Ayet 1
3532|33|1|يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِىُّ ٱتَّقِ ٱللَّهَ وَلَا تُطِعِ ٱلْكَٰفِرِينَ وَٱلْمُنَٰفِقِينَ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا
3532|33|1|يايها النبي اتق الله ولا تطع الكفرين والمنفقين ان الله كان عليما حكيما
1. Yâ eyyuhen nebiyyuttekillâhe ve lâ tutıil kâfirîne vel munâfikîn(munâfikîne), innallâhe kâne alîmen hakîmâ(hakîmen).
Ey nebi132*! Takvalı21 ol Allah’a; ve itaat etme kâfirlere25 ve münâfıklara26; doğrusu Allah oldu bir Alîm8; bir Hakîm9.
Ahmed Samira: 1 You, you the prophet, fear and obey God, and do not obey the disbelievers and the hypocrites, that truly God was/is knowledgeable, wise/judicious.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | n-nebiyyu | nebi | النَّبِيُّ | نبا |
| 3 | tteki | takvalı ol | اتَّقِ | وقي |
| 4 | llahe | Allah’a | اللَّهَ | - |
| 5 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 6 | tutii | itaat etme | تُطِعِ | طوع |
| 7 | l-kafirine | kâfirlere | الْكَافِرِينَ | كفر |
| 8 | velmunafikine | ve münafıklara | وَالْمُنَافِقِينَ | نفق |
| 9 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 10 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 11 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 12 | alimen | bir Alım | عَلِيمًا | علم |
| 13 | hakimen | bir Hakîm | حَكِيمًا | حكم |
Notlar
Not 1: *Resûl Muhammed.
Ayet 2
3533|33|2|وَٱتَّبِعْ مَا يُوحَىٰٓ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
3533|33|2|واتبع ما يوحي اليك من ربك ان الله كان بما تعملون خبيرا
2. Vettebi’ mâ yûhâ ileyke min rabbik(rabbike), innallâhe kâne bimâ ta’melûne habîrâ(habîren).
Ve tabi ol Rabbinden4 vahyedilene603* sana**; doğrusu Allah oldu yaptıklarınıza bir Habîr466.
Ahmed Samira: 2 And follow what is inspired/transmitted to you from your Lord, that truly God was/is with what you make/do an expert/experienced.
Notlar
Not 1: *Kur'an'a.**Resûl Muhammed.
Ayet 3
3534|33|3|وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا
3534|33|3|وتوكل علي الله وكفي بالله وكيلا
3. Ve tevekkel alâllâh(alâllâhi) ve kefâ billâhi vekîlâ(vekîlen).
Ve tevekkül79 et Allah'a karşı; ve kâfi geldi/yetti Allah bir vekîl517 (olarak).
Ahmed Samira: 3 And rely/depend on God, and enough/sufficient with God (as) a guardian/ally .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve teve kkel | ve tevekkül et | وَتَوَكَّلْ | وكل |
| 2 | ala | karşı | عَلَى | - |
| 3 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 4 | ve kefa | ve kâfi geldi/yetti | وَكَفَىٰ | كفي |
| 5 | billahi | Allah | بِاللَّهِ | - |
| 6 | vekilen | bir vekil (olarak) | وَكِيلًا | وكل |
Ayet 4
3535|33|4|مَّا جَعَلَ ٱللَّهُ لِرَجُلٍ مِّن قَلْبَيْنِ فِى جَوْفِهِۦ وَمَا جَعَلَ أَزْوَٰجَكُمُ ٱلَّٰٓـِٔى تُظَٰهِرُونَ مِنْهُنَّ أُمَّهَٰتِكُمْ وَمَا جَعَلَ أَدْعِيَآءَكُمْ أَبْنَآءَكُمْ ذَٰلِكُمْ قَوْلُكُم بِأَفْوَٰهِكُمْ وَٱللَّهُ يَقُولُ ٱلْحَقَّ وَهُوَ يَهْدِى ٱلسَّبِيلَ
3535|33|4|ما جعل الله لرجل من قلبين في جوفه وما جعل ازوجكم الي تظهرون منهن امهتكم وما جعل ادعياكم ابناكم ذلكم قولكم بافوهكم والله يقول الحق وهو يهدي السبيل
4. Mâ cealallâhu li raculin min kalbeyni fî cevfih(cevfihî), ve mâ ceale ezvâcekumullâî tuzâhırûne min hunne ummehâtikum, ve mâ ceale ed’ıyâekum ebnâekum, zâlikum kavlukum bi efvâhikum, vallâhu yekûlul hakka ve huve yehdîs sebîl(sebîle).
Yapmış değildir Allah bir adama712 onun içinde iki kalpten712; ve yapmış değildir eşlerinizi anneleriniz ki zihâr713 yaparsınız onlardan (eşlerinizden); ve yapmış değildir babalık714 yaptıklarınızı* oğullarınız; işte sizlersiniz; sizlerin ağızlarınızla (söylediğiniz) sözdür; ve Allah der/söyler hakkı/gerçeği; ve O (Allah) kılavuzlar doğru yola.
Ahmed Samira: 4 God did not make/put to a man from two hearts in his interior/inside, and He did not make/create your wives which (F) you declare them as forbidden for you (Pre-Islamic form of divorce in which the husband declares his wife as forbidden to him as his mother) from them (F) (as) your mothers, and He did not make/create those named after you but not your children by birth/your adopted children your sons, that (is) your word/opinion and belief with your mouths, and God says the truth and He guides (to) the path/way .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ma | değildir | مَا | - |
| 2 | ceale | yapmış | جَعَلَ | جعل |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | liraculin | bir adama | لِرَجُلٍ | رجل |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | kalbeyni | iki kalpten | قَلْبَيْنِ | قلب |
| 7 | fi | فِي | - | |
| 8 | cevfihi | içinde onun | جَوْفِهِ | جوف |
| 9 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 10 | ceale | yapmış | جَعَلَ | جعل |
| 11 | ezvacekumu | eşlerinizi | أَزْوَاجَكُمُ | زوج |
| 12 | l-lai | ki (o kadınları) | اللَّائِي | - |
| 13 | tuzahirune | zihâr yaparsınız | تُظَاهِرُونَ | ظهر |
| 14 | minhunne | onlarlardan (kadınlardan) | مِنْهُنَّ | - |
| 15 | ummehatikum | anneleriniz | أُمَّهَاتِكُمْ | امم |
| 16 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 17 | ceale | yapmış | جَعَلَ | جعل |
| 18 | ed'iya'ekum | babalık yaptıklarınızı | أَدْعِيَاءَكُمْ | دعو |
| 19 | ebna'ekum | oğullarınız | أَبْنَاءَكُمْ | بني |
| 20 | zalikum | işte sizlersiniz | ذَٰلِكُمْ | - |
| 21 | kavlukum | sizlerin kavlidir/sözüdür | قَوْلُكُمْ | قول |
| 22 | biefvahikum | ağızlarınızla | بِأَفْوَاهِكُمْ | فوه |
| 23 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 24 | yekulu | der | يَقُولُ | قول |
| 25 | l-hakka | hakkı/gerçeği | الْحَقَّ | حقق |
| 26 | ve huve | ve O | وَهُوَ | - |
| 27 | yehdi | doğru yola kılavuzlar | يَهْدِي | هدي |
| 28 | s-sebile | yola | السَّبِيلَ | سبل |
Notlar
Not 1: *Gerçek olmadığı halde, sahte bir şekilde iddia ettiğiniz şekilde çağırdıklarınız. Gerçek babası olmadığı halde kendisine her konuda babalık yaparak destek olan bir kimseye "baba" diye hitap eden bir erişkin kimse gibi. Gerçek oğlu olmadığı halde ona babalık yaparak destek olduğu bir kimseye "oğlumdur" demesi gibi. Kirvelik geleneğine benzer bir durumdur. Bazı kültürlerde kirvelik babalık gibidir.Bir sonraki ayette bu kimselerin nasıl çağrılması gerektiği yine "dua, çağırma" kelimesiyle işaret edilmiştir. Buradan net olarak anlarız ki ayette geçen "ed’ıyâ" kelimesi kesinlikle üvey evlat, evlatlık demek değildir.
Ayet 5
3536|33|5|ٱدْعُوهُمْ لِءَابَآئِهِمْ هُوَ أَقْسَطُ عِندَ ٱللَّهِ فَإِن لَّمْ تَعْلَمُوٓا۟ ءَابَآءَهُمْ فَإِخْوَٰنُكُمْ فِى ٱلدِّينِ وَمَوَٰلِيكُمْ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فِيمَآ أَخْطَأْتُم بِهِۦ وَلَٰكِن مَّا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
3536|33|5|ادعوهم لابايهم هو اقسط عند الله فان لم تعلموا اباهم فاخونكم في الدين وموليكم وليس عليكم جناح فيما اخطاتم به ولكن ما تعمدت قلوبكم وكان الله غفورا رحيما
5. Ud’ûhum li âbâihim huve aksatu indallâh(indallâhi), fe in lem ta’lemû âbâehum fe ıhvânukum fîd dîni ve mevâlîkum, ve leyse aleykum cunâhun fîmâ ahta’tum bihî ve lâkin mâ taammedet kulûbukum, ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).
Çağırın* onları babaları (adına); o (ki) daha eşittir/denktir** Allah'ın indinde/katında; öyle ki eğer asla bilmiyorsanız babalarını; öyle ki onlar kardeşlerinizdir dinde; ve velilerdir*** sizlere; ve olmadı sizlere bir günah kendisiyle hata ettiğinizde****; velakin/fakat kalplerinizin niyetlendiğidir/amaçladığıdır***** (bir günah); ve oldu Allah bir Gafûr20; bir Rahîm20.
Ahmed Samira: 5 Call them to their fathers, it is more just/equitable at God, so if you did not/do not know their fathers so (they are) your brothers in the religion, and your allies/friends , and an offense/guilt/sin is not on you in what you mistook/erred with it, and but what your hearts/minds made intentionally/purposely, and God was/is a forgiver , merciful.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ad'uhum | çağırın onları | ادْعُوهُمْ | دعو |
| 2 | liabaihim | babalarına | لِابَائِهِمْ | ابو |
| 3 | huve | o | هُوَ | - |
| 4 | eksetu | daha eşitliktir | أَقْسَطُ | قسط |
| 5 | inde | katında/yanında | عِنْدَ | عند |
| 6 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 7 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 8 | lem | asla | لَمْ | - |
| 9 | tea'lemu | bilmiyorsanız | تَعْلَمُوا | علم |
| 10 | aba'ehum | babalarını | ابَاءَهُمْ | ابو |
| 11 | feihvanukum | öyle ki onlar sizlerin kardeşlerinizdir | فَإِخْوَانُكُمْ | اخو |
| 12 | fi | فِي | - | |
| 13 | d-dini | dinde | الدِّينِ | دين |
| 14 | ve mevalikum | ve velilerdir sizlere | وَمَوَالِيكُمْ | ولي |
| 15 | veleyse | ve olması | وَلَيْسَ | ليس |
| 16 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 17 | cunahun | bir günah | جُنَاحٌ | جنح |
| 18 | fima | فِيمَا | - | |
| 19 | ehta'tum | hata ettiğinizde | أَخْطَأْتُمْ | خطا |
| 20 | bihi | kendisiyle | بِهِ | - |
| 21 | velakin | velakin/fakat | وَلَٰكِنْ | - |
| 22 | ma | مَا | - | |
| 23 | teammedet | niyetlendiğidir | تَعَمَّدَتْ | عمد |
| 24 | kulubukum | kalblerinizin | قُلُوبُكُمْ | قلب |
| 25 | ve kane | ve oldu | وَكَانَ | كون |
| 26 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 27 | gafuran | bir Gafûr’dur | غَفُورًا | غفر |
| 28 | rahimen | bir Rahîm’dir | رَحِيمًا | رحم |
Notlar
Not 1: *Bir önceki ayette geçen "ed’ıyâ" kelimesinin fiil hali. Bu da bize Rabbimizden güzel bir işarettir.**Siz onlara destek olup babalık etseniz de sizler onların gerçek babaları değilsiniz. Gerçek biyolojik babanın vurgulanması/bilindik kılınması her zaman daha hakkaniyetlidir. ***Yakın koruyucu.****Hatayla yapılanlar günah olmaz.*****Kalpten amaçladığınızdır; kalpten niyeti bozduğunuzdur.
Ayet 6
3537|33|6|ٱلنَّبِىُّ أَوْلَىٰ بِٱلْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنفُسِهِمْ وَأَزْوَٰجُهُۥٓ أُمَّهَٰتُهُمْ وَأُو۟لُوا۟ ٱلْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَىٰ بِبَعْضٍ فِى كِتَٰبِ ٱللَّهِ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُهَٰجِرِينَ إِلَّآ أَن تَفْعَلُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَوْلِيَآئِكُم مَّعْرُوفًا كَانَ ذَٰلِكَ فِى ٱلْكِتَٰبِ مَسْطُورًا
3537|33|6|النبي اولي بالمومنين من انفسهم وازوجه امهتهم واولوا الارحام بعضهم اولي ببعض في كتب الله من المومنين والمهجرين الا ان تفعلوا الي اوليايكم معروفا كان ذلك في الكتب مسطورا
6. En nebiyyu evlâ bil mu’minîne min enfusihim ve ezvâcuhu ummehâtuhum, ve ûlûl erhâmi ba’duhum evlâ bi ba’dın fî kitâbillâhi minel mu’minîne vel muhâcirîne illâ en tef’alû ilâ evliyâikum ma’rûfâ(ma’rûfen), kâne zâlike fîl kitâbi mestûra(mestûren).
Nebi132* daha velidir28 müminlere27 kendi nefislerinden201; ve eşleri onun*anneleridir717 onların** ve rahimler715 sahiplerinin bir kısmı daha velidir28 (diğer) bir kısma Allah'ın kitabında müminlerden27 ve muhâcirlerden716; dışındadır ki faaliyete geçirirsiniz velilerinize28 bir marufu291 (ki) oldu (o) bu satırlanmış kitapta.
Ahmed Samira: 6 The prophet (is) more worthy/deserving with the believers than them selves, and His wives (are) their mothers, and (those) of the relations some of them (are) more worthy/deserving with some in God’s Book/judgment than the believers and the emigrants, except that (E) you make/do to your allies/friends kindness/goodness , that was in The Book written/inscribed .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | en-nebiyyu | nebi | النَّبِيُّ | نبا |
| 2 | evla | daha velidir | أَوْلَىٰ | ولي |
| 3 | bil-mu'minine | müminlere | بِالْمُؤْمِنِينَ | امن |
| 4 | min | مِنْ | - | |
| 5 | enfusihim | kendi nefislerinden | أَنْفُسِهِمْ | نفس |
| 6 | ve ezvacuhu | ve eşleri onun | وَأَزْوَاجُهُ | زوج |
| 7 | ummehatuhum | anneleridir onların | أُمَّهَاتُهُمْ | امم |
| 8 | ve ulu | ve sahipleri | وَأُولُو | اول |
| 9 | l-erhami | rahimler | الْأَرْحَامِ | رحم |
| 10 | bea'duhum | bir kısmı onların | بَعْضُهُمْ | بعض |
| 11 | evla | daha velidir | أَوْلَىٰ | ولي |
| 12 | bibea'din | bir kısma | بِبَعْضٍ | بعض |
| 13 | fi | فِي | - | |
| 14 | kitabi | kitabında | كِتَابِ | كتب |
| 15 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 16 | mine | مِنَ | - | |
| 17 | l-mu'minine | müminlerden | الْمُؤْمِنِينَ | امن |
| 18 | velmuhacirine | ve muhacirlerden | وَالْمُهَاجِرِينَ | هجر |
| 19 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 20 | en | ki | أَنْ | - |
| 21 | tef'alu | faaliyete geçirirsiniz | تَفْعَلُوا | فعل |
| 22 | ila | إِلَىٰ | - | |
| 23 | evliyaikum | velilerinize | أَوْلِيَائِكُمْ | ولي |
| 24 | mea'rufen | bir marufu | مَعْرُوفًا | عرف |
| 25 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 26 | zalike | bu | ذَٰلِكَ | - |
| 27 | fi | فِي | - | |
| 28 | l-kitabi | kitapta | الْكِتَابِ | كتب |
| 29 | mesturan | satırlanmış | مَسْطُورًا | سطر |
Notlar
Not 1: *Resûl Muhammed.**Müminlerin.
Ayet 7
3538|33|7|وَإِذْ أَخَذْنَا مِنَ ٱلنَّبِيِّۦنَ مِيثَٰقَهُمْ وَمِنكَ وَمِن نُّوحٍ وَإِبْرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ وَعِيسَى ٱبْنِ مَرْيَمَ وَأَخَذْنَا مِنْهُم مِّيثَٰقًا غَلِيظًا
3538|33|7|واذ اخذنا من النبين ميثقهم ومنك ومن نوح وابرهيم وموسي وعيسي ابن مريم واخذنا منهم ميثقا غليظا
7. Ve iz ehaznâ minen nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûhın ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsebni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ(galîzan).
Ve aldığımız zaman nebilerden132 mîsâklarını281 onların; ve senden; ve Nûh'tan; ve İbrahim'den; ve Mûsâ’dan; ve Meryem oğlu Îsa'dan; ve aldık onlardan kapkalın* bir mîsâk281.
Ahmed Samira: 7 And when We took/received from the prophets their promise/covenant, and from you, and Noah, and from Abraham, and Moses, and Jesus Mary’s son, and We took/received from them a strong promise/covenant.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve | وَإِذْ | - |
| 2 | ehazna | aldığımız zaman | أَخَذْنَا | اخذ |
| 3 | mine | مِنَ | - | |
| 4 | n-nebiyyine | nebilerden | النَّبِيِّينَ | نبا |
| 5 | misakahum | mîsâklarını onların | مِيثَاقَهُمْ | وثق |
| 6 | ve minke | ve senden | وَمِنْكَ | - |
| 7 | ve min | ve | وَمِنْ | - |
| 8 | nuhin | Nûh'tan | نُوحٍ | - |
| 9 | ve ibrahime | ve İbrahim'den | وَإِبْرَاهِيمَ | - |
| 10 | ve musa | ve Mûsâ’dan | وَمُوسَىٰ | - |
| 11 | ve iysa | ve Îsa'dan | وَعِيسَى | - |
| 12 | bni | oğlu | ابْنِ | بني |
| 13 | meryeme | Meryem | مَرْيَمَ | - |
| 14 | ve ehazna | ve almıştık | وَأَخَذْنَا | اخذ |
| 15 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 16 | misakan | bir mîsâk | مِيثَاقًا | وثق |
| 17 | galizen | kapkalın | غَلِيظًا | غلظ |
Notlar
Not 1: *Çok sağlam, güçlü.
Ayet 8
3539|33|8|لِّيَسْـَٔلَ ٱلصَّٰدِقِينَ عَن صِدْقِهِمْ وَأَعَدَّ لِلْكَٰفِرِينَ عَذَابًا أَلِيمًا
3539|33|8|ليسل الصدقين عن صدقهم واعد للكفرين عذابا اليما
8. Li yes’eles sâdikîne an sıdkıhim, ve eadde lil kâfirîne azâben elîmâ(elîmen).
Sual etmesi/sorması içindir (Allah’ın) sâdıklığı182 onların sıddıklığından551; ve hazırladı (Allah) kâfirlere25 elim/acıklı bir azap.
Ahmed Samira: 8 (It is for God) to ask/question the truthful about their truthfulness, and He prepared to the disbelievers a painful torture.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | liyesele | sual etmesi/sorması için (Allah’ın) | لِيَسْأَلَ | سال |
| 2 | s-sadikine | sadıklığı | الصَّادِقِينَ | صدق |
| 3 | an | عَنْ | - | |
| 4 | sidkihim | onların sıddıklığından | صِدْقِهِمْ | صدق |
| 5 | ve eadde | ve hazırladı (Allah) | وَأَعَدَّ | عدد |
| 6 | lilkafirine | kâfirlere | لِلْكَافِرِينَ | كفر |
| 7 | azaben | bir azap | عَذَابًا | عذب |
| 8 | elimen | elim/acıklı | أَلِيمًا | الم |
Ayet 9
3540|33|9|يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَآءَتْكُمْ جُنُودٌ فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا وَجُنُودًا لَّمْ تَرَوْهَا وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرًا
3540|33|9|يايها الذين امنوا اذكروا نعمه الله عليكم اذ جاتكم جنود فارسلنا عليهم ريحا وجنودا لم تروها وكان الله بما تعملون بصيرا
9. Yâ eyyuhellezîne âmenûzkurû ni’metallâhi aleykum iz câetkum cunûdun fe erselnâ aleyhim rîhan ve cunûden lem terevhâ, ve kânallâhu bimâ ta’melûne basîrâ(basîren).
Ey iman47 etmiş kimseler! Zikredin78 Allah'ın üzerinize (olan) nimetini geldiği zaman sizlere ordular*; öyle ki gönderdik onlara* bir rüzgâr718; ve ordular718 (ki) asla göremezsiniz onu; ve oldu Allah yaptıklarınıza bir Basîr513.
Ahmed Samira: 9 You, you those who believed, remember/mention God’s blessing/goodness on you, when soldiers/warriors came to you, so We sent on (to) them a wind , and soldiers/warriors you did not see it (them), and God was/is with what you make/do seeing/knowing .
Notlar
Not 1: *Düşman orduları, düşman ordularına.
Ayet 10
3541|33|10|إِذْ جَآءُوكُم مِّن فَوْقِكُمْ وَمِنْ أَسْفَلَ مِنكُمْ وَإِذْ زَاغَتِ ٱلْأَبْصَٰرُ وَبَلَغَتِ ٱلْقُلُوبُ ٱلْحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِٱللَّهِ ٱلظُّنُونَا۠
3541|33|10|اذ جاوكم من فوقكم ومن اسفل منكم واذ زاغت الابصر وبلغت القلوب الحناجر وتظنون بالله الظنونا
10. İz câukum min fevkıkum ve min esfele minkum ve iz zâgatil ebsâru ve belegatil kulûbul hanâcire ve tezunnûne billâhiz zunûnâ(zunûnen).
Geldiği zaman onlar* üstünüzden ve sizlerden daha aşağıdan; ve kaydığı** zaman bakışlar; ve ulaştı kalpler hançerelere**; ve zanda bulunuyordunuz Allah’a (türlü) zanlar.
Ahmed Samira: 10 When they came to you from above you and from lower than you, and when the eyesights/knowledge deviated/turned away, and the hearts/minds reached the larynxes/voice boxes (throats) , and you think/assume with God the thoughts/assumptions .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | iz | إِذْ | - | |
| 2 | ca'ukum | geldiği zaman onlar | جَاءُوكُمْ | جيا |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | fevkikum | üstünüzden | فَوْقِكُمْ | فوق |
| 5 | ve min | ve | وَمِنْ | - |
| 6 | esfele | daha aşağıdan | أَسْفَلَ | سفل |
| 7 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 8 | ve iz | ve | وَإِذْ | - |
| 9 | zagati | kaydığı zaman | زَاغَتِ | زيغ |
| 10 | l-ebsaru | bakışlar | الْأَبْصَارُ | بصر |
| 11 | ve belegati | ve ulaştı | وَبَلَغَتِ | بلغ |
| 12 | l-kulubu | kalpler | الْقُلُوبُ | قلب |
| 13 | l-hanacira | hançerelere | الْحَنَاجِرَ | حنجر |
| 14 | ve tezunnune | ve zanda bulunuyordunuz | وَتَظُنُّونَ | ظنن |
| 15 | billahi | Allah’a | بِاللَّهِ | - |
| 16 | z-zununa | zanlar | الظُّنُونَا | ظنن |
Notlar
Not 1: *Düşman orduları.**Vefatlar başladığı zaman.
Ayet 11
3542|33|11|هُنَالِكَ ٱبْتُلِىَ ٱلْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا۟ زِلْزَالًا شَدِيدًا
3542|33|11|هنالك ابتلي المومنون وزلزلوا زلزالا شديدا
11. Hunâlikebtuliyel mu’minûne ve zulzilû zilzâlen şedîdâ(şedîden).
İşte orada/o anda belalandırıldı256 müminler27; ve sarsıldılar şiddetli bir sarsıntı (-yla).
Ahmed Samira: 11 At that place and time the believers were tested, and they were shaken/trembled a strong (severe) shake/tremble.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | hunalike | işte orada/o anda | هُنَالِكَ | - |
| 2 | btuliye | belalandırıldı | ابْتُلِيَ | بلو |
| 3 | l-mu'minune | müminler | الْمُؤْمِنُونَ | امن |
| 4 | ve zulzilu | ve sarsıldılar | وَزُلْزِلُوا | زلزل |
| 5 | zilzalen | bir sarsıntı (-yla) | زِلْزَالًا | زلزل |
| 6 | şediden | şiddetli | شَدِيدًا | شدد |
Ayet 12
3543|33|12|وَإِذْ يَقُولُ ٱلْمُنَٰفِقُونَ وَٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ مَّا وَعَدَنَا ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥٓ إِلَّا غُرُورًا
3543|33|12|واذ يقول المنفقون والذين في قلوبهم مرض ما وعدنا الله ورسوله الا غرورا
12. Ve iz yekûlul munâfikûne vellezîne fî kulûbihim maradun mâ vaadenallâhu ve resûluhû illâ gurûrâ(gurûran).
Ve o zaman diyorlardı münâfıklar26 ve kalplerinde175 bir maraz/hastalık (olan) kimseler; "Vaat etmiş değildir bizlere Allah ve resûlü700 bir aldatma dışında."
Ahmed Samira: 12 And when the hypocrites and those whom in their hearts (is) sickness/disease say: "God and His messenger did not promise us except deceit/temptation."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve zaman (ki) | وَإِذْ | - |
| 2 | yekulu | diyorlardı | يَقُولُ | قول |
| 3 | l-munafikune | münafıklar | الْمُنَافِقُونَ | نفق |
| 4 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 5 | fi | فِي | - | |
| 6 | kulubihim | kalblerinde | قُلُوبِهِمْ | قلب |
| 7 | meradun | bir maraz/hastalık | مَرَضٌ | مرض |
| 8 | ma | değildir | مَا | - |
| 9 | veadena | vaat etmiş bizelere | وَعَدَنَا | وعد |
| 10 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 11 | ve rasuluhu | ve resûlü | وَرَسُولُهُ | رسل |
| 12 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 13 | gururan | aldatıcı | غُرُورًا | غرر |
Ayet 13
3544|33|13|وَإِذْ قَالَت طَّآئِفَةٌ مِّنْهُمْ يَٰٓأَهْلَ يَثْرِبَ لَا مُقَامَ لَكُمْ فَٱرْجِعُوا۟ وَيَسْتَـْٔذِنُ فَرِيقٌ مِّنْهُمُ ٱلنَّبِىَّ يَقُولُونَ إِنَّ بُيُوتَنَا عَوْرَةٌ وَمَا هِىَ بِعَوْرَةٍ إِن يُرِيدُونَ إِلَّا فِرَارًا
3544|33|13|واذ قالت طايفه منهم ياهل يثرب لا مقام لكم فارجعوا ويستذن فريق منهم النبي يقولون ان بيوتنا عوره وما هي بعوره ان يريدون الا فرارا
13. Ve iz kâlet tâifetun minhum yâ ehle yesribe lâ mukâme lekum ferciû, ve yeste’zinu ferîkun minhumun nebiyye yekûlûne inne buyûtenâ avretun ve mâ hiye bi avreh(avretin), in yurîdûne illâ firârâ(firâran).
Ve dediği zaman bir tayfa719 onlardan: "Ey Yesrib* ehli568! Yoktur dikelinen/ayakta durulan yer sizlere**; öyle ki dönün***"; ve izin istiyordu nebiden132 onlardan bir fırka/grup; diyorlardı: "Doğrusu evlerimiz tek gözlüdür****; ve (oysa) değildi o tek gözlü****; arzulamıyorlardı bir firar/kaçma dışında.
Ahmed Samira: 13 And when a group of people from them said: "You people (of) Yethrib , (there is) no position/status for you, so return." And a group/party from them ask the prophet for permission/pardon (E) they say: "That truly our houses/homes (are) weakly defended ." And it is not with weakly defended , that truly they want except escape .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve | وَإِذْ | - |
| 2 | kalet | dediği zaman | قَالَتْ | قول |
| 3 | taifetun | bir tayfa | طَائِفَةٌ | طوف |
| 4 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 5 | ya ehle | Ey ehli | يَا أَهْلَ | اهل |
| 6 | yesribe | Yesrib | يَثْرِبَ | - |
| 7 | la | yoktur | لَا | - |
| 8 | mukame | dikelinen/ayakta durulan yer | مُقَامَ | قوم |
| 9 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 10 | ferciu | öyle ki dönün | فَارْجِعُوا | رجع |
| 11 | ve yeste'zinu | ve izin istiyordu | وَيَسْتَأْذِنُ | اذن |
| 12 | ferikun | bir fırka | فَرِيقٌ | فرق |
| 13 | minhumu | onlardan | مِنْهُمُ | - |
| 14 | n-nebiyye | nebiden | النَّبِيَّ | نبا |
| 15 | yekulune | diyorlardı | يَقُولُونَ | قول |
| 16 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 17 | buyutena | evlerimiz | بُيُوتَنَا | بيت |
| 18 | avratun | tek gözlüdür/savunmasızdır | عَوْرَةٌ | عور |
| 19 | ve ma | ve değildi | وَمَا | - |
| 20 | hiye | o | هِيَ | - |
| 21 | biavratin | tek gözlüdür/savunmasızdır | بِعَوْرَةٍ | عور |
| 22 | in | إِنْ | - | |
| 23 | yuridune | arzulamıyorlardı | يُرِيدُونَ | رود |
| 24 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 25 | firaran | bir firar | فِرَارًا | فرر |
Notlar
Not 1: *Medine.**Tutunacak durum yoktur sizlere. Başarıya ulaşmak mümkün değildir. ***Dönün Yesrib'e.****Tek gözlü kalmıştır, savunmasız kalmıştır.
Ayet 14
3545|33|14|وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِم مِّنْ أَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا۟ ٱلْفِتْنَةَ لَءَاتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا۟ بِهَآ إِلَّا يَسِيرًا
3545|33|14|ولو دخلت عليهم من اقطارها ثم سيلوا الفتنه لاتوها وما تلبثوا بها الا يسيرا
14. Ve lev duhılet aleyhim min aktârihâ summe suilûl fitnete le âtevhâ ve mâ telebbesû bihâ illâ yesîrâ(yesîran).
Velev/şayet (o) girdirilseydi üzerlerine çaplarından* onun; sonra sual edilselerdi/sorulsalardı fitne332 (-den); mutlak gelirlerdi** ona*** ve tereddüt ederler**** değillerdi ona*** biraz dışında.
Ahmed Samira: 14 And if (it) is entered on them from its sides/directions then they were asked (for) the treason , they would have given it (E) and they would not have delayed/remained with it (the treason) except little .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velev | velev/şayet | وَلَوْ | - |
| 2 | duhilet | (o) girdirilseydi | دُخِلَتْ | دخل |
| 3 | aleyhim | üzerlerine | عَلَيْهِمْ | - |
| 4 | min | مِنْ | - | |
| 5 | ektariha | çaplarından onun | أَقْطَارِهَا | قطر |
| 6 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 7 | suilu | sual edilselerdi/sorulsalardı | سُئِلُوا | سال |
| 8 | l-fitnete | fitne (-den) | الْفِتْنَةَ | فتن |
| 9 | latevha | mutlak gelirlerdi ona | لَاتَوْهَا | اتي |
| 10 | ve ma | ve değillerdi | وَمَا | - |
| 11 | telebbesu | tereddüt ederler | تَلَبَّثُوا | لبث |
| 12 | biha | ona | بِهَا | - |
| 13 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 14 | yesiran | biraz | يَسِيرًا | يسر |
Notlar
Not 1: *Çepeçevre kuşatılsalardı.**Tabi olurlardı.***Fitneye.****Hemencecik tabi olurlardı.
Ayet 15
3546|33|15|وَلَقَدْ كَانُوا۟ عَٰهَدُوا۟ ٱللَّهَ مِن قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ ٱلْأَدْبَٰرَ وَكَانَ عَهْدُ ٱللَّهِ مَسْـُٔولًا
3546|33|15|ولقد كانوا عهدوا الله من قبل لا يولون الادبر وكان عهد الله مسولا
15. Ve lekad kânû âhedûllâhe min kablu lâ yuvellûnel edbâr(edbâre), ve kâne ahdullâhi mes’ûlâ(mes’ûlen).
Ant olsun olmuşlardı ahitleşmiş* Allah'a öncesinde; dönmezler arkalarını (diye); ve olmuşlardı ahde** (karşı) Allah'a bir mesul***.
Ahmed Samira: 15 And they were had been (E) they promised God from before (they had before promised God that) they do not turn away (on) the backs/ends, and God’s promise was questioned.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekad | ant olsun | وَلَقَدْ | - |
| 2 | kanu | olmuşlardı | كَانُوا | كون |
| 3 | aahedu | ahitleşmiş | عَاهَدُوا | عهد |
| 4 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | kablu | öncesinde | قَبْلُ | قبل |
| 7 | la | لَا | - | |
| 8 | yuvellune | dönmezler | يُوَلُّونَ | ولي |
| 9 | l-edbara | arkalarını | الْأَدْبَارَ | دبر |
| 10 | ve kane | ve olmuşlardı | وَكَانَ | كون |
| 11 | ahdu | ahda | عَهْدُ | عهد |
| 12 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 13 | mes'ulen | bir mesul | مَسْئُولًا | سال |
Notlar
Not 1: *Antlaşmış.**Antlaşmaya.***Sorumlu.
Ayet 16
3547|33|16|قُل لَّن يَنفَعَكُمُ ٱلْفِرَارُ إِن فَرَرْتُم مِّنَ ٱلْمَوْتِ أَوِ ٱلْقَتْلِ وَإِذًا لَّا تُمَتَّعُونَ إِلَّا قَلِيلًا
3547|33|16|قل لن ينفعكم الفرار ان فررتم من الموت او القتل واذا لا تمتعون الا قليلا
16. Kul len yenfeakumul firâru in ferertum minel mevti evil katli ve izen lâ tumetteûne illâ kalîlâ(kalîlen).
De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden643 ya da katledilmekten/katletmekten720; ve o zaman metalandırılmazsınız54 biraz dışında."
Ahmed Samira: 16 Say: "The escape/flight will never/not benefit you if you escaped/fled from the death/lifelessness or the killing/fighting , and then you do not be living long/enjoying except a little."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 2 | len | asla | لَنْ | - |
| 3 | yenfeakumu | menfaat sağlamaz | يَنْفَعَكُمُ | نفع |
| 4 | l-firaru | firar | الْفِرَارُ | فرر |
| 5 | in | eğer | إِنْ | - |
| 6 | ferartum | firar etseydiniz | فَرَرْتُمْ | فرر |
| 7 | mine | مِنَ | - | |
| 8 | l-mevti | ölümden | الْمَوْتِ | موت |
| 9 | evi | ya da | أَوِ | - |
| 10 | l-katli | katillikten | الْقَتْلِ | قتل |
| 11 | ve izen | ve o zaman | وَإِذًا | - |
| 12 | la | لَا | - | |
| 13 | tumetteune | metalandırılmazsınız | تُمَتَّعُونَ | متع |
| 14 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 15 | kalilen | biraz | قَلِيلًا | قلل |
Ayet 17
3548|33|17|قُلْ مَن ذَا ٱلَّذِى يَعْصِمُكُم مِّنَ ٱللَّهِ إِنْ أَرَادَ بِكُمْ سُوٓءًا أَوْ أَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةً وَلَا يَجِدُونَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا
3548|33|17|قل من ذا الذي يعصمكم من الله ان اراد بكم سوا او اراد بكم رحمه ولا يجدون لهم من دون الله وليا ولا نصيرا
17. Kul men zellezî ya’sımukum minallâhi in erâde bikum sûen ev erâdebikum rahmeh(rahmeten), ve lâ yecidûne lehum min dûnillâhi veliyyen ve lâ nasîrâ(nasîren).
De ki: "Kimdir şu kimse ki geri durdurur/önler sizleri Allah'tan; eğer razı olduysa (Allah) sizlere bir kötülüğe veya razı olduysa (Allah) sizlere bir rahmete271; ve bulamazlar (onlar) kendilerine Allah’ın astından bir veli28; ve ne de bir yardım eden."
Ahmed Samira: 17 Say: "Who that protects/shelters you from God if He willed/wanted bad/evil/harm with you? Or He willed/wanted mercy with you? And they do not find for them from other than God a guardian/ally , and nor a victorior/savior ."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 2 | men | kimdir | مَنْ | - |
| 3 | za | şu | ذَا | - |
| 4 | llezi | kimse ki | الَّذِي | - |
| 5 | yea'simukum | geri durdurur/önler | يَعْصِمُكُمْ | عصم |
| 6 | mine | -dan | مِنَ | - |
| 7 | llahi | Allah- | اللَّهِ | - |
| 8 | in | eğer | إِنْ | - |
| 9 | erade | razı olduysa | أَرَادَ | رود |
| 10 | bikum | sizlere | بِكُمْ | - |
| 11 | su'en | bir kötülüğe | سُوءًا | سوا |
| 12 | ev | veya | أَوْ | - |
| 13 | erade | razı olduysa | أَرَادَ | رود |
| 14 | bikum | sizlere | بِكُمْ | - |
| 15 | rahmeten | bir rahmete | رَحْمَةً | رحم |
| 16 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 17 | yecidune | bulamazlar (onlar) | يَجِدُونَ | وجد |
| 18 | lehum | kendilerine | لَهُمْ | - |
| 19 | min | مِنْ | - | |
| 20 | duni | astından | دُونِ | دون |
| 21 | llahi | Allah’ın | اللَّهِ | - |
| 22 | veliyyen | bir veli | وَلِيًّا | ولي |
| 23 | ve la | ve ne de | وَلَا | - |
| 24 | nesiran | bir yardımcı | نَصِيرًا | نصر |
Ayet 18
3549|33|18|قَدْ يَعْلَمُ ٱللَّهُ ٱلْمُعَوِّقِينَ مِنكُمْ وَٱلْقَآئِلِينَ لِإِخْوَٰنِهِمْ هَلُمَّ إِلَيْنَا وَلَا يَأْتُونَ ٱلْبَأْسَ إِلَّا قَلِيلًا
3549|33|18|قد يعلم الله المعوقين منكم والقايلين لاخونهم هلم الينا ولا ياتون الباس الا قليلا
18. Kad ya’lemullâhul muavvikîne minkum vel kâilîne li ıhvânihim helumme ileynâ, ve lâ ye’tûnel be’se illâ kalîlâ(kalîlen).
Muhakkak bilir Allah engelleyenleri/alıkoyanları onlardan; ve kardeşlerine "haydi toplanıp birleşin bizlere" diyenleri; gelmezler (onlar) zorluğa/sıkıntıya biraz dışında.
Ahmed Samira: 18 God had known the hinderers, obstructers, disincentivators and delayers from you and the saying/speakers to their brothers: "Come to us." And they do not come/do (join) the war/hardship , except a little/few.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 2 | yea'lemu | bilir | يَعْلَمُ | علم |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | l-muavvikine | engelleyenleri/alıkoyanları | الْمُعَوِّقِينَ | عوق |
| 5 | minkum | onlardan | مِنْكُمْ | - |
| 6 | velkailine | ve diyenleri | وَالْقَائِلِينَ | قول |
| 7 | liihvanihim | kardeşlerine | لِإِخْوَانِهِمْ | اخو |
| 8 | helumme | haydi toplanıp birleşin | هَلُمَّ | لمم |
| 9 | ileyna | bizlere | إِلَيْنَا | - |
| 10 | ve la | وَلَا | - | |
| 11 | ye'tune | gelmezler (onlar) | يَأْتُونَ | اتي |
| 12 | l-be'se | zorluğa/sıkıntıya | الْبَأْسَ | باس |
| 13 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 14 | kalilen | biraz | قَلِيلًا | قلل |
Ayet 19
3550|33|19|أَشِحَّةً عَلَيْكُمْ فَإِذَا جَآءَ ٱلْخَوْفُ رَأَيْتَهُمْ يَنظُرُونَ إِلَيْكَ تَدُورُ أَعْيُنُهُمْ كَٱلَّذِى يُغْشَىٰ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْمَوْتِ فَإِذَا ذَهَبَ ٱلْخَوْفُ سَلَقُوكُم بِأَلْسِنَةٍ حِدَادٍ أَشِحَّةً عَلَى ٱلْخَيْرِ أُو۟لَٰٓئِكَ لَمْ يُؤْمِنُوا۟ فَأَحْبَطَ ٱللَّهُ أَعْمَٰلَهُمْ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًا
3550|33|19|اشحه عليكم فاذا جا الخوف رايتهم ينظرون اليك تدور اعينهم كالذي يغشي عليه من الموت فاذا ذهب الخوف سلقوكم بالسنه حداد اشحه علي الخير اوليك لم يومنوا فاحبط الله اعملهم وكان ذلك علي الله يسيرا
19. Eşıhhaten aleykum fe izâ câel havfu reeytehum yenzurûne ileyke tedûru a’yunuhum kellezî yugşâ aleyhi minel mevt(mevti), fe izâ zehebel havfu selekûkum bi elsinetin hıdâdin eşıhhaten alel hayr(hayrı), ulâike lem yu’minû fe ahbetallâhu a’mâlehum, ve kâne zâlike alallâhi yesîrâ(yesîren).
Cimrilerdir/pintilerdir sizlere karşı; öyle ki geldiği zaman korku; görürsün onları bakarlar sana; döner/devrilir gözleri onların kimse gibi (ki) örter bir baygınlık onun üzerini ölümden; öyle ki giderdiği zaman (o) korkuyu; incitirler/yaralarlar sizleri sivri/keskin dillerle; cimrilerdir/pintilerdir hayra karşı; işte bunlar; asla iman47 etmezler; öyle ki boşa çıkardı Allah onların yaptıklarını; ve oldu bu Allah'a karşı bir kolay.
Ahmed Samira: 19 Miser/stingy/careful on (to) you, so if the fear/fright came, you saw them looking to you, their eyes/sights turn/roll as who makes/becomes unconscious on him from the death/lifelessness (as who faints from fear of death), so if the fear/fright went away they harmed/stabbed you with sharp/hard tongues/speeches , miser/stingy/careful on the good , those they did not believe, so God wasted/invalidated their deeds, and that was on God easy/little .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | eşihhaten | cimrilerdir/pintilerdir | أَشِحَّةً | شحح |
| 2 | aleykum | sizlere karşı | عَلَيْكُمْ | - |
| 3 | feiza | öyle ki | فَإِذَا | - |
| 4 | ca'e | geldiği zaman | جَاءَ | جيا |
| 5 | l-havfu | korku | الْخَوْفُ | خوف |
| 6 | raeytehum | görürsün onları | رَأَيْتَهُمْ | راي |
| 7 | yenzurune | bakarlar | يَنْظُرُونَ | نظر |
| 8 | ileyke | sana | إِلَيْكَ | - |
| 9 | teduru | döner/devrilir | تَدُورُ | دور |
| 10 | ea'yunuhum | gözleri onların | أَعْيُنُهُمْ | عين |
| 11 | kallezi | kimse gibi | كَالَّذِي | - |
| 12 | yugşa | baygınlık örter | يُغْشَىٰ | غشو |
| 13 | aleyhi | üzerini onun | عَلَيْهِ | - |
| 14 | mine | مِنَ | - | |
| 15 | l-mevti | ölümden | الْمَوْتِ | موت |
| 16 | feiza | öyle ki | فَإِذَا | - |
| 17 | zehebe | giderdiği zaman | ذَهَبَ | ذهب |
| 18 | l-havfu | korkuyu | الْخَوْفُ | خوف |
| 19 | selekukum | incitirler/yaralarlar sizleri | سَلَقُوكُمْ | سلق |
| 20 | bielsinetin | dillerle | بِأَلْسِنَةٍ | لسن |
| 21 | hidadin | sivri/keskin | حِدَادٍ | حدد |
| 22 | eşihhaten | cimrilerdir/pintilerdir | أَشِحَّةً | شحح |
| 23 | ala | karşı | عَلَى | - |
| 24 | l-hayri | hayra | الْخَيْرِ | خير |
| 25 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 26 | lem | asla | لَمْ | - |
| 27 | yu'minu | iman etmezler | يُؤْمِنُوا | امن |
| 28 | feehbeta | öyle ki boşa çıkardı | فَأَحْبَطَ | حبط |
| 29 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 30 | ea'malehum | yaptıklarını onların | أَعْمَالَهُمْ | عمل |
| 31 | ve kane | ve oldu | وَكَانَ | كون |
| 32 | zalike | bu | ذَٰلِكَ | - |
| 33 | ala | karşı | عَلَى | - |
| 34 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 35 | yesiran | bir kolay | يَسِيرًا | يسر |
Ayet 20
3551|33|20|يَحْسَبُونَ ٱلْأَحْزَابَ لَمْ يَذْهَبُوا۟ وَإِن يَأْتِ ٱلْأَحْزَابُ يَوَدُّوا۟ لَوْ أَنَّهُم بَادُونَ فِى ٱلْأَعْرَابِ يَسْـَٔلُونَ عَنْ أَنۢبَآئِكُمْ وَلَوْ كَانُوا۟ فِيكُم مَّا قَٰتَلُوٓا۟ إِلَّا قَلِيلًا
3551|33|20|يحسبون الاحزاب لم يذهبوا وان يات الاحزاب يودوا لو انهم بادون في الاعراب يسلون عن انبايكم ولو كانوا فيكم ما قتلوا الا قليلا
20. Yahsebûnel ahzâbe lem yezhebû, ve in ye’til ahzâbu yeveddû lev ennehum bâdûne fîl a’râbi yes’elûne an enbâikum, ve lev kânû fîkum mâ kâtelû illâ kalîlâ(kalîlen).
Hesaplıyorlardı/düşünüyorlardı (ki) birlikler* asla gitmezler**; ve eğer gelseler*** birlikler* isterler ki keşke onlar çölde Arapların**** içinde sual etsinler/sorsunlar***** haberinizden; velev/şayet olsaydılar içinizde katleder35 değillerdi biraz dışında.
Ahmed Samira: 20 They suppose (that) the groups/parties did not go and if the groups/parties come, they wish/love if that they truly are desert dwellers in the Arabs, they ask/question about your information/news, and if they were in (between) you, they would not have fought/killed except a little/few.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yehsebune | hesaplıyorlardı/düşünüyorlardı | يَحْسَبُونَ | حسب |
| 2 | l-ehzabe | (askeri) birlikler | الْأَحْزَابَ | حزب |
| 3 | lem | asla | لَمْ | - |
| 4 | yezhebu | gitmezler | يَذْهَبُوا | ذهب |
| 5 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 6 | ye'ti | gelseler | يَأْتِ | اتي |
| 7 | l-ehzabu | birlikler | الْأَحْزَابُ | حزب |
| 8 | yeveddu | isterler | يَوَدُّوا | ودد |
| 9 | lev | keşke | لَوْ | - |
| 10 | ennehum | ki onlar | أَنَّهُمْ | - |
| 11 | badune | çölde | بَادُونَ | بدو |
| 12 | fi | فِي | - | |
| 13 | l-ea'rabi | Araplarda | الْأَعْرَابِ | عرب |
| 14 | yeselune | sual etsinler/sorsunlar | يَسْأَلُونَ | سال |
| 15 | an | عَنْ | - | |
| 16 | enbaikum | haberinizden | أَنْبَائِكُمْ | نبا |
| 17 | velev | velev/şayet | وَلَوْ | - |
| 18 | kanu | oldular | كَانُوا | كون |
| 19 | fikum | içinizde | فِيكُمْ | - |
| 20 | ma | değildir | مَا | - |
| 21 | katelu | katlederler | قَاتَلُوا | قتل |
| 22 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 23 | kalilen | biraz | قَلِيلًا | قلل |
Notlar
Not 1: *Düşman birlikleri.**Geri çekilmezler.***Gelseler savaşmak için. ****Çölde yaşayan, taraf olmayan, kendi başına yaşayan çöl bedevilerinden olsalar.*****Kendileri hiç sıkıntıya girmeden uzaktan haberlerinizi alsalar.
Ayet 21
3552|33|21|لَّقَدْ كَانَ لَكُمْ فِى رَسُولِ ٱللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُوا۟ ٱللَّهَ وَٱلْيَوْمَ ٱلْءَاخِرَ وَذَكَرَ ٱللَّهَ كَثِيرًا
3552|33|21|لقد كان لكم في رسول الله اسوه حسنه لمن كان يرجوا الله واليوم الاخر وذكر الله كثيرا
21. Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe vel yevmel âhıre ve zekerallâhe kesîrâ(kesîren).
Ant olsun oldu sizlere Allah'ın resûlünde418 güzel bir örnek/model; kimse için (ki) oldu (o) umar Allah'ı ve ahiret gününü; ve zikretti78 Allah'ı çokça.
Ahmed Samira: 21 (It) had been for you in God’s messenger a good example/model to who was hoping/expecting God, and the Day the Last/Resurrection Day, and remembered/mentioned God much.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | lekad | ant olsun | لَقَدْ | - |
| 2 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 3 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 4 | fi | فِي | - | |
| 5 | rasuli | resulünde | رَسُولِ | رسل |
| 6 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 7 | usvetun | bir örnek/bir rol model | أُسْوَةٌ | اسو |
| 8 | hasenetun | güzel | حَسَنَةٌ | حسن |
| 9 | limen | kimse için | لِمَنْ | - |
| 10 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 11 | yercu | umar | يَرْجُو | رجو |
| 12 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 13 | velyevme | ve gününü | وَالْيَوْمَ | يوم |
| 14 | l-ahira | ahiret | الْاخِرَ | اخر |
| 15 | ve zekera | ve zikretti | وَذَكَرَ | ذكر |
| 16 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 17 | kesiran | çokça | كَثِيرًا | كثر |
Notlar
Not: Yüce Allah'ın biricik Kur'an'ına teslim olmak varken resulün yaşadığı dönemde asla yazdırmadığı, vefat etmesinden yaklaşık 230 sene sonra oradan buradan toplanmış olan söylentileri Kur'an'a eş tutan kimseler bu ayetin anlamını kendi çıkarlarına göre saptırırlar. Resulün bir rol model olması gerektiği üzerinden resulün sünneti sanılan söylentilere bir pay çıkarmak isterler. Oysa resul sadece Kur'an demektir. Kur'an da resul demektir. Aşağıdaki denklemler asla unutulmamalıdır. Muhammed peygamber=Sadece Kur’anKur’an=Muhammed peygamberMuhammed peygamber≠HadislerHadisler≠Muhammed peygamberSadece Kur’an=Muhammed peygamberi örnek almak Kur’an+Hadisler+İmamlar+Tarikat liderleri+vb...≠Muhammed peygamberi örnek almak Özetle; Muhammed peygamberi örnek almak sadece Kur'an ile ahlaklanmaktır. Sadece Kur'an'a tabi olmaktır.İbrahim peygamber ve onun yanındaki kimselerin de bizler için güzel bir rol modeli olduğu Yüce Rabbimiz tarafından 60:4 ayetinde bildiriliyor. Söylentilere tabi olanların mantığına göre İbrahim peygamber ve yanındaki kimselerin de sünnetine tabi olmak zorundayız. Bak;https://kuranmucizeler.com/oldu-sizlere-allah-in-resulunde-guzel-bir-ornek-sirk-dininin-kaynagi-olan-hadislere-dayanak-yapilmaya-calisilan-bir-ayet
Ayet 22
3553|33|22|وَلَمَّا رَءَا ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلْأَحْزَابَ قَالُوا۟ هَٰذَا مَا وَعَدَنَا ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ وَصَدَقَ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ وَمَا زَادَهُمْ إِلَّآ إِيمَٰنًا وَتَسْلِيمًا
3553|33|22|ولما را المومنون الاحزاب قالوا هذا ما وعدنا الله ورسوله وصدق الله ورسوله وما زادهم الا ايمنا وتسليما
22. Ve lemmâ real mu’minûnel ahzâbe kâlû hâzâ mâ vaadenallâhu ve resûluhu ve sadakallâhu ve resûluhu ve mâ zâdehum illâ îmânen ve teslîmâ(teslîmen).
Ve ne zaman ki gördüler* müminler27 birlikleri**; dediler: "Bu vaat ettiğidir bizlere Allah'ın ve resûlünün700; ve doğru söylemiş Allah ve resûlü700"; ve ziyade etmiş değildi (bu) onlara bir iman47 ve bir teslimiyet dışında.
Ahmed Samira: 22 And when the believers saw/understood the groups/parties, they said: "That (is) what God promised us and His messenger, and God was/is truthful and His messenger." And (it) did not increase them except belief and submission/surrender.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velemma | ve ne zaman ki | وَلَمَّا | - |
| 2 | raa | gördü | رَأَى | راي |
| 3 | l-mu'minune | müminler | الْمُؤْمِنُونَ | امن |
| 4 | l-ehzabe | birlikleri | الْأَحْزَابَ | حزب |
| 5 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 6 | haza | bu | هَٰذَا | - |
| 7 | ma | مَا | - | |
| 8 | veadena | vaat ettiğidir bizlere | وَعَدَنَا | وعد |
| 9 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 10 | ve rasuluhu | ve resulünün | وَرَسُولُهُ | رسل |
| 11 | ve sadeka | ve doğru söyledi | وَصَدَقَ | صدق |
| 12 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 13 | ve rasuluhu | ve resûlü | وَرَسُولُهُ | رسل |
| 14 | ve ma | ve değildi | وَمَا | - |
| 15 | zadehum | ziyade etmiş onlara | زَادَهُمْ | زيد |
| 16 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 17 | imanen | bir imanı | إِيمَانًا | امن |
| 18 | ve teslimen | ve bir teslimiyeti | وَتَسْلِيمًا | سلم |
Notlar
Not 1: *Düşman birlikleri gidiyorlar, geri çekiliyorlar.**Düşman birlikleri.
Ayet 23
3554|33|23|مِّنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا۟ مَا عَٰهَدُوا۟ ٱللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَىٰ نَحْبَهُۥ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا۟ تَبْدِيلًا
3554|33|23|من المومنين رجال صدقوا ما عهدوا الله عليه فمنهم من قضي نحبه ومنهم من ينتظر وما بدلوا تبديلا
23. Minel mu’minîne ricâlun sadakû mâ âhedûllahe aleyh(aleyhi), fe minhum men kadâ nahbehu ve minhum men yentezırû ve mâ beddelû tebdîlâ(tebdîlan).
Müminlerdendir27 adamlar (ki) sâdık182 kaldılar ahit verdiklerine Allah'a onun* üzerine; öyle ki onlardan** kimi tamamladı adağını***; ve onlardan kimi gözetlerler/bakarlar****; ve değiştirmiş değildiler bir değişmeyi.
Ahmed Samira: 23 From the believers (are) men, they were truthful (on) what they promised God on it, so from them who accomplished/carried out His vow or duty upon himself , and from them who awaits/watches , and they did not change exchange/change .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | mine | مِنَ | - | |
| 2 | l-mu'minine | müminlerden | الْمُؤْمِنِينَ | امن |
| 3 | ricalun | adamlar | رِجَالٌ | رجل |
| 4 | sadeku | sadık oldular | صَدَقُوا | صدق |
| 5 | ma | مَا | - | |
| 6 | aahedu | ahit verdiklerine | عَاهَدُوا | عهد |
| 7 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 8 | aleyhi | onun üzerine | عَلَيْهِ | - |
| 9 | fe minhum | öyle ki onlardan | فَمِنْهُمْ | - |
| 10 | men | kimi | مَنْ | - |
| 11 | kada | tamamladı | قَضَىٰ | قضي |
| 12 | nehbehu | adağını | نَحْبَهُ | نحب |
| 13 | ve minhum | ve onlardan | وَمِنْهُمْ | - |
| 14 | men | kimi | مَنْ | - |
| 15 | yenteziru | bakarlar | يَنْتَظِرُ | نظر |
| 16 | ve ma | ve değildi | وَمَا | - |
| 17 | beddelu | değişmişler | بَدَّلُوا | بدل |
| 18 | tebdilen | bir değişme | تَبْدِيلًا | بدل |
Notlar
Not 1: *Allah yolunda katledilmeyi/katletmeyi.**Müminlerden.***Vaat ettiği Allah yolunda gerekirse katledilmeyi/katletmeyi.****Tamamlamaya bakarlar.
Ayet 24
3555|33|24|لِّيَجْزِىَ ٱللَّهُ ٱلصَّٰدِقِينَ بِصِدْقِهِمْ وَيُعَذِّبَ ٱلْمُنَٰفِقِينَ إِن شَآءَ أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
3555|33|24|ليجزي الله الصدقين بصدقهم ويعذب المنفقين ان شا او يتوب عليهم ان الله كان غفورا رحيما
24. Li yecziyallâhus sâdıkîne bi sıdkıhım ve yuazzibel munâfıkîne in şâe ev yetûbe aleyhim, innallâhe kâne gafûren rahîmâ(rahîmen).
Cezalandırması* içindir Allah’ın sâdıkları182 sıddıklıklarıyla551; ve azap etmesi içindir münâfıklara26 eğer dilerse (Allah) ya da tevbe33 etmesi içindir (Allah'ın) onlar üzerine**; doğrusu Allah oldu bir Gafûr20; bir Rahîm2.
Ahmed Samira: 24 (It is to) God to reward/reimburse the truthful with their truthfulness, and He tortures the hypocrites, if He wants or He forgives on them, that truly God was/is a forgiver, merciful.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | liyecziye | cezalandırması/karşılığını vermesi için | لِيَجْزِيَ | جزي |
| 2 | llahu | Allah’ın | اللَّهُ | - |
| 3 | s-sadikine | sadıkları | الصَّادِقِينَ | صدق |
| 4 | bisidkihim | sıddıklıklarıyla | بِصِدْقِهِمْ | صدق |
| 5 | ve yuazzibe | ve azap etmesi için | وَيُعَذِّبَ | عذب |
| 6 | l-munafikine | münafıkları | الْمُنَافِقِينَ | نفق |
| 7 | in | eğer | إِنْ | - |
| 8 | şa'e | dilerse | شَاءَ | شيا |
| 9 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 10 | yetube | tevbe etmesi için | يَتُوبَ | توب |
| 11 | aleyhim | üzerlerine | عَلَيْهِمْ | - |
| 12 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 13 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 14 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 15 | gafuran | bir Gafûr | غَفُورًا | غفر |
| 16 | rahimen | bir Rahîm | رَحِيمًا | رحم |
Notlar
Not 1: *Karşılığını vermesi, mükafatlandırması.**Bağışlamak istediği kimselere.
Ayet 25
3556|33|25|وَرَدَّ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِغَيْظِهِمْ لَمْ يَنَالُوا۟ خَيْرًا وَكَفَى ٱللَّهُ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٱلْقِتَالَ وَكَانَ ٱللَّهُ قَوِيًّا عَزِيزًا
3556|33|25|ورد الله الذين كفروا بغيظهم لم ينالوا خيرا وكفي الله المومنين القتال وكان الله قويا عزيزا
25. Ve reddallâhullezîne keferû bi gayzıhim lem yenâlû hayrâ(hayran), ve kefallâhul mu’minînel kıtâl, ve kânallâhu kaviyyen azîzâ(azîzen).
Ve reddetti Allah kâfirlik25 etmiş kimseleri gazaplarıyla*; asla ulaşamazlar bir hayra; ve kâfi geldi/yetti Allah müminlere27 katletmede/katledilmede35; ve oldı Allah bir Kaviyy72; bir Azîz37.
Ahmed Samira: 25 And God returned those who disbelieved with their anger/rage, they did not obtain goodness , and God stopped/prevented the believers (from) the fighting/killing, and God was/is powerful/strong, glorious/mighty 300
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve radde | ve reddetti | وَرَدَّ | ردد |
| 2 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 3 | ellezine | kimseleri | الَّذِينَ | - |
| 4 | keferu | kâfirlik etmiş | كَفَرُوا | كفر |
| 5 | bigayzihim | öfkeleriyle | بِغَيْظِهِمْ | غيظ |
| 6 | lem | asla | لَمْ | - |
| 7 | yenalu | ulaşamazlar | يَنَالُوا | نيل |
| 8 | hayran | bir hayra | خَيْرًا | خير |
| 9 | ve kefa | ve kâfî geldi/yetti | وَكَفَى | كفي |
| 10 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 11 | l-mu'minine | müminlere | الْمُؤْمِنِينَ | امن |
| 12 | l-kitale | katletmede/katledilmede | الْقِتَالَ | قتل |
| 13 | ve kane | ve oldu | وَكَانَ | كون |
| 14 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 15 | kaviyyen | bir Kaviyy | قَوِيًّا | قوي |
| 16 | azizen | bir Azîz | عَزِيزًا | عزز |
Notlar
Not 1: *Öfkeleriyle.
Ayet 26
3557|33|26|وَأَنزَلَ ٱلَّذِينَ ظَٰهَرُوهُم مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ مِن صَيَاصِيهِمْ وَقَذَفَ فِى قُلُوبِهِمُ ٱلرُّعْبَ فَرِيقًا تَقْتُلُونَ وَتَأْسِرُونَ فَرِيقًا
3557|33|26|وانزل الذين ظهروهم من اهل الكتب من صياصيهم وقذف في قلوبهم الرعب فريقا تقتلون وتاسرون فريقا
26. Ve enzelellezîne zâherûhum min ehlil kitâbi min sayâsîhım ve kazefe fî kulûbihimur ru’be feriykan taktulûne ve te’sirûne ferîkâ(ferîkan).
Ve indirdi onlara* destek** olmuş kitap ehlinden135 kimseleri kalelerinden; ve attı (Allah) kalplerine onların*** panik/korku; bir fırkasını/grubunu katlediyordunuz35; ve esir721 alıyordunuz bir fırkayı/grubu.
Ahmed Samira: 26 And He descended those who cooperated/supported (against) them , from The Book’s people from their fortresses/strong holds , and He threw/hurled in their hearts/minds the terror/fright, a group/party you kill, and a group/party you capture/imprison.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve enzele | ve indirdi | وَأَنْزَلَ | نزل |
| 2 | ellezine | kimseleri | الَّذِينَ | - |
| 3 | zaheruhum | onlara destek olmuş | ظَاهَرُوهُمْ | ظهر |
| 4 | min | مِنْ | - | |
| 5 | ehli | ehlinden | أَهْلِ | اهل |
| 6 | l-kitabi | kitap | الْكِتَابِ | كتب |
| 7 | min | مِنْ | - | |
| 8 | sayasiyhim | kalelerinden | صَيَاصِيهِمْ | صيص |
| 9 | ve kazefe | ve attı (Allah) | وَقَذَفَ | قذف |
| 10 | fi | فِي | - | |
| 11 | kulubihimu | kalplerine | قُلُوبِهِمُ | قلب |
| 12 | r-rua'be | panik/korku | الرُّعْبَ | رعب |
| 13 | ferikan | bir fırkasını | فَرِيقًا | فرق |
| 14 | tektulune | katlediyordunuz | تَقْتُلُونَ | قتل |
| 15 | ve te'sirune | ve esir alıyordunuz | وَتَأْسِرُونَ | اسر |
| 16 | ferikan | bir kısmı | فَرِيقًا | فرق |
Notlar
Not 1: *Müşrik ve kâfirlere.**Anlarız ki bir kalede yaşayan kitap ehlinden kimseler müşrik ve kâfirlerden oluşan birliklere bizzat katılarak ve/veya lojistik anlamda destek olmuşlardır. ***Kalede bulunan kitap ehlinin.
Ayet 27
3558|33|27|وَأَوْرَثَكُمْ أَرْضَهُمْ وَدِيَٰرَهُمْ وَأَمْوَٰلَهُمْ وَأَرْضًا لَّمْ تَطَـُٔوهَا وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرًا
3558|33|27|واورثكم ارضهم وديرهم وامولهم وارضا لم تطوها وكان الله علي كل شي قديرا
27. Ve evresekum ardahum ve diyârehum ve emvâlehum ve ardan lem tetauhâ, ve kânallâhu alâ kulli şey’in kadîrâ(kadîran).
Ve varis etti (Allah) sizleri onların* arzına** ve diyarlarına*** ve mallarına; ve bir arz**** (ki) asla ayak basmıyordunuz***** ona; ve oldu Allah her bir şey üzerine bir Kadîr177.
Ahmed Samira: 27 And He made you inherit their land and their homes/countries , and their properties/possessions , and a land you did not step on/set foot on, and God was/is on every thing capable/able.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve evrasekum | ve varis etti (Allah) sizleri | وَأَوْرَثَكُمْ | ورث |
| 2 | erdehum | arzına onların | أَرْضَهُمْ | ارض |
| 3 | ve diyarahum | ve diyarlarına onların | وَدِيَارَهُمْ | دور |
| 4 | ve emvalehum | ve mallarına onların | وَأَمْوَالَهُمْ | مول |
| 5 | ve erdan | ve bir arzı (ki) | وَأَرْضًا | ارض |
| 6 | lem | asla | لَمْ | - |
| 7 | tetauha | ayak basmıyordunuz ona | تَطَئُوهَا | وطا |
| 8 | ve kane | ve oldu | وَكَانَ | كون |
| 9 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 10 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 11 | kulli | her | كُلِّ | كلل |
| 12 | şey'in | bir şey | شَيْءٍ | شيا |
| 13 | kadiran | bir Kadir | قَدِيرًا | قدر |
Notlar
Not 1: *Kitap ehli olan kimselerin kalesine ve çevresindeki araziye.*Arazilerine.***Yurtlarına.****Arazi.*****Ayak basmanıza bile izin verilmiyordu. Barış döneminde bile asla girmenize izin verilmiyordu.
Ayet 28
3559|33|28|يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِىُّ قُل لِّأَزْوَٰجِكَ إِن كُنتُنَّ تُرِدْنَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا وَزِينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ أُمَتِّعْكُنَّ وَأُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحًا جَمِيلًا
3559|33|28|يايها النبي قل لازوجك ان كنتن تردن الحيوه الدنيا وزينتها فتعالين امتعكن واسرحكن سراحا جميلا
28. Yâ eyyuhen nebiyyu kul li ezvâcike in kuntunne turidnel hayâted dunyâ ve ziynetehâ fe teâleyne umetti’kunne ve userrihkunne serâhan cemîlâ(cemîlen).
Ey nebi132! Eşlerine de ki: "Eğer oldunuzsa arzulayanlar dünya hayatını; ve ziynetini/süsünü onun*; öyle ki yükselin**; metalandırayım54 sizleri; ve salayım/bırakayım sizleri uygun bir salışla/bırakışla."
Ahmed Samira: 28 You, you the prophet, say to your wives: "If you were (F) wanting (F) the life the present/worldly life and its decoration/beauty , so come, I make you (F) enjoy, I divorce/free you (F), divorce/freeing gracefully (peaceful/quiet) ."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | n-nebiyyu | nebi | النَّبِيُّ | نبا |
| 3 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 4 | liezvacike | eşlerine | لِأَزْوَاجِكَ | زوج |
| 5 | in | eğer | إِنْ | - |
| 6 | kuntunne | oldunuzsa | كُنْتُنَّ | كون |
| 7 | turidne | arzulayanlar | تُرِدْنَ | رود |
| 8 | l-hayate | hayatını | الْحَيَاةَ | حيي |
| 9 | d-dunya | dünya | الدُّنْيَا | دنو |
| 10 | ve zineteha | ve ziynetini onun | وَزِينَتَهَا | زين |
| 11 | feteaaleyne | öyle ki yükselin | فَتَعَالَيْنَ | علو |
| 12 | umettia'kunne | metalandırayım sizleri | أُمَتِّعْكُنَّ | متع |
| 13 | ve userrihkunne | ve salayım sizleri | وَأُسَرِّحْكُنَّ | سرح |
| 14 | serahen | bir salışla | سَرَاحًا | سرح |
| 15 | cemilen | bir uygun | جَمِيلًا | جمل |
Notlar
Not 1: *Dünyanın.**Kalkın yürüyün, aktifleşin.
Ayet 29
3560|33|29|وَإِن كُنتُنَّ تُرِدْنَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَٱلدَّارَ ٱلْءَاخِرَةَ فَإِنَّ ٱللَّهَ أَعَدَّ لِلْمُحْسِنَٰتِ مِنكُنَّ أَجْرًا عَظِيمًا
3560|33|29|وان كنتن تردن الله ورسوله والدار الاخره فان الله اعد للمحسنت منكن اجرا عظيما
29. Ve in kuntunne turidnallâhe ve resûlehu veddârel’âhırete fe innallâhe eadde lil muhsinâti minkunne ecren azîmâ(azîmen).
Ve eğer olduysanız* arzulayanlar Allah'ı ve resûlünü700; ve ahiret diyarını; öyle ki doğrusu Allah hazırladı sizlerden muhsinâtlara722 büyük bir ecir820.
Ahmed Samira: 29 And if you were (F) wanting (F) God and His messenger, and the end’s (other life’s) house/home , so then God prepared to the good doers (F) from you (F) a great reward .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vein | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 2 | kuntunne | olduysanız (eşler) | كُنْتُنَّ | كون |
| 3 | turidne | arzulayanlar | تُرِدْنَ | رود |
| 4 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 5 | ve rasulehu | ve resûlünü | وَرَسُولَهُ | رسل |
| 6 | ve ddara | ve diyarını | وَالدَّارَ | دور |
| 7 | l-ahirate | ahiret | الْاخِرَةَ | اخر |
| 8 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 9 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 10 | eadde | hazırladı | أَعَدَّ | عدد |
| 11 | lilmuhsinati | muhsinatlara | لِلْمُحْسِنَاتِ | حسن |
| 12 | minkunne | sizlerden | مِنْكُنَّ | - |
| 13 | ecran | bir ecir | أَجْرًا | اجر |
| 14 | azimen | büyük | عَظِيمًا | عظم |
Notlar
Not 1: *Resûl Muhammed'in eşleri.
Ayet 30
3561|33|30|يَٰنِسَآءَ ٱلنَّبِىِّ مَن يَأْتِ مِنكُنَّ بِفَٰحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ يُضَٰعَفْ لَهَا ٱلْعَذَابُ ضِعْفَيْنِ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًا
3561|33|30|ينسا النبي من يات منكن بفحشه مبينه يضعف لها العذاب ضعفين وكان ذلك علي الله يسيرا
30. Yâ nisâen nebiyyi men ye’ti min kunne bi fâhışetin mubeyyinetin yudâ’af lehel’azâbu dı’feyn(dı’feyni), ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîran).
Ey nebinin* kadınları! Kim gelir sizlerden apaçık bir fahişelikle490; katlanır723 ona** azap iki kat; ve olmuştur bu Allah'a karşı bir kolay.
Ahmed Samira: 30 You, the prophet’s women (wives), who does/commits from you (F) with an evident enormous/atrocious deed , the torture be doubled/multiplied for her two doubles, and that was/is on God easy/little.
Notlar
Not 1: *Resûl Muhammed'in.**Kadına.
Ayet 31
3562|33|31|وَمَن يَقْنُتْ مِنكُنَّ لِلَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَتَعْمَلْ صَٰلِحًا نُّؤْتِهَآ أَجْرَهَا مَرَّتَيْنِ وَأَعْتَدْنَا لَهَا رِزْقًا كَرِيمًا
3562|33|31|ومن يقنت منكن لله ورسوله وتعمل صلحا نوتها اجرها مرتين واعتدنا لها رزقا كريما
31. Ve men yaknut min kunne lillâhi ve resûlihi ve ta’mel sâlihan nu’tihâ ecrehâ merreteyni ve a’tednâ lehâ rızkan kerîmâ(kerîmen).
Ve kim kanaat eder sizlerden* Allah'a ve resûlüne; ve yapar bir sâlih777; veririz ona** ecrini/karşılığını iki kez724; ve hazırladık ona** cömert bir rızık.
Ahmed Samira: 31 And who from you obeys humbly to God and His messenger and makes/does correct/righteous deeds, We give/bring her her reward twice, and We prepared for her an honoured/generous provision .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 2 | yeknut | kanaat eder | يَقْنُتْ | قنت |
| 3 | minkunne | sizlerden | مِنْكُنَّ | - |
| 4 | lillahi | Allah'a | لِلَّهِ | - |
| 5 | ve rasulihi | ve resulüne | وَرَسُولِهِ | رسل |
| 6 | ve tea'mel | ve yapar | وَتَعْمَلْ | عمل |
| 7 | salihen | bir salih | صَالِحًا | صلح |
| 8 | nu'tiha | veririz ona | نُؤْتِهَا | اتي |
| 9 | ecraha | ecrini onun | أَجْرَهَا | اجر |
| 10 | merrateyni | iki kez | مَرَّتَيْنِ | مرر |
| 11 | ve ea'tedna | ve hazırladık | وَأَعْتَدْنَا | عتد |
| 12 | leha | ona | لَهَا | - |
| 13 | rizkan | bir rızık | رِزْقًا | رزق |
| 14 | kerimen | cömert | كَرِيمًا | كرم |
Notlar
Not 1: *Nebi Muhammed'in kadınları.**O kadına.
Ayet 32
3563|33|32|يَٰنِسَآءَ ٱلنَّبِىِّ لَسْتُنَّ كَأَحَدٍ مِّنَ ٱلنِّسَآءِ إِنِ ٱتَّقَيْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِٱلْقَوْلِ فَيَطْمَعَ ٱلَّذِى فِى قَلْبِهِۦ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلًا مَّعْرُوفًا
3563|33|32|ينسا النبي لستن كاحد من النسا ان اتقيتن فلا تخضعن بالقول فيطمع الذي في قلبه مرض وقلن قولا معروفا
32. Yâ nisâen nebiyyi lestunne ke ehadin minen nisai inittekaytunne fe lâ tahda’ne bil kavli fe yatmaallezî fî kalbihî maradun ve kulne kavlen ma’rûfâ(ma’rûfen).
Ey nebinin* kadınları! Olmadınız kadınlardan biri** gibi; eğer takvalı21 oldunuzsa öyle ki eğmeyin/yumuşatmayın*** sözlerinizi; öyle ki tamah eder kimse (ki) kalbindedir bir maraz/hastalık; ve deyin maruf291 bir söz.
Ahmed Samira: 32 You, the prophet’s women (wives), you are not as anyone from the women, if you feared and obeyed so do not soften/submit/obey with the word/opinion and belief, so wishes/desires who in his heart/mind (is) sickness/disease, and say (F) a kind/generous word/opinion and belief .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya nisa'e | ey kadınları | يَا نِسَاءَ | نسو |
| 2 | n-nebiyyi | nebinin | النَّبِيِّ | نبا |
| 3 | lestunne | olmadınız | لَسْتُنَّ | ليس |
| 4 | keehadin | biri gibi | كَأَحَدٍ | احد |
| 5 | mine | مِنَ | - | |
| 6 | n-nisa'i | kadınlardan | النِّسَاءِ | نسو |
| 7 | ini | eğer | إِنِ | - |
| 8 | ttekaytunne | takvalı oldunuzsa | اتَّقَيْتُنَّ | وقي |
| 9 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 10 | tehdea'ne | eğmeyin/yumuşatmayın | تَخْضَعْنَ | خضع |
| 11 | bil-kavli | sözlerinizle | بِالْقَوْلِ | قول |
| 12 | feyetmea | öyle ki tamah eder | فَيَطْمَعَ | طمع |
| 13 | llezi | kimse | الَّذِي | - |
| 14 | fi | فِي | - | |
| 15 | kalbihi | kalbinde | قَلْبِهِ | قلب |
| 16 | meradun | bir maraz | مَرَضٌ | مرض |
| 17 | vekulne | ve deyin | وَقُلْنَ | قول |
| 18 | kavlen | bir söz | قَوْلًا | قول |
| 19 | mea'rufen | bir maruf | مَعْرُوفًا | عرف |
Notlar
Not 1: *Nebi Muhammed'in.**Bu kadınlar binlerce erkekle muhatap olmak durumundadır. Bu erkekler içinde münafıklar da vardır. Henüz tam bir mümin olmamış olanlar da vardır. Diğer kadınlardan farklı bir durumda oldukları için Rableri onları kalplerinde hastalık bulunan erkeklere karşı uyarmaktadır. ***Kelimenin kök anlamı boyun eğmek demektir. Sözler eğilip bükülebilir olursa yanlış anlaşılmalara neden olabilir.
Ayet 33
3564|33|33|وَقَرْنَ فِى بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ ٱلْجَٰهِلِيَّةِ ٱلْأُولَىٰ وَأَقِمْنَ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتِينَ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَطِعْنَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓ إِنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ ٱلرِّجْسَ أَهْلَ ٱلْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا
3564|33|33|وقرن في بيوتكن ولا تبرجن تبرج الجهليه الاولي واقمن الصلوه واتين الزكوه واطعن الله ورسوله انما يريد الله ليذهب عنكم الرجس اهل البيت ويطهركم تطهيرا
33. Ve karne fî buyûtikunne ve lâ teberrecne teberrucel câhiliyyetil ûlâ ve ekımnes salâte ve âtînez zekâte ve atı’nallâhe ve resûleh(resûlehu), innemâ yurîdullâhu li yuzhibe ankumur ricse ehlel beyti ve yutahhirekum tathîrâ(tathîran).
Ve vakarlı olun/oturaklı olun* evlerinizde; ve cazibe sergilemeyin* ilk cahiliye cazibe sergilemesi (gibi); ve ikame edin* salâtı5; ve verin* zekâtı10; ve itaat edin76* Allah'a ve resûlüne700; ancak arzu eder Allah gidermek sizlerden pisliği; beyt/ev32 ahalisi! Ve temizler sizleri bir temizlik (-le).
Ahmed Samira: 33 And join/dwell/be respected in your houses/homes, and do not show your beauty/decoration, the first pre-Islamic paganism’s/ignorance’s showing off (of) beauty/decoration, and stand/keep up (F) the prayers, and give/bring the charity/purification, and obey God and His messenger, truly God wants to eliminate/wipe off from you the filth/torture, people (of) the House/Home, and He purifies you purification .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve karne | ve vakarlı olun/oturaklı olun (Nebinin kadınları) | وَقَرْنَ | قرر |
| 2 | fi | فِي | - | |
| 3 | buyutikunne | evlerinizde | بُيُوتِكُنَّ | بيت |
| 4 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 5 | teberracne | cazibe sergilemeyin (Nebinin kadınları) | تَبَرَّجْنَ | برج |
| 6 | teberruce | cazibe sergilemesi | تَبَرُّجَ | برج |
| 7 | l-cahiliyyeti | cahiliye | الْجَاهِلِيَّةِ | جهل |
| 8 | l-ula | önceki | الْأُولَىٰ | اول |
| 9 | ve ekimne | ve dikin/ayakta tutun (Nebinin kadınları) | وَأَقِمْنَ | قوم |
| 10 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 11 | ve atine | ve verin (Nebinin kadınları) | وَاتِينَ | اتي |
| 12 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 13 | ve etia'ne | ve itaat edin (Nebinin kadınları) | وَأَطِعْنَ | طوع |
| 14 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 15 | ve rasulehu | ve resulüne/elçisine | وَرَسُولَهُ | رسل |
| 16 | innema | ancak | إِنَّمَا | - |
| 17 | yuridu | arzu eder | يُرِيدُ | رود |
| 18 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 19 | liyuzhibe | gidermek için | لِيُذْهِبَ | ذهب |
| 20 | ankumu | sizlerden | عَنْكُمُ | - |
| 21 | r-ricse | pisliği | الرِّجْسَ | رجس |
| 22 | ehle | ahalisi | أَهْلَ | اهل |
| 23 | l-beyti | beyt/ev | الْبَيْتِ | بيت |
| 24 | ve yutahhirakum | ve temizler sizleri | وَيُطَهِّرَكُمْ | طهر |
| 25 | tethiran | bir temizlik (-le) | تَطْهِيرًا | طهر |
Notlar
Not 1: *Nebinin kadınları.
Ayet 34
3565|33|34|وَٱذْكُرْنَ مَا يُتْلَىٰ فِى بُيُوتِكُنَّ مِنْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ وَٱلْحِكْمَةِ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ لَطِيفًا خَبِيرًا
3565|33|34|واذكرن ما يتلي في بيوتكن من ايت الله والحكمه ان الله كان لطيفا خبيرا
34. Vezkurne mâ yutlâ fî buyûtikunne min âyâtillâhi vel hikmeh(hikmeti), innallâhe kâne latîfen habîrâ(habîren).
Ve zikredin78* evlerinizde** okunanı*** Allah'ın ayetlerinden389 ve hikmeti303; şüphesiz Allah oldu bir Latîf40; bir Habîr466.
Ahmed Samira: 34 And mention/remember (F) what is read/recited in your (F) houses/homes from God’s verses/evidences and the wisdom, that truly God was/is kind/soothing , expert/experienced .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vezkurne | ve zikredin | وَاذْكُرْنَ | ذكر |
| 2 | ma | مَا | - | |
| 3 | yutla | okunanı | يُتْلَىٰ | تلو |
| 4 | fi | فِي | - | |
| 5 | buyutikunne | evlerinizde | بُيُوتِكُنَّ | بيت |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | ayati | ayetlerinden | ايَاتِ | ايي |
| 8 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 9 | velhikmeti | ve hikmeti | وَالْحِكْمَةِ | حكم |
| 10 | inne | şüphesiz | إِنَّ | - |
| 11 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 12 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 13 | letifen | bir Latîf | لَطِيفًا | لطف |
| 14 | habiran | bir Habîr | خَبِيرًا | خبر |
Notlar
Not 1: *Nebinin kadınları.**Anlarız ki Kur'an'a olan salât evlerde de yapılmaktadır.***Kur'an'ı.
Ayet 35
3566|33|35|إِنَّ ٱلْمُسْلِمِينَ وَٱلْمُسْلِمَٰتِ وَٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ وَٱلْقَٰنِتِينَ وَٱلْقَٰنِتَٰتِ وَٱلصَّٰدِقِينَ وَٱلصَّٰدِقَٰتِ وَٱلصَّٰبِرِينَ وَٱلصَّٰبِرَٰتِ وَٱلْخَٰشِعِينَ وَٱلْخَٰشِعَٰتِ وَٱلْمُتَصَدِّقِينَ وَٱلْمُتَصَدِّقَٰتِ وَٱلصَّٰٓئِمِينَ وَٱلصَّٰٓئِمَٰتِ وَٱلْحَٰفِظِينَ فُرُوجَهُمْ وَٱلْحَٰفِظَٰتِ وَٱلذَّٰكِرِينَ ٱللَّهَ كَثِيرًا وَٱلذَّٰكِرَٰتِ أَعَدَّ ٱللَّهُ لَهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا
3566|33|35|ان المسلمين والمسلمت والمومنين والمومنت والقنتين والقنتت والصدقين والصدقت والصبرين والصبرت والخشعين والخشعت والمتصدقين والمتصدقت والصيمين والصيمت والحفظين فروجهم والحفظت والذكرين الله كثيرا والذكرت اعد الله لهم مغفره واجرا عظيما
35. İnnel muslimîne vel muslimâti vel mu’minîne vel mu’minâti vel kânitîne vel kânitâti ves sâdikîne ves sâdikâti ves sâbirîne ves sâbirâti vel hâşiîne vel hâşiâti vel mutesaddikîne vel mutesaddikâti ves sâimîne ves sâimâti vel hâfızîne furûcehum vel hâfızâti vez zâkirînallâhe kesîren vez zâkirâti eaddallâhu lehum magfireten ve ecren azîmâ(azîmen).
Doğrusu müslim45 (erkekler) ve müslim45 (kadınlar); ve mümin27 (erkekler) ve mümin27 (kadınlar); ve kanaat eden (erkekler) ve kanaat eden (kadınlar); ve sâdık182 (erkekler) ve sâdık182 (kadınlar); ve sabreden51 (erkekler) ve sabreden51 (kadınlar); haşyet53 duyan (erkekler) ve haşyet53 duyan (kadınlar); sadaka342 veren (erkekler) ve sadaka342 veren (kadınlar); ve siyam322 eden (erkekler) ve siyam322 eden (kadınlar); ve koruyan (erkekler) fürûclarını110 ve koruyan (kadınlar); ve Allah'ı çokça zikreden78 (erkekler) ve zikreden78 (kadınlar); hazırlardı Allah onlara* bir mağfiret319 ve büyük bir ecir820 .
Ahmed Samira: 35 That truly the Moslems/submitters (M) , and the Moslems/submitters (F), and the believers (M), and the believers (F), and the obeying humbly (M) , and the obeying humbly (F) , and the truthful (M), and the truthful (F), and the patient (M), and the patient (F), and the humble/submissive (M) , and the humble/submissive (F) , and the charity givers (M), and the charity givers (F), and the fasters (M) ,and the fasters (F) , and the protecting/observing (M) their genital parts between their (M) legs, and the protecting/observing (F) , and the mentioning/remembering God much, and the mentioning/remembering (F) , God prepared for them a forgiveness and a great reward .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | l-muslimine | müslim (erkekler) | الْمُسْلِمِينَ | سلم |
| 3 | velmuslimati | ve müslim (kadınlar) | وَالْمُسْلِمَاتِ | سلم |
| 4 | velmu'minine | ve mümin (erkekler) | وَالْمُؤْمِنِينَ | امن |
| 5 | velmu'minati | ve mümin (kadınlar) | وَالْمُؤْمِنَاتِ | امن |
| 6 | velkanitine | ve kanaat eden (erkekler) | وَالْقَانِتِينَ | قنت |
| 7 | velkanitati | ve kanaat eden (kadınlar) | وَالْقَانِتَاتِ | قنت |
| 8 | ve ssadikine | ve sadık (erkekler) | وَالصَّادِقِينَ | صدق |
| 9 | ve ssadikati | ve sadık (kadınlar) | وَالصَّادِقَاتِ | صدق |
| 10 | ve ssabirine | ve sabreden (erkekler) | وَالصَّابِرِينَ | صبر |
| 11 | ve ssabirati | ve sabreden (kadınlar) | وَالصَّابِرَاتِ | صبر |
| 12 | velhaşiiyne | haşyet duyan (erkekler) | وَالْخَاشِعِينَ | خشع |
| 13 | velhaşiaati | ve haşyet duyan (kadınlar) | وَالْخَاشِعَاتِ | خشع |
| 14 | velmutesaddikine | sadaka veren (erkekler) | وَالْمُتَصَدِّقِينَ | صدق |
| 15 | velmutesaddikati | ve sadaka veren (kadınlar) | وَالْمُتَصَدِّقَاتِ | صدق |
| 16 | ve ssaimine | ve siyam eden (erkekler) | وَالصَّائِمِينَ | صوم |
| 17 | ve ssaimati | ve siyam eden (kadınlar) | وَالصَّائِمَاتِ | صوم |
| 18 | velhafizine | ve koruyan (erkekler) | وَالْحَافِظِينَ | حفظ |
| 19 | furucehum | fürûçlarını | فُرُوجَهُمْ | فرج |
| 20 | velhafizati | ve koruyan (kadınlar) | وَالْحَافِظَاتِ | حفظ |
| 21 | vezzakirine | ve zikreden (erkekler) | وَالذَّاكِرِينَ | ذكر |
| 22 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 23 | kesiran | çokça | كَثِيرًا | كثر |
| 24 | vezzakirati | ve zikreden (kadınlar) | وَالذَّاكِرَاتِ | ذكر |
| 25 | eadde | hazırlardı | أَعَدَّ | عدد |
| 26 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 27 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 28 | megfiraten | bir mağfiret | مَغْفِرَةً | غفر |
| 29 | ve ecran | ve bir ecir/karşılık | وَأَجْرًا | اجر |
| 30 | azimen | büyük | عَظِيمًا | عظم |
Notlar
Not 1: *Eril çoğul gelen zamir. İşaret edilen erkek ve kadınların tümümü kapsar. Bu da bizlere Arapça gramer olarak eril çoğulla gelen zamirlerin sadece erkekleri değil hem erkekleri hem de kadınları işaret ettiğine güzel bir delil olur.
Ayet 36
3567|33|36|وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥٓ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ ٱلْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَٰلًا مُّبِينًا
3567|33|36|وما كان لمومن ولا مومنه اذا قضي الله ورسوله امرا ان يكون لهم الخيره من امرهم ومن يعص الله ورسوله فقد ضل ضللا مبينا
36. Ve mâ kâne li mu’minin ve lâ mu’minetin izâ kadallâhu ve resûluhu emren en yekûne lehumul hıyeretu min emrihim, ve men ya’sıllâhe ve resûlehu fe kad dalle dalâlen mubînâ(mubînen).
Ve olmuş değildir bir mümin27 (erkeğe) ve bir mümin27 (kadına) tamamladığı zaman Allah ve resûlü700 bir emri ki olur onlara seçme/tercih emirlerinden; ve kim asilik eder Allah'a ve resûlüne700; öyle ki muhakkak dalalete128 düşmüştür apaçık bir dalalete128.
Ahmed Samira: 36 And (it) was not to a believer (M) and nor a believer (F), if God and His messenger ordered/passed judgment an order/command/matter/affair that to be for them the choice from their matter/affair, and who disobeys God and His messenger, so he had misguided a clear/evident misguidance.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 2 | kane | olmuş | كَانَ | كون |
| 3 | limu'minin | bir mümin (erkeğe) | لِمُؤْمِنٍ | امن |
| 4 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 5 | mu'minetin | bir mümin (kadına) | مُؤْمِنَةٍ | امن |
| 6 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 7 | kada | tamamladığı zaman | قَضَى | قضي |
| 8 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 9 | ve rasuluhu | ve resûlü | وَرَسُولُهُ | رسل |
| 10 | emran | bir emri | أَمْرًا | امر |
| 11 | en | ki | أَنْ | - |
| 12 | yekune | olur | يَكُونَ | كون |
| 13 | lehumu | onlara | لَهُمُ | - |
| 14 | l-hiyeratu | seçme | الْخِيَرَةُ | خير |
| 15 | min | مِنْ | - | |
| 16 | emrihim | emrilerinden | أَمْرِهِمْ | امر |
| 17 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 18 | yea'si | asilik eder | يَعْصِ | عصي |
| 19 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 20 | ve rasulehu | ve resûlüne | وَرَسُولَهُ | رسل |
| 21 | fekad | öyle ki muhakkak | فَقَدْ | - |
| 22 | delle | dalalete düşmüştür | ضَلَّ | ضلل |
| 23 | delalen | bir dalalete | ضَلَالًا | ضلل |
| 24 | mubinen | apaçık | مُبِينًا | بين |
Ayet 37
3568|33|37|وَإِذْ تَقُولُ لِلَّذِىٓ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِ وَأَنْعَمْتَ عَلَيْهِ أَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَٱتَّقِ ٱللَّهَ وَتُخْفِى فِى نَفْسِكَ مَا ٱللَّهُ مُبْدِيهِ وَتَخْشَى ٱلنَّاسَ وَٱللَّهُ أَحَقُّ أَن تَخْشَىٰهُ فَلَمَّا قَضَىٰ زَيْدٌ مِّنْهَا وَطَرًا زَوَّجْنَٰكَهَا لِكَىْ لَا يَكُونَ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ حَرَجٌ فِىٓ أَزْوَٰجِ أَدْعِيَآئِهِمْ إِذَا قَضَوْا۟ مِنْهُنَّ وَطَرًا وَكَانَ أَمْرُ ٱللَّهِ مَفْعُولًا
3568|33|37|واذ تقول للذي انعم الله عليه وانعمت عليه امسك عليك زوجك واتق الله وتخفي في نفسك ما الله مبديه وتخشي الناس والله احق ان تخشيه فلما قضي زيد منها وطرا زوجنكها لكي لا يكون علي المومنين حرج في ازوج ادعيايهم اذا قضوا منهن وطرا وكان امر الله مفعولا
37. Ve iz tekûlu lillezî en’amallâhu aleyhi ve en’amte aleyhi emsik aleyke zevceke vettekıllâh ve tuhfî fî nefsike mallâhu mubdîhi ve tahşen nâs(nâse), vallâhu ehakku en tahşâh(tahşâhu), fe lemmâ kadâ zeydun minhâ vetaran zevvecnâ kehâ likey lâ yekûne alel mu’minîne haracun fî ezvâci ed’ıyâihim izâ kadav min hunne vetarâ(vetaran), ve kâne emrullâhi mef’ûlâ(mef’ûlen).
Ve o zaman diyordun kimseye* (ki) nimet vermişti Allah ona*; ve nimet vermiştin (sen) ona*: "Tut kendine eşini; ve takvalı21 ol Allah’a"; ve hafiyelik* ediyordun kendi nefsindekine201 (ki) neyse onu Allah açığa çıkarandır; ve haşyet53 duyuyordu*** (nefsin) insanlara; ve (oysa) Allah'a daha haktır ki haşyet53 duyarsın O’na (Allah'a); öyle ki ne zaman tamamladı zeyd725 ondan**** arzuyu/amacı*****; eş yaptık onu**** sana; olmaması içindir müminler27 üzerine bir yasak/engel****** eşlerde (ki) onların babalık714 ettikleri tamamladıkları zaman onlardan******* arzuyu/amacı*****; ve oldu emri Allah'ın faaliyete geçirilen.
Ahmed Samira: 37 And when you say to who God blessed/comforted and eased on (to) him, and you blessed/comforted and eased on (to) him: "Hold/grasp on (to) you your wife, and fear and obey God." And you hide in your self what God (is) showing it (E), and you fear the people, and God (is) more worthy/deserving that (E)301you fear Him, so when Zeyd carried out/ended from her a need/desire (divorced) We made you marry her, so that (there) not be on the believers hardship/blame in wives/spouses (of their adopted) ones called after them, if they carried out/ended from them (F) a need/desire (divorced), and God’s order/command was/is made/done.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | tekulu | diyordun | تَقُولُ | قول |
| 3 | lillezi | kimseye (ki) | لِلَّذِي | - |
| 4 | en'ame | nimet verdi | أَنْعَمَ | نعم |
| 5 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 6 | aleyhi | ona | عَلَيْهِ | - |
| 7 | ve en'amte | ve nimet verdin (sen) | وَأَنْعَمْتَ | نعم |
| 8 | aleyhi | ona | عَلَيْهِ | - |
| 9 | emsik | tut | أَمْسِكْ | مسك |
| 10 | aleyke | kendine | عَلَيْكَ | - |
| 11 | zevceke | eşini | زَوْجَكَ | زوج |
| 12 | vetteki | ve takvalı ol | وَاتَّقِ | وقي |
| 13 | llahe | Allah’a | اللَّهَ | - |
| 14 | vetuhfi | ve hafiyelik ediyordun | وَتُخْفِي | خفي |
| 15 | fi | فِي | - | |
| 16 | nefsike | kendi nefsindekine | نَفْسِكَ | نفس |
| 17 | ma | neyse | مَا | - |
| 18 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 19 | mubdihi | onu açığa çıkarıcıdır | مُبْدِيهِ | بدو |
| 20 | ve tehşa | ve haşyet duyuyordu (nefsin) | وَتَخْشَى | خشي |
| 21 | n-nase | insanlara | النَّاسَ | نوس |
| 22 | vallahu | ve Allah'a | وَاللَّهُ | - |
| 23 | ehakku | daha haktır | أَحَقُّ | حقق |
| 24 | en | ki | أَنْ | - |
| 25 | tehşahu | haşyet duyarsın O’na | تَخْشَاهُ | خشي |
| 26 | felemma | öyle ki ne zaman | فَلَمَّا | - |
| 27 | kada | tamamladı | قَضَىٰ | قضي |
| 28 | zeydun | Zeyd | زَيْدٌ | - |
| 29 | minha | ondan | مِنْهَا | - |
| 30 | vetaran | bir arzuyu/amacı | وَطَرًا | وطر |
| 31 | zevvecnakeha | eş yaptık onu sana | زَوَّجْنَاكَهَا | زوج |
| 32 | likey | için | لِكَيْ | - |
| 33 | la | لَا | - | |
| 34 | yekune | olmaması | يَكُونَ | كون |
| 35 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 36 | l-mu'minine | müminler | الْمُؤْمِنِينَ | امن |
| 37 | haracun | bir yasak/engel | حَرَجٌ | حرج |
| 38 | fi | فِي | - | |
| 39 | ezvaci | eşlerde (ki) | أَزْوَاجِ | زوج |
| 40 | ed'iyaihim | onların babalık ettiklerinin | أَدْعِيَائِهِمْ | دعو |
| 41 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 42 | kadev | tamamladılar | قَضَوْا | قضي |
| 43 | minhunne | onlardan | مِنْهُنَّ | - |
| 44 | vetaran | bir arzuyu/amacı | وَطَرًا | وطر |
| 45 | ve kane | ve oldu | وَكَانَ | كون |
| 46 | emru | emri | أَمْرُ | امر |
| 47 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 48 | mef'ulen | faaliyete geçirilendir | مَفْعُولًا | فعل |
Notlar
Not 1: *Zeyd.***Gizlemek, görünmez etmek, saklamak. 3. tekil şahıs resûl Muhammed'i işaret eder. Anlarız ki resûl Muhammed kendi nefsindekini kendisine karşı gizlemeye çalışmaktadır.***Nefsin. Fiil dişil tekil olarak gelmiştir. Nefsi işaret eder. ****Kadından.*****Eş olma istediğinin/arzusunun bitmesi, sonra ermesi. ******Anlarız ki bu tarz evlilikler toplum tarafından yasaklanmış, engellenmiştir. İnsanlar toplumun tepkisinden korkmaktadırlar. Resûl Muhammed bile toplumun tepkisinden çekinmektedir. Yüce Allah bu tarz evliliklerin müminler üzerine haram olmadığını, helal olduğunu göstermek için toplumun tepkisine rağmen resûlü Muhammed'e bu görevi vermiştir. Resûl Muhammed dışında başka bir kimse bu tarz bir evliliği toplumun tepkisinden korktuğu için asla yapamayacaktı. Bu nedenle Resûl Muhammed'e bu görevin verildiği düşünülür. *******Kadınlardan.
Ayet 38
3569|33|38|مَّا كَانَ عَلَى ٱلنَّبِىِّ مِنْ حَرَجٍ فِيمَا فَرَضَ ٱللَّهُ لَهُۥ سُنَّةَ ٱللَّهِ فِى ٱلَّذِينَ خَلَوْا۟ مِن قَبْلُ وَكَانَ أَمْرُ ٱللَّهِ قَدَرًا مَّقْدُورًا
3569|33|38|ما كان علي النبي من حرج فيما فرض الله له سنه الله في الذين خلوا من قبل وكان امر الله قدرا مقدورا
38. Mâ kâne alen nebiyyi min harecin fîmâ faradallâhu leh, sunnetallâhi fîllezîne halev min kabl(kablu), ve kâne emrullâhi kaderen makdûrâ(makdûran).
Olmuş değildir nebi* üzerine hiçbir yasak/engel farz497 kıldığında Allah'ın ona*; Allah'ın sünnetidir707 kimselerdeki** (ki) gelip geçti sizlerden önce; ve oldu Allah'ın emri bir kadere bağlanmış kader.
Ahmed Samira: 38 (There) was not on the prophet from strain/blame in what God specified/stipulated to him, God’s law/manner in those who past/expired from before, and God’s order/command was/is a predestiny predestined/estimated .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ma | değildir | مَا | - |
| 2 | kane | olmuş | كَانَ | كون |
| 3 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 4 | n-nebiyyi | nebi | النَّبِيِّ | نبا |
| 5 | min | hiçbir | مِنْ | - |
| 6 | haracin | bir yasak/engel | حَرَجٍ | حرج |
| 7 | fima | فِيمَا | - | |
| 8 | ferade | farz kıldığında | فَرَضَ | فرض |
| 9 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 10 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 11 | sunnete | sünneti (olarak) | سُنَّةَ | سنن |
| 12 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 13 | fi | فِي | - | |
| 14 | ellezine | kimselerdeki (ki) | الَّذِينَ | - |
| 15 | halev | gelip geçti | خَلَوْا | خلو |
| 16 | min | مِنْ | - | |
| 17 | kablu | sizlerden önce | قَبْلُ | قبل |
| 18 | ve kane | ve oldu | وَكَانَ | كون |
| 19 | emru | emri | أَمْرُ | امر |
| 20 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 21 | kaderan | bir kader | قَدَرًا | قدر |
| 22 | mekduran | kadere bağlanmış | مَقْدُورًا | قدر |
Notlar
Not 1: *Resûl Muhammed, resûl Muhammed'e. **Bu uygulama resûl Muhammed'e özel değildir. Daha önceki kimselere de uygulanan bir durumdur. Yasa budur. Bu helaldir.
Ayet 39
3570|33|39|ٱلَّذِينَ يُبَلِّغُونَ رِسَٰلَٰتِ ٱللَّهِ وَيَخْشَوْنَهُۥ وَلَا يَخْشَوْنَ أَحَدًا إِلَّا ٱللَّهَ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ حَسِيبًا
3570|33|39|الذين يبلغون رسلت الله ويخشونه ولا يخشون احدا الا الله وكفي بالله حسيبا
39. Ellezîne yubelligûne risâlâtillâhi ve yahşevnehu ve lâ yahşevne ehaden illallâh(illallâhe), ve kefâ billâhi hasîbâ(hasîban).
Kimselerdir (ki) belagat515 ederler Allah'ın risâletini223; ve haşyet53 duyarlar O’na (Allah'a); ve haşyet53 duymazlar Allah’ın dışında birine543; ve kâfi geldi/yetti Allah bir hesaplayan (olarak).
Ahmed Samira: 39 Those who communicate/deliver God’s messages, and they fear Him, and they do not fear anyone except God, and enough/sufficient with God counting/calculating.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimselerdir (ki) | الَّذِينَ | - |
| 2 | yubelligune | belagat ederler | يُبَلِّغُونَ | بلغ |
| 3 | risalati | risâletini | رِسَالَاتِ | رسل |
| 4 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 5 | ve yehşevnehu | ve haşyet duyarlar O’na | وَيَخْشَوْنَهُ | خشي |
| 6 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 7 | yehşevne | haşyet duymazlar | يَخْشَوْنَ | خشي |
| 8 | ehaden | birine | أَحَدًا | احد |
| 9 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 10 | llahe | Allah’ın | اللَّهَ | - |
| 11 | ve kefa | ve kâfî geldi/yetti | وَكَفَىٰ | كفي |
| 12 | billahi | Allah | بِاللَّهِ | - |
| 13 | hasiben | bir hesaplayan (olarak) | حَسِيبًا | حسب |
Ayet 40
3571|33|40|مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَآ أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَٰكِن رَّسُولَ ٱللَّهِ وَخَاتَمَ ٱلنَّبِيِّۦنَ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمًا
3571|33|40|ما كان محمد ابا احد من رجالكم ولكن رسول الله وخاتم النبين وكان الله بكل شي عليما
40. Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin(nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).
Olmuş değildir Muhammed erkeklerinizden birisinin babası*; velakin/fakat resûlüdür418 Allah'ın; ve mührüdür726 nebilerin132; ve oldu Allah her bir şeye bir Alîm8.
Ahmed Samira: 40 Mohammad was not a father (to) anyone from your men, and but God’s messenger, and the prophets’ end/conclusion/final , and God was/is with every thing knowledgeable.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ma | değildir | مَا | - |
| 2 | kane | olmuş | كَانَ | كون |
| 3 | muhammedun | Muhammed | مُحَمَّدٌ | - |
| 4 | eba | babası | أَبَا | ابو |
| 5 | ehadin | birinin | أَحَدٍ | احد |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | ricalikum | erkeklerinizden | رِجَالِكُمْ | رجل |
| 8 | velakin | velakin/fakat | وَلَٰكِنْ | - |
| 9 | rasule | resûlüdür | رَسُولَ | رسل |
| 10 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 11 | ve hateme | ve mührüdür | وَخَاتَمَ | ختم |
| 12 | n-nebiyyine | nebilerin | النَّبِيِّينَ | نبا |
| 13 | ve kane | ve oldu | وَكَانَ | كون |
| 14 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 15 | bikulli | her | بِكُلِّ | كلل |
| 16 | şey'in | şeye | شَيْءٍ | شيا |
| 17 | alimen | bir Alım | عَلِيمًا | علم |
Notlar
Not 1: *Erkeklerinizden kimsenin biyolojik babası değildir.
Ayet 41
3572|33|41|يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا
3572|33|41|يايها الذين امنوا اذكروا الله ذكرا كثيرا
41. Yâ eyyuhellezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).
Ey iman47 etmiş kimseler! Zikredin347 Allah'ı çokça bir zikir (-le)78.
Ahmed Samira: 41 You, you those who believed, remember/mention God much remembering/mentioning .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | zkuru | zikredin | اذْكُرُوا | ذكر |
| 5 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 6 | zikran | bir zikir (-le) | ذِكْرًا | ذكر |
| 7 | kesiran | çokça | كَثِيرًا | كثر |
Ayet 42
3573|33|42|وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا
3573|33|42|وسبحوه بكره واصيلا
42. Ve sebbihûhu bukreten ve asîlâ(asîlen).
Ve tesbih31 edin O'nu (Allah’ı) sabah/ilk aydınlanma (-yla)/seher (-le)413; ve gün batımı öncesi413.
Ahmed Samira: 42 And praise/glorify Him, (at) daybreaks/early mornings and evening to sunset .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve sebbihuhu | ve tesbih edin O'nu (Allah’ı) | وَسَبِّحُوهُ | سبح |
| 2 | bukraten | sabah/ilk aydınlanma (-yla)/seher (-le) | بُكْرَةً | بكر |
| 3 | ve esilen | ve gün batımı öncesi | وَأَصِيلًا | اصل |
Ayet 43
3574|33|43|هُوَ ٱلَّذِى يُصَلِّى عَلَيْكُمْ وَمَلَٰٓئِكَتُهُۥ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ وَكَانَ بِٱلْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا
3574|33|43|هو الذي يصلي عليكم ومليكته ليخرجكم من الظلمت الي النور وكان بالمومنين رحيما
43. Huvellezî yusallî aleykum ve melâiketuhu li yuhricekum minez zulumâti ilen nûr, ve kâne bil mu’minîne rahîmâ(rahîmen).
O (Allah) ki salât22 eder sizlere; ve melekleri150 (de) O'nun; çıkarmak için sizleri karanlıklardan aydınlığa/nura; ve oldu O (Allah) müminlere27 bir Rahîm2.
Ahmed Samira: 43 He is who blesses and compliments on ( for) you and His angels to bring you out (E) from the darknesses to the light, and He was/is with the believing merciful.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | huve | O | هُوَ | - |
| 2 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 3 | yusalli | salla eder | يُصَلِّي | صلو |
| 4 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 5 | ve melaiketuhu | ve melekleri onun | وَمَلَائِكَتُهُ | ملك |
| 6 | liyuhricekum | çıkarmak için sizleri | لِيُخْرِجَكُمْ | خرج |
| 7 | mine | -dan | مِنَ | - |
| 8 | z-zulumati | karanlıklar- | الظُّلُمَاتِ | ظلم |
| 9 | ila | إِلَى | - | |
| 10 | n-nuri | aydınlığa/nura | النُّورِ | نور |
| 11 | ve kane | ve oldu o (Allah) | وَكَانَ | كون |
| 12 | bil-mu'minine | müminlere/itimat edenlere/emin olanlara | بِالْمُؤْمِنِينَ | امن |
| 13 | rahimen | bir rahîm (rahman/merhamet sıfatının anne rahminde tecelli etmesi gibi) | رَحِيمًا | رحم |
Ayet 44
3575|33|44|تَحِيَّتُهُمْ يَوْمَ يَلْقَوْنَهُۥ سَلَٰمٌ وَأَعَدَّ لَهُمْ أَجْرًا كَرِيمًا
3575|33|44|تحيتهم يوم يلقونه سلم واعد لهم اجرا كريما
44. Tehiyyetuhum yevme yelkavnehu selâm(selâmun), ve eadde lehum ecren kerîmâ(kerîmen).
Esenlemesi* onların kavuştukları gün O’na (Allah'a) bir selâmdır642; ve hazırladı** (Allah) onlara cömert bir ecir820.
Ahmed Samira: 44 Their greeting (on) a day/time they meet/find Him (is): "A greeting/peace ." And He prepared for them, an honored/generous reward/wage .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | tehiyyetuhum | esenlemesi onların | تَحِيَّتُهُمْ | حيي |
| 2 | yevme | gün (ki) | يَوْمَ | يوم |
| 3 | yelkavnehu | kavuşurlar O’na (Allah'a) | يَلْقَوْنَهُ | لقي |
| 4 | selamun | bir selamdır | سَلَامٌ | سلم |
| 5 | ve eadde | ve hazırladı (Allah) | وَأَعَدَّ | عدد |
| 6 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 7 | ecran | bir ecir/karşılık | أَجْرًا | اجر |
| 8 | kerimen | cömert | كَرِيمًا | كرم |
Notlar
Not 1: *Birbirlerini meleklerini müjdelediği selâm diyarıyla esenlerler. **Selâm diyarında rızıklandırılırlar.
Ayet 45
3576|33|45|يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِىُّ إِنَّآ أَرْسَلْنَٰكَ شَٰهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
3576|33|45|يايها النبي انا ارسلنك شهدا ومبشرا ونذيرا
45. Yâ eyyuhen nebiyyu innâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiren ve nezîrâ(nezîren).
Ey nebi*! Doğrusu gönderdik seni bir şahit/tanık** (olarak); ve bir müjdeleyen*** ve bir uyaran**** (olarak).
Ahmed Samira: 45 You, you the prophet, that We, We sent you (as) a witness/testifier, and announcer of good news, and a warner/giver of notice .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | n-nebiyyu | nebi | النَّبِيُّ | نبا |
| 3 | inna | doğrusu | إِنَّا | - |
| 4 | erselnake | gönderdik seni | أَرْسَلْنَاكَ | رسل |
| 5 | şahiden | bir şahit/tanık | شَاهِدًا | شهد |
| 6 | ve mubeşşiran | ve bir müjdeleyen | وَمُبَشِّرًا | بشر |
| 7 | ve neziran | ve bir uyaran | وَنَذِيرًا | نذر |
Notlar
Not 1: *Resûl Muhammed.**Kur'an'a tanık olursun. Kur'an'ın Yüce Allah katından geldiğine şahit/tanık olansın.***Kur'an'la müjdelersin. Allah'ın Kur'an'da kullarına öğrettiği sıfatlarını müjdelersin. Rahmeti kendisine yazmış olan bir Rabbi müjdelersin. Rahmân ve Rahîm olan bir Rabbi müjdelersin.****Kur'an'la uyarırsın. Yüce Allah'ın emir ve yasaklarına uyulmadığında, özellikle şirk günahının affının olmadığını ve Rabbin hak edene gereken cezayı gereceğiyle uyarırsın.
Ayet 46
3577|33|46|وَدَاعِيًا إِلَى ٱللَّهِ بِإِذْنِهِۦ وَسِرَاجًا مُّنِيرًا
3577|33|46|وداعيا الي الله باذنه وسراجا منيرا
46. Ve dâîyen ilâllâhi bi iznihî ve sirâcen munîrâ(munîren).
Ve bir davet edendir* Allah'a doğru; O'nun (Allah'ın) izniyle; ve nurlu** bir sirâctır/lambadır727.
Ahmed Samira: 46 And calling to God with His permission/pardon and a lamp luminous/giving light .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve daiyen | ve bir davet edendir | وَدَاعِيًا | دعو |
| 2 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 3 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 4 | biiznihi | izniyle O’nun | بِإِذْنِهِ | اذن |
| 5 | ve siracen | ve bir lambadır | وَسِرَاجًا | سرج |
| 6 | muniran | nurlu | مُنِيرًا | نور |
Notlar
Not 1: *Resûl Muhammed.**Aydınlık.
Ayet 47
3578|33|47|وَبَشِّرِ ٱلْمُؤْمِنِينَ بِأَنَّ لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ فَضْلًا كَبِيرًا
3578|33|47|وبشر المومنين بان لهم من الله فضلا كبيرا
47. Ve beşşiril mu’minîne bi enne lehum minallâhi fadlen kebîrâ(kebîren).
Ve müjdele* müminleri27 ki onlaradır Allah’tan bir büyük bir fazl202.
Ahmed Samira: 47 And announce good news (to) the believers with that for them from God (is) great grace/favour/blessing .
Notlar
Not 1: *Özne 2. tekil şahıs. Resûl Muhammed sen müjdele.
Ayet 48
3579|33|48|وَلَا تُطِعِ ٱلْكَٰفِرِينَ وَٱلْمُنَٰفِقِينَ وَدَعْ أَذَىٰهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا
3579|33|48|ولا تطع الكفرين والمنفقين ودع اذيهم وتوكل علي الله وكفي بالله وكيلا
48. Ve lâ tutııl kâfirîne vel munâfikîne veda’ezâhum ve tevekkel alâllâh(alâllâhi), ve kefâ billâhi vekîlâ(vekîlen).
Ve itaat etme kâfirlere25 ve münâfıklara26; ve veda et* eziyetlerine onların; ve tevekkül79 et Allah'a karşı; ve kâfi geldi/yetti Allah bir vekîl517 (olarak).
Ahmed Samira: 48 And do not obey the disbelievers and the hypocrites, and leave/desert (forget) their mild harm, and rely/depend on God, and enough/sufficient with God (as) a guardian/ally .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 2 | tutii | itaat etme | تُطِعِ | طوع |
| 3 | l-kafirine | kâfirlere | الْكَافِرِينَ | كفر |
| 4 | velmunafikine | ve münâfıklara | وَالْمُنَافِقِينَ | نفق |
| 5 | ve dea' | ve veda et | وَدَعْ | ودع |
| 6 | ezahum | eziyetlerine onların | أَذَاهُمْ | اذي |
| 7 | ve teve kkel | ve tevekkül et | وَتَوَكَّلْ | وكل |
| 8 | ala | karşı | عَلَى | - |
| 9 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 10 | ve kefa | ve kâfi geldi/yetti | وَكَفَىٰ | كفي |
| 11 | billahi | Allah | بِاللَّهِ | - |
| 12 | vekilen | bir vekil (olarak) | وَكِيلًا | وكل |
Notlar
Not 1: *Terk et/yere bırak eziyetlerini onların.
Ayet 49
3580|33|49|يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا نَكَحْتُمُ ٱلْمُؤْمِنَٰتِ ثُمَّ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِن قَبْلِ أَن تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمْ عَلَيْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍ تَعْتَدُّونَهَا فَمَتِّعُوهُنَّ وَسَرِّحُوهُنَّ سَرَاحًا جَمِيلًا
3580|33|49|يايها الذين امنوا اذا نكحتم المومنت ثم طلقتموهن من قبل ان تمسوهن فما لكم عليهن من عده تعتدونها فمتعوهن وسرحوهن سراحا جميلا
49. Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ nekahtumul mu’minâti summe tallaktumûhunne min kabli en temessûhunne fe mâ lekum aleyhinne min iddetin ta’teddûnehâ, fe mettiûhunne ve serrihûhunne serâhan cemîlâ(cemîlen).
Ey iman47 etmiş kimseler! Nikahladığınız744 zaman müminâtları493; sonra boşadınız onları önceden ki temas edersiniz* onlara; öyle ki olmaz** sizlere onların*** üzerlerine bir iddetten652 (ki) iddetlendirirsiniz652 ona****; öyle ki metalandırın54 onları; ve salın onları uygun bir salış (-la).
Ahmed Samira: 49 You, you those who believed, if you married the believers (F) then you divorced/freed them (F) from before that you touch them (F), so (there is) no term/counting (no waiting period) you count it, so give them alimony, and divorce/release them (F) beautifully divorce/release .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 5 | nekehtumu | nikahladığınız | نَكَحْتُمُ | نكح |
| 6 | l-mu'minati | müminâtları | الْمُؤْمِنَاتِ | امن |
| 7 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 8 | tallektumuhunne | boşadınız onları | طَلَّقْتُمُوهُنَّ | طلق |
| 9 | min | مِنْ | - | |
| 10 | kabli | önceden | قَبْلِ | قبل |
| 11 | en | ki | أَنْ | - |
| 12 | temessuhunne | temas edersiniz onlara | تَمَسُّوهُنَّ | مسس |
| 13 | fema | öyle ki olmaz | فَمَا | - |
| 14 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 15 | aleyhinne | üzerlerine onların | عَلَيْهِنَّ | - |
| 16 | min | مِنْ | - | |
| 17 | iddetin | bir iddetten | عِدَّةٍ | عدد |
| 18 | tea'tedduneha | iddetlendirirsiniz ona | تَعْتَدُّونَهَا | عدد |
| 19 | femettiuhunne | öyle ki metalandırın onları | فَمَتِّعُوهُنَّ | متع |
| 20 | ve serrihuhunne | ve salın onları | وَسَرِّحُوهُنَّ | سرح |
| 21 | serahen | bir salış (-la) | سَرَاحًا | سرح |
| 22 | cemilen | bir uygun | جَمِيلًا | جمل |
Notlar
Not 1: *Nikahlanmaya rağmen temas olmamışsa. **Cinsel bir temas olmamışsa kadınlara iddet süresi beklemesini zorlayamazsınız. İddet beklemeden başka birisiyle evlenebilirler.***Kadınların.****Kadına.
Ayet 50
3581|33|50|يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِىُّ إِنَّآ أَحْلَلْنَا لَكَ أَزْوَٰجَكَ ٱلَّٰتِىٓ ءَاتَيْتَ أُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَمِينُكَ مِمَّآ أَفَآءَ ٱللَّهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّٰتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَٰلَٰتِكَ ٱلَّٰتِى هَاجَرْنَ مَعَكَ وَٱمْرَأَةً مُّؤْمِنَةً إِن وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِىِّ إِنْ أَرَادَ ٱلنَّبِىُّ أَن يَسْتَنكِحَهَا خَالِصَةً لَّكَ مِن دُونِ ٱلْمُؤْمِنِينَ قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ فِىٓ أَزْوَٰجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
3581|33|50|يايها النبي انا احللنا لك ازوجك التي اتيت اجورهن وما ملكت يمينك مما افا الله عليك وبنات عمك وبنات عمتك وبنات خالك وبنات خلتك التي هاجرن معك وامراه مومنه ان وهبت نفسها للنبي ان اراد النبي ان يستنكحها خالصه لك من دون المومنين قد علمنا ما فرضنا عليهم في ازوجهم وما ملكت ايمنهم لكيلا يكون عليك حرج وكان الله غفورا رحيما
50. Yâ eyyuhen nebiyyu innâ ahlelnâ leke ezvâcekelletî âteyte ucûrehunne ve mâ meleket yemînuke mimmâ efâallâhu aleyke ve benâti ammike ve benâti ammâtike ve benâti hâlike ve benâti halâtikellâtî hâcerne meâk(meâke), vemreeten mu’mineten in vehebet nefsehâ lin nebiyyi in erâden nebiyyu en yestenkihahâ hâlisaten leke min dûnil mu’minîn(mu’minîne), kad alimnâ mâ faradnâ aleyhim fî ezvâcihim ve mâ meleket eymânuhum li keylâ yekûne aleyke harac(haracun), ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).
Ey nebi*! Doğrusu helal kıldık734 sana (senin) eşlerini ki ecirlerini** verdiğin kimselerdir; yemininle malik olduğunu (ki) Allah'ın feyz verdiğindendir sana; ve amcanın kızlarını; ve halanın kızlarını; ve dayının kızlarını; ve teyzenin kızlarını (ki) seninle beraber hicret etmiş kimselerdir; ve müminât493 bir kadını ki eğer hibe ettiyse*** kendi nefsini nebiye; eğer arzuladıysa nebi ki nikahlamayı744 onu***; bir halistir/özgüdür sana müminlerin astından****; muhakkak bildik farz497 kıldığımızı üzerlerine onların eşlerinde onların; ve sağ ellerini malik oldukları; olmaması içindir sana bir engel/yasak; ve oldu Allah bir Gafûr20; bir Rahîm2.
Ahmed Samira: 50 You, you the prophet, that We, We permitted/allowed for you your wives/spouses those who you gave their rewards (dowries), and what your right (hand) owned/possessed from what God bestowed upon you, and your paternal uncles’ daughters, and your paternal aunts’ daughters, and your maternal uncles’ daughters, and your maternal aunts’ daughters, who (F) emigrated with you, and a believing woman if she presented herself to the prophet, if the prophet wanted that He marries her, clearly/purely for you from other than the believers, We had known what We had commanded/imposed/stipulated on them in their wives and what their right (hands) owned/possessed, so that strain/blame/sin not be on you, and God was/is forgiving, merciful.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | n-nebiyyu | nebi | النَّبِيُّ | نبا |
| 3 | inna | doğrusu | إِنَّا | - |
| 4 | ehlelna | helal kıldık | أَحْلَلْنَا | حلل |
| 5 | leke | sana | لَكَ | - |
| 6 | ezvaceke | (senin) eşlerini | أَزْوَاجَكَ | زوج |
| 7 | l-lati | kimseler ki | اللَّاتِي | - |
| 8 | ateyte | verdin | اتَيْتَ | اتي |
| 9 | ucurahunne | ecirlerini onların | أُجُورَهُنَّ | اجر |
| 10 | ve ma | وَمَا | - | |
| 11 | meleket | malik olduğunu | مَلَكَتْ | ملك |
| 12 | yeminuke | yemininle | يَمِينُكَ | يمن |
| 13 | mimma | مِمَّا | - | |
| 14 | efa'e | feyz verdiğinden | أَفَاءَ | فيا |
| 15 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 16 | aleyke | sana | عَلَيْكَ | - |
| 17 | ve benati | ve kızlarını | وَبَنَاتِ | بني |
| 18 | ammike | amcanın | عَمِّكَ | عمم |
| 19 | ve benati | ve kızlarını | وَبَنَاتِ | بني |
| 20 | ammatike | halanın | عَمَّاتِكَ | عمم |
| 21 | ve benati | ve kızlarını | وَبَنَاتِ | بني |
| 22 | halike | dayının | خَالِكَ | خول |
| 23 | ve benati | ve kızlarını | وَبَنَاتِ | بني |
| 24 | halatike | teyzenin | خَالَاتِكَ | خول |
| 25 | l-lati | kimseler ki | اللَّاتِي | - |
| 26 | hacerne | hicret ettiler | هَاجَرْنَ | هجر |
| 27 | meake | seninle beraber | مَعَكَ | - |
| 28 | vemraeten | ve bir kadın | وَامْرَأَةً | مرا |
| 29 | mu'mineten | müminât | مُؤْمِنَةً | امن |
| 30 | in | eğer | إِنْ | - |
| 31 | vehebet | hibe ettiyse | وَهَبَتْ | وهب |
| 32 | nefseha | kendi nefsini | نَفْسَهَا | نفس |
| 33 | linnebiyyi | nebiye | لِلنَّبِيِّ | نبا |
| 34 | in | eğer | إِنْ | - |
| 35 | erade | arzuladıysa | أَرَادَ | رود |
| 36 | n-nebiyyu | nebi | النَّبِيُّ | نبا |
| 37 | en | ki | أَنْ | - |
| 38 | yestenkihaha | nikahlamayı onu | يَسْتَنْكِحَهَا | نكح |
| 39 | halisaten | bir halistir | خَالِصَةً | خلص |
| 40 | leke | sana | لَكَ | - |
| 41 | min | مِنْ | - | |
| 42 | duni | astından | دُونِ | دون |
| 43 | l-mu'minine | müminlerin | الْمُؤْمِنِينَ | امن |
| 44 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 45 | alimna | bildik | عَلِمْنَا | علم |
| 46 | ma | مَا | - | |
| 47 | feradna | farz kıldığımızı | فَرَضْنَا | فرض |
| 48 | aleyhim | üzerlerine onların | عَلَيْهِمْ | - |
| 49 | fi | فِي | - | |
| 50 | ezvacihim | eşlerinde onların | أَزْوَاجِهِمْ | زوج |
| 51 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 52 | meleket | malik oldukları | مَلَكَتْ | ملك |
| 53 | eymanuhum | sağ ellerini | أَيْمَانُهُمْ | يمن |
| 54 | likeyla | içindir | لِكَيْلَا | - |
| 55 | yekune | olmaması | يَكُونَ | كون |
| 56 | aleyke | sana | عَلَيْكَ | - |
| 57 | haracun | bir engel/yasak | حَرَجٌ | حرج |
| 58 | ve kane | ve oldu | وَكَانَ | كون |
| 59 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 60 | gafuran | bir Gafûr | غَفُورًا | غفر |
| 61 | rahimen | bir Rahîm | رَحِيمًا | رحم |
Notlar
Not 1: *Resûl Muhammed. **Karşılıklarını, mehirlerini.***Kadın.****Mümin erkeklere verilen hakların daha astından/aşağısından.
Ayet 51
3582|33|51|تُرْجِى مَن تَشَآءُ مِنْهُنَّ وَتُـْٔوِىٓ إِلَيْكَ مَن تَشَآءُ وَمَنِ ٱبْتَغَيْتَ مِمَّنْ عَزَلْتَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكَ ذَٰلِكَ أَدْنَىٰٓ أَن تَقَرَّ أَعْيُنُهُنَّ وَلَا يَحْزَنَّ وَيَرْضَيْنَ بِمَآ ءَاتَيْتَهُنَّ كُلُّهُنَّ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا فِى قُلُوبِكُمْ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَلِيمًا
3582|33|51|ترجي من تشا منهن وتوي اليك من تشا ومن ابتغيت ممن عزلت فلا جناح عليك ذلك ادني ان تقر اعينهن ولا يحزن ويرضين بما اتيتهن كلهن والله يعلم ما في قلوبكم وكان الله عليما حليما
51. Turcî men teşâu minhunne ve tu’vî ileyke men teşâu, ve menibtegayte mimmen azelte fe lâ cunâha aleyk(aleyke), zâlike ednâ en tekarre a’yunuhunne ve lâ yahzenne ve yerdayne bimâ âteytehunne kulluhunn(kulluhunne), vallâhu ya’lemu mâ fî kulûbikum ve kânallâhu alîmen halîmâ.
Bekletirsin/ertelersin* kimini onlardan**, dilediğini; ve sığındırırsın*** kimini kendine, dilediğini; ve bakındığın/aradığın**** kimseyi (ki) kendisini azlettin*****; öyle ki olmaz bir günah üzerine; işte bu daha yakındır****** ki istikrarlı olur gözleri onların ve hüzünlenmezler; ve razı olurlar onların her birine verdiğine; ve Allah bilir kalplerinizdekini; ve oldu Allah bir Alîm8; bir Halîm58.
Ahmed Samira: 51 You delay/postpone whom you will/want from them (F), and you shelter/give refuge (near) to you whom you will/want, and whom you wished/desired from whom you isolated/set aside , so no strain/blame/sin (is) on you, that (is) nearer that their (F) eyes/sights delight/please , and they not be sad/grievous,302and they accept/approve with what you gave them (F), all of them, and God knows what (is) in your hearts/minds , and God was/is knowledgeable, clement .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | turci | bekletirsin/ertelersin | تُرْجِي | رجو |
| 2 | men | kimini | مَنْ | - |
| 3 | teşa'u | dilediği | تَشَاءُ | شيا |
| 4 | minhunne | onlardan | مِنْهُنَّ | - |
| 5 | vetu'vi | ve sığındırırsın | وَتُؤْوِي | اوي |
| 6 | ileyke | kendine | إِلَيْكَ | - |
| 7 | men | kimini | مَنْ | - |
| 8 | teşa'u | dilediğin | تَشَاءُ | شيا |
| 9 | ve meni | ve kimseye | وَمَنِ | - |
| 10 | btegayte | bakındın/arandın | ابْتَغَيْتَ | بغي |
| 11 | mimmen | ondan | مِمَّنْ | - |
| 12 | azelte | azlettin | عَزَلْتَ | عزل |
| 13 | fela | öyle ki olmaz | فَلَا | - |
| 14 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 15 | aleyke | üzerine | عَلَيْكَ | - |
| 16 | zalike | işte budur | ذَٰلِكَ | - |
| 17 | edna | daha yakını | أَدْنَىٰ | دنو |
| 18 | en | ki | أَنْ | - |
| 19 | tekarra | istikrarlı olur | تَقَرَّ | قرر |
| 20 | ea'yunuhunne | gözleri onların | أَعْيُنُهُنَّ | عين |
| 21 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 22 | yehzenne | hüzünlenmezler | يَحْزَنَّ | حزن |
| 23 | ve yerdeyne | ve razı olurlar | وَيَرْضَيْنَ | رضو |
| 24 | bima | بِمَا | - | |
| 25 | ateytehunne | verdiğinle onlara | اتَيْتَهُنَّ | اتي |
| 26 | kulluhunne | her birine | كُلُّهُنَّ | كلل |
| 27 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 28 | yea'lemu | bilir | يَعْلَمُ | علم |
| 29 | ma | olanı | مَا | - |
| 30 | fi | فِي | - | |
| 31 | kulubikum | kalplerinizdekini | قُلُوبِكُمْ | قلب |
| 32 | ve kane | ve ldu | وَكَانَ | كون |
| 33 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 34 | alimen | bir Alîm | عَلِيمًا | علم |
| 35 | halimen | bir Halîm | حَلِيمًا | حلم |
Notlar
Not 1: *Daha sonra da nikahlayabilirsin. **Bir önceki ayette sayılan kadınlardan.***Nikahlayarak evine alırsın, sığındırırsın, barınak/koruma sağlarsın.****Azletmiş olsan da yanında sığındırmak için bakındığın kadın.*****İzole ettiğin, serbest bıraktığın kadın.******Daha idealdir.
Ayet 52
3583|33|52|لَّا يَحِلُّ لَكَ ٱلنِّسَآءُ مِنۢ بَعْدُ وَلَآ أَن تَبَدَّلَ بِهِنَّ مِنْ أَزْوَٰجٍ وَلَوْ أَعْجَبَكَ حُسْنُهُنَّ إِلَّا مَا مَلَكَتْ يَمِينُكَ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ رَّقِيبًا
3583|33|52|لا يحل لك النسا من بعد ولا ان تبدل بهن من ازوج ولو اعجبك حسنهن الا ما ملكت يمينك وكان الله علي كل شي رقيبا
52. Lâ yahıllu leken nisâu min ba’du ve lâ en tebeddele bihinne min ezvâcin ve lev a’cebeke husnuhunne illâ mâ meleket yemînuk(yemînuke), ve kânallâhu alâ kulli şey’in rakîbâ(rakîben).
Helal olmaz sana kadınlar734 sonrasında (bunun); ve ne de ki değiştirmen onları* eşlerden; velev/şayet acayip etkilese de seni güzellikleri**; dışındadır yemininin malik olduğu; ve oldu Allah her bir şey üzerine bir Rakîb484.
Ahmed Samira: 52 The women are not permitted/allowed to you from after, and nor that you exchange/replace with them (F) from wives , and even if their goodness/beauty pleased/marveled you, except what your right (hand) owned/possessed, and God was/is on every thing observing/watching .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | la | لَا | - | |
| 2 | yehillu | helal olmaz | يَحِلُّ | حلل |
| 3 | leke | sana | لَكَ | - |
| 4 | n-nisa'u | kadınlar | النِّسَاءُ | نسو |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | bea'du | sonrasında | بَعْدُ | بعد |
| 7 | ve la | ve ne de | وَلَا | - |
| 8 | en | ki | أَنْ | - |
| 9 | tebeddele | değiştirmen | تَبَدَّلَ | بدل |
| 10 | bihinne | onları | بِهِنَّ | - |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | ezvacin | eşlerden | أَزْوَاجٍ | زوج |
| 13 | velev | velev/şayet | وَلَوْ | - |
| 14 | ea'cebeke | acayip etkilese de seni | أَعْجَبَكَ | عجب |
| 15 | husnuhunne | güzellikleri | حُسْنُهُنَّ | حسن |
| 16 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 17 | ma | مَا | - | |
| 18 | meleket | malik olduğu | مَلَكَتْ | ملك |
| 19 | yeminuke | yemininin | يَمِينُكَ | يمن |
| 20 | ve kane | ve oldu | وَكَانَ | كون |
| 21 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 22 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 23 | kulli | her | كُلِّ | كلل |
| 24 | şey'in | bir şey | شَيْءٍ | شيا |
| 25 | rakiben | bir Rakîb | رَقِيبًا | رقب |
Notlar
Not 1: *Kadınları.**Daha önceki ayetlerde sayılan kadınlar dışındaki kadınlar.
Ayet 53
3584|33|53|يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَدْخُلُوا۟ بُيُوتَ ٱلنَّبِىِّ إِلَّآ أَن يُؤْذَنَ لَكُمْ إِلَىٰ طَعَامٍ غَيْرَ نَٰظِرِينَ إِنَىٰهُ وَلَٰكِنْ إِذَا دُعِيتُمْ فَٱدْخُلُوا۟ فَإِذَا طَعِمْتُمْ فَٱنتَشِرُوا۟ وَلَا مُسْتَـْٔنِسِينَ لِحَدِيثٍ إِنَّ ذَٰلِكُمْ كَانَ يُؤْذِى ٱلنَّبِىَّ فَيَسْتَحْىِۦ مِنكُمْ وَٱللَّهُ لَا يَسْتَحْىِۦ مِنَ ٱلْحَقِّ وَإِذَا سَأَلْتُمُوهُنَّ مَتَٰعًا فَسْـَٔلُوهُنَّ مِن وَرَآءِ حِجَابٍ ذَٰلِكُمْ أَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ أَن تُؤْذُوا۟ رَسُولَ ٱللَّهِ وَلَآ أَن تَنكِحُوٓا۟ أَزْوَٰجَهُۥ مِنۢ بَعْدِهِۦٓ أَبَدًا إِنَّ ذَٰلِكُمْ كَانَ عِندَ ٱللَّهِ عَظِيمًا
3584|33|53|يايها الذين امنوا لا تدخلوا بيوت النبي الا ان يوذن لكم الي طعام غير نظرين انيه ولكن اذا دعيتم فادخلوا فاذا طعمتم فانتشروا ولا مستنسين لحديث ان ذلكم كان يوذي النبي فيستحي منكم والله لا يستحي من الحق واذا سالتموهن متعا فسلوهن من ورا حجاب ذلكم اطهر لقلوبكم وقلوبهن وما كان لكم ان توذوا رسول الله ولا ان تنكحوا ازوجه من بعده ابدا ان ذلكم كان عند الله عظيما
53. Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tedhulû buyûten nebiyyi illâ en yu’zene lekum ilâ taâmin gayre nâzırîne inâhu ve lâkin izâ duîtum fedhulû fe izâ taimtum fenteşirû ve lâ muste’nisîne li hadîs(hadîsin), inne zâlikum kâne yu’zîn nebiyye fe yestahyî minkum vallâhu lâ yestahyî minel hakk(hakkı), ve izâ seeltumûhunne metâan fes’elûhunne min verâi hıcâb(hıcâbin), zâlikum atharu li kulûbikum ve kulûbihinn(kulûbihinne), ve mâ kâne lekum en tu’zû resûlallâhi ve lâ en tenkihû ezvâcehu min ba’dihî ebedâ(ebeden), inne zâlikum kâne indallâhi azîmâ(azîmen).
Ey iman47 etmiş kimseler! Girmeyin728 nebinin* evlerine dışında ki izin verilir sizlere bir yemeğe doğru; olmaksızın bakanlar/gözetleyenler vaktini onun**; velakin/fakat davet edildiğiniz zaman öyle ki girin; öyle ki yediğiniz zaman öyle ki dağılın; ve aranmayın/bakınmayın hadise/söze; doğrusu işte sizlersiniz; oldu (bu ki) eziyet eder nebiye; öyle ki hayâ hisseder sizlerden; ve (oysa) Allah hayâ hissetmez haktan/gerçekten; ve sual ettiğiniz/sorduğunuz zaman bir meta54; öyle ki sual edin/sorun onlara*** bir engel/yasak arkasından; işte sizlersiniz; daha temizdir kalpleriniz için ve onların kalplerine; ve olmuş değildir sizlere ki eziyet edersiniz Allah'ın resûlüne; ve olmaz ki nikahlarsınız744 eşlerini onun kendisinden sonra ebediyen; doğrusu işte sizlersiniz; oldu (bu) Allah indinde/katında bir büyük.
Ahmed Samira: 53 You, you those who believed, do not enter the prophet’s houses/homes except that (it) be permitted/allowed to you, not waiting to (for) feeding/food at it, and but if you were called/invited so enter, so if you ate so spread out (disperse), and not perceiving/seeing (expecting) to an information/speech (conversation), that, that was harming mildly the prophet, so he feels ashamed/shy from you, and God does not shame from the truth , and if you asked them (F) (for) belongings/effects/goods, so ask them (F) from behind/beyond a divider/partition , that is purer to your hearts/minds and their (F) hearts/minds , and (it) was not for you that you harm mildly God’s messenger, and nor that you marry his wives from after him ever (E), that truly that was at God great .
Notlar
Not 1: *Resûl Muhammed.**Yemeğin.***Nebinin eşlerine.
Ayet 54
3585|33|54|إِن تُبْدُوا۟ شَيْـًٔا أَوْ تُخْفُوهُ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمًا
3585|33|54|ان تبدوا شيا او تخفوه فان الله كان بكل شي عليما
54. İn tubdû şey’en ev tuhfûhu fe innallâhe kâne bi kulli şey’in alîmâ.
Eğer açığa çıkarırsanız bir şeyi ya da hafiyelik* ederseniz ona; öyle ki doğrusu Allah oldu her bir şeye bir Alîm8.
Ahmed Samira: 54 If you show a thing or you hide it, so then God was with every thing knowledgeable.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | in | eğer | إِنْ | - |
| 2 | tubdu | açığa çıkarırsanız | تُبْدُوا | بدو |
| 3 | şey'en | bir şeyi | شَيْئًا | شيا |
| 4 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 5 | tuhfuhu | hafiyelik ederseniz ona | تُخْفُوهُ | خفي |
| 6 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 7 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 8 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 9 | bikulli | herbir | بِكُلِّ | كلل |
| 10 | şey'in | bir şeyi | شَيْءٍ | شيا |
| 11 | alimen | bir Alım | عَلِيمًا | علم |
Notlar
Not 1: *Gizlerseniz.
Ayet 55
3586|33|55|لَّا جُنَاحَ عَلَيْهِنَّ فِىٓ ءَابَآئِهِنَّ وَلَآ أَبْنَآئِهِنَّ وَلَآ إِخْوَٰنِهِنَّ وَلَآ أَبْنَآءِ إِخْوَٰنِهِنَّ وَلَآ أَبْنَآءِ أَخَوَٰتِهِنَّ وَلَا نِسَآئِهِنَّ وَلَا مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُنَّ وَٱتَّقِينَ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدًا
3586|33|55|لا جناح عليهن في ابايهن ولا ابنايهن ولا اخونهن ولا ابنا اخونهن ولا ابنا اخوتهن ولا نسايهن ولا ما ملكت ايمنهن واتقين الله ان الله كان علي كل شي شهيدا
55. Lâ cunâha aleyhinne fî âbâihinne ve lâ ebnâihinne ve lâ ihvânihinne ve lâ ebnâi ihvânihinne ve lâ ebnâi ehavâtihinne ve lâ nisâihinne ve lâ mâ meleket eymânuhun(eymânuhunne), vettekînallâh(vettekînallâhe), innallâhe kâne alâ kulli şey’in şehîdâ(şehîden).
Olmaz bir günah onlara* babalarında ve ne de oğullarında; ve ne de kardeşlerinde; ve ne de (erkek) kardeşlerinin oğullarında; ve ne de (kız) kardeşlerinin oğullarında; ve ne de kadınlarında**; ve ne de sağ ellerinin malik olduklarında; ve takvalı21 olun Allah’a; doğrusu Allah oldu her bir şey üzerine bir Şehîd499.
Ahmed Samira: 55 No offense/guilt/sin (is) on them in their (F) fathers, and nor their (F) sons, and nor their (F) brothers, and nor their (F) brother’s sons, and nor their sisters’ (F) sons, and nor their women (F), and nor what their (F) rights (hands) owned/possessed, and fear and obey God, that truly God was/is on every thing a witness/testifier .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | la | olmaz | لَا | - |
| 2 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 3 | aleyhinne | onlara | عَلَيْهِنَّ | - |
| 4 | fi | فِي | - | |
| 5 | abaihinne | babalarında | ابَائِهِنَّ | ابو |
| 6 | ve la | ve ve de | وَلَا | - |
| 7 | ebnaihinne | oğullarında | أَبْنَائِهِنَّ | بني |
| 8 | ve la | ve ne de | وَلَا | - |
| 9 | ihvanihinne | kardeşlerinde | إِخْوَانِهِنَّ | اخو |
| 10 | ve la | ve ne de | وَلَا | - |
| 11 | ebna'i | oğullarında | أَبْنَاءِ | بني |
| 12 | ihvanihinne | kardeşlerinin | إِخْوَانِهِنَّ | اخو |
| 13 | ve la | ve ne de | وَلَا | - |
| 14 | ebna'i | oğulları | أَبْنَاءِ | بني |
| 15 | ehavatihinne | kızkardeşlerinin | أَخَوَاتِهِنَّ | اخو |
| 16 | ve la | ve ne de | وَلَا | - |
| 17 | nisaihinne | kadınlarında | نِسَائِهِنَّ | نسو |
| 18 | ve la | ve ne de | وَلَا | - |
| 19 | ma | مَا | - | |
| 20 | meleket | malik oldukları | مَلَكَتْ | ملك |
| 21 | eymanuhunne | sağ ellerinin | أَيْمَانُهُنَّ | يمن |
| 22 | vettekine | ve takvalı olun | وَاتَّقِينَ | وقي |
| 23 | llahe | Allah’a | اللَّهَ | - |
| 24 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 25 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 26 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 27 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 28 | kulli | herbir | كُلِّ | كلل |
| 29 | şey'in | bir şey | شَيْءٍ | شيا |
| 30 | şehiden | bir Şehîd | شَهِيدًا | شهد |
Notlar
Not 1: *Nebi Muhammed'in eşlerinde. Emir nebinin eşlerinedir. Ayette sayılan kimseler nebinin evlerine geldiklerinde nebinin eşleri bu gelen kimselerde bir yasak/perde arkasından konuşmak zorunda kalmazlar. Ayet diğer kadınlarla ilgili değildir. Tüm kadınları bağlayacak olan bir emir olmuş olsaydı Yüce Rabbimiz Kur'an'ın birçok yerinde olduğu gibi "Ey mümin kadınlar...", ya da "Mümin kadınlara söyle..." şeklinde gelirdi. **İletişime geçtikleri kadınlar.
Ayet 56
3587|33|56|إِنَّ ٱللَّهَ وَمَلَٰٓئِكَتَهُۥ يُصَلُّونَ عَلَى ٱلنَّبِىِّ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ صَلُّوا۟ عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا۟ تَسْلِيمًا
3587|33|56|ان الله ومليكته يصلون علي النبي يايها الذين امنوا صلوا عليه وسلموا تسليما
56. İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ(teslîmen).
Doğrusu Allah ve melekleri48 salât22 ederler nebiye132; ey iman47 etmiş kimseler! Salât83 edin ona*; ve teslim olun bir teslim (-le).
Ahmed Samira: 56 That truly God and His angels bless and compliment on the prophet. You, you those who believed, pray and call for God’s blessing on him (the prophet) and great greetings.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 3 | ve melaiketehu | ve melekleri onun | وَمَلَائِكَتَهُ | ملك |
| 4 | yusallune | salla ederler | يُصَلُّونَ | صلو |
| 5 | ala | عَلَى | - | |
| 6 | n-nebiyyi | nebiye/peygambere | النَّبِيِّ | نبا |
| 7 | ya eyyuha | ey | يَاأَيُّهَا | - |
| 8 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 9 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 10 | sallu | salla edin | صَلُّوا | صلو |
| 11 | aleyhi | ona | عَلَيْهِ | - |
| 12 | ve sellimu | ve teslim olun | وَسَلِّمُوا | سلم |
| 13 | teslimen | bir teslim (-le) | تَسْلِيمًا | سلم |
Notlar
Not 1: *Nebiye.
Ayet 57
3588|33|57|إِنَّ ٱلَّذِينَ يُؤْذُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ وَأَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا مُّهِينًا
3588|33|57|ان الذين يوذون الله ورسوله لعنهم الله في الدنيا والاخره واعد لهم عذابا مهينا
57. İnnellezîne yu’zûnallâhe ve resûlehu leanehumullâhu fîd dunyâ vel âhıreti ve eadde lehum azâben muhînâ(muhînen).
Doğrusu kimseler (ki) eziyet729 ettiler Allah ve resûlüne; mutlak lanet280 etti onlara Allah dünyada ve ahirette; ve hazırladı (Allah) onlara yıpratan/çöktüren bir azap.
Ahmed Samira: 57 That truly those who harm mildly God and His messengers, God cursed/humiliated them in the present world, and the end (other life), and He prepared for them a disgracing/degrading torture.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | yu'zune | eziyet ettiler | يُؤْذُونَ | اذي |
| 4 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 5 | ve rasulehu | ve resûlüne O’nun | وَرَسُولَهُ | رسل |
| 6 | leanehumu | mutlak lanet etti onlara | لَعَنَهُمُ | لعن |
| 7 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 8 | fi | فِي | - | |
| 9 | d-dunya | dünyada | الدُّنْيَا | دنو |
| 10 | vel'ahirati | ve ahirette | وَالْاخِرَةِ | اخر |
| 11 | ve eadde | ve hazırladı (Allah) | وَأَعَدَّ | عدد |
| 12 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 13 | azaben | bir azap | عَذَابًا | عذب |
| 14 | muhinen | yıpratan/çöktüren | مُهِينًا | هون |
Ayet 58
3589|33|58|وَٱلَّذِينَ يُؤْذُونَ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ بِغَيْرِ مَا ٱكْتَسَبُوا۟ فَقَدِ ٱحْتَمَلُوا۟ بُهْتَٰنًا وَإِثْمًا مُّبِينًا
3589|33|58|والذين يوذون المومنين والمومنت بغير ما اكتسبوا فقد احتملوا بهتنا واثما مبينا
58. Vellezîne yu’zûnel mu’minîne vel mu’minâti bi gayri mektesebû fe kadihtemelû buhtânen ve ismen mubînâ(mubînen).
Ve kimselerdir (ki) eziyet ederler müminlere27 ve müminâtlara493 olmaksızın (onların) kazandıklarıyla; öyle ki muhakkak yüklendiler bir yalan itham/suçlama/iddianame; ve apaçık bir günah.
Ahmed Samira: 58 And those who harm mildly/harm the believers (M) and the believers (F) without what they earned/acquired (unjustly) , so they had endured/burdened falsehood/slander , and a clear/evident sin/crime.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vellezine | ve kimseler (ki) | وَالَّذِينَ | - |
| 2 | yu'zune | eziyet ederler | يُؤْذُونَ | اذي |
| 3 | l-mu'minine | müminlere | الْمُؤْمِنِينَ | امن |
| 4 | velmu'minati | ve müminâtlara | وَالْمُؤْمِنَاتِ | امن |
| 5 | bigayri | olmaksızın | بِغَيْرِ | غير |
| 6 | ma | مَا | - | |
| 7 | ktesebu | kazandıklarıyla | اكْتَسَبُوا | كسب |
| 8 | fekadi | öyle ki muhakkak | فَقَدِ | - |
| 9 | htemelu | yüklendiler | احْتَمَلُوا | حمل |
| 10 | buhtanen | bir yalan itham/suçlama/iddianame | بُهْتَانًا | بهت |
| 11 | ve ismen | ve bir günah | وَإِثْمًا | اثم |
| 12 | mubinen | apaçık | مُبِينًا | بين |
Ayet 59
3590|33|59|يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِىُّ قُل لِّأَزْوَٰجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَآءِ ٱلْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَٰبِيبِهِنَّ ذَٰلِكَ أَدْنَىٰٓ أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
3590|33|59|يايها النبي قل لازوجك وبناتك ونسا المومنين يدنين عليهن من جلبيبهن ذلك ادني ان يعرفن فلا يوذين وكان الله غفورا رحيما
59. Yâ eyyuhen nebîyyu kul li ezvâcike ve benâtike ve nisâil mu’minîne yudnîne aleyhinne min celâbîbihinn(celâbîbihinne), zâlike ednâ en yu’refne fe lâ yu’zeyn(yu’zeyne) ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).
Ey nebi*! Eşlerine; ve kızlarına; ve müminlerin kadınlarına de ki yakınlaştırsınlar üstlerine cilbablarından730; işte bu daha yakındır ki arif** olunurlar; öyle ki eziyet*** edilmezler; ve oldu Allah bir Gafûr20; bir Rahîm2.
Ahmed Samira: 59 You, you the prophet, say to your wives and your daughters and the believers’ women they (F) near (lengthen) on them from their shirts/gowns/wide dresses, that (is) nearer that (E) they (F) be known (better than being identified), so they (F) do not be harmed mildly/harmed, and God was/is forgiving, merciful.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | n-nebiyyu | nebi | النَّبِيُّ | نبا |
| 3 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 4 | liezvacike | eşlerine | لِأَزْوَاجِكَ | زوج |
| 5 | ve benatike | ve kızlarına | وَبَنَاتِكَ | بني |
| 6 | ve nisa'i | ve kadınlarına | وَنِسَاءِ | نسو |
| 7 | l-mu'minine | müminlerin | الْمُؤْمِنِينَ | امن |
| 8 | yudnine | yakınlaştırsınlar | يُدْنِينَ | دنو |
| 9 | aleyhinne | üstlerine | عَلَيْهِنَّ | - |
| 10 | min | مِنْ | - | |
| 11 | celabibihinne | cilbablarından | جَلَابِيبِهِنَّ | جلب |
| 12 | zalike | işte budur | ذَٰلِكَ | - |
| 13 | edna | daha yakındır | أَدْنَىٰ | دنو |
| 14 | en | ki | أَنْ | - |
| 15 | yua'rafne | arif olunurlar | يُعْرَفْنَ | عرف |
| 16 | fe la | öyle ki | فَلَا | - |
| 17 | yu'zeyne | eziyet edilmezler | يُؤْذَيْنَ | اذي |
| 18 | ve kane | ve oldu | وَكَانَ | كون |
| 19 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 20 | gafuran | bir Gafûr | غَفُورًا | غفر |
| 21 | rahimen | bir Rahîm | رَحِيمًا | رحم |
Notlar
Not 1: *Nebi Muhammed.**Bilinirler. Cilbabları görenler onların mümin kadınlardan olduğunu anlarlar. Cilbabın görevi kadını örtme değil onların tanınır olmaları içindir.***Tacize maruz kalmazlar.
Ayet 60
3591|33|60|لَّئِن لَّمْ يَنتَهِ ٱلْمُنَٰفِقُونَ وَٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْمُرْجِفُونَ فِى ٱلْمَدِينَةِ لَنُغْرِيَنَّكَ بِهِمْ ثُمَّ لَا يُجَاوِرُونَكَ فِيهَآ إِلَّا قَلِيلًا
3591|33|60|لين لم ينته المنفقون والذين في قلوبهم مرض والمرجفون في المدينه لنغرينك بهم ثم لا يجاورونك فيها الا قليلا
60. Le in lem yentehil munâfikûne vellezîne fî kulûbihim maradun vel murcifûne fîl medîneti le nugriyenneke bihim summe lâ yucâvirûneke fîhâ illâ kalîlâ(kalîlen).
Mutlak ki eğer asla menetmezse münâfıklar26 ve kimseler (ki) kalplerindedir bir maraz175; ve yalan dedikodular yayanlar şehirde; mutlak zamk gibi yapıştırırız seni onlarla; sonra bitişik/yapışık kalamazlar sana orada biraz dışında.
Ahmed Samira: 60 If (E) the hypocrites and those whom in their hearts/minds (is) sickness/disease and the spreaders of agitating rumors and bad news to provoke people in the city/town do not end/stop , We will urge/attract (influence) you (to get rid of) with them, then they do not become a neighbor to you in it except a few .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | lein | mutlak ki eğer | لَئِنْ | - |
| 2 | lem | asla | لَمْ | - |
| 3 | yentehi | menetmezse | يَنْتَهِ | نهي |
| 4 | l-munafikune | münafıklar | الْمُنَافِقُونَ | نفق |
| 5 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 6 | fi | فِي | - | |
| 7 | kulubihim | kalplerindedir | قُلُوبِهِمْ | قلب |
| 8 | meradun | bir maraz | مَرَضٌ | مرض |
| 9 | velmurcifune | ve yalan dedikodular yayanlar | وَالْمُرْجِفُونَ | رجف |
| 10 | fi | فِي | - | |
| 11 | l-medineti | şehirde | الْمَدِينَةِ | مدن |
| 12 | lenugriyenneke | mutlak zamk gibi yapıştırırız seni | لَنُغْرِيَنَّكَ | غرو |
| 13 | bihim | onlarla | بِهِمْ | - |
| 14 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 15 | la | لَا | - | |
| 16 | yucaviruneke | bitişik/yapışık kalamazlar sana | يُجَاوِرُونَكَ | جور |
| 17 | fiha | orada | فِيهَا | - |
| 18 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 19 | kalilen | biraz | قَلِيلًا | قلل |
Ayet 61
3592|33|61|مَّلْعُونِينَ أَيْنَمَا ثُقِفُوٓا۟ أُخِذُوا۟ وَقُتِّلُوا۟ تَقْتِيلًا
3592|33|61|ملعونين اينما ثقفوا اخذوا وقتلوا تقتيلا
61. Mel’ûnîn(mel’ûnîne), eyne mâ sukıfû uhızû ve kuttılû taktîlâ(taktîlen).
Lanetlemişlerdir280; her nerede (-yseler) bulunurlar; alınırlar*; ve katledilirler35 bir katletme35 (-yle).
Ahmed Samira: 61 Cursed/humiliated wherever they were defeated/caught up with , they were taken/punished ,and they were killed killingly.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | mel'unine | lanetlemişlerdir | مَلْعُونِينَ | لعن |
| 2 | eynema | her nerede | أَيْنَمَا | - |
| 3 | sukifu | bulunurlar | ثُقِفُوا | ثقف |
| 4 | uhizu | alınırlar | أُخِذُوا | اخذ |
| 5 | ve kuttilu | ve katledilirler | وَقُتِّلُوا | قتل |
| 6 | tektilen | bir katletme (-yle) | تَقْتِيلًا | قتل |
Notlar
Not 1: *Tutuklamak anlamında değildir. Tutuklamak kelimesi sabitlemek kelimesiyle işaret edilir. Burada anlam ele almak, elde etmek, kuşatmak anlamındadır.
Ayet 62
3593|33|62|سُنَّةَ ٱللَّهِ فِى ٱلَّذِينَ خَلَوْا۟ مِن قَبْلُ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ ٱللَّهِ تَبْدِيلًا
3593|33|62|سنه الله في الذين خلوا من قبل ولن تجد لسنه الله تبديلا
62. Sunnetallâhi fîllezîne halev min kabl(kablu), ve len tecide li sunnetillâhi tebdîlâ(tebdîlen).
Sünnetidir707 Allah'ın kimselerdeki (ki) gelip geçtiler önceden; ve asla bulmazsın Allah'ın sünneti707 için bir değişim/bedel.
Ahmed Samira: 62 God’s way/manner in those who past/expired from before, and you will never/not find to God’s way/manner (an) exchange/replacement .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | sunnete | sünneti | سُنَّةَ | سنن |
| 2 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | ellezine | kimselerde | الَّذِينَ | - |
| 5 | halev | gelip geçtiler | خَلَوْا | خلو |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | kablu | önceden | قَبْلُ | قبل |
| 8 | velen | ve asla | وَلَنْ | - |
| 9 | tecide | bulmazsın | تَجِدَ | وجد |
| 10 | lisunneti | sünneti için | لِسُنَّةِ | سنن |
| 11 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 12 | tebdilen | bir değişim | تَبْدِيلًا | بدل |
Ayet 63
3594|33|63|يَسْـَٔلُكَ ٱلنَّاسُ عَنِ ٱلسَّاعَةِ قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ ٱللَّهِ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ ٱلسَّاعَةَ تَكُونُ قَرِيبًا
3594|33|63|يسلك الناس عن الساعه قل انما علمها عند الله وما يدريك لعل الساعه تكون قريبا
63. Yes’eluken nâsu anis sâah(sâati), kul innemâ ilmuhâ indallâh(indallâhi), ve mâ yudrîke lealles sâate tekûnu karîbâ(karîben).
Sual ederler/sorarlar sana insanlar sâatten470; de ki: "Ancak ki ilmi onun* indindedir/katındadır Allah'ın"; ve ne idrak657 ettirir sana? Belki de sâat470 olur bir yakın."
Ahmed Samira: 63 The people ask/question you about the Hour/Resurrection , say: "Truly its knowledge (is) at God, and what informs you maybe/perhaps the Hour/Resurrection be near/close."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yeseluke | sual ederler/sorarlar sana | يَسْأَلُكَ | سال |
| 2 | n-nasu | insanlar | النَّاسُ | نوس |
| 3 | ani | عَنِ | - | |
| 4 | s-saati | saatten | السَّاعَةِ | سوع |
| 5 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 6 | innema | ancak | إِنَّمَا | - |
| 7 | ilmuha | ilmi onun | عِلْمُهَا | علم |
| 8 | inde | indindedir/katındarı | عِنْدَ | عند |
| 9 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 10 | ve ma | ve ne | وَمَا | - |
| 11 | yudrike | idrak ettirir sana | يُدْرِيكَ | دري |
| 12 | lealle | belki | لَعَلَّ | - |
| 13 | s-saate | saat | السَّاعَةَ | سوع |
| 14 | tekunu | olur | تَكُونُ | كون |
| 15 | kariben | bir yakın | قَرِيبًا | قرب |
Notlar
Not 1: *Saatin.
Ayet 64
3595|33|64|إِنَّ ٱللَّهَ لَعَنَ ٱلْكَٰفِرِينَ وَأَعَدَّ لَهُمْ سَعِيرًا
3595|33|64|ان الله لعن الكفرين واعد لهم سعيرا
64. İnnallâhe leanel kâfirîne ve eadde lehum saîrâ(saîren).
Doğrusu Allah lanet280 etti kâfirlere25; ve hazırladı onlara* bir seîr809.
Ahmed Samira: 64 That truly God cursed/humiliated the disbelievers, and He prepared for them blazing/inflaming (fire).303
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 3 | leane | lanet etti | لَعَنَ | لعن |
| 4 | l-kafirine | kâfirlere | الْكَافِرِينَ | كفر |
| 5 | ve eadde | ve hazırladı | وَأَعَدَّ | عدد |
| 6 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 7 | seiyran | çılgın bir alev | سَعِيرًا | سعر |
Notlar
Not 1: *Kâfirlere.
Ayet 65
3596|33|65|خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا لَّا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا
3596|33|65|خلدين فيها ابدا لا يجدون وليا ولا نصيرا
65. Hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), lâ yecidûne veliyyen ve lâ nasîrâ(nasîren).
Ölümsüzlerdir185 orada* ebediyen; bulamazlar bir veli28; ve ne de bir yardım eden.
Ahmed Samira: 65 Immortally/eternally in it (for) ever (E), they do not find a guardian/ally , and nor a victorior/savior.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | halidine | ölümsüzlerdir | خَالِدِينَ | خلد |
| 2 | fiha | orada | فِيهَا | - |
| 3 | ebeden | ebediyen | أَبَدًا | ابد |
| 4 | la | لَا | - | |
| 5 | yecidune | bulamazlar | يَجِدُونَ | وجد |
| 6 | veliyyen | bir veli | وَلِيًّا | ولي |
| 7 | ve la | ve ne de | وَلَا | - |
| 8 | nesiran | bir yardım eden | نَصِيرًا | نصر |
Notlar
Not 1: *Cehennemde.
Ayet 66
3597|33|66|يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِى ٱلنَّارِ يَقُولُونَ يَٰلَيْتَنَآ أَطَعْنَا ٱللَّهَ وَأَطَعْنَا ٱلرَّسُولَا۠
3597|33|66|يوم تقلب وجوههم في النار يقولون يليتنا اطعنا الله واطعنا الرسولا
66. Yevme tukallebu vucûhuhum fîn nâri yekûlûne yâ leytenâ eta’nâllâhe ve eta’ner resûlâ(resûlen).
Gündür (ki) çevrilir yüzleri onların ateşte834; derler: "Ey! Keşke bizler itaat etseydik Allah'a; ve itaat76 etseydik resûle418."
Ahmed Samira: 66 A day/time their faces/fronts will be turned over in the fire , they say: "Oh if only we obeyed God and we obeyed the messenger/two messengers ?"
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yevme | gündür | يَوْمَ | يوم |
| 2 | tukallebu | çevrilir | تُقَلَّبُ | قلب |
| 3 | vucuhuhum | yüzleri onların | وُجُوهُهُمْ | وجه |
| 4 | fi | فِي | - | |
| 5 | n-nari | ateşte | النَّارِ | نور |
| 6 | yekulune | derler | يَقُولُونَ | قول |
| 7 | ya leytena | ey keşke bizler | يَا لَيْتَنَا | - |
| 8 | etaa'na | itaat etseydik | أَطَعْنَا | طوع |
| 9 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 10 | ve etaa'na | ve itaat etseydik | وَأَطَعْنَا | طوع |
| 11 | r-rasula | resûle | الرَّسُولَا | رسل |
Notlar
Not 1:
Ayet 67
3598|33|67|وَقَالُوا۟ رَبَّنَآ إِنَّآ أَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَآءَنَا فَأَضَلُّونَا ٱلسَّبِيلَا۠
3598|33|67|وقالوا ربنا انا اطعنا سادتنا وكبرانا فاضلونا السبيلا
67. Ve kâlû rabbenâ innâ ata’nâ sâdetenâ ve kuberâenâ fe edallûnes sebîl(sebîlâ).
Ve dediler: "Rabbimiz4! Doğrusu bizler itaat ettik sâdatlarımıza731; ve büyüklerimize*; öyle ki dalalete düşürdüler bizleri (sapkın) yola**"
Ahmed Samira: 67 And they said: "Our Lord, that we obeyed our masters/rulers , and our bigger ones/oldest so they misguided us (from) the two ways/paths/way/path ."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kalu | ve dediler | وَقَالُوا | قول |
| 2 | rabbena | rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 3 | inna | doğrusu bizler | إِنَّا | - |
| 4 | etaa'na | itaat ettik | أَطَعْنَا | طوع |
| 5 | sadetena | sâdatlarımıza | سَادَتَنَا | سود |
| 6 | ve kubera'ena | ve büyüklerimize | وَكُبَرَاءَنَا | كبر |
| 7 | fe edelluna | öyle ki dalalete düşürdürler | فَأَضَلُّونَا | ضلل |
| 8 | s-sebila | yola | السَّبِيلَا | سبل |
Notlar
Not 1: *Önceki nesil olan, büyük saygı duyulan kimseler. Atalar ve babalar dinine itaat etmek. **Şeytânın sapkın yoluna.
Ayet 68
3599|33|68|رَبَّنَآ ءَاتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ ٱلْعَذَابِ وَٱلْعَنْهُمْ لَعْنًا كَبِيرًا
3599|33|68|ربنا اتهم ضعفين من العذاب والعنهم لعنا كبيرا
68. Rabbenâ âtihim dı’feyni minel azâbi vel anhum la’nen kebîrâ(kebîren).
Rabbimiz4! Ver onlara azaptan iki kat; ve lanet et onlara büyük bir lanet (-le).
Ahmed Samira: 68 Our Lord give/bring them two doubles from the torture, and curse/humiliate them a great ,curse/humiliation .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | rabbena | Rabbimiz! | رَبَّنَا | ربب |
| 2 | atihim | ver onlara | اتِهِمْ | اتي |
| 3 | dia'feyni | iki kat | ضِعْفَيْنِ | ضعف |
| 4 | mine | مِنَ | - | |
| 5 | l-azabi | azaptan | الْعَذَابِ | عذب |
| 6 | vel'anhum | ve lanet et onlara | وَالْعَنْهُمْ | لعن |
| 7 | lea'nen | bir lanetle | لَعْنًا | لعن |
| 8 | kebiran | büyük | كَبِيرًا | كبر |
Ayet 69
3600|33|69|يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ ءَاذَوْا۟ مُوسَىٰ فَبَرَّأَهُ ٱللَّهُ مِمَّا قَالُوا۟ وَكَانَ عِندَ ٱللَّهِ وَجِيهًا
3600|33|69|يايها الذين امنوا لا تكونوا كالذين اذوا موسي فبراه الله مما قالوا وكان عند الله وجيها
69. Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tekûnû kellezîne âzev mûsâ fe berreehullâhu mimmâ kâlû, ve kâne indallâhi vecîhâ(vecîhen).
Ey iman47 etmiş kimseler! Olmayın kimseler gibi (ki) eziyet ettiler Mûsâ'ya; öyle ki beraat* ettirdi onu** Allah dediklerinden onların; ve oldu (Mûsâ) Allah’ın indinde/katında bir ayrıcalıklı.
Ahmed Samira: 69 You, you those who believed, do not be as those who harmed mildly/harmed Moses, so God acquitted/cured him, from what they said, and he was at God noble.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | la | لَا | - | |
| 5 | tekunu | olmayın | تَكُونُوا | كون |
| 6 | kallezine | kimseler gibi | كَالَّذِينَ | - |
| 7 | azev | eziyet ettiler | اذَوْا | اذي |
| 8 | musa | Musa'ya | مُوسَىٰ | - |
| 9 | feberraehu | öyle ki beraat ettirdi onu | فَبَرَّأَهُ | برا |
| 10 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 11 | mimma | مِمَّا | - | |
| 12 | kalu | dediklerinden onların | قَالُوا | قول |
| 13 | ve kane | ve oldu (Mûsâ) | وَكَانَ | كون |
| 14 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 15 | llahi | Allah’ın | اللَّهِ | - |
| 16 | vecihen | bir ayrıcalıklı | وَجِيهًا | وجه |
Notlar
Not 1: *Özgürleştirdi, serbestleştirdi.**Mûsâ'yı.
Ayet 70
3601|33|70|يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَقُولُوا۟ قَوْلًا سَدِيدًا
3601|33|70|يايها الذين امنوا اتقوا الله وقولوا قولا سديدا
70. Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe ve kûlû kavlen sedîdâ(sedîden).
Ey iman47 etmiş kimseler; takvalı21 olun Allah’a; ve deyin/söyleyin sedîd732 bir söylem.
Ahmed Samira: 70 You, you those who believed, fear and obey God and say an accurate/truthful saying/word and opinion .
Ayet 71
3602|33|71|يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَٰلَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظِيمًا
3602|33|71|يصلح لكم اعملكم ويغفر لكم ذنوبكم ومن يطع الله ورسوله فقد فاز فوزا عظيما
71. Yuslıh lekum a’mâlekum ve yagfir lekum zunûbekum, ve men yutıillâhe ve resûlehu fe kad fâze fevzen azîmâ(azîmen).
Islah316 etsin sizlere yaptıklarınızı; ve mağfiret319 etsin sizlere yanlışlarınızı/suçlarınızı/günahlarınızı; ve kim itaat700 eder Allah'a ve resûlüne734; öyle ki muhakkak başardı (o) büyük bir başarı.
Ahmed Samira: 71 He corrects/repairs for you your deeds, and He forgives for you your crimes, and who obeys God and His messenger, so he had triumphed/succeeded a great triumph/success .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yuslih | ıslah etsin | يُصْلِحْ | صلح |
| 2 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 3 | ea'malekum | yaptıklarınızı | أَعْمَالَكُمْ | عمل |
| 4 | ve yegfir | ve mağfiret etsin | وَيَغْفِرْ | غفر |
| 5 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 6 | zunubekum | yanlışlarınızı/suçlarınızı/günahlarınız | ذُنُوبَكُمْ | ذنب |
| 7 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 8 | yutii | itaat eder | يُطِعِ | طوع |
| 9 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 10 | ve rasulehu | ve resûlüne | وَرَسُولَهُ | رسل |
| 11 | fekad | öyle ki muhakkak | فَقَدْ | - |
| 12 | faze | başardı | فَازَ | فوز |
| 13 | fevzen | bir başarı | فَوْزًا | فوز |
| 14 | azimen | büyük | عَظِيمًا | عظم |
Ayet 72
3603|33|72|إِنَّا عَرَضْنَا ٱلْأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا ٱلْإِنسَٰنُ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا
3603|33|72|انا عرضنا الامانه علي السموت والارض والجبال فابين ان يحملنها واشفقن منها وحملها الانسن انه كان ظلوما جهولا
72. İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
Doğrusu biz arz ettik* emaneti617 göklere162 ve yere ve dağlara; öyle ki reddettiler ki yüklenirler onu**; ve endişelendiler/korktular ondan**; ve yüklendi onu** insan; doğrusu o oldu bir zalim257; bir cahil489.
Ahmed Samira: 72 We displayed/presented the trust (choice between good and evil) on the skies/space and the earth/Planet Earth, and the mountains , so they refused/hated that (E) they bear/endure it , and they were cautious/afraid from it, and the human/mankind bore/endured it , that he truly was/is often unjust and oppressive, lowly/ignorant .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inna | doğrusu biz | إِنَّا | - |
| 2 | aradna | arz ettik | عَرَضْنَا | عرض |
| 3 | l-emanete | emaneti | الْأَمَانَةَ | امن |
| 4 | ala | عَلَى | - | |
| 5 | s-semavati | göklere | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 6 | vel'erdi | ve yere | وَالْأَرْضِ | ارض |
| 7 | velcibali | ve dağlara | وَالْجِبَالِ | جبل |
| 8 | feebeyne | öyle ki reddettiler | فَأَبَيْنَ | ابي |
| 9 | en | ki | أَنْ | - |
| 10 | yehmilneha | yüklenirler onu | يَحْمِلْنَهَا | حمل |
| 11 | ve eşfekne | ve endişelendiler/korktular | وَأَشْفَقْنَ | شفق |
| 12 | minha | ondan | مِنْهَا | - |
| 13 | vehameleha | ve yüklendi onu | وَحَمَلَهَا | حمل |
| 14 | l-insanu | insan | الْإِنْسَانُ | انس |
| 15 | innehu | doğrusu o | إِنَّهُ | - |
| 16 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 17 | zelumen | bir zalim | ظَلُومًا | ظلم |
| 18 | cehulen | bir cahil | جَهُولًا | جهل |
Notlar
Not 1: *Sunduk.**Emaneti, emanetten.
Ayet 73
3604|33|73|لِّيُعَذِّبَ ٱللَّهُ ٱلْمُنَٰفِقِينَ وَٱلْمُنَٰفِقَٰتِ وَٱلْمُشْرِكِينَ وَٱلْمُشْرِكَٰتِ وَيَتُوبَ ٱللَّهُ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًۢا
3604|33|73|ليعذب الله المنفقين والمنفقت والمشركين والمشركت ويتوب الله علي المومنين والمومنت وكان الله غفورا رحيما
73. Li yuazziballâhul munâfikîne vel munâfikâti vel muşrikîne vel muşrikâti ve yetûballâhu alel mu’minîne vel mu’minât(mu’minâti), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).
Azap426 etmesi içindir Allah’ın münâfık26 (erkeklere) ve münâfık26 (kadınlara); ve müşrik36 (erkeklere) ve müşrik36 (kadınlara); ve tevbe33 etmesi (içindir) Allah'ın mümin27 (erkeklere) ve mümin27 (kadınlara) karşı; ve oldu Allah bir Gafûr20; bir Rahîm2.
Ahmed Samira: 73 (It is for) God to punish the hypocrites (M), and the hypocrites (F), and the sharers/takers of partners (with God) (M), and the sharers/takers of partners (with God) (F), and God forgives on the believers (M), and the believers (F), and God was/is forgiving, merciful.304