekum tetefekkerûn(tetefekkerûne).
İster mi biriniz ki olur ona bir cennet379; hurmalardan ve üzümlerden; akar onun (cennetin) altından nehirler ona (kimseye); içindedir onun (cennetin) her bir meyveden; ve isabet etti ona (kimseye) yaşlılık/ihtiyarlık; ve ondadır (kimsededir) acizler/güçsüzler (olan) bir zürriyet380; öyle ki isabet etti ona (cennete) bir kasırga/hortum381; ondadır (kasırgadadır/hortumundadır) bir ateş381; öyle ki yaktı kül etti; işte böyledir; beyan eder Allah sizlere ayetleri; belki sizler derinlemesine fikredersiniz868 .
Ahmed Samira: 266 Does one of you (like that to) be for him a treed garden from palm trees and grapes, the rivers flow from below/beneath it . For him in it (are) from all the fruits, and old age struck him , and for him (are) weak descendants, (then) a twister/tornado in it fire, struck it, so it burnt. That is how God clarifies/explains to you the signs/evidences , maybe you think.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | eyeveddu | ister mi | أَيَوَدُّ | ودد |
| 2 | ehadukum | birisi sizlerden | أَحَدُكُمْ | احد |
| 3 | en | ki | أَنْ | - |
| 4 | tekune | olur | تَكُونَ | كون |
| 5 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 6 | cennetun | bir cennet | جَنَّةٌ | جنن |
| 7 | min | مِنْ | - | |
| 8 | nehilin | hurmalardan | نَخِيلٍ | نخل |
| 9 | ve ea'nabin | ve üzümlerden | وَأَعْنَابٍ | عنب |
| 10 | tecri | akar | تَجْرِي | جري |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | tehtiha | onun (cennetin) altından | تَحْتِهَا | تحت |
| 13 | l-enharu | nehirler | الْأَنْهَارُ | نهر |
| 14 | lehu | ona (kimseye) | لَهُ | - |
| 15 | fiha | içindedir onun (cennetin) | فِيهَا | - |
| 16 | min | مِنْ | - | |
| 17 | kulli | her bir | كُلِّ | كلل |
| 18 | s-semerati | meyveden | الثَّمَرَاتِ | ثمر |
| 19 | ve esâbehul | ve isabet eder ona | وَأَصَابَهُ | صوب |
| 20 | l-kiberu | yaşlılık/ihtiyarlık | الْكِبَرُ | كبر |
| 21 | ve lehu | ve ondadır | ذُرِّيَّةٌ | ذرر |
| 22 | zurriyyetun | zürriyet | ||
| 23 | duafa'u | acizler/güçsüzler | ضُعَفَاءُ | ضعف |
| 24 | feesabeha | öyle ki isabet etti ona (cennete) | فَأَصَابَهَا | صوب |
| 25 | ia'sarun | bir kasırga/hortum | إِعْصَارٌ | عصر |
| 26 | fihi | ondadır (kasırganın/hortumun) | فِيهِ | - |
| 27 | narun | bir ateş | نَارٌ | نور |
| 28 | fehterakat | öyle ki yakar | فَاحْتَرَقَتْ | حرق |
| 29 | kezalike | işte böyledir | كَذَٰلِكَ | - |
| 30 | yubeyyinu | beyan eder | يُبَيِّنُ | بين |
| 31 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 32 | lekumu | sizlere | لَكُمُ | - |
| 33 | l-ayati | ayetleri | الْايَاتِ | ايي |
| 34 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 35 | tetefekkerune | derinlemesine fikir yürütürsünüz | تَتَفَكَّرُونَ | فكر |
Ayet 267
274|2|267|يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنفِقُوا۟ مِن طَيِّبَٰتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّآ أَخْرَجْنَا لَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَلَا تَيَمَّمُوا۟ ٱلْخَبِيثَ مِنْهُ تُنفِقُونَ وَلَسْتُم بِـَٔاخِذِيهِ إِلَّآ أَن تُغْمِضُوا۟ فِيهِ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ غَنِىٌّ حَمِيدٌ
274|2|267|يايها الذين امنوا انفقوا من طيبت ما كسبتم ومما اخرجنا لكم من الارض ولا تيمموا الخبيث منه تنفقون ولستم باخذيه الا ان تغمضوا فيه واعلموا ان الله غني حميد
267. Yâ eyyuhellezîne âmenû enfikû min tayyibâti mâ kesebtum ve mimmâ ahracnâ lekum minel ard(ardı), ve lâ teyemmemûl habîse minhu tunfikûne ve lestum bi âhızîhı illâ en tugmidû fîh(fîhî), va’lemû ennallâhe ganiyyun hamîd(hamîdun).
Ey iman47 etmiş kimseler! İnfak6 edin iyilerinden kazandıklarınızın; ve çıkardığımızdan sizlere yerden; kalkışmayın/yeltenmeyin kötüsüne ondan (ki) infak6 edersiniz; ve olmayın edinenler onu ancak ki göz kapatırsınız* ona (infak edilene); ve bilin ki doğrusu Allah Ganiyy’dir106; Hamîd’tir107.
Ahmed Samira: 267 You, you those who believed, spend from (the) goodnesses (of) what you gathered/earned and from what We brought out for you from the earth , and do not intend/specify (choose) the bad/spoiled from it, you spend and you are not taking/receiving it, except that you obscure/find fault in it, and know that God (is) rich, praiseworthy/commendable.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | enfiku | infak edin | أَنْفِقُوا | نفق |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | tayyibati | iyilerinden | طَيِّبَاتِ | طيب |
| 7 | ma | مَا | - | |
| 8 | kesebtum | kazandıklarınızın | كَسَبْتُمْ | كسب |
| 9 | ve mimma | ve | وَمِمَّا | - |
| 10 | ehracna | çıkardığımızdan | أَخْرَجْنَا | خرج |
| 11 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 12 | mine | -den | مِنَ | - |
| 13 | l-erdi | yer- | الْأَرْضِ | ارض |
| 14 | ve la | وَلَا | - | |
| 15 | teyemmemu | kalkışmayın/yeltenmeyin | تَيَمَّمُوا | يمم |
| 16 | l-habise | kötülere | الْخَبِيثَ | خبث |
| 17 | minhu | ondan | مِنْهُ | - |
| 18 | tunfikune | infak etmeye | تُنْفِقُونَ | نفق |
| 19 | velestum | ve olmazsınız | وَلَسْتُمْ | ليس |
| 20 | biahizihi | edinenler onu | بِاخِذِيهِ | اخذ |
| 21 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 22 | en | ki | أَنْ | - |
| 23 | tugmidu | kör kapatırsınız | تُغْمِضُوا | غمض |
| 24 | fihi | ona | فِيهِ | - |
| 25 | vea'lemu | ve bilin ki | وَاعْلَمُوا | علم |
| 26 | enne | doğrusu | أَنَّ | - |
| 27 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 28 | ganiyyun | Ganiyy’dir | غَنِيٌّ | غني |
| 29 | hamidun | Hamîd’tir | حَمِيدٌ | حمد |
Notlar
Not 1: *Kendiniz için gördüğünüzde asla almayacağınız.
Ayet 268
275|2|268|ٱلشَّيْطَٰنُ يَعِدُكُمُ ٱلْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُم بِٱلْفَحْشَآءِ وَٱللَّهُ يَعِدُكُم مَّغْفِرَةً مِّنْهُ وَفَضْلًا وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ
275|2|268|الشيطن يعدكم الفقر ويامركم بالفحشا والله يعدكم مغفره منه وفضلا والله وسع عليم
268. Eş şeytânu yeidukumul fakra ve ye’murukumbil fahşâi vallâhu yeidukum magfireten minhuve fadlâ(fadlan), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Şeytân29 vaat eder sizlere fakirliği; ve emreder200 sizlere fahşayı81; ve Allah vaat eder sizlere bir mağfiret319 kendinden; ve bir fazl/fazilet; ve Allah Vâsi’dir297; Alîm’dir8.
Ahmed Samira: 268 The devil promises you the poverty/grief and orders/commands you with enormous/atrocious deeds , and God promises you forgiveness from Him and grace/favour , and God (is) extended/abundant , knowledgeable.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | eş-şeytanu | şeytan | الشَّيْطَانُ | شطن |
| 2 | yeidukumu | vaat eder sizlere | يَعِدُكُمُ | وعد |
| 3 | l-fekra | fakirliği | الْفَقْرَ | فقر |
| 4 | ve ye'murukum | ve emreder sizlere | وَيَأْمُرُكُمْ | امر |
| 5 | bil-fehşa'i | fahşayı | بِالْفَحْشَاءِ | فحش |
| 6 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 7 | yeidukum | vaat eder sizlere | يَعِدُكُمْ | وعد |
| 8 | megfiraten | mağfiret | مَغْفِرَةً | غفر |
| 9 | minhu | kendinden | مِنْهُ | - |
| 10 | ve fedlen | ve bir fazl/fazilet | وَفَضْلًا | فضل |
| 11 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 12 | vasiun | Vâsi’dir | وَاسِعٌ | وسع |
| 13 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
Ayet 269
276|2|269|يُؤْتِى ٱلْحِكْمَةَ مَن يَشَآءُ وَمَن يُؤْتَ ٱلْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِىَ خَيْرًا كَثِيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّآ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ
276|2|269|يوتي الحكمه من يشا ومن يوت الحكمه فقد اوتي خيرا كثيرا وما يذكر الا اولوا الالبب
269. Yu’til hikmete men yeşâu, ve men yu’tel hikmete fe kad ûtiye hayran kesîrâ(kesîren), ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
Verir (Allah) hikmeti382 dilediği kimseye; ve kime verilir hikmet382; öyle ki muhakkak verildi (ona) bir hayır çokça; ve zikreder/hatırlar değildir mantık sahipleri dışında.
Ahmed Samira: 269 He gives the wisdom (to) whom He wills/wants, and who is given the wisdom, so he had been given much goodness/wealth, and none mentions/remembers except (those) of the pure minds/hearts .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yu'ti | verir (Allah) | يُؤْتِي | اتي |
| 2 | l-hikmete | hikmeti | الْحِكْمَةَ | حكم |
| 3 | men | kimseye | مَنْ | - |
| 4 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 5 | ve men | ve kime | وَمَنْ | - |
| 6 | yu'te | verilir | يُؤْتَ | اتي |
| 7 | l-hikmete | hikmet | الْحِكْمَةَ | حكم |
| 8 | fekad | öyle ki muhakkak | فَقَدْ | - |
| 9 | utiye | verildi (ona) | أُوتِيَ | اتي |
| 10 | hayran | bir hayır | خَيْرًا | خير |
| 11 | kesiran | çokça | كَثِيرًا | كثر |
| 12 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 13 | yezzekkeru | zikreder | يَذَّكَّرُ | ذكر |
| 14 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 15 | ulu | sahipleri | أُولُو | اول |
| 16 | l-elbabi | mantık | الْأَلْبَابِ | لبب |
Ayet 270
277|2|270|وَمَآ أَنفَقْتُم مِّن نَّفَقَةٍ أَوْ نَذَرْتُم مِّن نَّذْرٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُهُۥ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ
277|2|270|وما انفقتم من نفقه او نذرتم من نذر فان الله يعلمه وما للظلمين من انصار
270. Ve mâ enfaktum min nafakatin ev nezertum min nezrin fe innallâhe ya’lemuh(ya’lemuhu), ve mâ liz zâlimîne min ensâr(ensârın).
Ve infak6 ettiğiniz bir infaktan6 ya da adarsınız bir adaktan; öyle ki doğrusu Allah bilir onu; ve yoktur zalimlere hiçbir yardımcı.
Ahmed Samira: 270 And what you spent from an expense/expenditure, or you made a duty/vow (on yourselves) from a duty/vow , so then God knows it, and (there are) no victoriors/saviors for the unjust/oppressive.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ma | ve ne | وَمَا | - |
| 2 | enfektum | infak ettiğiniz | أَنْفَقْتُمْ | نفق |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | nefekatin | nifaktan | نَفَقَةٍ | نفق |
| 5 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 6 | nezertum | adarsınız | نَذَرْتُمْ | نذر |
| 7 | min | مِنْ | - | |
| 8 | nezrin | bir adaktan | نَذْرٍ | نذر |
| 9 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 10 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 11 | yea'lemuhu | bilir onu | يَعْلَمُهُ | علم |
| 12 | ve ma | ve olmaz | وَمَا | - |
| 13 | lizzalimine | zalimlere | لِلظَّالِمِينَ | ظلم |
| 14 | min | hiçbir | مِنْ | - |
| 15 | ensarin | yardımcı | أَنْصَارٍ | نصر |
Ayet 271
278|2|271|إِن تُبْدُوا۟ ٱلصَّدَقَٰتِ فَنِعِمَّا هِىَ وَإِن تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا ٱلْفُقَرَآءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَيُكَفِّرُ عَنكُم مِّن سَيِّـَٔاتِكُمْ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
278|2|271|ان تبدوا الصدقت فنعما هي وان تخفوها وتوتوها الفقرا فهو خير لكم ويكفر عنكم من سياتكم والله بما تعملون خبير
271. İn tubdûs sadakâti fe niimmâ hiy(hiye), ve in tuhfûhâ ve tu’tûhâl fukarâe fe huve hayrun lekum ve yukeffiru ankum min seyyiâtikum vallâhu bi mâ ta’melûne habîr(habîrun).
Eğer açık ederseniz sadakaları378; öyle ki nimettir/hoştur o; ve eğer gizlerseniz onu ve verirseniz onu fakirlere; öyle ki o bir hayırdır sizlere; ve kâfirlik25 eder* (Allah) sizden (bir kısmınıza), günahlarınızdan (bir kısmına); ve Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Ahmed Samira: 271 If you show the charities, so it is blessed/praised, and if you hide it and you bring/give (to) the poor/needy ,so it is better for you, and He covers/substitutes from you, from your sins/crimes, and God (is) with what you make/do informed/experienced.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | in | eğer | إِنْ | - |
| 2 | tubdu | açık ederseniz | تُبْدُوا | بدو |
| 3 | s-sadekati | sadakaları | الصَّدَقَاتِ | صدق |
| 4 | feniimma | öyle ki nimettir/hoştur | فَنِعِمَّا | نعم |
| 5 | hiye | o | هِيَ | - |
| 6 | vein | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 7 | tuhfuha | gizlerseniz onu | تُخْفُوهَا | خفي |
| 8 | ve tu'tuha | ve verirseniz onu | وَتُؤْتُوهَا | اتي |
| 9 | l-fukara'e | fakirlere | الْفُقَرَاءَ | فقر |
| 10 | fehuve | öyle ki o | فَهُوَ | - |
| 11 | hayrun | bir hayırdır | خَيْرٌ | خير |
| 12 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 13 | ve yukeffiru | ve kâfirlik eder (Allah) | وَيُكَفِّرُ | كفر |
| 14 | ankum | sizden | عَنْكُمْ | - |
| 15 | min | مِنْ | - | |
| 16 | seyyiatikum | günahlarınızdan | سَيِّئَاتِكُمْ | سوا |
| 17 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 18 | bima | بِمَا | - | |
| 19 | tea'melune | yaptıklarınızdan | تَعْمَلُونَ | عمل |
| 20 | habirun | haberdardır | خَبِيرٌ | خبر |
Notlar
Not 1: *Örter, gizler.
Ayet 272
279|2|272|لَّيْسَ عَلَيْكَ هُدَىٰهُمْ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَهْدِى مَن يَشَآءُ وَمَا تُنفِقُوا۟ مِنْ خَيْرٍ فَلِأَنفُسِكُمْ وَمَا تُنفِقُونَ إِلَّا ٱبْتِغَآءَ وَجْهِ ٱللَّهِ وَمَا تُنفِقُوا۟ مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنتُمْ لَا تُظْلَمُونَ
279|2|272|ليس عليك هديهم ولكن الله يهدي من يشا وما تنفقوا من خير فلانفسكم وما تنفقون الا ابتغا وجه الله وما تنفقوا من خير يوف اليكم وانتم لا تظلمون
272. Leyse aleyke hudâhum ve lâkinnallâhe yehdî men yeşâu, ve mâ tunfikû min hayrin fe li enfusikum, ve mâ tunfikûne illebtigâe vechillâh(vechillâhi), ve mâ tunfikû min hayrin yuveffe ileykum ve entum lâ tuzlemûn(tuzlemûne).
Yoktur (senin) üzerine doğru yola kılavuzlamak onları; velakin/fakat Allah doğru yola kılavuzlar dilediği kimseyi; ve infak6 ettiğiniz bir hayırdan; öyle ki nefisleriniz201 içindir; ve infak6 eder değilsiniz Allah'ın yüzünü arama/bakınma dışında; ve bir hayırdan infak6 ettiğiniz, tamamlanır sizlere; ve sizler zulmedilmezsiniz.
Ahmed Samira: 272 Their guidance (is) not on you, and but God guides whom he wills/wants, and what you spend from goodness/wealth , so it is for yourselves, and you do not spend, except asking/desiring God’s face/direction , and what you spend from goodness/wealth is fulfilled/completed to you, and you are not being caused injustice to/oppressed.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | leyse | yoktur | لَيْسَ | ليس |
| 2 | aleyke | üzerine (senin) | عَلَيْكَ | - |
| 3 | hudahum | doğru yola kılavuzlamak onları | هُدَاهُمْ | هدي |
| 4 | velakinne | velakin/fakat | وَلَٰكِنَّ | - |
| 5 | llahe | Allah'tır | اللَّهَ | - |
| 6 | yehdi | doğru yola kılavuzlar | يَهْدِي | هدي |
| 7 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 8 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 9 | ve ma | Ve | وَمَا | - |
| 10 | tunfiku | infak ettiğiniz | تُنْفِقُوا | نفق |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | hayrin | bir hayırdan | خَيْرٍ | خير |
| 13 | felienfusikum | öyle ki nefisleriniz içindir | فَلِأَنْفُسِكُمْ | نفس |
| 14 | ve ma | Ve değildir | وَمَا | - |
| 15 | tunfikune | infak edersiniz | تُنْفِقُونَ | نفق |
| 16 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 17 | btiga'e | arama/bakınma | ابْتِغَاءَ | بغي |
| 18 | vechi | yüzünü | وَجْهِ | وجه |
| 19 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 20 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 21 | tunfiku | infak ettiğiniz | تُنْفِقُوا | نفق |
| 22 | min | مِنْ | - | |
| 23 | hayrin | bir hayırdan | خَيْرٍ | خير |
| 24 | yuveffe | tamamlanır | يُوَفَّ | وفي |
| 25 | ileykum | sizlere | إِلَيْكُمْ | - |
| 26 | ve entum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 27 | la | لَا | - | |
| 28 | tuzlemune | zulmedilmezsiniz | تُظْلَمُونَ | ظلم |
Ayet 273
280|2|273|لِلْفُقَرَآءِ ٱلَّذِينَ أُحْصِرُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِى ٱلْأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ ٱلْجَاهِلُ أَغْنِيَآءَ مِنَ ٱلتَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُم بِسِيمَٰهُمْ لَا يَسْـَٔلُونَ ٱلنَّاسَ إِلْحَافًا وَمَا تُنفِقُوا۟ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌ
280|2|273|للفقرا الذين احصروا في سبيل الله لا يستطيعون ضربا في الارض يحسبهم الجاهل اغنيا من التعفف تعرفهم بسيمهم لا يسلون الناس الحافا وما تنفقوا من خير فان الله به عليم
273. Lil fukarâillezîne uhsirû fî sebîlillâhi lâ yestatîûne darben fîl ardı, yahsebuhumul câhilu agniyâe minet teaffuf(teaffufi), ta’rifuhum bi sîmâhum, lâ yes’elûnen nâse ilhâfâ(ilhâfen), ve mâ tunfikû min hayrin fe innallâhe bihî alîm(alîmun).
Fakirler/fukaralar içindir (infak); Allah yolunda336 kuşatılmış* kimseyedir; tabi olmazlar bir darba (ayakları vurmaya yere/seyahate) yerde; sanır cahil (onları) zengin; iffetlerinden (dolayı); tanırsın onları simalarıyla; sual etmezler/sormazlar insanlara sırnaşıkça; ve infak6 ettiğiniz bir hayırdan öyle ki doğrusu Allah bilendir onu.
Ahmed Samira: 273 For the poor , those who were restricted/surrounded in God’s way/sake , they are not able (to go) moving/traveling in the earth/Planet Earth, the ignorant/foolish thinks/supposes them (as) rich from the purity/refrainment (dignity), you know them by their expressions/marks , they do not ask/question the people persistently , and what you spend from goodness/wealth , so that God (is) with it knowledgeable.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | lilfukara'i | fakirler/fukaralar içindir | لِلْفُقَرَاءِ | فقر |
| 2 | ellezine | kimselere | الَّذِينَ | - |
| 3 | uhsiru | kuşatıldı | أُحْصِرُوا | حصر |
| 4 | fi | فِي | - | |
| 5 | sebili | yolunda | سَبِيلِ | سبل |
| 6 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 7 | la | لَا | - | |
| 8 | yestetiune | tabi olmazlar | يَسْتَطِيعُونَ | طوع |
| 9 | derben | bir darba (ayakları vurmaya yere/seyahate) | ضَرْبًا | ضرب |
| 10 | fi | فِي | - | |
| 11 | l-erdi | yerde | الْأَرْضِ | ارض |
| 12 | yehsebuhumu | hesap eder/sanar | يَحْسَبُهُمُ | حسب |
| 13 | l-cahilu | cahil | الْجَاهِلُ | جهل |
| 14 | egniya'e | zengin | أَغْنِيَاءَ | غني |
| 15 | mine | مِنَ | - | |
| 16 | t-teaffufi | iffetlerinden | التَّعَفُّفِ | عفف |
| 17 | tea'rifuhum | tanırsın onları | تَعْرِفُهُمْ | عرف |
| 18 | bisimahum | simalarıyla | بِسِيمَاهُمْ | سوم |
| 19 | la | لَا | - | |
| 20 | yeselune | sual etmezler/sormazlar | يَسْأَلُونَ | سال |
| 21 | n-nase | insanlara | النَّاسَ | نوس |
| 22 | ilhafen | sırnaşık/ısrarcı | إِلْحَافًا | لحف |
| 23 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 24 | tunfiku | infak ettiğiniz | تُنْفِقُوا | نفق |
| 25 | min | مِنْ | - | |
| 26 | hayrin | bir hayırdan | خَيْرٍ | خير |
| 27 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 28 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 29 | bihi | onu | بِهِ | - |
| 30 | alimun | bilendir | عَلِيمٌ | علم |
Notlar
Not 1: *Baskı ve zulümle rızkını arayamaz, kazanamaz olmuş; fakirleştirilmiş. Eli ayağı bağlanmış.
Ayet 274
281|2|274|ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُم بِٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ سِرًّا وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
281|2|274|الذين ينفقون امولهم باليل والنهار سرا وعلانيه فلهم اجرهم عند ربهم ولا خوف عليهم ولا هم يحزنون
274. Ellezîne yunfikûne emvâlehum bil leyli ven nehâri sirran ve alâniyeten fe lehum ecruhum inde rabbihim, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Kimseler (ki) infak6 ederler mallarını gece ve gündüz; sırlı/gizli ve alenen/açıkça; öyle ki onlaradır ecirleri820 Rableri4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onlar üzerine; ve onlar hüzünlenmezler.
Ahmed Samira: 274 Those who spend their properties/wealths at the night and the daytime secretly and openly/publicly ,so for them (is) their reward/fee at their Lord, and no fear on them, and nor they be sad/grieving.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler (ki) | الَّذِينَ | - |
| 2 | yunfikune | infak ederler | يُنْفِقُونَ | نفق |
| 3 | emvalehum | mallarını | أَمْوَالَهُمْ | مول |
| 4 | bil-leyli | gece | بِاللَّيْلِ | ليل |
| 5 | ve nnehari | ve gündüz | وَالنَّهَارِ | نهر |
| 6 | sirran | sırlı | سِرًّا | سرر |
| 7 | ve alaniyeten | ve alenen | وَعَلَانِيَةً | علن |
| 8 | felehum | öyle ki onlaradır | فَلَهُمْ | - |
| 9 | ecruhum | ecirleri | أَجْرُهُمْ | اجر |
| 10 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 11 | rabbihim | Rableri | رَبِّهِمْ | ربب |
| 12 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 13 | havfun | bir korku | خَوْفٌ | خوف |
| 14 | aleyhim | onlar üzerine | عَلَيْهِمْ | - |
| 15 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 16 | hum | ve onlar | هُمْ | - |
| 17 | yehzenune | hüzünlenmezler | يَحْزَنُونَ | حزن |
Ayet 275
282|2|275|ٱلَّذِينَ يَأْكُلُونَ ٱلرِّبَوٰا۟ لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ ٱلَّذِى يَتَخَبَّطُهُ ٱلشَّيْطَٰنُ مِنَ ٱلْمَسِّ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوٓا۟ إِنَّمَا ٱلْبَيْعُ مِثْلُ ٱلرِّبَوٰا۟ وَأَحَلَّ ٱللَّهُ ٱلْبَيْعَ وَحَرَّمَ ٱلرِّبَوٰا۟ فَمَن جَآءَهُۥ مَوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ فَٱنتَهَىٰ فَلَهُۥ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُۥٓ إِلَى ٱللَّهِ وَمَنْ عَادَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
282|2|275|الذين ياكلون الربوا لا يقومون الا كما يقوم الذي يتخبطه الشيطن من المس ذلك بانهم قالوا انما البيع مثل الربوا واحل الله البيع وحرم الربوا فمن جاه موعظه من ربه فانتهي فله ما سلف وامره الي الله ومن عاد فاوليك اصحب النار هم فيها خلدون
275. Ellezîne ye’kulûner ribâ lâ yekûmûne illâ kemâ yekûmullezî yetehabbetuhuş şeytânu minel mess(messi), zâlike bi ennehum kâlû innemal bey’u mislur ribâ, ve ehallallâhul bey’a ve harramer ribâ fe men câehu mev’izatun min rabbihî fentehâ fe lehu mâ selef(selefe), ve emruhû ilâllâh(ilâllâhi), ve men âde fe ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Kimseler (ki) yerler riba383; kalkmazlar (onlar) ancak kalkan kimse gibi; çarptı onu şeytan temasından; işte bu onların "Doğrusu (ki) satış neyse riba383 (da) mislidir870" demelerindendir; ve helal kıldı Allah satışı; ve haram etti ribayı383; öyle ki kim getirdi kendine bir vaaz653 Rabbinden; öyle ki engelledi (o); öyle ki önceden geçeni ona; ve emri/işi onun Allah'adır; ve kim geri döndü; öyle ki işte bunlar ateş ashâbıdır194; onlar orada* ölümsüzlerdir185.
Ahmed Samira: 275 Those who eat the growth/interest/usury , they do not stand/keep up except as (that who) stands/keeps up who the devil strikes/touches him from the madness, that (is) because they (E) said: "But the selling/trading (is) equal/similar/alike (to) the growth/interest/usury , and God permitted/allowed the selling/trading and forbade the growth/interest/usury ." So who came to him (got) a warning/advice from his Lord, so he ended/stopped , so for him what preceded/past , and his matter/affair (is) to God, and who returned , so those are the fire’s owners/company , they are in it immortally/eternally .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler (ki) | الَّذِينَ | - |
| 2 | ye'kulune | yerler | يَأْكُلُونَ | اكل |
| 3 | r-riba | riba | الرِّبَا | ربو |
| 4 | la | لَا | - | |
| 5 | yekumune | kalkmazlar | يَقُومُونَ | قوم |
| 6 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 7 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 8 | yekumu | kalkar | يَقُومُ | قوم |
| 9 | llezi | kimse | الَّذِي | - |
| 10 | yetehabbetuhu | çarptı onu | يَتَخَبَّطُهُ | خبط |
| 11 | ş-şeytanu | şeytan | الشَّيْطَانُ | شطن |
| 12 | mine | مِنَ | - | |
| 13 | l-messi | temasından | الْمَسِّ | مسس |
| 14 | zalike | işte bu | ذَٰلِكَ | - |
| 15 | biennehum | onların ki | بِأَنَّهُمْ | - |
| 16 | kalu | derler | قَالُوا | قول |
| 17 | innema | doğrusu neyse | إِنَّمَا | - |
| 18 | l-bey'u | satış | الْبَيْعُ | بيع |
| 19 | mislu | mislidir/benzeridir | مِثْلُ | مثل |
| 20 | r-riba | riba | الرِّبَا | ربو |
| 21 | veehalle | ve helal kıldı | وَأَحَلَّ | حلل |
| 22 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 23 | l-bey'a | satışı | الْبَيْعَ | بيع |
| 24 | veharrame | ve haram etti | وَحَرَّمَ | حرم |
| 25 | r-riba | ribayı | الرِّبَا | ربو |
| 26 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 27 | ca'ehu | getirdi kendine | جَاءَهُ | جيا |
| 28 | mev'izetun | bir vaaz/tavsiye | مَوْعِظَةٌ | وعظ |
| 29 | min | مِنْ | - | |
| 30 | rabbihi | Rabbinden | رَبِّهِ | ربب |
| 31 | fenteha | öyle ki engelledi | فَانْتَهَىٰ | نهي |
| 32 | fe lehu | öyle ki ona | ||
| 33 | ma | مَا | - | |
| 34 | selefe | önceden geçeni | سَلَفَ | سلف |
| 35 | ve emruhu | ve emri/işi onun | وَأَمْرُهُ | امر |
| 36 | ila | إِلَى | - | |
| 37 | llahi | Allah'adır | اللَّهِ | - |
| 38 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 39 | aade | geri döndü | عَادَ | عود |
| 40 | feulaike | öyle ki işte bunlar | فَأُولَٰئِكَ | - |
| 41 | eshabu | ashabıdır | أَصْحَابُ | صحب |
| 42 | n-nari | ateş | النَّارِ | نور |
| 43 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 44 | fiha | orada (cehennemde) | فِيهَا | - |
| 45 | halidune | ölümsüzler | خَالِدُونَ | خلد |
Notlar
Not 1: *Cehennemde.
Ayet 276
283|2|276|يَمْحَقُ ٱللَّهُ ٱلرِّبَوٰا۟ وَيُرْبِى ٱلصَّدَقَٰتِ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ
283|2|276|يمحق الله الربوا ويربي الصدقت والله لا يحب كل كفار اثيم
276. Yemhakullâhur ribâ ve yurbîs sadakât(sadakâti), vallâhu lâ yuhıbbu kulle keffârin esîm(esîmin).
Siler Allah ribayı383; ve riba383 eder sadakaları342*; ve Allah sevmez hiçbir günahkar kâfiri25.
Ahmed Samira: 276 God nullifies/erases/destroys the growth/interest/usury , and He grows/increases the charities, and God does not love/like every (insisting) disbeliever , sinner/criminal.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yemhaku | siler | يَمْحَقُ | محق |
| 2 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 3 | r-riba | ribayı | الرِّبَا | ربو |
| 4 | ve yurbi | ve riba eder | وَيُرْبِي | ربو |
| 5 | s-sadekati | sadakaları | الصَّدَقَاتِ | صدق |
| 6 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 7 | la | لَا | - | |
| 8 | yuhibbu | sevmez | يُحِبُّ | حبب |
| 9 | kulle | her bir | كُلَّ | كلل |
| 10 | keffarin | kâfiri | كَفَّارٍ | كفر |
| 11 | esimin | günahkar | أَثِيمٍ | اثم |
Notlar
Not 1: *Çoğul olarak gelmesi dikkat çekicidir.
Ayet 277
284|2|277|إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُا۟ ٱلزَّكَوٰةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
284|2|277|ان الذين امنوا وعملوا الصلحت واقاموا الصلوه واتوا الزكوه لهم اجرهم عند ربهم ولا خوف عليهم ولا هم يحزنون
277. İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve ekâmûs salâte ve âtevûz zekâte lehum ecruhum inde rabbihim, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Doğrusu kimseler (ki) iman47 ettiler; ve yaptılar sâlihât18; ve ikame572 ettiler salâtı5; ve verdiler zekâtı10; onlaradır ecirleri820 Rablerinin4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onlara; ve onlar hüzünlenmezler.
Ahmed Samira: 277 That those who believed and made/did the correct/righteous deeds, and kept up/performed the prayers, and gave/brought the charity/purification , for them at their Lord (is) their reward/wage , and no fear/fright on them and nor they be sad/grieving.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman ettiler | امَنُوا | امن |
| 4 | ve amilu | ve yaptılar | وَعَمِلُوا | عمل |
| 5 | s-salihati | sâlihât | الصَّالِحَاتِ | صلح |
| 6 | ve ekamu | ve diktiler/ayağa kaldırdılar | وَأَقَامُوا | قوم |
| 7 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 8 | ve atevu | ve verdiler | وَاتَوُا | اتي |
| 9 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 10 | lehum | onlaradır | لَهُمْ | - |
| 11 | ecruhum | ecirleri/karşılıkları | أَجْرُهُمْ | اجر |
| 12 | inde | indindedir/katındadır | عِنْدَ | عند |
| 13 | rabbihim | Rableri | رَبِّهِمْ | ربب |
| 14 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 15 | havfun | bir korku | خَوْفٌ | خوف |
| 16 | aleyhim | onlara | عَلَيْهِمْ | - |
| 17 | ve la | وَلَا | - | |
| 18 | hum | ve onlar | هُمْ | - |
| 19 | yehzenune | hüzünlenmezler | يَحْزَنُونَ | حزن |
Ayet 278
285|2|278|يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَذَرُوا۟ مَا بَقِىَ مِنَ ٱلرِّبَوٰٓا۟ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
285|2|278|يايها الذين امنوا اتقوا الله وذروا ما بقي من الربوا ان كنتم مومنين
278. Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe ve zerû mâ bakiye miner ribâ in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Ey iman47 etmiş kimseler! Takvalı21 olun Allah’a; ve bırakın* neyse bakiye ribadan383; eğer olduysanız müminler.
Ahmed Samira: 278 You, you those who believed, fear and obey God and leave what remained from the growth/interest/usury , if you were believing.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş! | امَنُوا | امن |
| 4 | tteku | takvalı olun | اتَّقُوا | وقي |
| 5 | llahe | Allah’a | اللَّهَ | - |
| 6 | ve zeru | ve bırakın | وَذَرُوا | وذر |
| 7 | ma | neyse | مَا | - |
| 8 | bekiye | bakiye | بَقِيَ | بقي |
| 9 | mine | -dan | مِنَ | - |
| 10 | r-riba | riba- | الرِّبَا | ربو |
| 11 | in | eğer | إِنْ | - |
| 12 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 13 | mu'minine | müminler | مُؤْمِنِينَ | امن |
Notlar
Not 1: *Riba olmayan kısım alın, riba olan kısmı bırakın, terk edin.
Ayet 279
286|2|279|فَإِن لَّمْ تَفْعَلُوا۟ فَأْذَنُوا۟ بِحَرْبٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَإِن تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُءُوسُ أَمْوَٰلِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ
286|2|279|فان لم تفعلوا فاذنوا بحرب من الله ورسوله وان تبتم فلكم روس امولكم لا تظلمون ولا تظلمون
279. Fe in lem tef’alû fe’zenû bi harbin minallâhi ve resûlih(resûlihî), ve in tubtum fe lekum ruûsu emvâlikum, lâ tazlimûne ve lâ tuzlemûn(tuzlemûne).
Öyle ki eğer asla faaliyete geçmezseniz; öyle ki farkına varın bir harbin Allah’tan ve resûlünden418*; ve eğer tevbe33 ederseniz; öyle ki sizleredir malınızın başlangıcı; haksızlık etmezsiniz; haksızlık edilmezsiniz.
Ahmed Samira: 279 So if you do not make/do, so be announced to/informed with (of) a battle/war from God and His messenger, and if you repented , so for you (are) your properties/wealths/beginnings/(capital) (keep only your capital), you do not cause injustice/oppression (to others) and nor be caused injustice to/oppressed.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fe in | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 2 | lem | asla | لَمْ | - |
| 3 | tef'alu | faaliyete geçmezseniz | تَفْعَلُوا | فعل |
| 4 | fe'zenu | öyle ki farkına varın | فَأْذَنُوا | اذن |
| 5 | biharbin | bir harbin | بِحَرْبٍ | حرب |
| 6 | mine | مِنَ | - | |
| 7 | llahi | Allah’tan | اللَّهِ | - |
| 8 | ve rasulihi | ve resulünden | وَرَسُولِهِ | رسل |
| 9 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 10 | tubtum | tevbe ederseniz | تُبْتُمْ | توب |
| 11 | felekum | öyle ki sizleredir | فَلَكُمْ | - |
| 12 | ru'usu | başlangıç | رُءُوسُ | راس |
| 13 | emvalikum | malınız | أَمْوَالِكُمْ | مول |
| 14 | la | لَا | - | |
| 15 | tezlimune | haksızlık etmezsiniz | تَظْلِمُونَ | ظلم |
| 16 | ve la | وَلَا | - | |
| 17 | tuzlemune | haksızlık edilmezsiniz | تُظْلَمُونَ | ظلم |
Notlar
Not 1: *Kamu gücü ribaya savaş açar.
Ayet 280
287|2|280|وَإِن كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَىٰ مَيْسَرَةٍ وَأَن تَصَدَّقُوا۟ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
287|2|280|وان كان ذو عسره فنظره الي ميسره وان تصدقوا خير لكم ان كنتم تعلمون
280. Ve in kâne zû usratin fe naziratun ilâ meysereh(meyseretin) ve en tesaddekû hayrun lekum in kuntum ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve eğer oldu (o borç alan) bir zorluk sahibi; öyle ki bakıp beklemedir bir kolaylığa doğru; ve ki sadaka378 ederseniz bir hayırdır sizlere; eğer olduysanız bilirler.
Ahmed Samira: 280 And if he was of a hardship/poverty , so a consideration/glance to an easiness/prosperity , and that (E) you give charity (forgive the loan), (it is) best/better for you if you were knowing.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 2 | kane | oldu (o) | كَانَ | كون |
| 3 | zu | sahibi | ذُو | - |
| 4 | usratin | bir zorluk | عُسْرَةٍ | عسر |
| 5 | feneziratun | öyle ki bakıp bekleme | فَنَظِرَةٌ | نظر |
| 6 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 7 | meyseratin | bir kolaylığa | مَيْسَرَةٍ | يسر |
| 8 | ve en | ve ki | وَأَنْ | - |
| 9 | tesaddeku | sadaka ederseniz | تَصَدَّقُوا | صدق |
| 10 | hayrun | bir hayırdır | خَيْرٌ | خير |
| 11 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 12 | in | eğer | إِنْ | - |
| 13 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 14 | tea'lemune | bilirler | تَعْلَمُونَ | علم |
Ayet 281
288|2|281|وَٱتَّقُوا۟ يَوْمًا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى ٱللَّهِ ثُمَّ تُوَفَّىٰ كُلُّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
288|2|281|واتقوا يوما ترجعون فيه الي الله ثم توفي كل نفس ما كسبت وهم لا يظلمون
281. Vettekû yevmen turceûne fîhî ilâllâhi summe tuveffâ kullu nefsin mâ kesebet ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).
Ve takvalı21 olun bir güne; döndürülürsünüz onda Allah'a; sonra tamamlanır her bir nefse201 kazandığı; ve onlara zulmedilmez.
Ahmed Samira: 281 And fear a day/time, you are being returned in it to God, then every self is (to be) fulfilled/completed what (it) gathered/earned , and they are not being caused injustice to/oppressed.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 2 | yevmen | bir güne | يَوْمًا | يوم |
| 3 | turceune | döndürülürsünüz | تُرْجَعُونَ | رجع |
| 4 | fihi | onda | فِيهِ | - |
| 5 | ila | إِلَى | - | |
| 6 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 7 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 8 | tuveffa | tamamlanır | تُوَفَّىٰ | وفي |
| 9 | kullu | her | كُلُّ | كلل |
| 10 | nefsin | nefse | نَفْسٍ | نفس |
| 11 | ma | مَا | - | |
| 12 | kesebet | kazandığı | كَسَبَتْ | كسب |
| 13 | ve hum | ve onlara | وَهُمْ | - |
| 14 | la | لَا | - | |
| 15 | yuzlemune | zulmedilmez | يُظْلَمُونَ | ظلم |
Ayet 282
289|2|282|يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى فَٱكْتُبُوهُ وَلْيَكْتُب بَّيْنَكُمْ كَاتِبٌۢ بِٱلْعَدْلِ وَلَا يَأْبَ كَاتِبٌ أَن يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ ٱللَّهُ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ ٱلَّذِى عَلَيْهِ ٱلْحَقُّ وَلْيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥ وَلَا يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْـًٔا فَإِن كَانَ ٱلَّذِى عَلَيْهِ ٱلْحَقُّ سَفِيهًا أَوْ ضَعِيفًا أَوْ لَا يَسْتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُۥ بِٱلْعَدْلِ وَٱسْتَشْهِدُوا۟ شَهِيدَيْنِ مِن رِّجَالِكُمْ فَإِن لَّمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَٱمْرَأَتَانِ مِمَّن تَرْضَوْنَ مِنَ ٱلشُّهَدَآءِ أَن تَضِلَّ إِحْدَىٰهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَىٰهُمَا ٱلْأُخْرَىٰ وَلَا يَأْبَ ٱلشُّهَدَآءُ إِذَا مَا دُعُوا۟ وَلَا تَسْـَٔمُوٓا۟ أَن تَكْتُبُوهُ صَغِيرًا أَوْ كَبِيرًا إِلَىٰٓ أَجَلِهِۦ ذَٰلِكُمْ أَقْسَطُ عِندَ ٱللَّهِ وَأَقْوَمُ لِلشَّهَٰدَةِ وَأَدْنَىٰٓ أَلَّا تَرْتَابُوٓا۟ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَٰرَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلَّا تَكْتُبُوهَا وَأَشْهِدُوٓا۟ إِذَا تَبَايَعْتُمْ وَلَا يُضَآرَّ كَاتِبٌ وَلَا شَهِيدٌ وَإِن تَفْعَلُوا۟ فَإِنَّهُۥ فُسُوقٌۢ بِكُمْ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱللَّهُ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
289|2|282|يايها الذين امنوا اذا تداينتم بدين الي اجل مسمي فاكتبوه وليكتب بينكم كاتب بالعدل ولا ياب كاتب ان يكتب كما علمه الله فليكتب وليملل الذي عليه الحق وليتق الله ربه ولا يبخس منه شيا فان كان الذي عليه الحق سفيها او ضعيفا او لا يستطيع ان يمل هو فليملل وليه بالعدل واستشهدوا شهيدين من رجالكم فان لم يكونا رجلين فرجل وامراتان ممن ترضون من الشهدا ان تضل احديهما فتذكر احديهما الاخري ولا ياب الشهدا اذا ما دعوا ولا تسموا ان تكتبوه صغيرا او كبيرا الي اجله ذلكم اقسط عند الله واقوم للشهده وادني الا ترتابوا الا ان تكون تجره حاضره تديرونها بينكم فليس عليكم جناح الا تكتبوها واشهدوا اذا تبايعتم ولا يضار كاتب ولا شهيد وان تفعلوا فانه فسوق بكم واتقوا الله ويعلمكم الله والله بكل شي عليم
282. Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ tedâyentum bi deynin ilâ ecelin musemmen fektubûh(fektubûhu), velyektub beynekum kâtibun bil adl(adli), ve lâ ye’be kâtibun en yektube kemâ allemehullâhu felyektub, velyumlilillezî aleyhil hakku velyettekıllâhe rabbehû ve lâ yebhas minhu şey’â(şey’en), fe in kânellezî aleyhil hakku sefîhan ev daîfen ev lâ yestatîu en yumille huve felyumlil veliyyuhu bil adl(adli), vesteşhidû şehîdeyni min ricâlikum, fe in lem yekûnâ raculeyni fe raculun vemraetâni mimmen terdavne mineş şuhedâi en tedılle ıhdâhumâ fe tuzekkire ıhdâhumâl uhrâ ve lâ ye’beş şuhedâu izâ mâ duû, ve lâ tes’emû en tektubûhu sagîran ev kebîran ilâ ecelih(ecelihî), zâlikum aksatu indallâhi ve akvemu liş şehâdeti ve ednâ ellâ tertâbû illâ en tekûne ticâreten hâdıraten tudîrûnehâ beynekum fe leyse aleykum cunâhun ellâ tektubûhâ ve eşhidû izâ tebâya’tum, ve lâ yudârra kâtibun ve lâ şehîd(şehîdun), ve in tef’alû fe innehu fusûkun bikum, vettekûllâh(vettekûllâhe), ve yuallimukumullâh(yuallimukumullâhu), vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun).
Ey iman47 etmiş kimseler! Borçlandığınız zaman borç; belirlenmiş bir ecele/süreye kadar; öyle ki yazın onu (borcu); ve yazsın aranızdan bir kâtip/yazıcı adaletle680; geri çevirmesin/reddetmesin kâtip/yazıcı; ki yazsın Allah'ın ona öğrettiği gibi*; öyle ki yazsın ve dikte etsin** (borçlu) kimse (ki) üzerindedir hak (borçlu); ve takvalı21 olsun (borçlu) Allah’a; Rabbine; ve azaltmasın (borçlu) ondan (borçtan) bir şey; öyle ki eğer üzerinde hak olmuş olan (borçlu) kimse bir aklı ermezse ya da bir zayıfsa/acizse ya da o tabi olamazsa/güç yetiremezse dikte etmeye**; öyle ki dikte etsin** velisi onun adaletle680; ve şahit/tanık edin iki şahidi/tanığı adamlarınızdan/erkeklerinizden; öyle ki eğer asla olmazsa iki adam/erkek; öyle ki bir adam/erkek ve iki kadın384 şahitlerden; razı olduğunuz kimseden; ki dalalete düşer o ikisinin biri (bir kadın); öyle ki hatırlatır o ikisinin biri (kadın) diğerine384; ve geri çevirmesin/reddetmesin şahitler davet edildikleri zaman; üşenmeyin yazmaya onu (borcu); az ya da çok; eceline kadar onun (borcun); işte bu; daha eşittir Allah’ın indinde/katında; ve daha diktir/ayaktadır/kıyamdadır şahitliğe/tanıklığa; ve daha yakındır kuşkulanmamamıza; dışındadır ki olur hazır bir ticaret***; değiş tokuş edersiniz onu aranızda; öyle ki yoktur üzerinize bir günah ki yazmazsınız onu; ve şahit/tanık tutun alışveriş ettiğiniz**** zaman; ve de zarara uğratılmasın kâtip/yazan; ve de şahit/tanık; ve eğer faaliyet içinde olursanız (zarara uğratmaya); öyle ki doğrusu o (faaliyet) bir fâsıktır38 sizlere; ve takvalı21 olun Allah’a; ve öğretir sizlere Allah; ve Allah her bir şeyi bilendir.
Ahmed Samira: 282 You, you those who believed, if you indebted (each other) with a debt to a named/identified (specified) term/time, so write it, and (a) writer/one able to write should write between you with justice/equality , and awriter/one able to write does (should) not refuse/hate that to write as God taught/instructed him , so he should write (E). And whom the duty is on him (the borrower), should dictate (E) , and should fear and obey (E) God his lord, and does (should) not reduce/cheat from it a thing, so if whom the duty is on him (the borrower), was ignorant/foolish or weak, or that he is not able that to dictate he, so his guardian should dictate (E) with justice/equality and call a witness, two witnesses/testifiers from your men, so if they (B) are not two men, so a man and two women, from what/whom you accept/approve from the witnesses/testifiers that (E) one of them (B) be misguided, so she reminds the other (F). And the witnesses (should) not refuse/hate if as long as they are called , and do not be bored/tired that to write/dictate it small/little or big/great , to its term/time, that (is) more just/equitable at God, and more just/direct to the testimony/witnessing and nearer that you not be doubtful/suspicious, except that (it) be present commercial buying and selling , you run/manage it between you, so an offense/guilt/sin is not on you that you do not write/dictate it, and call a witness if you sold/traded (to each other). And no writer/one able to write nor honest witness (is to) be harmed, and if you make/do (that), so it is debauchery by/from you , and fear and obey God, and God teaches/instructs you , and God (is) with every thing knowledgeable.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 5 | tedayentum | borçlandığınız | تَدَايَنْتُمْ | دين |
| 6 | bideynin | borç | بِدَيْنٍ | دين |
| 7 | ila | kadar | إِلَىٰ | - |
| 8 | ecelin | ecele | أَجَلٍ | اجل |
| 9 | musemmen | bir belirlenmiş | مُسَمًّى | سمو |
| 10 | fektubuhu | öyle ki yazın onu | فَاكْتُبُوهُ | كتب |
| 11 | velyektub | ve yazsın | وَلْيَكْتُبْ | كتب |
| 12 | beynekum | aranızdan | بَيْنَكُمْ | بين |
| 13 | katibun | bir kâtip/yazıcı | كَاتِبٌ | كتب |
| 14 | bil-adli | adaletle | بِالْعَدْلِ | عدل |
| 15 | ve la | وَلَا | - | |
| 16 | ye'be | geri çevirmesin/reddetmesin | يَأْبَ | ابي |
| 17 | katibun | kâtip/yazıcı | كَاتِبٌ | كتب |
| 18 | en | ki | أَنْ | - |
| 19 | yektube | yazsın | يَكْتُبَ | كتب |
| 20 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 21 | allemehu | ona öğrettiği | عَلَّمَهُ | علم |
| 22 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 23 | felyektub | öyle ki yazsın | فَلْيَكْتُبْ | كتب |
| 24 | velyumlili | ve dikte etsin | وَلْيُمْلِلِ | ملل |
| 25 | llezi | kimse | الَّذِي | - |
| 26 | aleyhi | üzerindedir onun | عَلَيْهِ | - |
| 27 | l-hakku | hak | الْحَقُّ | حقق |
| 28 | velyetteki | ve takvalı olsun | وَلْيَتَّقِ | وقي |
| 29 | llahe | Allah’a | اللَّهَ | - |
| 30 | rabbehu | Rabbi’ne | رَبَّهُ | ربب |
| 31 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 32 | yebhas | azaltmasın | يَبْخَسْ | بخس |
| 33 | minhu | ondan | مِنْهُ | - |
| 34 | şey'en | bir şey | شَيْئًا | شيا |
| 35 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 36 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 37 | llezi | kimse | الَّذِي | - |
| 38 | aleyhi | üzerindedir onun | عَلَيْهِ | - |
| 39 | l-hakku | hak | الْحَقُّ | حقق |
| 40 | sefihen | bir aklı ermez | سَفِيهًا | سفه |
| 41 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 42 | deiyfen | bir zayıf/aciz | ضَعِيفًا | ضعف |
| 43 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 44 | la | لَا | - | |
| 45 | yestetiu | tabi olmaz | يَسْتَطِيعُ | طوع |
| 46 | en | ki | أَنْ | - |
| 47 | yumille | dikte eder | يُمِلَّ | ملل |
| 48 | huve | o | هُوَ | - |
| 49 | felyumlil | öyle ki dikte etsin | فَلْيُمْلِلْ | ملل |
| 50 | veliyyuhu | velisi onun | وَلِيُّهُ | ولي |
| 51 | bil-adli | adaletle | بِالْعَدْلِ | عدل |
| 52 | vesteşhidu | ve şahit/tanık edin | وَاسْتَشْهِدُوا | شهد |
| 53 | şehideyni | iki şahidi/tanığı | شَهِيدَيْنِ | شهد |
| 54 | min | مِنْ | - | |
| 55 | ricalikum | adamlarınızdan | رِجَالِكُمْ | رجل |
| 56 | fe in | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 57 | lem | asla | لَمْ | - |
| 58 | yekuna | olmazsa | يَكُونَا | كون |
| 59 | raculeyni | iki adam | رَجُلَيْنِ | رجل |
| 60 | feraculun | öyle ki bir adam | فَرَجُلٌ | رجل |
| 61 | vemraetani | ve iki kadın | وَامْرَأَتَانِ | مرا |
| 62 | mimmen | kimseden | مِمَّنْ | - |
| 63 | terdevne | razı olursunuz | تَرْضَوْنَ | رضو |
| 64 | mine | مِنَ | - | |
| 65 | ş-şuheda'i | şahidlerden | الشُّهَدَاءِ | شهد |
| 66 | en | ki | أَنْ | - |
| 67 | tedille | dalalate düşer (kadın) | تَضِلَّ | ضلل |
| 68 | ihdahuma | biri o ikisinin | إِحْدَاهُمَا | احد |
| 69 | fetuzekkira | öyle ki hatırlatır | فَتُذَكِّرَ | ذكر |
| 70 | ihdahuma | biri o ikisinin | إِحْدَاهُمَا | احد |
| 71 | l-uhra | diğerine | الْأُخْرَىٰ | اخر |
| 72 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 73 | ye'be | geri çevirmesin/reddetmesin | يَأْبَ | ابي |
| 74 | ş-şuheda'u | şahidler | الشُّهَدَاءُ | شهد |
| 75 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 76 | ma | مَا | - | |
| 77 | duu | davet edildikleri | دُعُوا | دعو |
| 78 | ve la | وَلَا | - | |
| 79 | tesemu | üşenmesinler | تَسْأَمُوا | سام |
| 80 | en | ki | أَنْ | - |
| 81 | tektubuhu | yazarsınız onu | تَكْتُبُوهُ | كتب |
| 82 | sagiran | az | صَغِيرًا | صغر |
| 83 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 84 | kebiran | çok | كَبِيرًا | كبر |
| 85 | ila | kadar | إِلَىٰ | - |
| 86 | ecelihi | eceline onun | أَجَلِهِ | اجل |
| 87 | zalikum | işte bu | ذَٰلِكُمْ | - |
| 88 | eksetu | daha eşittir | أَقْسَطُ | قسط |
| 89 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 90 | llahi | Allah’ın | اللَّهِ | - |
| 91 | ve ekve mu | ve daha diktir/ayaktadır/kıyamdadır | وَأَقْوَمُ | قوم |
| 92 | lişşehadeti | şahitliğe/tanıklığa | لِلشَّهَادَةِ | شهد |
| 93 | ve edna | ve daha yakındır | وَأَدْنَىٰ | دنو |
| 94 | ella | ki | أَلَّا | - |
| 95 | tertabu | kuşkulanmazsınız | تَرْتَابُوا | ريب |
| 96 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 97 | en | ki | أَنْ | - |
| 98 | tekune | olur | تَكُونَ | كون |
| 99 | ticaraten | bir ticaret | تِجَارَةً | تجر |
| 100 | hadiraten | hazır | حَاضِرَةً | حضر |
| 101 | tudiruneha | değiş tokuş edersiniz onu | تُدِيرُونَهَا | دور |
| 102 | beynekum | aranızda | بَيْنَكُمْ | بين |
| 103 | feleyse | öyle ki yoktur | فَلَيْسَ | ليس |
| 104 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 105 | cunahun | bir günah | جُنَاحٌ | جنح |
| 106 | ella | ki | أَلَّا | - |
| 107 | tektubuha | yazmazsınız onu | تَكْتُبُوهَا | كتب |
| 108 | ve eşhidu | ve şahid/tanık tutun | وَأَشْهِدُوا | شهد |
| 109 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 110 | tebayea'tum | alışveriş edersiniz | تَبَايَعْتُمْ | بيع |
| 111 | ve la | ve de | وَلَا | - |
| 112 | yudarra | zarara uğratılmasın | يُضَارَّ | ضرر |
| 113 | katibun | kâtip/yazan | كَاتِبٌ | كتب |
| 114 | ve la | ve de | وَلَا | - |
| 115 | şehidun | şahik/tanık | شَهِيدٌ | شهد |
| 116 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 117 | tef'alu | faaliyet içinde olursanız | تَفْعَلُوا | فعل |
| 118 | feinnehu | öyle ki doğrusu o | فَإِنَّهُ | - |
| 119 | fusukun | bir fasıktır | فُسُوقٌ | فسق |
| 120 | bikum | sizlere | بِكُمْ | - |
| 121 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 122 | llahe | Allah’a | اللَّهَ | - |
| 123 | ve yuallimukumu | ve öğretir sizlere | وَيُعَلِّمُكُمُ | علم |
| 124 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 125 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 126 | bikulli | her bir | بِكُلِّ | كلل |
| 127 | şey'in | şeyi | شَيْءٍ | شيا |
| 128 | alimun | bilendir | عَلِيمٌ | علم |
Notlar
Not 1: *Yüce Allah'ın kendisine verdiği okuma yazma nimetini kullanarak ayette belirtildiği gibi yazsın.**Yazıyı takip etsin. Gerekirse sesli olarak okusun.***Borçlanmadan yapılan peşin alışveriş. ****Borçlanarak yapılan alışveriş.
Ayet 283
290|2|283|وَإِن كُنتُمْ عَلَىٰ سَفَرٍ وَلَمْ تَجِدُوا۟ كَاتِبًا فَرِهَٰنٌ مَّقْبُوضَةٌ فَإِنْ أَمِنَ بَعْضُكُم بَعْضًا فَلْيُؤَدِّ ٱلَّذِى ٱؤْتُمِنَ أَمَٰنَتَهُۥ وَلْيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥ وَلَا تَكْتُمُوا۟ ٱلشَّهَٰدَةَ وَمَن يَكْتُمْهَا فَإِنَّهُۥٓ ءَاثِمٌ قَلْبُهُۥ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
290|2|283|وان كنتم علي سفر ولم تجدوا كاتبا فرهن مقبوضه فان امن بعضكم بعضا فليود الذي اوتمن امنته وليتق الله ربه ولا تكتموا الشهده ومن يكتمها فانه اثم قلبه والله بما تعملون عليم
283. Ve in kuntum alâ seferin ve lem tecidû kâtiben fe rihânun makbûdah(makbûdatun), fe in emine ba’dukum ba’dan felyueddillezî’tumine emânetehu velyettekıllâhe rabbeh(rabbehu), ve lâ tektumûş şehâdeh(şehâdete), ve men yektumhâ fe innehû âsimun kalbuh(kalbuhu), vallâhu bi mâ ta’melûne alîm(alîmun).
Ve eğer olduysanız bir sefer üzerinde; ve asla bulamazsanız bir kâtip/yazıcı; öyle ki tutulan/alınan rehinelerdir (ipotek olarak); öyle ki eğer güvenirse bir kısmınız bir kısma öyle ki ödesin güvenilmiş kimse* emanetini**; ve takvalı21 olsun (güvenilmiş kimse) Allah’a; Rabbine4; gizlemeyin şahitliği/tanıklığı; ve kim gizledi onu; öyle ki doğrusu o (kimse); bir günahkardır onun kalbi; Allah yaptıklarınızı bilendir.
Ahmed Samira: 283 And if you were on (a) journey/trip/voyage and did not find (a) writer/one able to write, so a secured pawn handed over/received , so if some/part of you trusted/entrusted some/part, so who was trusted should discharge/fulfill (E) his deposit/security, and (he) should fear and obey God, his Lord, and do not hide/conceal the testimony/certification and who hides/conceals it, so that he truly his heart/mind is sinning/committing a crime , and God (is) with what you make/do knowledgeable.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 2 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 3 | ala | üzerinde | عَلَىٰ | - |
| 4 | seferin | bir sefer | سَفَرٍ | سفر |
| 5 | velem | ve asla | وَلَمْ | - |
| 6 | tecidu | bulamazsanız | تَجِدُوا | وجد |
| 7 | katiben | bir kâtip/yazıcı | كَاتِبًا | كتب |
| 8 | ferihanun | öyle ki rehineler(ipotek yerine geçenler) | فَرِهَانٌ | رهن |
| 9 | mekbudetun | tutulan/alınan | مَقْبُوضَةٌ | قبض |
| 10 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 11 | emine | güvenirse | أَمِنَ | امن |
| 12 | bea'dukum | bir kısmınız | بَعْضُكُمْ | بعض |
| 13 | bea'dan | bir kısma | بَعْضًا | بعض |
| 14 | felyu'eddi | öyle ki ödesin | فَلْيُؤَدِّ | ادي |
| 15 | llezi | kimse | الَّذِي | - |
| 16 | tumine | güvenilmiş | اؤْتُمِنَ | امن |
| 17 | emanetehu | emanetini | أَمَانَتَهُ | امن |
| 18 | velyetteki | ve takvalı olsun | وَلْيَتَّقِ | وقي |
| 19 | llahe | Allah’a | اللَّهَ | - |
| 20 | rabbehu | Rabbine | رَبَّهُ | ربب |
| 21 | ve la | وَلَا | - | |
| 22 | tektumu | gizlemeyin | تَكْتُمُوا | كتم |
| 23 | ş-şehadete | şahitliği/tanıklığı | الشَّهَادَةَ | شهد |
| 24 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 25 | yektumha | gizledi onu | يَكْتُمْهَا | كتم |
| 26 | feinnehu | öyle ki doğrusu o | فَإِنَّهُ | - |
| 27 | asimun | bir günahkardır | اثِمٌ | اثم |
| 28 | kalbuhu | onun kalbi | قَلْبُهُ | قلب |
| 29 | vallahu | Allah | وَاللَّهُ | - |
| 30 | bima | بِمَا | - | |
| 31 | tea'melune | yaptıklarınız | تَعْمَلُونَ | عمل |
| 32 | alimun | bilendir | عَلِيمٌ | علم |
Notlar
Not 1: *Kefil olan kimse.**Kefil olduğunu.
Ayet 284
291|2|284|لِّلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَإِن تُبْدُوا۟ مَا فِىٓ أَنفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُم بِهِ ٱللَّهُ فَيَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
291|2|284|لله ما في السموت وما في الارض وان تبدوا ما في انفسكم او تخفوه يحاسبكم به الله فيغفر لمن يشا ويعذب من يشا والله علي كل شي قدير
284. Lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve in tubdû mâ fî enfusikum ev tuhfûhu yuhâsibkum bihillâh(bihillâhu), fe yagfiru limen yeşâu ve yuazzibu men yeşâu, vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Allah’adır göklerdeki162 ve yerdeki; ve eğer açık ederseniz nefislerinizdekini201 ya da gizlerseniz onu; hesaba çeker sizleri onunla Allah; öyle ki mağfiret eder dilediği kimseye; ve azapta bırakır dilediği kimseyi; ve Allah her bir şey üzerine Kadîr'dir177.
Ahmed Samira: 284 To God what is in the skies/space and what is in the earth/Planet Earth, and if you show what is in yourselves or you hide it, God counts/calculates (with) you with it, so He forgives to whom He wills/wants and tortures whom He wills/wants, and God (is) on every thing capable/powerful .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | lillahi | Allah’adır | لِلَّهِ | - |
| 2 | ma | مَا | - | |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | s-semavati | göklerdeki | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 5 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 6 | fi | فِي | - | |
| 7 | l-erdi | yerdeki | الْأَرْضِ | ارض |
| 8 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 9 | tubdu | açık ederseniz | تُبْدُوا | بدو |
| 10 | ma | مَا | - | |
| 11 | fi | فِي | - | |
| 12 | enfusikum | nefislerinizdekini | أَنْفُسِكُمْ | نفس |
| 13 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 14 | tuhfuhu | gizlerseniz onu | تُخْفُوهُ | خفي |
| 15 | yuhasibkum | hesaba çeker sizleri | يُحَاسِبْكُمْ | حسب |
| 16 | bihi | onunla | بِهِ | - |
| 17 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 18 | feyegfiru | öyle ki mağfiret eder | فَيَغْفِرُ | غفر |
| 19 | limen | kimseye | لِمَنْ | - |
| 20 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 21 | ve yuazzibu | ve azapta bırakır | وَيُعَذِّبُ | عذب |
| 22 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 23 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 24 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 25 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 26 | kulli | her | كُلِّ | كلل |
| 27 | şey'in | bir şey | شَيْءٍ | شيا |
| 28 | kadirun | Kadîr'dir | قَدِيرٌ | قدر |
Ayet 285
292|2|285|ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِۦ وَقَالُوا۟ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ ٱلْمَصِيرُ
292|2|285|امن الرسول بما انزل اليه من ربه والمومنون كل امن بالله ومليكته وكتبه ورسله لا نفرق بين احد من رسله وقالوا سمعنا واطعنا غفرانك ربنا واليك المصير
285. Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih(rusulihî), ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr(masîru).
İman47 etti resûl418 Rabbinden4 kendisine indirilmişe; ve müminler27; hepsi iman47 etti Allah'a; ve meleklerine; ve kitaplarına; ve resûllerine418; "ayırmayız resûllerinden418 birinin arasını"; ve dediler: "İşittik; ve itaat ettik; senin mağfiretin319. Rabbimiz4!; ve sanadır dönüş yeri."
Ahmed Samira: 285 The messenger believed with what was descended to him from his Lord and the believers all/each believed with God and His angels, and His Books , and His messengers, we do not separate distinguish/differentiate between any one from His messengers, and they said: "We heard/listened, and we obeyed, your forgiveness, our Lord, and to you (is) the end/destination ."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | amene | iman etti | امَنَ | امن |
| 2 | r-rasulu | resûl | الرَّسُولُ | رسل |
| 3 | bima | بِمَا | - | |
| 4 | unzile | indirilene | أُنْزِلَ | نزل |
| 5 | ileyhi | kendisine | إِلَيْهِ | - |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | rabbihi | Rabbinden | رَبِّهِ | ربب |
| 8 | velmu'minune | ve müminler | وَالْمُؤْمِنُونَ | امن |
| 9 | kullun | hepsi | كُلٌّ | كلل |
| 10 | amene | iman etti | امَنَ | امن |
| 11 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 12 | ve melaiketihi | ve meleklerine | وَمَلَائِكَتِهِ | ملك |
| 13 | ve kutubihi | ve kitaplarına | وَكُتُبِهِ | كتب |
| 14 | ve rusulihi | ve resullerine | وَرُسُلِهِ | رسل |
| 15 | la | لَا | - | |
| 16 | nuferriku | ayırmayız | نُفَرِّقُ | فرق |
| 17 | beyne | arasını | بَيْنَ | بين |
| 18 | ehadin | birinin | أَحَدٍ | احد |
| 19 | min | مِنْ | - | |
| 20 | rusulihi | resullerinden | رُسُلِهِ | رسل |
| 21 | ve kalu | ve dediler | وَقَالُوا | قول |
| 22 | semia'na | işittik | سَمِعْنَا | سمع |
| 23 | ve etaa'na | ve itaat ettik | وَأَطَعْنَا | طوع |
| 24 | gufraneke | mağfiretin senin | غُفْرَانَكَ | غفر |
| 25 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 26 | ve ileyke | ve sanadır | وَإِلَيْكَ | - |
| 27 | l-mesiru | dönüş yeri | الْمَصِيرُ | صير |
Ayet 286
293|2|286|لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا ٱكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَآ إِن نَّسِينَآ أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَآ إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِۦ وَٱعْفُ عَنَّا وَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلَىٰنَا فَٱنصُرْنَا عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَٰفِرِينَ
293|2|286|لا يكلف الله نفسا الا وسعها لها ما كسبت وعليها ما اكتسبت ربنا لا تواخذنا ان نسينا او اخطانا ربنا ولا تحمل علينا اصرا كما حملته علي الذين من قبلنا ربنا ولا تحملنا ما لا طاقه لنا به واعف عنا واغفر لنا وارحمنا انت مولينا فانصرنا علي القوم الكفرين
286. Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta’nâ, rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehu alellezîne min kablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih(bihî), va’fu annâ, vagfir lenâ, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâfirîn(kâfirîne).
Mükellef kılmaz Allah bir nefse201 kendi kapasitesi dışında; onadır (o nefsedir) kazandığı; ve aleyhinedir (o nefsin) kazandığı; "Rabbimiz! Tutma bizleri (mükellef) eğer unutursak ya da hata edersek; Rabbimiz! Ve yükleme üzerimize bir ağırlık; bizden öncekilerden kimselerin üzerine yüklediğin gibi; Rabbimiz! Ve yükleme bizlere, kendisine takat/dayanma gücü olmayanı bizlere; ve affet bizleri; ve mağfiret et bizlere; ve rahmet et bizlere; sensin Mevlâmız68; öyle ki yardım et bizlere kâfirler kavmine/toplumuna karşı."
Ahmed Samira: 286 God does not burden/impose a self except its endurance/capability , for it what it earned/acquired and on it what it earned/acquired . Our Lord do not punish/blame us if we forgot or mistook/wronged . Our Lord and do not burden/load on us a weight/crime , as you burdened/loaded it on those from before us. Our Lord and do not burden/load us what (there is) no power/ability/energy for us with it, and forgive/pardon on us, and forgive for us, and have mercy upon us, you are our guardian , so give us victory on/over the nation, the disbelievers.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | la | لَا | - | |
| 2 | yukellifu | mükellef kılmaz | يُكَلِّفُ | كلف |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | nefsen | bir nefse | نَفْسًا | نفس |
| 5 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 6 | vus'aha | kendi kapasitesi | وُسْعَهَا | وسع |
| 7 | leha | onadır (o nefsedir) | لَهَا | - |
| 8 | ma | مَا | - | |
| 9 | kesebet | kazandığı | كَسَبَتْ | كسب |
| 10 | ve aleyha | ve aleyhinedir (o nefsin) | وَعَلَيْهَا | - |
| 11 | ma | مَا | - | |
| 12 | ktesebet | kazandığı | اكْتَسَبَتْ | كسب |
| 13 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 14 | la | لَا | - | |
| 15 | tu'ahizna | tutma bizleri (mükellef) | تُؤَاخِذْنَا | اخذ |
| 16 | in | eğer | إِنْ | - |
| 17 | nesina | unutursak | نَسِينَا | نسي |
| 18 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 19 | ehta'na | hata edersek | أَخْطَأْنَا | خطا |
| 20 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 21 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 22 | tehmil | yükleme | تَحْمِلْ | حمل |
| 23 | aleyna | üzerimize | عَلَيْنَا | - |
| 24 | isran | bir ağırlık | إِصْرًا | اصر |
| 25 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 26 | hameltehu | yüklediğin | حَمَلْتَهُ | حمل |
| 27 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 28 | ellezine | kimselerin | الَّذِينَ | - |
| 29 | min | مِنْ | - | |
| 30 | kablina | bizden öncekilerden | قَبْلِنَا | قبل |
| 31 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 32 | vela | ve | وَلَا | - |
| 33 | tuhammilna | yükleme bizlere | تُحَمِّلْنَا | حمل |
| 34 | ma | مَا | - | |
| 35 | la | olmayanı | لَا | - |
| 36 | takate | takat | طَاقَةَ | طوق |
| 37 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 38 | bihi | kendisine | بِهِ | - |
| 39 | vea'fu | ve affet | وَاعْفُ | عفو |
| 40 | anna | bizleri | عَنَّا | - |
| 41 | vegfir | ve mağfiret et | وَاغْفِرْ | غفر |
| 42 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 43 | verhamna | ve rahmet et bizlere | وَارْحَمْنَا | رحم |
| 44 | ente | sen | أَنْتَ | - |
| 45 | mevlana | mevlamızsın | مَوْلَانَا | ولي |
| 46 | fensurna | öyle ki yardım et bizlere | فَانْصُرْنَا | نصر |
| 47 | ala | karşı | عَلَى | - |
| 48 | l-kavmi | kavmine/toplumuna | الْقَوْمِ | قوم |
| 49 | l-kafirine | kâfirler | الْكَافِرِينَ | كفر |