Ayet 1
5216|65|1|يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِىُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَأَحْصُوا۟ ٱلْعِدَّةَ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ رَبَّكُمْ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنۢ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّآ أَن يَأْتِينَ بِفَٰحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ وَتِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ ٱللَّهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۥ لَا تَدْرِى لَعَلَّ ٱللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَٰلِكَ أَمْرًا
5216|65|1|يايها النبي اذا طلقتم النسا فطلقوهن لعدتهن واحصوا العده واتقوا الله ربكم لا تخرجوهن من بيوتهن ولا يخرجن الا ان ياتين بفحشه مبينه وتلك حدود الله ومن يتعد حدود الله فقد ظلم نفسه لا تدري لعل الله يحدث بعد ذلك امرا
1. Yâ eyyuhen nebiyyu izâ tallaktumun nisâe fe tallikûhunne li iddetihinne ve ahsûl iddeh(iddete), vettekûllâhe rabbekum, lâ tuhricûhunne min buyûtihinne ve lâ yahrucne illâ en ye’tîne bi fâhişetin mubeyyineh(mubeyyinetin), ve tilke hudûdullâh(hudûdullâhi), ve men yeteadde hudûdallâhi fe kad zaleme nefseh(nefsetu), lâ tedrî leallallâhe yuhdısu ba’de zâlike emrâ(emren).
Ey nebi132! Boşadığınız zaman kadınları; öyle ki boşayın onları iddetleri652 için*, ve hesaplayın iddeti652; ve takvalı olun Allah’a; Rabbinize4; çıkarmayın onları evlerinden; ve çıkmasınlar (onlar da); dışında ki gelirler apaçık (olmuş) bir fahişelikle490; ve işte şu; hudutlarıdır Allah'ın; ve kim taştı hudutlarını Allah'ın; öyle ki muhakkak zulmetti257 kendi nefsine201 farkına varmaksızın; belki Allah söyler/ortaya çıkarır bunun sonrası bir emir**.
Ahmed Samira: 1 You, you the prophet, if you divorced the women, so divorce them (F) to their term (F), and count/calculate the menstrual cycle/term and fear and obey God, your Lord, do not bring them out from their (F) houses/homes, and they (F) do not get out except that they do/commit with an evident enormous/atrocious deed , and those are God’s limits/boundaries/orders, and who transgresses/violates God’s limits/boundaries/orders, so he had caused injustice/oppression (to) his self, you do not know, maybe/perhaps God initiates/causes after that a matter/affair (event) .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | n-nebiyyu | nebi | النَّبِيُّ | نبا |
| 3 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 4 | tallektumu | boşadığınız zaman | طَلَّقْتُمُ | طلق |
| 5 | n-nisa'e | kadınları | النِّسَاءَ | نسو |
| 6 | fetallikuhunne | öyle ki boşayın onları | فَطَلِّقُوهُنَّ | طلق |
| 7 | liiddetihinne | iddetlerinde | لِعِدَّتِهِنَّ | عدد |
| 8 | ve ehsu | ve hesaplayın | وَأَحْصُوا | حصي |
| 9 | l-iddete | iddeti | الْعِدَّةَ | عدد |
| 10 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 11 | llahe | Allah’a | اللَّهَ | - |
| 12 | rabbekum | Rabbinize | رَبَّكُمْ | ربب |
| 13 | la | لَا | - | |
| 14 | tuhricuhunne | çıkarmayın onları | تُخْرِجُوهُنَّ | خرج |
| 15 | min | مِنْ | - | |
| 16 | buyutihinne | evlerinden | بُيُوتِهِنَّ | بيت |
| 17 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 18 | yehrucne | çıkmasınlar | يَخْرُجْنَ | خرج |
| 19 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 20 | en | ki | أَنْ | - |
| 21 | ye'tine | gelirler | يَأْتِينَ | اتي |
| 22 | bifahişetin | bir fahişelikle | بِفَاحِشَةٍ | فحش |
| 23 | mubeyyinetin | apaçık (olmuş) | مُبَيِّنَةٍ | بين |
| 24 | ve tilke | ve işte şu | وَتِلْكَ | - |
| 25 | hududu | hududlarıdır | حُدُودُ | حدد |
| 26 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 27 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 28 | yeteadde | taştı | يَتَعَدَّ | عدو |
| 29 | hudude | hududtlarını | حُدُودَ | حدد |
| 30 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 31 | fekad | öyleki muhakkak | فَقَدْ | - |
| 32 | zeleme | zulmetti | ظَلَمَ | ظلم |
| 33 | nefsehu | kendi nefsine | نَفْسَهُ | نفس |
| 34 | la | لَا | - | |
| 35 | tedri | farkına varmaksınız | تَدْرِي | دري |
| 36 | lealle | belki | لَعَلَّ | - |
| 37 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 38 | yuhdisu | söyler/ortaya çıkarır | يُحْدِثُ | حدث |
| 39 | bea'de | sonrası | بَعْدَ | بعد |
| 40 | zalike | bunun | ذَٰلِكَ | - |
| 41 | emran | bir emir | أَمْرًا | امر |
Notlar
Not 1: *İddet sürelerini gözeterek/hesaplayarak boşayın.**Onların işleri artık Yüce Allah'adır. Dilediği gibi emreder.
Ayet 2
5217|65|2|فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَأَشْهِدُوا۟ ذَوَىْ عَدْلٍ مِّنكُمْ وَأَقِيمُوا۟ ٱلشَّهَٰدَةَ لِلَّهِ ذَٰلِكُمْ يُوعَظُ بِهِۦ مَن كَانَ يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ وَمَن يَتَّقِ ٱللَّهَ يَجْعَل لَّهُۥ مَخْرَجًا
5217|65|2|فاذا بلغن اجلهن فامسكوهن بمعروف او فارقوهن بمعروف واشهدوا ذوي عدل منكم واقيموا الشهده لله ذلكم يوعظ به من كان يومن بالله واليوم الاخر ومن يتق الله يجعل له مخرجا
2. Fe izâ belagne ecelehunne fe emsikûhunne bi ma’rûfin evfârikûhunne bi ma’rûfin ve eşhidû zevey adlin minkum ve ekîmûş şehâdete lillâh(lillâhi), zâlikum yûazu bihî men kâne yû’minu billâhi vel yevmil âhir(âhiri), ve men yettekıllâhe yec’al lehu mahrecâ(mahrecen).
Öyle ki (kadınlar) ulaştıkları zaman ecellerine*; öyle ki tutun onları (kadınları) marufla291 ya da ayırın onları (kadınları) marufla291; ve şahid tutun adalet680 sahibi ikiyi (iki erkek) sizlerden; ve kıyamda/ayakta tutun şahitliği Allah için; işte sizleredir; vaaz653 edildi onunla kimseye (ki) oldu (o) iman47 eder Allah'a ve ahiret gününe; ve kim takvalı21 olur Allah’a; yapar (Allah) ona bir çıkış yeri.
Ahmed Samira: 2 So if they (F) reached (completed) their term/time, so hold/grasp them (F) with kindness/generosity or separate from them (F) with kindness/generosity , and call a witness (two owners) (B) of justice/equality from you, and keep up/take care of the testimony/certification to God, that is being preached/advised/warned with it who was believing with (in) God, and the Day the Last/Resurrection Day; and who fears and obeys God, He makes/puts for him a way out/exit.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | feiza | öyle ki zaman | فَإِذَا | - |
| 2 | belegne | ulaştıkları | بَلَغْنَ | بلغ |
| 3 | ecelehunne | ecellerine | أَجَلَهُنَّ | اجل |
| 4 | feemsikuhunne | öyleki tutun onları | فَأَمْسِكُوهُنَّ | مسك |
| 5 | bimea'rufin | marufla | بِمَعْرُوفٍ | عرف |
| 6 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 7 | ferikuhunne | ayırın/bölün onları | فَارِقُوهُنَّ | فرق |
| 8 | bimea'rufin | marufla | بِمَعْرُوفٍ | عرف |
| 9 | ve eşhidu | ve şahid tutun | وَأَشْهِدُوا | شهد |
| 10 | zevey | sahibi ikiyi (iki erkek) | ذَوَيْ | - |
| 11 | adlin | adalet | عَدْلٍ | عدل |
| 12 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 13 | ve ekimu | ve kıyamda tutun | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 14 | ş-şehadete | şahidliği | الشَّهَادَةَ | شهد |
| 15 | lillahi | Allah için | لِلَّهِ | - |
| 16 | zalikum | işte sizleredir | ذَٰلِكُمْ | - |
| 17 | yuazu | vaaz edildi | يُوعَظُ | وعظ |
| 18 | bihi | onunla | بِهِ | - |
| 19 | men | kimseye (ki) | مَنْ | - |
| 20 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 21 | yu'minu | iman eder | يُؤْمِنُ | امن |
| 22 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 23 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 24 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 25 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 26 | yetteki | takvalı olur | يَتَّقِ | وقي |
| 27 | llahe | Allah’a | اللَّهَ | - |
| 28 | yec'al | yapar (Allah) | يَجْعَلْ | جعل |
| 29 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 30 | mehracen | bir çıkış yeri | مَخْرَجًا | خرج |
Notlar
Not 1: *İddet sürelerine.
Ayet 3
5218|65|3|وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُۥٓ إِنَّ ٱللَّهَ بَٰلِغُ أَمْرِهِۦ قَدْ جَعَلَ ٱللَّهُ لِكُلِّ شَىْءٍ قَدْرًا
5218|65|3|ويرزقه من حيث لا يحتسب ومن يتوكل علي الله فهو حسبه ان الله بلغ امره قد جعل الله لكل شي قدرا
3. Ve yerzukhu min haysu lâ yahtesib(yahtesibu), ve men yetevekkel alâllâhi fe huve hasbuh(hasbuhu), innallâhe bâligu emrih(emrihî), kad cealallâhu li kulli şey’in kadrâ(kadren).
Ve rızıklandırır (Allah) onu* (erkeği) hesaplamadığı/düşünmediği yerden; ve kim tevekkül79 etti Allah'a karşı; öyle ki O (Allah) hesap eder** ona*; doğrusu Allah ulaştırır kendi emrini; muhakkak (ki) yaptı Allah her bir şeye bir kadrân654.
Ahmed Samira: 3 And He provides for him from where/when he does not think/suppose, and who relies/depends on God, so He is enough for him, that truly God (is) delivering/accomplishing His order/command , God had made/put to every thing a predestiny/quantity/value.
Notlar
Not 1: *Erkeğin rızıklandırılmasının işaret edilmesi anlamlıdır. Boşanmalarda erkek boşadığı kadına karşı cimrilik etmemelidir. Kadının ihtiyacı varsa mutlak karşılamalıdır. Yüce Allah onu (erkeği) hiç de hesaplamadığı bir yerden rızıklandırır.**İnsanın hesaplayamayacağı şeyleri Rabbimiz hesaplar. Ona gereken rızkı verecek olan mekanizmaları hesaplar ve gerçekleştirir.
Ayet 4
5219|65|4|وَٱلَّٰٓـِٔى يَئِسْنَ مِنَ ٱلْمَحِيضِ مِن نِّسَآئِكُمْ إِنِ ٱرْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلَٰثَةُ أَشْهُرٍ وَٱلَّٰٓـِٔى لَمْ يَحِضْنَ وَأُو۟لَٰتُ ٱلْأَحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَن يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ وَمَن يَتَّقِ ٱللَّهَ يَجْعَل لَّهُۥ مِنْ أَمْرِهِۦ يُسْرًا
5219|65|4|والي ييسن من المحيض من نسايكم ان ارتبتم فعدتهن ثلثه اشهر والي لم يحضن واولت الاحمال اجلهن ان يضعن حملهن ومن يتق الله يجعل له من امره يسرا
4. Vellâî yeisne minel mahîdı min nisâikum inirtebtum fe iddetuhunne selâsetu eşhurin vellâî lem yahıdn(yahıdne), ve ulâtul ahmâli eceluhunne en yada’ne hamlehunn(hamlehunne), ve men yettekıllâhe yec’al lehu min emrihî yusrâ(yusren).
Ve şunlar ki kadınlarınızdan (ki) umudunu kestiler hayız656 olmaktan; eğer şüphelendiyseniz öyle ki iddetleri655 onların üç aydır; ve şunlar (da) (şu kadınlar da) ki asla hayız656 olmazlar; ve hamileler olanların eceli ki bırakmalarıdır kendi yüklerini; ve kim takvalı oldu Allah’a yapar ona emrinde/işinde bir kolaylık.
Ahmed Samira: 4 And those (F) who became infertile/despaired from the menstruation from your women, if you became doubtful/suspicious, so their term/count (is) three months, and those (F) who did not menstruate, and (those) of the pregnant , their term/time (is) that (E) they (F) give birth/drop their (F) off spring/loads/pregnancies , and who fears and obeys God, He makes/puts from his matter/affair ease/flexibility.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vellai | ve şunlar (kadınlar) ki | وَاللَّائِي | - |
| 2 | yeisne | umudunu kestiler | يَئِسْنَ | ياس |
| 3 | mine | مِنَ | - | |
| 4 | l-mehidi | hayız olmaktan | الْمَحِيضِ | حيض |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | nisaikum | kadınlarınızdan | نِسَائِكُمْ | نسو |
| 7 | ini | eğer | إِنِ | - |
| 8 | rtebtum | şüphelendiyseniz | ارْتَبْتُمْ | ريب |
| 9 | feiddetuhunne | öyle ki iddetleri onların | فَعِدَّتُهُنَّ | عدد |
| 10 | selasetu | üç | ثَلَاثَةُ | ثلث |
| 11 | eşhurin | aydır | أَشْهُرٍ | شهر |
| 12 | vellai | ve şunlar (kadınlar) ki | وَاللَّائِي | - |
| 13 | lem | asla | لَمْ | - |
| 14 | yehidne | hayız olmazlar | يَحِضْنَ | حيض |
| 15 | ve ulatu | ve olanların | وَأُولَاتُ | اول |
| 16 | l-ehmali | hamileler | الْأَحْمَالِ | حمل |
| 17 | eceluhunne | eceli onların (kadınların) | أَجَلُهُنَّ | اجل |
| 18 | en | ki | أَنْ | - |
| 19 | yedea'ne | bırakmalarıdır | يَضَعْنَ | وضع |
| 20 | hamlehunne | kendi yüklerini | حَمْلَهُنَّ | حمل |
| 21 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 22 | yetteki | takvalı oldu | يَتَّقِ | وقي |
| 23 | llahe | Allah’a | اللَّهَ | - |
| 24 | yec'al | yapar | يَجْعَلْ | جعل |
| 25 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 26 | min | مِنْ | - | |
| 27 | emrihi | emrinde/işinde | أَمْرِهِ | امر |
| 28 | yusran | bir kolaylık | يُسْرًا | يسر |
Ayet 5
5220|65|5|ذَٰلِكَ أَمْرُ ٱللَّهِ أَنزَلَهُۥٓ إِلَيْكُمْ وَمَن يَتَّقِ ٱللَّهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِهِۦ وَيُعْظِمْ لَهُۥٓ أَجْرًا
5220|65|5|ذلك امر الله انزله اليكم ومن يتق الله يكفر عنه سياته ويعظم له اجرا
5. Zâlike emrullâhi enzelehû ileykum, ve men yettekıllâhe yukeffir anhu seyyiâtihî ve yu’zım lehû ecrâ(ecren).
İşte bu; emridir Allah'ın; indirdi onu üzerinize; ve kim takvalı21 olur Allah’a; kâfirlik498 eder (Allah) ondan kötülükleri onun; ve azîmleştirir* ona ecri/karşılığı.
Ahmed Samira: 5 That (is) God’s order/command, He descended it to you, and who fears and obeys God, He covers/substitutes from him his sins/crimes and He magnifies for him a reward .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | zalike | işte bu; | ذَٰلِكَ | - |
| 2 | emru | emridir | أَمْرُ | امر |
| 3 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 4 | enzelehu | indirdi onu | أَنْزَلَهُ | نزل |
| 5 | ileykum | üzerinize | إِلَيْكُمْ | - |
| 6 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 7 | yetteki | takvalı olur | يَتَّقِ | وقي |
| 8 | llahe | Allah’a | اللَّهَ | - |
| 9 | yukeffir | kâfirlik eder | يُكَفِّرْ | كفر |
| 10 | anhu | ondan | عَنْهُ | - |
| 11 | seyyiatihi | kötülüklerini onun | سَيِّئَاتِهِ | سوا |
| 12 | ve yua'zim | ve azimleştirir | وَيُعْظِمْ | عظم |
| 13 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 14 | ecran | ecri | أَجْرًا | اجر |
Notlar
Not 1: *Büyütür, azametli kılar.
Ayet 6
5221|65|6|أَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنتُم مِّن وُجْدِكُمْ وَلَا تُضَآرُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا۟ عَلَيْهِنَّ وَإِن كُنَّ أُو۟لَٰتِ حَمْلٍ فَأَنفِقُوا۟ عَلَيْهِنَّ حَتَّىٰ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ فَإِنْ أَرْضَعْنَ لَكُمْ فَـَٔاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَأْتَمِرُوا۟ بَيْنَكُم بِمَعْرُوفٍ وَإِن تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُۥٓ أُخْرَىٰ
5221|65|6|اسكنوهن من حيث سكنتم من وجدكم ولا تضاروهن لتضيقوا عليهن وان كن اولت حمل فانفقوا عليهن حتي يضعن حملهن فان ارضعن لكم فاتوهن اجورهن واتمروا بينكم بمعروف وان تعاسرتم فسترضع له اخري
6. Eskinû hunne min haysu sekentum min vucdikum ve lâ tudârrûhunne li tudayyikû aleyhinn(aleyhinne), ve in kunne ulâti hamlin fe enfikû aleyhinne hattâ yeda’ne hamle hunn(hunne), fe in erda’ne lekum fe âtûhunne ucûre hunn(hunne), ve’temirû beynekum bi ma’rûf(ma’rûfin), ve in teâsertum fe se turdıu lehû uhrâ.
Mesken edindirin* onları mesken edindiğiniz yerden; varlığınızdan**; ve zarar vermeyin onlara darlamak*** için üzerlerine; ve eğer oldularsa bir hamile olan; öyle ki infak6 edin onlar üzerine; ta ki bırakırlar yüklerini; öyle ki eğer emzirirlerse (bebeği) sizlere; öyle ki verin ecirlerini820 onların; ve emredin**** aranızda marufla291; ve eğer zorlanırsanız; öyle ki emzirir onu**** başkası.
Ahmed Samira: 6 Reside/make them (F) live from where you resided from your wealth/capability , and do not harm them (F) to tighten/strain on them (F), and if they (F) were of pregnancy so spend on them until they give birth/drop their loads/off spring/pregnancy , so if they (F) breast fed for you (wet nursed), so give/bring them their (F) rewards , and consult each other, between you with kindness/generosity , and if you had difficulty/hardship , so another will breast feed (wet nurse) for him.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | eskinuhunne | mesken edindirin/tutun onları | أَسْكِنُوهُنَّ | سكن |
| 2 | min | مِنْ | - | |
| 3 | haysu | yerden | حَيْثُ | حيث |
| 4 | sekentum | mesken edindiğiniz | سَكَنْتُمْ | سكن |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | vucdikum | varlığınızdan | وُجْدِكُمْ | وجد |
| 7 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 8 | tudarruhunne | zarar vermeyin onlara | تُضَارُّوهُنَّ | ضرر |
| 9 | litudeyyiku | darlamak için | لِتُضَيِّقُوا | ضيق |
| 10 | aleyhinne | onlar üzerine | عَلَيْهِنَّ | - |
| 11 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 12 | kunne | oldularsa | كُنَّ | كون |
| 13 | ulati | olanlar | أُولَاتِ | اول |
| 14 | hamlin | bir hamile | حَمْلٍ | حمل |
| 15 | feenfiku | öyle ki infak edin | فَأَنْفِقُوا | نفق |
| 16 | aleyhinne | onlar üzerine | عَلَيْهِنَّ | - |
| 17 | hatta | taki | حَتَّىٰ | - |
| 18 | yedea'ne | bırakırlar | يَضَعْنَ | وضع |
| 19 | hamlehunne | yüklerini | حَمْلَهُنَّ | حمل |
| 20 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 21 | erdea'ne | emzirirlerse | أَرْضَعْنَ | رضع |
| 22 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 23 | fe atuhunne | öyle ki verin | فَاتُوهُنَّ | اتي |
| 24 | ucurahunne | ecirlerini onların | أُجُورَهُنَّ | اجر |
| 25 | ve te'miru | ve emredin | وَأْتَمِرُوا | امر |
| 26 | beynekum | aranızda | بَيْنَكُمْ | بين |
| 27 | bimea'rufin | marufla | بِمَعْرُوفٍ | عرف |
| 28 | vein | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 29 | teaasertum | zorlanırsanız | تَعَاسَرْتُمْ | عسر |
| 30 | feseturdiu | öyleki emzirir | فَسَتُرْضِعُ | رضع |
| 31 | lehu | onu | لَهُ | - |
| 32 | uhra | başkası | أُخْرَىٰ | اخر |
Notlar
Not 1: *Kadınlara mesken/barınak/kalacak/tutunacak yer sağlamak.**İmkanınızdan, gücünüzden.***Sıkıntı yaratmak.****Buyurmak.****Bebeği.
Ayet 7
5222|65|7|لِيُنفِقْ ذُو سَعَةٍ مِّن سَعَتِهِۦ وَمَن قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُۥ فَلْيُنفِقْ مِمَّآ ءَاتَىٰهُ ٱللَّهُ لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفْسًا إِلَّا مَآ ءَاتَىٰهَا سَيَجْعَلُ ٱللَّهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا
5222|65|7|لينفق ذو سعه من سعته ومن قدر عليه رزقه فلينفق مما اتيه الله لا يكلف الله نفسا الا ما اتيها سيجعل الله بعد عسر يسرا
7. Li yunfık zû seatin min seatih(seatihî), ve men kudire aleyhi rızkuhu fel yunfik mimmâ âtâhullâh(âtâhullâhu), lâ yukellifullâhu nefsen illâ mâ âtâhâ, seyec’alullâhu ba’de usrin yusrâ(yusren).
İnfak6 etsin bir genişlik sahibi kendi genişliğinden; ve kimse (ki) ölçeklendirdi üzerine rızkı onun öyle ki infak6 etsin Allah'ın verdiğinden; mükellef kılmaz Allah bir nefse201 ona verdiği dışında; yapacak Allah bir darlık sonrasında bir kolaylık.
Ahmed Samira: 7 (The owner) of a wealth/abundance (is) to spend from his wealth/abundance, and whom his provision was tightened/strained on him, so he should spend from what God gave him, God does not burden/impose (on) a self except what He gave it, God will make/create after difficulty/hardship , ease/flexibility.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | liyunfik | infak etsin | لِيُنْفِقْ | نفق |
| 2 | zu | sahibi | ذُو | - |
| 3 | seatin | bir genişlik | سَعَةٍ | وسع |
| 4 | min | مِنْ | - | |
| 5 | seatihi | genişliğinden onun | سَعَتِهِ | وسع |
| 6 | ve men | ve kimse | وَمَنْ | - |
| 7 | kudira | ölçeklendirdi | قُدِرَ | قدر |
| 8 | aleyhi | üzerinen ona | عَلَيْهِ | - |
| 9 | rizkuhu | rızkı onun | رِزْقُهُ | رزق |
| 10 | felyunfik | öyle ki infak etsin | فَلْيُنْفِقْ | نفق |
| 11 | mimma | مِمَّا | - | |
| 12 | atahu | verdiğinden | اتَاهُ | اتي |
| 13 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 14 | la | لَا | - | |
| 15 | yukellifu | mükellef kılmaz | يُكَلِّفُ | كلف |
| 16 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 17 | nefsen | bir nefse | نَفْسًا | نفس |
| 18 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 19 | ma | مَا | - | |
| 20 | ataha | ona verdiğidir | اتَاهَا | اتي |
| 21 | seyec'alu | yapacak | سَيَجْعَلُ | جعل |
| 22 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 23 | bea'de | sonra | بَعْدَ | بعد |
| 24 | usrin | bir darlıklatan | عُسْرٍ | عسر |
| 25 | yusran | bir kolaylık | يُسْرًا | يسر |
Ayet 8
5223|65|8|وَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ عَتَتْ عَنْ أَمْرِ رَبِّهَا وَرُسُلِهِۦ فَحَاسَبْنَٰهَا حِسَابًا شَدِيدًا وَعَذَّبْنَٰهَا عَذَابًا نُّكْرًا
5223|65|8|وكاين من قريه عتت عن امر ربها ورسله فحاسبنها حسابا شديدا وعذبنها عذابا نكرا
8. Ve keeyyin min karyetin atet an emri rabbihâ ve rusulihî fe hâsebnâhâ hisâben şedîden ve azzebnâhâ azâben nukrâ(nukren).
Ve nicesi bir kentten küstahlık etti (kent) ki Rabbinin* emrine ve O’un** resûllerine; öyle ki hesaba çektik onu (kenti) şiddetli bir hesap (-la); ve azap ettik ona*** iğrenç bir azap (-la).
Ahmed Samira: 8 And how many from a village/urban city (that) disobeyed from its Lord’s order/command and His messengers, so We counted/calculated (with) it (a) strong (severe) account/calculation, and We tortured it (an) awful/severe torture?
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve keeyyin | ve nicesi | وَكَأَيِّنْ | - |
| 2 | min | مِنْ | - | |
| 3 | karyetin | bir kentten | قَرْيَةٍ | قري |
| 4 | atet | küstahlık etti | عَتَتْ | عتو |
| 5 | an | ki | عَنْ | - |
| 6 | emri | emrine | أَمْرِ | امر |
| 7 | rabbiha | Rabbine (kentin) | رَبِّهَا | ربب |
| 8 | ve rusulihi | ve O’un resûllerine | وَرُسُلِهِ | رسل |
| 9 | fehasebnaha | öyle ki hesaba çektik onu (kenti) | فَحَاسَبْنَاهَا | حسب |
| 10 | hisaben | bir hesap (-la) | حِسَابًا | حسب |
| 11 | şediden | şiddetli | شَدِيدًا | شدد |
| 12 | ve azzebnaha | ve azap ettik (kente) | وَعَذَّبْنَاهَا | عذب |
| 13 | azaben | bir azap (-la) | عَذَابًا | عذب |
| 14 | nukran | iğrenç | نُكْرًا | نكر |
Notlar
Not 1: *Kentin.**Rabbin.***Kente.
Ayet 9
5224|65|9|فَذَاقَتْ وَبَالَ أَمْرِهَا وَكَانَ عَٰقِبَةُ أَمْرِهَا خُسْرًا
5224|65|9|فذاقت وبال امرها وكان عقبه امرها خسرا
9. Fe zâkat ve bâle emrihâ ve kâne âkıbetu emrihâ husrâ(husren).
Öyle ki tattı* vebalini kendi emrinin; ve oldu onun* emrinin akıbeti892 bir hüsran.
Ahmed Samira: 9 So it tasted/experienced its matter’s/affair’s severity/consequences , and its matter’s/affair’s end/turn (result) was a loss/misguidance and perishment.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fezakat | öyle ki tattı | فَذَاقَتْ | ذوق |
| 2 | vebale | vebalini | وَبَالَ | وبل |
| 3 | emriha | emrinin | أَمْرِهَا | امر |
| 4 | ve kane | ve oldu | وَكَانَ | كون |
| 5 | aakibetu | akibeti | عَاقِبَةُ | عقب |
| 6 | emriha | emrinin | أَمْرِهَا | امر |
| 7 | husran | bir hüsran | خُسْرًا | خسر |
Notlar
Not 1: *Kent, kentin.
Ayet 10
5225|65|10|أَعَدَّ ٱللَّهُ لَهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ يَٰٓأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ قَدْ أَنزَلَ ٱللَّهُ إِلَيْكُمْ ذِكْرًا
5225|65|10|اعد الله لهم عذابا شديدا فاتقوا الله ياولي الالبب الذين امنوا قد انزل الله اليكم ذكرا
10. E addallâhu lehum azâben şedîden fettekûllâhe yâ ulîl elbâb(elbâbi), ellezîne âmenû, kad enzelallâhu ileykum zikrâ(zikren).
Adetledi* Allah onlara şiddetli bir azabı; öyle ki takvalı21 olun Allah’a ey elbâb88 sahipleri; iman47 etmiş kimseler! Muhakkak indirdi Allah üzerinize bir zikir78.
Ahmed Samira: 10 God prepared for them a strong (severe) torture, so fear and obey God you (owners) of the pure minds/hearts , those who believed, God had descended to you a reminder/remembrance.
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | eadde | adetledi | أَعَدَّ | عدد |
| 2 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 3 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 4 | azaben | bir azab | عَذَابًا | عذب |
| 5 | şediden | şiddetli | شَدِيدًا | شدد |
| 6 | fetteku | öyle ki takvalı olun | فَاتَّقُوا | وقي |
| 7 | llahe | Allah’a | اللَّهَ | - |
| 8 | ya uli | ey | يَا أُولِي | اول |
| 9 | l-elbabi | mantık sahipleri | الْأَلْبَابِ | لبب |
| 10 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 11 | amenu | iman ettiler | امَنُوا | امن |
| 12 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 13 | enzele | indirdi | أَنْزَلَ | نزل |
| 14 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 15 | ileykum | üzerinize | إِلَيْكُمْ | - |
| 16 | zikran | bir zikir | ذِكْرًا | ذكر |
Notlar
Not 1: *Sayısı belli olarak, ardışık gelecek şekilde.
Ayet 11
5226|65|11|رَّسُولًا يَتْلُوا۟ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ مُبَيِّنَٰتٍ لِّيُخْرِجَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ وَمَن يُؤْمِنۢ بِٱللَّهِ وَيَعْمَلْ صَٰلِحًا يُدْخِلْهُ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا قَدْ أَحْسَنَ ٱللَّهُ لَهُۥ رِزْقًا
5226|65|11|رسولا يتلوا عليكم ايت الله مبينت ليخرج الذين امنوا وعملوا الصلحت من الظلمت الي النور ومن يومن بالله ويعمل صلحا يدخله جنت تجري من تحتها الانهر خلدين فيها ابدا قد احسن الله له رزقا
11. Resûlen yetlû aleykum âyâtillâhi mubeyyinâtin li yuhricellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti minez zulumâti ilen nûr(nûri), ve men yû’min billâhi ve ya’mel sâlihan yudhilhu cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), kad ahsenallâhu lehu rızkâ(rızkan).
Bir resûldür418* (ki) okur sizlere Allah'ın ayetlerini454 beyanatlarla620; çıkarması için (Allah’ın) iman47 etmiş kimseleri ve sâlihât18 yapmışları karanlıklardan nura** doğru; ve kim iman47 eder Allah'a ve yapar bir sâlih777 sokar/girdirir onu (Allah) cennetlere; akar altından onun*** nehirler; ölümsüzlerdir185 orada ebediyen; muhakkak daha güzelleştirir Allah ona**** bir rızık (-la).
Ahmed Samira: 11 A messenger, he reads/recites on you God’s evident verses/evidences , to bring/drive out those who believed and made/did the correct/righteous deeds from the darknesses to the light, and who believes with (in) God and makes/does correct/righteous deeds, He enters him (into) treed gardens/paradises, the rivers/waterways flow from beneath it, immortally/eternally in it (for) ever (E), God had bettered for him a provision .
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | rasulen | bir resûldür (ki) | رَسُولًا | رسل |
| 2 | yetlu | okur | يَتْلُو | تلو |
| 3 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 4 | ayati | ayetlerini | ايَاتِ | ايي |
| 5 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 6 | mubeyyinatin | beyanatlar (-la) | مُبَيِّنَاتٍ | بين |
| 7 | liyuhrice | çıkarması için (Allah’ın) | لِيُخْرِجَ | خرج |
| 8 | ellezine | kimseleri | الَّذِينَ | - |
| 9 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 10 | ve amilu | ve yapmış | وَعَمِلُوا | عمل |
| 11 | s-salihati | salihat | الصَّالِحَاتِ | صلح |
| 12 | mine | مِنَ | - | |
| 13 | z-zulumati | karanlıklardan | الظُّلُمَاتِ | ظلم |
| 14 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 15 | n-nuri | nura | النُّورِ | نور |
| 16 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 17 | yu'min | iman eder | يُؤْمِنْ | امن |
| 18 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 19 | ve yea'mel | ve yapar | وَيَعْمَلْ | عمل |
| 20 | salihen | bir salih | صَالِحًا | صلح |
| 21 | yudhilhu | sokar/girdirir onu (Allah) | يُدْخِلْهُ | دخل |
| 22 | cennatin | cennetlere | جَنَّاتٍ | جنن |
| 23 | tecri | akar | تَجْرِي | جري |
| 24 | min | مِنْ | - | |
| 25 | tehtiha | altından onun | تَحْتِهَا | تحت |
| 26 | l-enharu | nehirler | الْأَنْهَارُ | نهر |
| 27 | halidine | ölümsüzlerdir | خَالِدِينَ | خلد |
| 28 | fiha | orada | فِيهَا | - |
| 29 | ebeden | ebedidiyen | أَبَدًا | ابد |
| 30 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 31 | ehsene | daha güzelleştirir | أَحْسَنَ | حسن |
| 32 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 33 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 34 | rizkan | bir rızık (-la) | رِزْقًا | رزق |
Notlar
Not 1: *Resûl Muhammed.**Aydınlık.***Cennetin.****Kimseye.
Ayet 12
5227|65|12|ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ سَبْعَ سَمَٰوَٰتٍ وَمِنَ ٱلْأَرْضِ مِثْلَهُنَّ يَتَنَزَّلُ ٱلْأَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ وَأَنَّ ٱللَّهَ قَدْ أَحَاطَ بِكُلِّ شَىْءٍ عِلْمًۢا
5227|65|12|الله الذي خلق سبع سموت ومن الارض مثلهن يتنزل الامر بينهن لتعلموا ان الله علي كل شي قدير وان الله قد احاط بكل شي علما
12. Allâhullezî halaka seb’a semâvâtin ve minel ardı mislehunn(mislehunne), yetenezzelul emru beynehunne li ta’lemû ennallâhe alâ kulli şey’in kadîrun ve ennallâhe kad ehâta bi kulli şey’in ilmâ(ilmen).
Allah (ki) yaratandır yedi gökleri161 ve yerden mislini870 onların*; iner emir** onların arasında; bilmeniz içindir*** ki Allah her bir şey üzerine bir Kadîr'dir177; ve ki Allah muhakkak sardı/kuşattı her bir şeyi bir ilim**** (-le).
Ahmed Samira: 12 God is who created seven skies/space(s), and from the earth/Planet Earth equal/similar to them (F), the command/matter descends between them, to know that (E) God (is) on every thing capable/able , and that (E) God had comprehended/enveloped with every thing knowledge.425
Kelime Kelime Analiz
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | allahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 2 | llezi | الَّذِي | - | |
| 3 | haleka | yaratandır | خَلَقَ | خلق |
| 4 | seb'a | yedi | سَبْعَ | سبع |
| 5 | semavatin | gökleri | سَمَاوَاتٍ | سمو |
| 6 | ve mine | وَمِنَ | - | |
| 7 | l-erdi | ve yerden | الْأَرْضِ | ارض |
| 8 | mislehunne | mislini onların | مِثْلَهُنَّ | مثل |
| 9 | yetenezzelu | iner | يَتَنَزَّلُ | نزل |
| 10 | l-emru | emri | الْأَمْرُ | امر |
| 11 | beynehunne | onların arasında | بَيْنَهُنَّ | بين |
| 12 | litea'lemu | bilmeniz için | لِتَعْلَمُوا | علم |
| 13 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 14 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 15 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 16 | kulli | her bir | كُلِّ | كلل |
| 17 | şey'in | şey | شَيْءٍ | شيا |
| 18 | kadirun | bir kadirdir | قَدِيرٌ | قدر |
| 19 | ve enne | ve ki | وَأَنَّ | - |
| 20 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 21 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 22 | ehata | sardı/kuşattı (Allah) | أَحَاطَ | حوط |
| 23 | bikulli | herbir | بِكُلِّ | كلل |
| 24 | şey'in | şeyi | شَيْءٍ | شيا |
| 25 | ilmen | bir ilim (-le) | عِلْمًا | علم |
Notlar
Not 1: *Çoğul dişil gelmiştir. Yedi göklerin çoğulu ve yerin çoğulu. Hem gökleri, hem yeri hem de her ikisini işaret edebilir. Anlarız ki çoklu gökler (atmosferlere sahip yerler/gezegenler) içeren başka Güneş sistemleri işaret edilmiştir. Galaksimizde 400 milyar yıldızın etrafında dönen çok sayıda yer/gezegen gökleriyle (atmosferleriyle) birlikte dönmektedir. **Bu gezegenlerin atmosferleri de aktiftir. Emir/işler Yüce Allah'ın dilediği şekilde ilerler. Tıpkı sizin Dünya gezegeninizdeki gibi. Atmosfer ve yer arasında emir/işler sürekli akar.***Eğer ki ilimle ve bilimle bunları görürseniz Yüce Allah'ın nasıl bir ölçü koyduğunu anlarsınız. ****Yüce Allah bizlere ilmi işaret etmektedir. Yüce Allah'ın kendisine ilmi artırdığı kimseler bu yedi gökler ve yerden benzerlerindeki ölçüye tanık olur.