Ayet 1
3787|37|1|وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّا
3787|37|1|والصفت صفا
1. Ves sâffati saffâ(saffen).
Ve saflara*; bir saf** (-la).
Ahmed Samira: 1 And the expanded and motionless wings in a row, arranged .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vessaffati | ve saflara | وَالصَّافَّاتِ | صفف |
| 2 | saffen | bir saf | صَفًّا | صفف |
Notlar
Not 1: *Sıralananlara, dizilenlere.**Tek tek saf/sıra olanla.
Ayet 2
3788|37|2|فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا
3788|37|2|فالزجرت زجرا
2. Fez zâcirâti zecrâ(zecran).
Öyle ki sürenlere/püskürtenlere; bir sürüş/püskürtme (-yle)
Ahmed Samira: 2 So the preventing/deterring , preventing/deterring/ousting .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fezzacirati | öyle ki sürenlere/püskürtenlere | فَالزَّاجِرَاتِ | زجر |
| 2 | zecran | bir sürüş/püskürtme (-yle) | زَجْرًا | زجر |
Ayet 3
3789|37|3|فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا
3789|37|3|فالتليت ذكرا
3. Fet tâliyâti zikrâ(zikran).
Öyle ki tilavet edenlere bir zikri78.
Ahmed Samira: 3 So the reading/reciting/following, mentioning/remembering .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fettaliyati | öyle ki tilavet edenlere | فَالتَّالِيَاتِ | تلو |
| 2 | zikran | bir zikir | ذِكْرًا | ذكر |
Ayet 4
3790|37|4|إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ
3790|37|4|ان الهكم لوحد
4. İnne ilâhekum le vâhıd(vâhıdun).
Doğrusu ilâhınız74 mutlak bir Vâhid'tir86.
Ahmed Samira: 4 That truly your Lord (is) one (E) .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ilahekum | ilâhınız | إِلَٰهَكُمْ | اله |
| 3 | levahidun | mutlak bir Vahîd’tir. | لَوَاحِدٌ | وحد |
Ayet 5
3791|37|5|رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ
3791|37|5|رب السموت والارض وما بينهما ورب المشرق
5. Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ ve rabbul meşârık(meşârıkı).
Rabbidir4 göklerin162 ve yerin; ve ikisi arasındakinin; ve Rabbidir4 doğuların995.
Ahmed Samira: 5 Lord (of) the skies/space and the earth/Planet Earth and what (is) between them (B), and Lord (of) the sun rises/easts.
Ayet 6
3792|37|6|إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ
3792|37|6|انا زينا السما الدنيا بزينه الكواكب
6. İnnâ zeyyennes semâed dunyâ bi zîynetinil kevâkib(kevâkibi).
Doğrusu biz ziynetlendirdik856 dünya göğünü996 bir ziynetle856; (ki) kevkeblerdir159*.
Ahmed Samira: 6 That We decorated/beautified the sky/space (of) the present world with the stars’/planets’ decoration/beauty .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inna | doğrusu biz | إِنَّا | - |
| 2 | zeyyenna | ziynetlendirdik | زَيَّنَّا | زين |
| 3 | s-semae | göğünü | السَّمَاءَ | سمو |
| 4 | d-dunya | dünya/yakın | الدُّنْيَا | دنو |
| 5 | bizinetin | bir ziynetle (ki) | بِزِينَةٍ | زين |
| 6 | l-kevakibi | kevkeblerdir | الْكَوَاكِبِ | كوكب |
Notlar
Not 1: *Kesinlikle yıldız değildir. Yıldız "necm" kelimesiyle işaret edilir. Kevkebler ancak yıldızların ışığını yansıtan gök cisimlerdir. Gezegenlerdir. Ay'ın kendisi de özünde bir kevkebtir.
Ayet 7
3793|37|7|وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍ مَّارِدٍ
3793|37|7|وحفظا من كل شيطن مارد
7. Ve hıfzan min kulli şeytânin mârid(mâridin).
Ve bir koruma998 her bir mârid997 şeytândan29.
Ahmed Samira: 7 And a protection/guarding from every/each rebellious/mutinous devil.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve hifzen | ve bir koruma | وَحِفْظًا | حفظ |
| 2 | min | مِنْ | - | |
| 3 | kulli | her bir | كُلِّ | كلل |
| 4 | şeytanin | şeytândan | شَيْطَانٍ | شطن |
| 5 | maridin | bir mârid | مَارِدٍ | مرد |
Ayet 8
3794|37|8|لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ
3794|37|8|لا يسمعون الي الملا الاعلي ويقذفون من كل جانب
8. Lâ yessemmeûne ilel meleil a’lâ ve yukzefûne minkulli cânib(cânibin).
İşitemezler/kulak veremezler* yüce meleye999 doğru**; ve fırlatılırlar/atılırlar*** her bir yandan****.
Ahmed Samira: 8 They do not hear/listen (E) to the nobles/assembly the highest/mightiest/most dignified, and they be thrown/hurled from every/each side/direction.
Notlar
Not 1: *Dinleme ve işitmenin zikredilmesi de çok önemlidir. Evrenlerin ve paralel evrenlerin en küçük yapıtaşı titreşen (ses çıkaran) 1.65x10-35 metre uzunluğunda ipliksi yapılardır. Her farklı sicim farklı titreşir ve farklı bir nota gibi farklı bir atom altı parçacığı oluşturur. Her sicim ancak kendi evrenindeki atom altı parçacıklarını yaratır. Evren ve paralel evrenler aslında farklı müzikler icra eden birer orkestralardır. Yüce Rabbimiz bu müzikleri birbirine karıştırmamaktadır. Mârid şeytânları da aslında evrenimiz içindeki sicimlerin farklı titreşimi sonucu oluşan temel parçacıklardan oluşturlar. Bu sicimlerin titreşimi sadece evrenimizde bir sonuç doğurur. Göksel topluğun içinde bulunduğu bir üst boyuttaki hiperuzay evrenine yaklaşamazlar. Hiperuzay evrenine ait olan sicimlerin titreşim sesinin farkına bile varamazlar.**Önemlidir. Yüce Mele'ye doğru demek Yüce Mele'nin içinde bulunduğu hiperuzay evrenine doğru demektir. ***Aşağıya atılmak, fırlatılmak anlamı bizlere üst boyutlara çıkamadıklarını ve evrenimize doğru tekrar geri fırlatıldıklarını düşündürür. ****Cenap yan, kanat demektir. Fizikteki karşılığı ise boyuttur; "dimention"'dır. Anlarız ki evrenimizi ve bizlere bir Planck mesafesi kadar uzak olan ancak farklı boyutta mevcut olan evrenleri oluşturan sicimlerin birbirleriyle etkileşimi kısıtlanmıştır. Bir evrende oluşan mârid şeytânları başka bir boyuttaki evrene etki edemezler.
Ayet 9
3795|37|9|دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ
3795|37|9|دحورا ولهم عذاب واصب
9. Duhûran ve lehum azâbun vâsib(vâsibun).
Bir uzaklaştırma*; ve onlaradır** sürekli/kalıcı*** bir azap****.
Ahmed Samira: 9 Expelled/driven away , and for them (is) a permanent/continuous/lasting torture.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | duhuran | bir kovulma/sürülme/uzaklaştırma | دُحُورًا | دحر |
| 2 | velehum | ve onlaradır | وَلَهُمْ | - |
| 3 | azabun | bir azap | عَذَابٌ | عذب |
| 4 | vasibun | sürekli/kalıcı | وَاصِبٌ | وصب |
Notlar
Not 1: *Kovulma/sürülme.**Mârid şeytânlarına.***Hiç kesintisiz.****Terbiye edilir.
Ayet 10
3796|37|10|إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
3796|37|10|الا من خطف الخطفه فاتبعه شهاب ثاقب
10. İllâ men hatıfel hatfete fe etbeahu şihâbun sâkib(sâkibun).
Dışındadır kimse* (ki) kaptı bir kapış; öyle ki tabi olur ona** delici bir şihâb1000***.
Ahmed Samira: 10 Except who snatched the one snatch, so a light from a fire source/a star lit/ignited/penetrating followed him.
Notlar
Not 1: *Cinden bir kimse.**Kimseye.***
Ayet 62
3848|37|62|أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ
3848|37|62|اذلك خير نزلا ام شجره الزقوم
62. E zâlike hayrun nuzulen em şeceretuz zakkûm(zakkûmi).
İşte bu mu bir hayırdır bir bakım* (olarak) yoksa zakkûm801 ağacı mı?
Ahmed Samira: 62 Is that a better place of descent or the deadly food’s tree?
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ezalike | işte bu mu | أَذَٰلِكَ | - |
| 2 | hayrun | bir hayırdır | خَيْرٌ | خير |
| 3 | nuzulen | bir bakım (olarak) | نُزُلًا | نزل |
| 4 | em | yoksa | أَمْ | - |
| 5 | şeceratu | ağacı mı | شَجَرَةُ | شجر |
| 6 | z-zekkumi | zakkum | الزَّقُّومِ | زقم |
Notlar
Not 1: *Gözetilen, bakılan, ağırlanan.
Ayet 64
3850|37|64|إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ
3850|37|64|انها شجره تخرج في اصل الجحيم
64. İnnehâ şeceretun tahrucu fî aslil cahîm(cahîmi).
Doğrusu o bir ağaçtır* (ki) çıkar cahîmin808 kökünde**.
Ahmed Samira: 64 That it is a tree it emerges in the Hell’s source/root.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inneha | doğrusu o | إِنَّهَا | - |
| 2 | şeceratun | bir ağaçtır | شَجَرَةٌ | شجر |
| 3 | tehrucu | çıkar | تَخْرُجُ | خرج |
| 4 | fi | فِي | - | |
| 5 | esli | kökünde | أَصْلِ | اصل |
| 6 | l-cehimi | cahîmin | الْجَحِيمِ | جحم |
Notlar
Not 1: *Zakkum.**Yüzeyin derinliklerinde.
Ayet 65
3851|37|65|طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ
3851|37|65|طلعها كانه روس الشيطين
65. Tal’uhâ ke ennehu ruûsuş şeyâtîn(şeyâtîni).
Tomurcuğu onun gibidir ki o (sanki) başlarıdır şeytânların29.
Ahmed Samira: 65 Its first fruit of the season as though it (is) the devils’ heads/tops .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | tal'uha | tomurcuğu onun | طَلْعُهَا | طلع |
| 2 | keennehu | gibidir ki o | كَأَنَّهُ | - |
| 3 | ru'usu | başlarıdır | رُءُوسُ | راس |
| 4 | ş-şeyatini | şeytanların | الشَّيَاطِينِ | شطن |
Ayet 66
3852|37|66|فَإِنَّهُمْ لَءَاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
3852|37|66|فانهم لاكلون منها فمالون منها البطون
66. Fe innehum le âkilûne minhâ fe mâliûne min hel butûn(butûni).
Öyle ki doğrusu onlar mutlak yiyenlerdir ondan*; öyle ki dolduranlardır ondan* karınları.
Ahmed Samira: 66 So then they are eating exaggerated/gluttons from it, so they are filling from it the bellies/insides.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fe innehum | öyle ki doğrusu onlar | فَإِنَّهُمْ | - |
| 2 | lakilune | mutlak yiyenlerdir | لَاكِلُونَ | اكل |
| 3 | minha | ondan | مِنْهَا | - |
| 4 | fe maliune | öyle ki dolduranlardır | فَمَالِئُونَ | ملا |
| 5 | minha | ondan | مِنْهَا | - |
| 6 | l-butune | karınları | الْبُطُونَ | بطن |
Notlar
Not 1: *Zakkûm ağacından.
Ayet 67
3853|37|67|ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ
3853|37|67|ثم ان لهم عليها لشوبا من حميم
67. Summe inne lehum aleyhâ le şevben min hamîm(hamîmin).
Sonra doğrusu onlaradır üzerine onun* mutlak bir karışım** bir kaynardan**.
Ahmed Samira: 67 Then for them on it (is) a mixture/heat (E) from hot/cold water/red hot coal .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 2 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 3 | lehum | onlaradır | لَهُمْ | - |
| 4 | aleyha | üzerine onun | عَلَيْهَا | - |
| 5 | leşevben | mutlak bir karışım | لَشَوْبًا | شوب |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | hamimin | bir kaynardan | حَمِيمٍ | حمم |
Notlar
Not 1: *Yedikleri zakkûm ağacının. **Anlarız ki içecekleri tertemiz bir sıvı değildir ve kaynardır. Anlarız ki yeraltı su kaynakları kaynar şekilde ve kontamine bir şekilde çıkmaktadır. Denizli ilimizin Buharkent ilçesinde yerin altında kaynar olarak çıkan suya lütfen bir bakın.
Ayet 68
3854|37|68|ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ
3854|37|68|ثم ان مرجعهم لالي الجحيم
68. Summe inne merciahum le ilel cahîm(cahîmi).
Sonra doğrusu dönüşleri* mutlak cahîme808 doğrudur.
Ahmed Samira: 68 Then that their return (is) to (E) the Hell .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 2 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 3 | merciahum | dönüşleri | مَرْجِعَهُمْ | رجع |
| 4 | leila | mutlak doğrudur | لَإِلَى | - |
| 5 | l-cehimi | cahime | الْجَحِيمِ | جحم |
Notlar
Not 1: *Cehennemin derinliklerine inip karınlarını zakkûm ve bir karışım olan kaynarla doldurduktan sonra bir şekilde mecburen yüzeye çıkmak zorunda kalmaktadırlar. Anlarız ki cehennemin kökü/derinlikleri daha kötüdür. Ancak yemek yemek ve su içmek için aşağılara inmek zorundadırlar. Dönüş yine cehennemin yüzeyine olmak zorundadır.
Ayet 75
3861|37|75|وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ
3861|37|75|ولقد نادينا نوح فلنعم المجيبون
75. Ve lekad nâdânâ nûhun fe le ni’mel mucîbûn(mucîbûne).
Ve ant olsun nida* etti bize Nûh; öyle ki mutlak nimetlendirdik cevap verenler (olarak).
Ahmed Samira: 75 And Noah had called/cried (to) Us, so blessed/praised (E) (are) the answerers/repliers.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekad | ve ant olsun | وَلَقَدْ | - |
| 2 | nadana | nida etti bize | نَادَانَا | ندو |
| 3 | nuhun | Nûh | نُوحٌ | - |
| 4 | fe lenia'me | öyle ki mutlak nimetlendirdik | فَلَنِعْمَ | نعم |
| 5 | l-mucibune | cevap verenler (olarak) | الْمُجِيبُونَ | جوب |
Notlar
Not 1: *Seslendi.
Ayet 76
3862|37|76|وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
3862|37|76|ونجينه واهله من الكرب العظيم
76. Ve necceynâhu ve ehlehu minel kerbil azîm(azîmi).
Ve kurtardık onu* ve ahalisini568 büyük sıkıntıdan/ızdıraptan.
Ahmed Samira: 76 And We saved/rescued him and his family/relation from the grief, hardship and suffering the great.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve necceynahu | ve kurtardık onu | وَنَجَّيْنَاهُ | نجو |
| 2 | ve ehlehu | ve ahalisini onun | وَأَهْلَهُ | اهل |
| 3 | mine | مِنَ | - | |
| 4 | l-kerbi | sıkıntıdan/ızdıraptan | الْكَرْبِ | كرب |
| 5 | l-azimi | büyük | الْعَظِيمِ | عظم |
Notlar
Not 1: *Nûh'u.
Ayet 77
3863|37|77|وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ
3863|37|77|وجعلنا ذريته هم الباقين
77. Ve cealnâ zurriyyetehu humul bâkîn(bâkîne).
Ve yaptık zürriyetini380 onun (Nûh'un) (ki) onlar* bakilerdir567.
Ahmed Samira: 77 And We made/put his descendants, they are the remaining .
Notlar
Not 1: *Bir önceki ayetteki ahaliden kimseleri işaret etmesi daha olasıdır. Anlarız ki Nûh'la birlikte kurtulan kimselerin soyları da baki kalmıştır.
Ayet 78
3864|37|78|وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
3864|37|78|وتركنا عليه في الاخرين
78. Ve tereknâ aleyhi fîl âhirîn(âhirîne).
Ve terk ettik* üzerine onun** ötekilerde***.
Ahmed Samira: 78 And We left on him in the lasts .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve terakna | ve terk ettik | وَتَرَكْنَا | ترك |
| 2 | aleyhi | üzerine onun | عَلَيْهِ | - |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | l-ahirine | ötekilerde | الْاخِرِينَ | اخر |
Notlar
Not 1: *Bıraktık.**Nûh'un.***Fi edatı içinde demektir. Sonraki gelen öteki nesillerin içinde Nûh'un üzerinde kalan/bırakılan Y kromozomunu baki kıldık. 37:108 ayetinde aynı ifade İbrahim için kullanılır.
Ayet 79
3865|37|79|سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَٰلَمِينَ
3865|37|79|سلم علي نوح في العلمين
79. Selâmun alâ nûhın fîl âlemîn(âlemîne).
Bir selâmdır98 Nûh üzerine alemlerde203*.
Ahmed Samira: 79 Peace/security on Noah in the creations are together/(universes).
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | selamun | bir selâmdır | سَلَامٌ | سلم |
| 2 | ala | عَلَىٰ | - | |
| 3 | nuhin | N'uh üzerine | نُوحٍ | - |
| 4 | fi | فِي | - | |
| 5 | l-aalemine | alemlerde | الْعَالَمِينَ | علم |
Notlar
Not 1: *Nûh'u herkes selametle anacaktır.
Ayet 80
3866|37|80|إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
3866|37|80|انا كذلك نجزي المحسنين
80. İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
Doğrusu biz (ki) işte böyledir; cezalandırırız63 muhsinleri294.
Ahmed Samira: 80 We (E) like that, We reimburse the good doers.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inna | doğrusu biz | إِنَّا | - |
| 2 | kezalike | işte böyledir | كَذَٰلِكَ | - |
| 3 | neczi | cezalandırırız | نَجْزِي | جزي |
| 4 | l-muhsinine | muhsinleri | الْمُحْسِنِينَ | حسن |
Ayet 81
3867|37|81|إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
3867|37|81|انه من عبادنا المومنين
81. İnnehu min ibâdinel mû’minîn(mû’minîne).
Doğrusu o* mümin27 kullarımızdandı46.
Ahmed Samira: 81 That he truly is from Our worshippers/slaves , the believers.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | innehu | doğrusu o | إِنَّهُ | - |
| 2 | min | مِنْ | - | |
| 3 | ibadina | kullarımızdandı | عِبَادِنَا | عبد |
| 4 | l-mu'minine | mümin | الْمُؤْمِنِينَ | امن |
Notlar
Not 1: *Nûh.
Ayet 82
3868|37|82|ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
3868|37|82|ثم اغرقنا الاخرين
82. Summe agraknel âharîn(âharîne).
Sonra boğduk ötekilerini*.
Ahmed Samira: 82 Then We drowned/sunk the others/lasts .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 2 | egrakna | boğduk | أَغْرَقْنَا | غرق |
| 3 | l-aharine | ötekilerini | الْاخَرِينَ | اخر |
Notlar
Not 1: *Tufanda boğulanların nesilleri de devam edemedi. Yok oldu.
Ayet 83
3869|37|83|وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ
3869|37|83|وان من شيعته لابرهيم
83. Ve inne min şîatihî le ibrâhîm(ibrâhîme).
Ve doğrusu yayılmasından/takipçilerinden* onun** (ki) mutlak İbrahim’dir.
Ahmed Samira: 83 And that truly from his group/party/follower (was) Abraham (E).
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve inne | ve doğrusu | وَإِنَّ | - |
| 2 | min | مِنْ | - | |
| 3 | şiatihi | yayılmasından/takipçilerinden onun | شِيعَتِهِ | شيع |
| 4 | leibrahime | mutlak İbrahim’dir | لَإِبْرَاهِيمَ | - |
Notlar
Not 1: *Nûh'un Y kromozomu alt dallara yayıldı, dallandı. İbrahim bu dallardan bir tanesindedir.**Nûh'un.
Ayet 84
3870|37|84|إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
3870|37|84|اذ جا ربه بقلب سليم
84. İz câe rabbehu bi kalbin selîm(selîmin).
Geldiği* zaman Rabbine4 selîm1029 bir kalple**.
Ahmed Samira: 84 When he came (to) his Lord with a sound/safe heart/mind .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | iz | zaman | إِذْ | - |
| 2 | ca'e | geldiği | جَاءَ | جيا |
| 3 | rabbehu | Rabbine | رَبَّهُ | ربب |
| 4 | bikalbin | bir kalple | بِقَلْبٍ | قلب |
| 5 | selimin | bir selim | سَلِيمٍ | سلم |
Notlar
Not 1: *İbrahim.**Kalbinde maraz, hastalık, paslar, kilitler, perdeler olmadan.
Ayet 85
3871|37|85|إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ
3871|37|85|اذ قال لابيه وقومه ماذا تعبدون
85. İz kâle li ebîhi ve kavmihî mâzâ ta’budûn(ta’budûne).
Dediği* zaman babasına ve kavmine/toplumuna: "Neye kulluk46 ediyorsunuz?"
Ahmed Samira: 85 When he said to his father and nation: "What (do) you worship?"
Notlar
Not 1: *İbrahim.
Ayet 86
3872|37|86|أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ
3872|37|86|ايفكا الهه دون الله تريدون
86. E ifken âliheten dûnallâhi turîdûn(turîdûne).
"Uydurma ilâhlar1030 mı Allah'ı astından arzuluyorsunuz?"
Ahmed Samira: 86 Are falsified gods from other than God (what) you want/intend ?
Ayet 87
3873|37|87|فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
3873|37|87|فما ظنكم برب العلمين
87. Fe mâ zannukum bi rabbil âlemîn(âlemîne).
Öyle ki nedir zannınız314 alemlerin203 Rabbi4 hakkında?
Ahmed Samira: 87 So what (is) your thought/assumption with (about) the creations all together’s/ (universes’) Lord?
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fema | öyle ki nedir | فَمَا | - |
| 2 | zennukum | zannınız | ظَنُّكُمْ | ظنن |
| 3 | birabbi | Rabbi hakkında | بِرَبِّ | ربب |
| 4 | l-aalemine | alemlerin | الْعَالَمِينَ | علم |
Ayet 88
3874|37|88|فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ
3874|37|88|فنظر نظره في النجوم
88. Fe nazara nazraten fîn nucûm(nucûmi).
Öyle ki baktı* bir bakış (-la) yıldızlarda**.
Ahmed Samira: 88 So he looked/saw a glance/consideration in the stars/planets.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fenezera | öyle ki baktı | فَنَظَرَ | نظر |
| 2 | nezraten | bir bakış (-la) | نَظْرَةً | نظر |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | n-nucumi | yıldızlarda | النُّجُومِ | نجم |
Notlar
Not 1: *İbrahim.**Fi edatı içinde demektir. Anlarız ki İbrahim yıldızların haritasını çıkarıp inceleyebilmektedir.
Ayet 89
3875|37|89|فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ
3875|37|89|فقال اني سقيم
89. Fe kâle innî sakîm(sakîmun).
Ve dedi*: "Doğrusu ben* bir bitkinim/sağlıksızım."
Ahmed Samira: 89 So he said: "That I am sick/ill ."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fe kale | ve dedi | فَقَالَ | قول |
| 2 | inni | doğrusu ben | إِنِّي | - |
| 3 | sekimun | bir bitkin/sağlıksız | سَقِيمٌ | سقم |
Notlar
Not 1: *İbrahim.
Ayet 90
3876|37|90|فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ
3876|37|90|فتولوا عنه مدبرين
90. Fe tevellev anhu mudbirîn(mudbirîne).
Öyle ki yüz çevirdiler ondan* arkalarını dönenler (olarak).
Ahmed Samira: 90 So they turned away from him giving their backs.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fetevellev | öyle ki yüz çevirdiler | فَتَوَلَّوْا | ولي |
| 2 | anhu | ondan | عَنْهُ | - |
| 3 | mudbirine | arkalarını dönenler (olarak) | مُدْبِرِينَ | دبر |
Notlar
Not 1: *İbrahim'den.
Ayet 91
3877|37|91|فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
3877|37|91|فراغ الي الهتهم فقال الا تاكلون
91. Ferâga ilâ âlihetihim fe kâle e lâ te’kulûn(te’kulûne).
Öyle ki sinsice dolandı* ilâhlarına1030 doğru; öyle ki dedi: "Yemiyor1031 musunuz?"
Ahmed Samira: 91 So he conned his way to their gods, so he said: "Do you not eat?"
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | feraga | öyle ki sinsice dolandı | فَرَاغَ | روغ |
| 2 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 3 | alihetihim | ilâhlarına | الِهَتِهِمْ | اله |
| 4 | fe kale | öyle ki dedi | فَقَالَ | قول |
| 5 | ela | أَلَا | - | |
| 6 | te'kulune | yemiyor musunuz? | تَأْكُلُونَ | اكل |
Notlar
Not 1: *İbrahim.
Ayet 92
3878|37|92|مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ
3878|37|92|ما لكم لا تنطقون
92. Mâ lekum lâ tentıkûn(tentıkûne).
"Nedir sizlere (olan) (ki) nutuk* atmıyorsunuz?"
Ahmed Samira: 92 Why for you, you do not speak?
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ma | nedir | مَا | - |
| 2 | lekum | sizlere (olan) | لَكُمْ | - |
| 3 | la | لَا | - | |
| 4 | tentikune | nutuk atmazsınız | تَنْطِقُونَ | نطق |
Notlar
Not 1: *Söylev, söz, konuşma.
Ayet 93
3879|37|93|فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ
3879|37|93|فراغ عليهم ضربا باليمين
93. Ferâga aleyhim darben bil yemîn(yemîni).
Öyle ki sinsice dolandı* üzerlerine**; bir darbe*** sağ eliyle.
Ahmed Samira: 93 So he conned his way on them moving/striking with the right (hand).
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | feraga | öyle ki sinsice dolandı | فَرَاغَ | روغ |
| 2 | aleyhim | üzerlerine | عَلَيْهِمْ | - |
| 3 | derben | bir darbe | ضَرْبًا | ضرب |
| 4 | bil-yemini | sağ eliyle | بِالْيَمِينِ | يمن |
Notlar
Not 1: *İbrahim.**Sözde ilâhların.***Vuruş.
Ayet 94
3880|37|94|فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
3880|37|94|فاقبلوا اليه يزفون
94. Fe akbelû ileyhi yeziffûn(yeziffûne).
Öyle ki yöneldiler geldiler ona*; zifaflaşıyorlar** (olarak).
Ahmed Samira: 94 So they (his nation) approached/came to him hurrying/hastening.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | feekbelu | öyle ki yönelip geldiler | فَأَقْبَلُوا | قبل |
| 2 | ileyhi | ona | إِلَيْهِ | - |
| 3 | yeziffune | zifaflaşıyorlardı | يَزِفُّونَ | زفف |
Notlar
Not 1: *İbrahim'e.**Zifaf; gelin alayı gibi acelece, çabukça.
Ayet 95
3881|37|95|قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
3881|37|95|قال اتعبدون ما تنحتون
95. Kâle e ta’budûne mâ tenhıtûn(tenhıtûne).
Dedi*: "Kulluk46 mu edersiniz yonttuğunuza?"
Ahmed Samira: 95 He said: "Do you worship what you carve out/cut ?"
Notlar
Not 1: *İbrahim.
Ayet 96
3882|37|96|وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
3882|37|96|والله خلقكم وما تعملون
96. Vallâhu halakakum ve mâ ta’melûn(ta’melûne).
"Ve Allah yarattı sizleri ve yaptıklarınızı*."
Ahmed Samira: 96 And God created you and what you make/do ?
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 2 | halekakum | yarattı sizleri | خَلَقَكُمْ | خلق |
| 3 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 4 | tea'melune | yaptıklarınızı | تَعْمَلُونَ | عمل |
Notlar
Not 1: *Yontarak yaptıklarınızı.
Ayet 97
3883|37|97|قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ
3883|37|97|قالوا ابنوا له بنينا فالقوه في الجحيم
97. Kâlûbnû lehu bunyânen fe elkûhu fîl cahîm(cahîmi).
Dediler: "Bina edin ona* bir bina; öyle ki buluşturun1032 onu** cahîmde808***."
Ahmed Samira: 97 They said: "Build/construct for him a building/structure, so throw him away in the place of intense heat/roaring fire ."324
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 2 | bnu | bina edin | ابْنُوا | بني |
| 3 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 4 | bunyanen | bir bina | بُنْيَانًا | بني |
| 5 | fe elkuhu | öyle ki buluşturun onu | فَأَلْقُوهُ | لقي |
| 6 | fi | فِي | - | |
| 7 | l-cehimi | cahîmde | الْجَحِيمِ | جحم |
Notlar
Not 1: *İbrahim'e.**İbrahim'i.**Fi edatı içinde demektir. Ateş kompleksinin içinde olsun İbrahim.
Ayet 98
3884|37|98|فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ
3884|37|98|فارادوا به كيدا فجعلنهم الاسفلين
98. Fe erâdû bihî keyden fe cealnâ humul esfelîn(esfelîne).
Öyle ki arzuladılar ona* bir tuzak; öyle ki yaptık onları** sefiller.
Ahmed Samira: 98 So they intended/wanted a conspiracy/harm with (for) him, so We made/put them the lowest/meanest.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fe eradu | öyle ki arzuladılar | فَأَرَادُوا | رود |
| 2 | bihi | ona | بِهِ | - |
| 3 | keyden | bir tuzak | كَيْدًا | كيد |
| 4 | fecealnahumu | öyle ki yaptık onları | فَجَعَلْنَاهُمُ | جعل |
| 5 | l-esfeline | sefiller | الْأَسْفَلِينَ | سفل |
Notlar
Not 1: *İbrahim'e.**İbrahim'e tuzak kurmak isteyen kimseleri.
Ayet 99
3885|37|99|وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ
3885|37|99|وقال اني ذاهب الي ربي سيهدين
99. Ve kâle innî zâhibun ilâ rabbî seyehdîn(seyehdîni).
Ve dedi*: "Doğrusu ben bir uzaklaşanım Rabbime4 doğru; doğru yola kılavuzlayacak** beni."
Ahmed Samira: 99 And he said: "That I am going/going away to my Lord, he will guide me."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kale | ve dedi | وَقَالَ | قول |
| 2 | inni | doğrusu ben | إِنِّي | - |
| 3 | zahibun | uzaklaşanım | ذَاهِبٌ | ذهب |
| 4 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 5 | rabbi | Rabbime | رَبِّي | ربب |
| 6 | seyehdini | doğru yola kılavuzlayacak beni | سَيَهْدِينِ | هدي |
Notlar
Not 1: *İbrahim.**İbrahim'in Harran'dan uzaklaşması için vahiy aldığını; Yüce Allah'ın gaybın bilgisini resûlüne bildirdiğini anlıyoruz.
Ayet 100
3886|37|100|رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
3886|37|100|رب هب لي من الصلحين
100. Rabbi heb lî mines sâlihîn(sâlihîne).
"Rabbim4! Hibe et* bana** sâlihlerden217***."
Ahmed Samira: 100 My Lord grant/present (for) me from the correct/righteous.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | rabbi | Rabbim | رَبِّ | ربب |
| 2 | heb | hibe et | هَبْ | وهب |
| 3 | li | bana | لِي | - |
| 4 | mine | مِنَ | - | |
| 5 | s-salihine | salihlerden | الصَّالِحِينَ | صلح |
Notlar
Not 1: *Karşılıksız ver.**İbrahim.**Evlat. Muhtemel ki İbrahim evli ancak çocuğu olmamaktadır. Bu nedenle Rabbini çağırmaktadır.
Ayet 101
3887|37|101|فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍ
3887|37|101|فبشرنه بغلم حليم
101. Fe beşşernâhu bi gulâmin halîm(halîmin).
Öyle ki müjdeledik* onu** halîm58 bir gılmânla412***.
Ahmed Samira: 101 So We announced good news to him with a clement boy .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | febeşşernahu | öyle ki müjdeledik onu | فَبَشَّرْنَاهُ | بشر |
| 2 | bigulamin | gılmânla | بِغُلَامٍ | غلم |
| 3 | halimin | halîm | حَلِيمٍ | حلم |
Notlar
Not 1: *Vahiy yoluyla bildirmeyle ya da daha sonra meleklerin müjdelemesiyle.**İbrahim'i.***İshâk'la.
Ayet 102
3888|37|102|فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ
3888|37|102|فلما بلغ معه السعي قال يبني اني اري في المنام اني اذبحك فانظر ماذا تري قال يابت افعل ما تومر ستجدني ان شا الله من الصبرين
102. Fe lemmâ belega meahus sa’ye kâle yâ buneyye innî erâ fîl menâmi ennî ezbehuke fanzur mâzâ terâ, kâle yâ ebetif’al mâ tû’meru setecidunî inşâallâhu mines sâbirîn(sâbirîne).
Öyle ki ne zaman ulaştı* yanında onun** harekete/gayrete***; dedi****: "Ey oğlum! Doğrusu ben görüyorum uykumda ki ben boğazlıyorum seni; öyle ki bak neyi görürsün?"; dedi*****: "Ey babam! Faaliyete geçir emredileni; bulacaksın beni eğer dilerse Allah sabredenlerden51."
Ahmed Samira: 102 So when he reached the struggle/endeavor with him, he said you my son: "That I, I see/understand in the sleep/dream that I, I slaughter you/cut your throat, so look/wonder about/consider what you see/understand." He said: "You my father, make/do what you are being ordered/commanded, so you will find me, if God wills/wants from the patient."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | felemma | öyle ki ne zaman | فَلَمَّا | - |
| 2 | belega | ulaştı | بَلَغَ | بلغ |
| 3 | meahu | yanında onun | مَعَهُ | - |
| 4 | s-sea'ye | amaçlı harekete, sonuç odaklı gayrete | السَّعْيَ | سعي |
| 5 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 6 | ya buneyye | ey oğlum | يَا بُنَيَّ | بني |
| 7 | inni | doğrusu ben | إِنِّي | - |
| 8 | era | görüyorum | أَرَىٰ | راي |
| 9 | fi | فِي | - | |
| 10 | l-menami | uykumda | الْمَنَامِ | نوم |
| 11 | enni | ki ben | أَنِّي | - |
| 12 | ezbehuke | boğazlıyorum seni | أَذْبَحُكَ | ذبح |
| 13 | fenzur | öyle ki bak | فَانْظُرْ | نظر |
| 14 | maza | neyi | مَاذَا | - |
| 15 | tera | görürsün | تَرَىٰ | راي |
| 16 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 17 | ya ebeti | ey babam | يَا أَبَتِ | ابو |
| 18 | f'al | faaliyete geçir | افْعَلْ | فعل |
| 19 | ma | مَا | - | |
| 20 | tu'meru | emredileni | تُؤْمَرُ | امر |
| 21 | seteciduni | bulacaksın beni | سَتَجِدُنِي | وجد |
| 22 | in | eğer | إِنْ | - |
| 23 | şa'e | dilerse | شَاءَ | شيا |
| 24 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 25 | mine | مِنَ | - | |
| 26 | s-sabirine | sabredenlerden | الصَّابِرِينَ | صبر |
Notlar
Not 1: *İshâk.**İbrahim'in.***Bilinçli, amaçlı hareketler, çabalar. Anlarız ki İshâk çocukluktan çıkmıştır. Ergenlik dönemi olabilir. Kısacası aklı başındadır. ****İbrahim.*****İshâk.
Ayet 103
3889|37|103|فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ
3889|37|103|فلما اسلما وتله للجبين
103. Fe lemmâ eslemâ ve tellehu lil cebîn(cebîni).
Öyle ne zaman ki teslim oldu ikisi*; ve yıktı** onu*** alın yanına****.
Ahmed Samira: 103 So when they (B) submitted/surrounded and he pulled/pushed/followed him to the foreheads.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | felemma | öyle ne zaman ki | فَلَمَّا | - |
| 2 | eslema | teslim oldu ikisi | أَسْلَمَا | سلم |
| 3 | ve tellehu | ve yıktı | وَتَلَّهُ | تلل |
| 4 | lilcebini | anlın yanına | لِلْجَبِينِ | جبن |
Notlar
Not 1: *İbrahim ve oğlu İshâk.**İbrahim. Baskıyla yatırmak, ***İshâk'ı.****Şakak kısmı üzerine.
Ayet 104
3890|37|104|وَنَٰدَيْنَٰهُ أَن يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ
3890|37|104|وندينه ان يابرهيم
104. Ve nâdeynâhu en yâ ibrâhîm(ibrâhîmu).
Ve nida* ettik ona** ki "Ey İbrahim!"
Ahmed Samira: 104 And We called him: "That you Abraham."
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve nadeynahu | ve nida ettik ona | وَنَادَيْنَاهُ | ندو |
| 2 | en | ki | أَنْ | - |
| 3 | ya ibrahimu | Ey İbrahim | يَا إِبْرَاهِيمُ | - |
Notlar
Not 1: *Seslendik.**İbrahim'e.
Ayet 105
3891|37|105|قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
3891|37|105|قد صدقت الريا انا كذلك نجزي المحسنين
105. Kad saddakter ru’yâ, innâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
Muhakkak doğruladın* rüyayı938; doğrusu biz (ki) işte böyledir; cezalandırırız63 muhsinleri294.
Ahmed Samira: 105 You had confirmed the dream, We (E), like that We reimburse the good doers.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 2 | saddekte | doğruladın | صَدَّقْتَ | صدق |
| 3 | r-ru'ya | rüyayı | الرُّؤْيَا | راي |
| 4 | inna | doğrusu biz | إِنَّا | - |
| 5 | kezalike | işte böyledir | كَذَٰلِكَ | - |
| 6 | neczi | cezalandırırız | نَجْزِي | جزي |
| 7 | l-muhsinine | muhsinleri | الْمُحْسِنِينَ | حسن |
Notlar
Not 1: *İbrahim.
Ayet 106
3892|37|106|إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ
3892|37|106|ان هذا لهو البلوا المبين
106. İnne hâzâ le huvel belâul mubîn(mubînu).
Doğrusu bu* (ki) mutlak ki o* apaçık bir beladır256.
Ahmed Samira: 106 That truly that it is (E) the test, the clear/evident .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | haza | bu | هَٰذَا | - |
| 3 | lehuve | mutlak o | لَهُوَ | - |
| 4 | l-bela'u | bir beladır | الْبَلَاءُ | بلو |
| 5 | l-mubinu | apaçık | الْمُبِينُ | بين |
Notlar
Not 1: *İbrahim ve oğlu İshâk arasında geçen bu olay.**İbrahim'in gördüğü rüya.
Ayet 107
3893|37|107|وَفَدَيْنَٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ
3893|37|107|وفدينه بذبح عظيم
107. Ve fedeynâhu bi zibhın azîm(azîmin).
Ve fidyelendirdik789 onu* büyük bir boğazlamayla**.
Ahmed Samira: 107 And We substituted him with a great slaughtered (animal).
Notlar
Not 1: *İbrahim'i.**İshâk'ın yerine boğazlanacak büyük bir fidye (yerine geçen).
Ayet 108
3894|37|108|وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
3894|37|108|وتركنا عليه في الاخرين
108. Ve tereknâ aleyhi fîl âhirîn(âhirîne).
Ve terk ettik* onun** üzerine ötekilerde***.
Ahmed Samira: 108 And We left on him in the others/lasts .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve terakna | ve terk ettik | وَتَرَكْنَا | ترك |
| 2 | aleyhi | üzerine onun | عَلَيْهِ | - |
| 3 | fi | arasında | فِي | - |
| 4 | l-ahirine | ötekilerde | الْاخِرِينَ | اخر |
Notlar
Not 1: *Bıraktık.**İbrahim'in üzerine.***Fi edatı içinde demektir. Sonraki gelen öteki nesillerin içinde İbrahim'in üzerinde kalan/bırakılan Y kromozomunu baki kıldık. 37:78 ayetinde aynı ifade Nûh için geçmektedir.
Ayet 109
3895|37|109|سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ
3895|37|109|سلم علي ابرهيم
109. Selâmun alâ ibrâhîm(ibrâhîme).
Bir selâmdır98 İbrahim üzerine.
Ahmed Samira: 109 Safety/security/greeting on Abraham.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | selamun | bir selâmdır | سَلَامٌ | سلم |
| 2 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 3 | ibrahime | İbrahim | إِبْرَاهِيمَ | - |
Ayet 110
3896|37|110|كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
3896|37|110|كذلك نجزي المحسنين
110. Kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
İşte böyledir; cezalandırırız63 muhsinleri294.
Ahmed Samira: 110 As/like that We reimburse the good doers.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kezalike | işte böyledir | كَذَٰلِكَ | - |
| 2 | neczi | cezalandırırız | نَجْزِي | جزي |
| 3 | l-muhsinine | muhsinleri | الْمُحْسِنِينَ | حسن |
Ayet 111
3897|37|111|إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
3897|37|111|انه من عبادنا المومنين
111. İnnehu min ibâdinel mû’minîn(mû’minîne).
Doğrusu o* mümin27 kullarımızdandı46.
Ahmed Samira: 111 That he truly is from Our worshippers/slaves the believers.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | innehu | doğrusu o | إِنَّهُ | - |
| 2 | min | مِنْ | - | |
| 3 | ibadina | kullarımızdandı | عِبَادِنَا | عبد |
| 4 | l-mu'minine | mü'min | الْمُؤْمِنِينَ | امن |
Notlar
Not 1: *İbrahim.
Ayet 112
3898|37|112|وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
3898|37|112|وبشرنه باسحق نبيا من الصلحين
112. Ve beşşernâhu bi ishâka nebiyyen mines sâlihîn(sâlihîne).
Ve müjdeledik* ona** İshâk'ı bir nebi132 (olarak) sâlihlerden217.
Ahmed Samira: 112 And We announced good news to him (of) Isaac a prophet from the correct/righteous.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve beşşernahu | ve müjdeledik onu | وَبَشَّرْنَاهُ | بشر |
| 2 | biishaka | İshâk'ı | بِإِسْحَاقَ | - |
| 3 | nebiyyen | bir nebi | نَبِيًّا | نبا |
| 4 | mine | مِنَ | - | |
| 5 | s-salihine | sâlihlerden | الصَّالِحِينَ | صلح |
Notlar
Not 1: *Müjdelenen şey İshâk'ın büyüyünce bir nebi olacağıdır. **İbrahim'e.
Ayet 113
3899|37|113|وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ
3899|37|113|وبركنا عليه وعلي اسحق ومن ذريتهما محسن وظالم لنفسه مبين
113. Ve bâreknâ aleyhi ve alâ ishâk(ishâka), ve min zurriyyetihimâ muhsinun ve zâlimun li nefsihi mubîn(mubînun).
Ve bereket verdik üzerine onun* ve üzerine İshâk'ın; ve ikisinin zürriyetindendir bir muhsin294 ve kendi nefislerine201 apaçık bir zalim257.
Ahmed Samira: 113 And We blessed on him and on Isaac, and from their (B)’s descendants, (are) good doers, and (a) clear/evident unjust/oppressive to himself.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve barakna | ve bereket verdik | وَبَارَكْنَا | برك |
| 2 | aleyhi | üzerine onun | عَلَيْهِ | - |
| 3 | ve ala | ve üzerine | وَعَلَىٰ | - |
| 4 | ishaka | İshâk'ın | إِسْحَاقَ | - |
| 5 | ve min | ve | وَمِنْ | - |
| 6 | zurriyyetihima | ikisinin zürriyetindendir | ذُرِّيَّتِهِمَا | ذرر |
| 7 | muhsinun | bir muhsin | مُحْسِنٌ | حسن |
| 8 | ve zalimun | ve bir zalimler | وَظَالِمٌ | ظلم |
| 9 | linefsihi | kendi nefislerine | لِنَفْسِهِ | نفس |
| 10 | mubinun | apaçık | مُبِينٌ | بين |
Notlar
Not 1: *İbrahim'in.
Ayet 143
3929|37|143|فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ
3929|37|143|فلولا انه كان من المسبحين
143. Fe lev lâ ennehu kâne minel musebbihîn(musebbihîne).
O durumda eğer ki o (Yunus) olmasaydı musebbihden85.
Ahmed Samira: 143 So had it not been for that he (was) from the praising/glorifying.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fe levla | o durumda eğer | فَلَوْلَا | - |
| 2 | ennehu | ki o (Yunus) | أَنَّهُ | - |
| 3 | kane | olmasaydı | كَانَ | كون |
| 4 | mine | مِنَ | - | |
| 5 | l-musebbihine | musebbihden/tesbih edenlerden | الْمُسَبِّحِينَ | سبح |
Ayet 158
3944|37|158|وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
3944|37|158|وجعلوا بينه وبين الجنه نسبا ولقد علمت الجنه انهم لمحضرون
158. Ve cealû beynehu ve beynel cinneti nesebâ(neseben), ve lekad alimetil cinnetu innehum le muhdarûn(muhdarûne).
Ve yaptılar O’nun (Allah’ın) arasında ve cin arasında bir nesep211; ant olsun bildi cin ki onlar mutlak iştirak ettirilenlerdir/katılmaya getirilenlerdir.
Ahmed Samira: 158 And they made/put between Him and between the Jinns (a) relationship/kinship and the Jinns had (E) known that they truly are being made to be present/attend (E).
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve cealu | ve yaptılar | وَجَعَلُوا | جعل |
| 2 | beynehu | O’nun arasında | بَيْنَهُ | بين |
| 3 | ve beyne | ve arasında | وَبَيْنَ | بين |
| 4 | l-cinneti | cin | الْجِنَّةِ | جنن |
| 5 | neseben | bir nesep | نَسَبًا | نسب |
| 6 | velekad | ant olsun | وَلَقَدْ | - |
| 7 | alimeti | bildi | عَلِمَتِ | علم |
| 8 | l-cinnetu | cin | الْجِنَّةُ | جنن |
| 9 | innehum | ki onlar | إِنَّهُمْ | - |
| 10 | lemuhderune | mutlak iştirak ettirilenlerdir/katılmaya getirilenlerdir. | لَمُحْضَرُونَ | حضر |
Ayet 159
3945|37|159|سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
3945|37|159|سبحن الله عما يصفون
159. Subhânallâhi ammâ yasifûn(yasifûne).
Subhân'dır7 Allah; vasıflandırdıklarından/nitelediklerinden (ayrıdır).
Ahmed Samira: 159 God’s praise/glory from/about what they describe/categorize.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | subhane | subhândır/tüm isimlerini-sıfatlarını tecelli ettirendir | سُبْحَانَ | سبح |
| 2 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 3 | amma | عَمَّا | - | |
| 4 | yesifune | vasıflandırdıklarından/nitelediklerinden (ayrıdır) | يَصِفُونَ | وصف |
Ayet 166
3952|37|166|وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ
3952|37|166|وانا لنحن المسبحون
166. Ve innâ le nahnul musebbihûn(musebbihûne).
Ve doğrusu biz; mutlak biziz musebbih85.
Ahmed Samira: 166 And that We, We are (E) the praising/glorifying.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve inna | ve doğrusu biz | وَإِنَّا | - |
| 2 | lenehnu | mutlak biziz | لَنَحْنُ | - |
| 3 | l-musebbihune | musebbih/tesbih edenler | الْمُسَبِّحُونَ | سبح |
Ayet 180
3966|37|180|سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
3966|37|180|سبحن ربك رب العزه عما يصفون
180. Subhâne rabbike rabbil izzeti ammâ yasifûn(yasifûne).
Subhân'dır7 senin Rabbin4; Rabbidir4 izzetin614; vasıflandırdıklarından/nitelediklerinden (ayrıdır).
Ahmed Samira: 180 Your Lord’s praise/glory, Lord (of) the glory/might/power about what they describe/categorize.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | subhane | subhândır/tüm isimlerini-sıfatlarını tecelli ettirendir | سُبْحَانَ | سبح |
| 2 | rabbike | senin Rabbin | رَبِّكَ | ربب |
| 3 | rabbi | Rabbidir | رَبِّ | ربب |
| 4 | l-izzeti | izzetin/ululuğun | الْعِزَّةِ | عزز |
| 5 | amma | عَمَّا | - | |
| 6 | yesifune | vasıflandırdıklarından/nitelediklerinden (ayrıdır) | يَصِفُونَ | وصف |